Makaleler

Lobicilik Mirasımıza Bakmak

Dün Jak Kamhi’nin vefat haberinin ardından birtakım yazı ve paylaşımlarda Kamhi’nin Yahudi toplumuna ve Türkiye devletinin çıkarlarına olan katkılarına değinildi, devletten aldığı üstün hizmet nişanıyla gurur duyuldu. Ancak Profilo Holding’in kurucusu olan Kamhi’nin geride bıraktığı miras bu sözlerde bahseldiğinden çok daha karmaşık.

Kamhi, 1970’lerin sonunda başlayıp 80’lerde gelişen Türkiye adına Yahudi lobiciliğin liderlerindendi. Bir grup Yahudi sanayici devletin isteği üzerine ABD’deki Yahudi kurumları üzerinden Amerikan devletinin Türkiye’ye bakışını etkilemeye, Türkiye’yi şirin göstermeye çalıştı. Açık konuşmak gerekirse bu çabalar ne Türkiye Yahudi toplum, ne de Türkiye’nin diğer halkları için yararlı oldu.

Lobiciliğin temelinde Yahudilerin Türkiye’de çok rahat yaşadığı, Türklerin ‘misafiri’ olan bizlerin engizisyon zamanında İspanya’dan kovulduğumuzdan beri hoşgörü içinde yaşadığı kurmacası vardı. Herkesin artık bildiği gibi Anadolu’da Yahudiler 500 değil iki bin seneyi aşkın bir süredir yaşıyor. Türklerin misafiri değil, bu toprakların asıl unsurlarındanız. Bu lobicilik, toplumumuzun Cumhuriyet dönemi başında yaşadığı nefreti, ayrımcılığı ve şiddeti silmeye çalışan bir girişimdi. 1934 Trakya Pogromu’nu, Varlık Vergisi’ni, ismi yüzünden işe alınmayan, okulda dövülen, öldürülen her Yahudi’nin acısını gizlemekti.

Soykırım İnkarı İçin Türk-Yahudi Ortaklığı

Türkleri ‘hoşgörülü’ olarak çizerek bu Yahudi lobiciler Ermeni Soykırımı inkarı için uğraşıyorlardı. Devlete yaptıkları nişan hakkeden hizmet de tam olarak buydu. Lobiciler şu çirkin iddiayı yıllarca tekrar ettiler: “Türkler biz Yahudilere hep iyi davrandı, yani Ermenilere soykırım yapmış olamazlar.” Hem gösterilen sebep hem de sonuç tamamen bir uydurma. Bunu biliyoruz. Türkiye’nin kendi tarihiyle yüzleşmemesi için lobi yapmak gurur duyulacak bir miras olmamalı. Aynı dönemde Amerika’da belirli bir etkisi olan Yunan-Amerikalı ve Ermeni-Amerikalı kişi ve kurumlar Türkiye’de Rum ve Ermeniler yaşadıklarını anlatmaya çalışırken devlet adına çalışan bir grup Yahudi bu yakarışları susturmak, adalet arayışının altını oymak için ellerinden geleni yapıyordu. Bu Ermeni karşıtı lobi çalışmaları 1980’ler ilerledikçe Kürtlere olan baskıları örtme ve genel olarak darbe hükümetinin insan hakları ihlallerini saklamaya odaklandı.[1]

Bu çabalar bir kariyer diplomatı olan Kamuran Gürün’ün planıyla başladı. ABD’de artan Ermeni Soykırımı bilincine karşı gelmek için Türkiyeli Yahudileri kullanma fikrini 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi’ne bu kadar direkt bir şekilde sundu. Bu fikrin arkasında maalesef Türk diplomatların antisemit bir algısı yatıyordu: Amerika’yı Yahudilerin kontrol ettiği fikri. Bu plan ile Türkiyeli Yahudiler ilk kez açık olarak uluslararası Yahudi kurumlarla bağlantı kurdu – bu tarihe kadar Türkiye bu bağlantıları yasaklamıştı.

Ülkeye Yararlı Olmak Ne Demek?

Kamhi bu projenin baş aktörlerindendi. Onun yanında Jak Veissid, Vitali Hakko, Bensiyon Pinto ve bir önceki hahambaşı olan David Asseo da Ermeni Soykırım inkarcılığı, insan hakları imajı düzeltme ve misafir-hoşgörü kurgusunu yaymakta aktif rol aldılar. Kamhi gibi diğerleri de soykırım inkarcılığında uzmanlaştı ve bu işle övündü. Asseo tüm Senato üyelerine ‘Türkler bize hoşgörülü o yüzden soykırım yok’ diyen bir mektup yolladı. Pinto ise ‘sözde soykırım’ diye bahsettiği kırımın tanınmaması için elinden geleni yaptığını yıllarca gururla tekrar etti. Bu çalışmalarının ‘ülkeye yararlı olmak’ olduğunu düşünseler de aslında Türkiye’nin tarihi ile yüzleşmemesi için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Devletle ortak çalışsalar da bazen dışarıdaki gruplara tam tersi söylemlerde bulundular. Açık aktivitelerde Türk hoşgörüsünü överken kapalı oturumlarda eğer Ermeni Soykırımı tanınırsa Yahudiler zora düşeceğinden, devletin baskısının artacağından bahsederek inkar için sebepler buldular. Washington Büyükelçisi Elekdağ (ve ardından CHP milletvekili) gibi devlet temsilcileri de bu tarz tehditleri Amerikan Yahudi kurumlara iletti: eğer Ermeni Soykırımı tanırsanız Yahudilerin hali yaman.

