Makaleler

Trump, Antisemitizm ve Beyaz üstünlükçülüğü – Yusuf Sarfati

Donald Trump’ın başkanlığı Amerikan siyaseti için buhran dolu ve kutuplaştırıcı bir dört sene oldu. Seçim döneminde Trump’ın nefret söylemlerini ne kadar hoyratça kullandığı çok konuşulurken, kısıtlı çevreler dışında Amerikan başkanının antisemitizmle ilişkisi çok fazla konuşulmadı ya da kurcalanmadı. Bunun önemli bir sebebi Trump’ın İsrail’deki ABD büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması ve İsrail-Arap ülkeleri arasında normalleşme anlaşmalarına arabuluculuk yapması gibi İsrail yanlısı politikaları benimsemiş olması. Netanyahu hükümeti ile çok yakın ilişkiler içinde olması ve İsrail yanlısı politikalar benimsemesi Trump’ın ABD’de antisemitizmi bazen doğrudan bazen dolaylı olarak körüklediği gerçeğinin üstünü örtmemeli. Trump bunu antisemit söylemleri dile getirerek, komplo teorilerini meşrulaştırarak ve en önemlisi de beyaz üstünlükçü gruplara zımni destek vererek yapıyor.


Siyasi demeçlerinde Trump’ın antisemit suçlamaları fütursuzca kullandığını görmek mümkün. 2019 yazında Oval Ofisten yaptığı açıklamada, “Eğer [Amerikalı bir Yahudi] Demokrat bir adaya oy veriyorsa Yahudi milletine ve İsrail’e ihanet içindedir” dedi. Kendisine oy vermeyen birini hainlikle suçlamanın ne kadar faşizan bir düşünce olduğunu bir tarafa koyarsak, bu cümlenin Yahudilere tarih boyunca yöneltilen yaşadıkları ülkeye sadakatsızlık suçlamasını yönelttiğini görmek zor değil. Amerikan Yahudilerinin yüzde 71’i son başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Hillary Clinton’a oy verdi ve son yapılan kamuoyu araştırması da Yahudilerin yüzde 75’nin yine Demokrat aday Joe Biden’e oy vereceklerini gösteriyor. Bu aslında şaşırtıcı bir sonuç değil, çünkü Amerikan Yahudilerinin, diğer etnik grupların olduğu gibi, oy verme pratiklerini tek bir mesele belirlemiyor. Yahudilerin oylarını İsrail’e bağlılık-ihanet eksenine oturtmaya çalışarak siyasi rant devşirmeye çalışan Trump, Amerikan Yahudilerinin büyük kısmını hainlikle suçlamakla kalmıyor, aynı zamanda tarihte Yahudi karşıtı birçok olaya yol açan antisemit bir söylemi ABD’nin en yüksek mevkiden dile getirmiş oluyor.


Trump, İsrail Amerikan Derneği için verdiği bir konuşmada Yahudi dinleyicilerine, “Birçoğunuz emlak işinde, sizi iyi tanıyorum, vahşi katillersiniz. İyi insanlar değilsiniz, ama bana oy vermek zorundasınız başka sanısınız yok.” diyerek Yahudileri para düşkünü, servetlerini korumak için her şeyi yapan bir grup olarak tanımladı. Çok aşina olduğumuz, tarihte Yahudilere yöneltilen bu açık ve tehlikeli nefret söylemine, normalde Trump’ı eleştirmekten imtina eden anaakım Yahudi gruplar bile ciddi tepki gösterdiler.


Trump’ın kendi antisemit söylemlerinin yanında antisemitizm öğeleri barındıran komplo teorilerini de meşrulaştırması dikkate alınması gereken bir konu. 2017 yılında anonim bir hesabın 4chan adlı dijital forumda yaptığı bir paylaşımla başlayan ve daha sonra hızla yayılan aşırı sağcı bir komplo teorisi olan QAnon buna bir örnek. Bu teori, Amerika’da devletin içine kümelenmiş şeytana tapan gizli pedofil Demokrat bir klikin çocukları kaçırıp küresel seks ticaretine alet ettiğini ve Trump’ın bu gizli yapıyla mücadele ettiğini iddia ediyor. Antisemitizm çalışan uzmanlar QAnon’un eski antisemit temaları yeni bir ambalajda sunduğunu söylüyorlar. Rotschild gibi nüfuzlu Yahudi ailelerin dünyayı yönettikleri ya da kan iftiraları mitleri QAnon teorisinde yer buluyor ve nihayetinde antisemitizmi körüklüyor. Takipçilerinin hızla arttığı ve bazılarının Trump’ın mitinglerinde boy göstermeye başladığı bu komplo teorisini destekleyenler arasında son seçimlerde Cumhuriyetçi partiden aday olarak seçimlere katılanlar da var. Trump, FBI’ın potansiyel terörizm tehdidi olarak tanımladığı QAnon teorisini kınamayı reddederken, QAnon takipçisi ve Georgia’dan Temsilciler Meclisi’ne rakipsiz olarak seçime girecek olan Marjorie Taylor Greene’e mitinginde desteğini açıkladı. Antisemit nefret suçlarının en yüksek noktasına ulaştığı ABD’de, antisemit temaların anaakımda kendilerine bu kadar rahat yer bulması endişe verici.


