İçeriğe geç

Arsız Yeşillik En Masumuysa - Yakup Cemel

Yazan Yakup Cemel
Arsız Yeşillik En Masumuysa - Yakup Cemel

Bazen bir kitabı bitirdiğinizde aklınızda kalan şey onun anlattıkları değil, ima ettikleridir. Benjamín Labatut’nün Arsız Yeşillik’i de tam olarak böyle bir kitap. Okuru bilim tarihinin koridorlarında dolaştırırken bir noktada şu soruyla baş başa bırakır: İnsanlığın başına gelenlerin ne kadarı kötü niyetlerin ne kadarı ise iyi fikirlerin sonucudur? Daha da önemlisi, dünyayı değiştiren büyük keşiflerin arkasındaki insanlar gerçekten neyi amaçlar?

Kitap ilk bakışta doğaya, büyümeye ve canlılığa işaret eder. Orijinal ismindeki Un Verdor Terrible”, yani “Korkunç Bir Yeşillik” ifadesi ise Labatut’nün anlattığı hikâyelerde çoğu zaman bereket kadar taşkınlığı da anlatır. Bir yandan gelişim kadar kontrolsüzlüğü temsil eder. Belki de kitabın en çarpıcı tarafı burada yatar. Anlatılanların içinde arsız olan sadece yeşillik değildir. İnsan merakı, bilimsel hırs, teknik ilerleme ve bilgi arzusu da en az onun kadar arsızdır.

1980 yılında Hollanda’nın Rotterdam kentinde doğan ve Şili’de büyüyen Benjamín Labatut, son yılların en özgün yazarlarından biri olarak kabul edilir. Labatut’nün edebiyatı, kurmaca ile kurmaca dışı arasındaki sınırları bilinçli olarak ortadan kaldırır. Tarihsel gerçekleri, biyografik ayrıntıları ve bilim tarihini edebi bir anlatı içerisinde yeniden kurar. Bu nedenle kitap ne tam anlamıyla romandır ne de klasik bir bilim tarihi çalışmasıdır. Yazarın asıl ilgisi, keşiflerin teknik sonuçlarından çok onları ortaya çıkaran insan zihninin sınırlarında dolaşır. Deha ile delilik arasındaki çizgi, onun metinlerinin temel meselesidir.

Kitabın sayfaları arasında dolaşırken fark ederiz ki modern dünyanın kurulmasında merkezi rol oynayan birçok Yahudi bilim insanının hikâyesi aynı zamanda insanlığın en büyük umutlarını ve en büyük korkularını birlikte taşır.

Arsız Yeşillik, Benjamin Labatut, Can Yayınları

Arsız Yeşillik, Fritz Haber’den Karl Schwarzschild’e, Werner Heisenberg’den Erwin Schrödinger’e kadar pek çok bilim insanının hikâyesini bir araya getirir. Ortak nokta ise şudur: İnsanlığı ileri taşıyan fikirler, aynı zamanda onu uçurumun kenarına da getirir.

Kitap, modern azotlu gübrelerin geliştirilmesinde kritik rol oynayan Fritz Haber ile başlar. Haber’in geliştirdiği yöntem sayesinde milyarlarca insanı besleyecek tarımsal üretim mümkün hâle gelir. Ancak aynı bilim insanı, Birinci Dünya Savaşı’nda kimyasal silahların kullanımının da öncülerinden biri olur. İnsanları açlıktan kurtaran bilgi, aynı zamanda insanların topluca öldürülmesinin araçlarından birine dönüşür. Labatut’nün dünyasında bu bir istisna değil, modern dünyanın temel çelişkisidir.

Kitap boyunca bilimsel ilerleme kutsanmaz; aksine sürekli sorgulanır. Çünkü Labatut’ye göre sorun bilgide değil, bilginin sonuçlarının insan iradesinin ötesine geçmesindedir.

Kitabın özellikle ikinci bölümünde karşımıza çıkan birçok isim Yahudi kökenli bilim insanlarıdır. Onların hikâyeleri yalnızca bilim tarihinin değil, aynı zamanda Avrupa Yahudilerinin 20. yüzyıldaki trajik serüveninin de parçasıdır.

Örneğin Albert Einstein kitapta merkezî bir karakter değildir. Ancak bilimsel devrimin en güçlü sembollerinden biri olarak gölgesi hissedilir. Yahudi kimliği nedeniyle Nazi Almanyası’nın hedeflerinden biri hâline gelen Einstein’ın çalışmaları, evren anlayışımızı bütünüyle değiştirir. Ancak aynı zamanda atom bombasının geliştirilmesine giden sürecin siyasi arka planında da önemli bir figürdür. Buradaki trajedi açıktır: Faşizmden kaçan bilim insanlarının ürettiği bilgi, sonunda Hiroşima ve Nagasaki’de on binlerce insanın ölümüne yol açan teknolojinin önünü açar.