Kamhi Ermeni Soykırımı inkar çabasından otobiyografisinde övünüyor, sayemizde ABD Holokost Anma Müzesi’nde Ermeni Soykırımı’nın adı geçmiyor diye anlatıyor. Benzer baskı ve lobiler Los Angeles’taki Tolerans Müzesi için de yapılıyor ancak o müze yılmıyor ve Ermeni Soykırımı’na yer veriyor. Kamhi Dışişleri’nden gelen bir faksı bizzat o müzenin müdürüne ulaştırıyor. Bu olayda kullandığı inkar taktikleri arasında Yahudi Soykırımı’nın biricikliği gibi milliyetçi taktikler de var.

Bu lobi çabaları yalnızca engizisyonda ‘Yahudilere kucak açmak’ ile sınırlı kalmadı. Türkiye’nin Nazilere karşı olduğu (son aylara kadar tarafsız idi) ve Nazilerden kaçan Yahudilere kapısını açtığı (yalnızca devlet için yararlı görülen bir grup profesöre yerleşme izni verildi, mülteci gemileri geri çevirildi veya batmaya terk edildi) gibi asılsız iddialara Yahudi lobiciler yardım ve yataklık etti. Bu iddialardan belki de en kötüsü gerçek olmayan üç tane ‘Türk Schindler’ masalı uydurulması ve bu masalların Kamhi’nin kurduğu vakıf ve lobici Yahudiler tarafından desteklenmesiydi.

Devlet Adına İmaj Çalışması

Kamhi’nin bu çabaları üzerine farklı partilerden birçok Türk siyasetçi kendisini andı. T24 ve Şalom yazarı Karel Valansi ‘ülkenin olumlu dış tanıtımına’ olan hizmetinden bahsetti. Şalom’dan İvo Molinas ‘Türkiye’nin haklarını yurt dışında büyük azimle koruyan’ dedi. Şalom’daki yazısında Denis Ojalvo soykırım inkarcılığıyla açıkça övündü.[2]

Tekrar söylemek gerekli: olumlu tanıtım ve Türkiye korumak dediğimizde soykırım inkarından bahsediyoruz. Kürtlere karşı gerçekleştirilen insan hakları ihlallerinin üstünü kapatmaktan bahsediyoruz. Yahudileri kendi ülkesinde ‘rahat misafir’ olarak göstermekten bahsediyoruz. Dedelerimizin, annelerimizin yaşadığı pogromları, ayrımcılığı kendi elimizle silmekten bahsediyoruz.

Bunlar gurur duyulacak şeyler değil. Bu lobi aktiviteleri Türkiye’de azınlıkların ve ezilenlerin adalet ve eşitlik bulmasını zorlaştıran bir projedir. Kamhi bu projeyi 500. Yıl Vakfı ile kurumsallaştırmıştı. Vakıf bugün bir nebze değişmiş olsa da, temel amacı Osmanlı’da ve Türkiye’de Yahudilerin ne kadar iyi koşullarda yaşadığını, Türklerin ne kadar hoşgörülü olduğunu ve Yahudi misafirlere kucak açtıklarını yabancılara kanıtlamaktı. Otobiyografisinde Kamhi direkt olarak vakfın amaçlarından birinin dünyada Ermeni Soykırımı bilincinin oluşmasını engellemek olduğunu söyledi. Bu vakfın İstanbul’da açtığı müze de bu emeller doğrultusunda Osmanlı ve Türkiye’de Yahudilerin temizlenmiş, gerçek ve acılardan arındırılmış, hoşgörülü tarihini anlatıyor. (Yakın zamanda müzede yapılan değişikler tarih anlatısını daha gerçekçi hale getirdi.)

Kamhi’nin bir sanayici olarak, bir iş insanı olarak mirası Türkiye’nin kalkınma ve Yahudi toplumunun tarihinde önemli. 1954 yılında Profilo adıyla bir çelik şirketi kuran Kamhi İstanbul Sanayi Odası’nın 1960 yılında katılımıyla ilk Yahudi üyesi olmuştu. Uzun ve zorlu bir hayatı olan Kamhi için Baruh Dayan HaEmet demek gerekli. Ancak geride bıraktığı siyasi mirasını övmek ve kutlamak değil, onun ve başka lobicilerin Yahudiler adına yaptıkları çin özür dilemek daha doğru olur. Bu lobi kurmacaları bizi kendi ülkemizde misafir yaptı. Ermeni, Rum ve Kürt toplumlarıyla dayanışma göstermemize ve birbirimizi desteklememize engel oldu.


[1] Lobi kurmacaları ve Yahudilerin rolünü daha detaylı okumak için bu röportaja, kitap yorumuna, ve makaleye bakınız.

[2] Şalom gazetesinde süregelen Ermeni Soykırımı inkarı ile ilgili şu makalelere bakınız: https://www.avlaremoz.com/2018/09/22/ayidan-post-inkarcidan-dost-olmaz/ https://www.avlaremoz.com/2018/10/04/biriciklik-edebiyati-sona-ermeli-rika-kuriel/ https://www.avlaremoz.com/2018/10/02/1915-ve-holokost-tartismasi/