Bir topluluktan yetmiş kişi ayrıldığında ne olur? İlk bakışta cevabı basittir: Pek bir şey olmaz. En azından sayılara bakarsak. Ariel Sabar’ın Babamın Cenneti kitabında Irak’taki Yahudi toplumunun İsrail’
Bilimkurgu çoğu zaman geleceği tahmin etme çabası olarak görülür. Oysa türün en güçlü eserleri, geleceği anlatırken aslında kendi zamanının insanını anlamaya çalışır. Isaac Asimov'un eserleri de tam olarak
Bazen bir kitabı bitirdiğinizde aklınızda kalan şey onun anlattıkları değil, ima ettikleridir. Benjamín Labatut’nün Arsız Yeşillik’i de tam olarak böyle bir kitap. Okuru bilim tarihinin koridorlarında dolaştırırken bir
Eugène Ionesco, 20. yüzyıl tiyatrosunun en aykırı, en huzursuz edici isimlerinden biridir. 1909 yılında Romanya’da doğmuş, yaşamının büyük bölümünü Fransa’da geçirmiştir. Çocukluk yıllarını Romanya ile Fransa arasında geçiren
“Ressamlar kadar şairlerin de çok öğreneceği şey var ondan. Ben kendi payıma, kimsede Chagall’daki kadar adamı çarpan, bozan, alıp götüren şiirsel çağrışımlar görmedim.” demiştir, Cemal Süreya ünlü ressam Marc
28 Ekim 1914’te New York’ta dünyaya gelen Jonas Edward Salk, Rusya’dan göç eden Yahudi bir ailenin üç oğlunun en büyüğüdür. Ailesinde üniversiteye giden ilk kişi olan Salk,
15 Kasım 1942 tarihinde Buenos Aires’te, Rus göçmeni Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Daniel Barenboim, beş yaşında piyanonun büyüsüne kapılır. İlk müzik öğretmeni annesi ve babasıdır. Müzik
Yirminci yüzyıl, nöroloji alanında büyük gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemin önemli isimlerinden biri de Friedrich Heinrich Jakob Lewy’dir. 28 Ocak 1885’te Berlin’de Yahudi bir doktorun oğlu
Sigmund Freud, 1856’da Moravya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Viyana’da büyür, tıp eğitimi alır ve tüm kariyerini bu şehirde inşa eder. Freud’un bilime getirdiği
Matt Haig’in 2020’de yayımlanan Gece Yarısı Kütüphanesi adlı romanı, okuyucuyu hayatın sonsuz olasılıkları ve seçimlerin ağırlığı üzerine düşündüren bir yolculuğa çıkarır. Başkahraman Nora Seed, yaşamının en karanlık anında
İmposter sendromu, bireyin kendi başarılarını yetersiz ya da tesadüfi olarak algıladığı, özellikle yetkin olduğu konularda dahi kendini sahtekâr hissettiği bir psikolojik durumdur. Bu sendrom, özellikle kadınlar üzerinde derin bir etki
İnsan sağlığını modern bilimin ışığına taşımak, tarihin en zorlu dönüşüm süreçlerinden biri olmuştur. Osmanlı döneminde de sağlık hizmetlerini modernleştirmek oldukça güç ve meşakkatliydi. Avrupa’nın aksine, Osmanlı’nın son dönemleri