Başkale’de Yahudi Mirasının Durumu – Nesi Altaras

Geçtiğimiz hafta Van’a gittiğimde belki de en çok yapmak istediğim şey Başkale’yi ziyaret etmekti. Van’ın İran sınırında bulunan bu ilçesi turistik gezilerde önce düşünülmüyor ancak çevresinde peri bacalarından travertenlere birçok doğal zenginlik var.

Mezarlıktan aşağıya Başkale manzarası. Karşı dağların arkası İran’ın Salmas kasabası. Burada Başkale Yahudilerinin akrabaları yaşardı.

Benim buraya olan ilgimse Kürdistan’daki Yahudi nüfusun uzun süre yaşadığı yerlerden biri olmasından kaynaklı. Türkiye’de Neo-Aramice (Lişana Deni) konuşanların geldiği yerler Siverek, Yüksekova ve Başkale. Kürtçe ismi Elbâk olan Başkale’de Birinci Dünya Savaşı öncesi 2000’e yakın Yahudi yaşıyordu. Bu nüfusun Babil Sürgünü’nden 20. yüzyıla kadar, yani 2500 seneden fazla burada yaşadığı düşünülüyor. 1970’lerde son Yahudi aile Başkale’den İstanbul’a taşınmış. Bugün İstanbul’daki Vanlı Yahudi sayısı bilinmiyor ancak Sefaradlarla evlenen çoğunlukta olduğu için özel bir ‘Doğulu Yahudi’ kimliği oluşmadığı ortada.

Elbâk nüfusu bugün tamamen Kürtlerden oluşuyor ve 50,000 kadar kişinin yaşadığı kentte çoğunlukla Kürtçe konuşuluyor. Yahudiler de burada yaşadıkları dönemde kendi dilleri Lişana Deni (bu dilde bizim dil demek) dışında Kürtçe de konuşurlardı.

2011 yılında çoğunlukla Vanlı Yahudilerden oluşan 100 kişilik bir grup Elbâk ilçesini ziyarete gitmişti. Bu ziyaretten dolayı orada bir sinagog, Yahudi mezarlığı ve eski bir Yahudi mahallesi olduğunu biliyordum ancak bunların kentin neresinde olduğunu bilmiyordum ve bunları belirten herhangi bir tabela yoktu.

Beni Van’daki tanıdklarım aracılığıyla Nedim Bey şehirde gezdirdi. Elbâk bir dağ eteğine kurulmuştu yani tamamen yokuş üstünde. Bir ana diklikten yanlara doğru yollar var. Nedim Bey’e göre buradaki Yahudileri herkes hatırlarmış. En son aileler 1970 gibi gittiği için birçok insanın hala hatırındaymış. Dik yokuşlu yolu çıkarken bunları anlattı, sonra da sağa doğru, Duran Sokak’a saptı. Bu sokağın çevresine, yani şehrin en tepesine bugün de yaşayanlar Mehelle Cihûyane yani Kürtçe Yahudi Mahallesi diyorlarmış. Buraya daha sonra Türkçe olarak Kale Mahallesi ismi verilmiş. Buradaki evlerde bugün farklı insanlar yaşıyor.

Yahudi Mahallesi’nden bir ev

(Nedim Bey’in söylediğine göre, Kürtçe Yahudi anlamına gelen Cihû kelimesi Türkçe Çıfıt gibi korkak anlamında da kullanılıyor. Ancak baktığım farklı Kürtçe sözlüklerin hiçbirinde bu kelimenin korkak anlamında kullanıldığına rastlamadım. Van ve Bitlis’in diğer yerlerinde Kürtçe konuşan başka insanlar da bu kelimeyi duymamıştı. Bu kullanım, sadece yakın geçmişe Yahudi nüfusu olan Elbâk Kürtlerine has olabilir.)