Son olarak Trump’ın ABD’deki beyaz üstünlükçü gruplarla olan ilişkisini değinmemiz gerektiğini düşünüyorum. Başkanlığının ilk senesinde içlerinde neo-faşist, neo-Nazi ve milislerin de yer aldığı aşırı sağcı gruplar Charlotesville’de “Unite the Right” adında büyük bir toplantı düzenlediler. Ellerinde meşaleler ile yürüyerek beyaz üstünlükçü “Yahudiler bizim yerimizi almayacaklar” diye slogan atan bu topluluk, karşı göstericiler ile de çatıştı ve birisinin ölümüne neden oldu. Bu sloganın arkasında yatan, Avrupa ve ABD’deki beyaz üstünlükçülerin benimsedikleri ırkçı teori: bu teoriye göre beyaz olmayan ırkların göç yoluyla beyazların yerini alacakları ve bu değişimi kurgulayanların da Yahudiler olduğunu iddia ediyor. Büyük tepki toplayan bu Charlotesville gösterisinden sonra Trump aşırı sağcıları kınamaktan imtina edip, her iki tarafta da iyi insanlar var diyerek bu gruplara Beyaz Saray’dan göz kırptı. Daha sonraları beyaz üstünlükçü slogan atan kendi destekçisinin videosunu twitter hesabından paylaşan Trump danışmanı Stephen Miller’ın beyaz ırkçı web sayfalarını e-posta yazışmalarında kaynak olarak gösterdiği ortaya çıktığında, kendisine arka çıktı ve görevinde tutu. Miller, Meksika sınırında yakalanan ailelerin çocuklarından zorla ayrılması, belli Müslüman ülkelerden ABD’ye vizeyle girişin yasaklanması ve ABD’ye mülteci olarak girmenin nerdeyse imkansız hale getirilmesi gibi katı göçmen politikalarının mimarı.


2020 seçim döneminin ilk münazarasında moderatörün ısrarlı sorularına karşı beyaz üstünlükçülüğü kınamayan Trump, kendisini Batılı şovenist bir grup olarak tanımlayan Proud Boys’a “Geride durun, beklemede olun” diye mesaj verdi. Amerika’nın en çok izlenen siyasi programlarından olan başkanlık münazarasındaki bu mesajı Proud Boys üyeleri dijital platformlarda kutladılar ve kendilerine destek olarak gördüler. Aşırı sağcılara verilen bu desteğin şiddete kapı açtığı aşikar. ADL’nin 2018 yılında yayınladığı rapora göre son onyılda ABD’de gerçekleşen terör olaylarındaki öldürmelerin %73’ünden, 2018 yılındaki öldürmelerin ise tamamından aşırı sağcılar sorumlu. 2018 yılında Pittsburgh’da Yaşam Ağacı Sinagogu’nda dua eden 11 Yahudiyi katleden saldırganın da dijital ortamda beyaz üstünlükçü fikirlerle radikalleşmiş olduğu ortaya çıktı.


Trump sonrası Amerika’nın şüphesiz en önemli sorunlarından biri son dört senede daha da güçlenmiş olan, şiddet kullanan ve artık anaakımda kendilerine yer bulmaya başlayan beyaz üstünlükçü gruplar olacaklar. Avrupa kökenli beyazların ABD’de güçlerini ve imtiyazlarını yitirmesine tepki gösteren bu ideolojinin hedefinde siyahlar, Hispanikler, Yahudiler, göçmenler, Müslümanlar, kısacası Avrupalı Beyaz Amerikalılar dışındaki tüm gruplar var. 2019 yılında El Paso’da Hispanik kökenlilerin üzerlerine ateş açarak 23 kişiyi hunharca öldüren saldırgan da, 2017’de Pittsburgh’da sinagog saldırısında Yahudi yahidleri katleden tetikçi de, 2015’de Charleston’da bir kiliseyi basarak 9 siyah Amerikalıyı öldüren katil de aynı ideolojiden besleniyorlar. ABD’de azınlık grupların bu tehlikeli ortamda yapması gereken beyaz üstünlükçü gruplara ve destekçilerine karşı asgari müştereklerde ittifak ederek dayanışma içine girmeleri, zira bu ırkçı ideoloji hepsi için yaşamsal bir tehlike arz ediyor.

Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.

1 comment on “Trump, Antisemitizm ve Beyaz üstünlükçülüğü – Yusuf Sarfati

  1. […] en sıkı destekçilerinin beyaz üstünlükçülük ve Neo-Nazizm ile olan ilişkisini zaten biliniyordu. Trump’ın Neo-Nazi desteği bundan […]

Comments are closed.