Kitapta değinilen ya da gölgesi hissedilen başka Yahudi bilim insanları da vardır. Bu isimlerin ortak özelliği yalnızca Yahudi olmaları değildir. Aynı zamanda Avrupa’da antisemitizmin yükseldiği bir dönemde yaşamalarıdır. Birçoğu üniversitelerden uzaklaştırılır, sürgüne zorlanır veya ülkelerini terk etmek zorunda kalır. Buna rağmen modern bilimin şekillenmesinde belirleyici roller üstlenirler. Nazizmin “istenmeyen insanlar” olarak gördüğü kişiler, 20. yüzyılın bilimsel çehresini belirleyen başlıca aktörlere dönüşür.

Ancak Labatut’nün asıl sorusu burada başlar: 

Bu bilim insanlarının açtığı yol bizi nereye getirir?

Bugün elimizde yaşamı uzatan ilaçlar, küresel iletişim ağları, bilgisayarlar ve yapay zekâ vardır. Aynı zamanda nükleer silahlar, biyolojik tehditler ve insanlığın kendi kendini yok etme kapasitesi de vardır. Bilimsel ilerlemenin ahlaki karşılığı hâlâ belirsizliğini korur.

Labatut’nün kitabını Avlaremoz açısından ilginç kılan nokta da burada yatar. Çünkü kitap yalnızca bilim insanlarının hikâyelerini anlatmaz; modern dünyanın etik açmazlarını da gözler önüne serer. Özellikle Yahudi bilim insanlarının deneyimleri, Avrupa’nın hem en yaratıcı hem de en yıkıcı yüzyılının aynası gibi durur.

Bir yanda dışlanma, antisemitizm ve sürgün; diğer yanda insanlık tarihinin en büyük bilimsel sıçramaları vardır.

Belki de Arsız Yeşillik başlığını tersinden okumak gerekir. Kitaptaki tüm karakterler büyümeyi, ilerlemeyi ve anlamayı temsil eder. Fakat büyümenin her zaman masum olmadığını görürüz. Toprağı kaplayan arsız yeşillik nasıl önüne çıkan her şeyi sarıyorsa, insan merakı da bazen sınır tanımaz.

Bu yüzden kitabın sonunda insanın aklında şu düşünce kalır: Arsız yeşillik belki de hikâyenin en masum unsurudur. Asıl arsız olan, evrenin sırlarını öğrenmek için durmadan ilerleyen ve sonuçlarıyla yüzleşmekte çoğu zaman geciken insanlığın kendisidir. Bilim insanları bunun en parlak temsilcileri, fakat aynı zamanda en trajik tanıklarıdır.

Kitabın arka kapağında yer alan soru uzun süre zihnimi meşgul eder:

“Ne zaman dünyayı anlamayı bıraktık?”

İlk bakışta bu soru bilimsel düşüncenin kriziyle ilgiliymiş gibi görünür. Oysa mesele belki çok daha eskidir. Belki de dünyayı anlamayı, onu değiştirmeye başladığımız anda bırakırız. Tekerleğin icadı bunun en eski örneklerinden biri olabilir. Tekerlek, insanın doğayı anlamasının bir sonucu olarak ortaya çıkar; ancak kısa süre içinde anlamanın değil taşımanın, sorgulamanın değil hızlandırmanın aracı hâline gelir. İnsanlık o günden beri dünyayı anlamaktan çok onu hareket ettirmeye, dönüştürmeye ve denetlemeye çalışır. Labatut’nün kitabındaki bilim insanları da bu uzun hikâyenin kahramanları gibi görünür. Her biri evrenin sırlarına biraz daha yaklaşırken, aynı anda o sırların yükünü insanlığın omuzlarına yükler.

Labatut’nün başarısı da burada yatar. O, bilim tarihini bir zafer öyküsü olarak değil, insanlığın vicdan muhasebesi olarak okur. Ve bu muhasebenin merkezinde, dünyayı değiştiren pek çok bilim insanının hikâyesi sessiz ama güçlü bir şekilde durur. Onların mirası sayesinde bugün bildiğimiz dünya mümkün olur. Aynı miras, geleceğe dair korkularımızın da kaynağı olmaya devam eder.

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Yakup Cemel

Tümünü gör
Hem Hayvan Hem Gergedan -  Yakup Cemel

Hem Hayvan Hem Gergedan - Yakup Cemel

Yazan Yakup Cemel
/