Bu sokaktaki evlerden bir tanesi, eskiden sinagog olan 9 numara. Kürtçe knişta denen sinagogun hangi ev olduğunu herkes bilirmiş. Ziyaretimden önceki hafta bu evde yangın çıktığı için ev sahipleri başka yerdeydi, kapı kilitli ve içerisi boştu. Dışarısından sinagog olduğunu belli edecek hiçbir iz yoktu. Evin önünde kenarları yanmış bazı yorganlar vardı. Bu binanın uzun süre Yahudi ibadethanesi olarak kullanıldığını canlandırmak zordu.

Başkale Sinagogu olarak yapılan bina

Nedim Bey’e göre buralarda oturan Yahudiler genelde ticaretle uğraşırlarmış, her evin önündeki ufak ahırlardan görüldüğü gibi küçükbaş hayvancılık da yaygınmış. Genelde Yahudiler sakin, etliye sütlüye karışmayan komşularmış. Knişta’da ziyaretimizi tamamlayınca, yokuşu çıktık ve yolun sonuna geldik. Oradan dağın eteğini çıkmaya başladık. Yolun bittiği yerde Müslüman mezarlığı vardı. Bizse oradan daha da yukarıya devam ettik. Mor dikenli bitkilerle kaplı bu dağ eteği eskiden Yahudi mezarlığının konumlandığı yermiş. Tüm mezar taşları çalınmış veya kırılmış. Biraz daha çıktıktan sonra Nedim Bey’e önümdeki düzlüğü gösterip mezarlığın burası olup olmadığını sordum. Ona da mezarlığın sadece o ufak alan değil, neredeyse tüm etek olduğunu açıkladı. Uzun bir Yahudi varlığı olan bu kasabadaki mezarlığın büyük olması da mantıklıydı. Tepeyi yürüdükçe yer yer çukurlar fark ettim. Bunlar mezarların kendileri değil definecilerin ‘Yahudi altını’ veya benzer şeyler ararken yarattıkları hasardı. Knişta’nın etrafında da kazı yapanlar olmuş. Hatta altın bulduğunu iddia edenler bile olmuş. Anadolu’nun tüm gayrimüslim yerleşimlerinde olduğu gibi definecilik burada da varmış. Mezarlık olan etekten sola bakınca Elbâk (Başkale), sağa bakınca da bir köy görünüyor. Bu köy eskiden Sorhaç (Kırmızı Haç) adıyla anılan bir Ermeni köyüymüş. Dağın sağ tarafında, uzak bir köşede ise Haham Çeşmesi denilen bir çeşme varmış.

Eskiden Yahudi mezarlığı olan dağ eteği

2011’de Yahudiler burayı ziyaret ettiklerinde Nedim Bey onlara bu mezarlığın çevresine tel veya çit gibi bir şey konmasını ve içine de burada kimlerin yattığına dair bir anıt dikilmesini söylemiş. Buradaki insanlar hayvanlarını mezar olduğu için bu etekte otlamaya çıkarmazlarmış. Fakat bazen yine de buraya hayvan giriyormuş. Çit yapılsa bu önlenirmiş. Nedim Bey bu çiti benim yaptırmam için ciddi bir telkinde bulundu. Buradan bir yol geçmesi de planlanmış ancak mezar olduğu için bu plana belediye karşı çıkmış ve yol planı iptal edilmiş.

Mezarlıktaki defineci çukurlarından birinin kenarına birkaç taş bıraktım. Yahudi geleneğinde mezarlara çiçek bırakılmaz, taş bırakılır. Çünkü çiçek solup bozulurken taş sağlamdır, zamana dayanır, var olmaya devam eder. Aynı bizim zamana dayandığımız, var olmaya devam ettiğimiz gibi.

Defineciler tarafından açılmış bir çukur

Bugün 50 bin kişinin yaşadığı bu kentte yüz sene kadar önce 12 bin kişi yaşıyormuş. O dönemde Yahudi nüfus 2 bine yakındı. Bütün bu Yahudiler birden kaybolmadı. Birçoğu, çocukları, torunları bugün İstanbul’da, İsrail’de ve birçok başka yerde. Ben de bunlardan biriyim.

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.

Bunları da beğenebilirsiniz...