İçeriğe geç

Hem Hayvan Hem Gergedan - Yakup Cemel

Yazan Yakup Cemel
Hem Hayvan Hem Gergedan -  Yakup Cemel
ion 3
Yayınlanma tarihi:

Eugène Ionesco, 20. yüzyıl tiyatrosunun en aykırı, en huzursuz edici isimlerinden biridir. 1909 yılında Romanya’da doğmuş, yaşamının büyük bölümünü Fransa’da geçirmiştir. Çocukluk yıllarını Romanya ile Fransa arasında geçiren Ionesco, erken yaşta dil ve kültür çatışmasıyla tanışmıştır. Anne ve babasının ayrılmasının ardından bir süre Romanya’da yaşasa da kendisini hiçbir zaman bu ülkeye ait hissedememiştir. Fransa’ya dönüşü ise ona edebî ve entelektüel bir özgürlük alanı açmış, yazarlık kimliğini Fransızca üretimle kurmasına yol açmıştır. Bu iki ülke arasında sıkışmışlık duygusu, onun eserlerinde sıkça görülen kimlik bunalımının temel kaynaklarından biridir. Hayatı boyunca iki kültür arasında kalmış, aidiyet meselesi onun hem kişisel dünyasında hem de yazınında derin izler bırakmıştır. Ionesco’nun annesi Yahudi kökenlidir. Bu kimlik, özellikle Avrupa’da yükselen faşizm ve antisemitizm karşısında onun duyarlılığını keskinleştirmiştir. Tanıklık ettiği ideolojik körleşme, kitle psikolojisi ve insanın düşünmeden itaat etme eğilimi, eserlerinin temel damarını oluşturur.

Ionesco, klasik tiyatronun neden sonuç ilişkisine dayalı, mantıklı ve düzenli yapısını reddeden Absürt Tiyatro akımının öncülerindendir. Absürt tiyatro, insanın dünyadaki varoluşunu anlamsızlık, iletişimsizlik ve yabancılaşma üzerinden ele alır. Bu tiyatro anlayışında olaylar çoğu zaman mantık dışıdır, diyaloglar tekrar eder, karakterler birbirini gerçekten duymaz. Çünkü amaç, hayatın düzenli bir anlatı sunduğu fikrini yıkmaktır. Absürt tiyatroya göre dünya açıklanabilir değil; insan ise bu açıklanamazlık karşısında yalnız ve savunmasızdır.

Ionesco’nun tiyatrosu, alıştığımız hikâye anlatımını bilinçli olarak bozar. Oyunlarında olaylar mantıklı bir sona bağlanmaz, karakterler çoğu zaman ne yaptığını tam olarak bilmez. Bu yaklaşım, absürt tiyatro öncülerinden Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken oyunundaki hiç bitmeyen bekleyişle benzer bir duyguyu paylaşır. İnsanın hayatta anlam araması ama buna net bir cevap bulamamasını irdeler. Ionesco’yu özel kılan ise bu anlamsızlığı sadece kişisel bir umutsuzluk olarak değil, toplumların nasıl kolayca yönlendirildiğine dair bir uyarı olarak göstermesidir. Onun oyunlarında güldüğümüz sahneler bile, aslında insanların düşünmeden sürüye kapılmasını ve tehlikeli alışkanlıklarını fark etmemizi sağlar.

Ionesco’nun zihinsel ve tarihsel arka planı, onun tiyatrosunda biçimsel bir isyana dönüşür. Erken döneminde yazdığı Kel Şarkıcı, Ders ve Sandalyeler isimli oyunları otoritenin nasıl kolaylıkla bir şiddet aracına dönüşebileceğini gösterir. Ionesco’nun absürt tiyatro yaklaşımını en çarpıcı biçimde somutlaştırdığı oyunlardan biri Gergedan’dır.  Bu oyunda bireyin kitleye dönüşme sürecini çarpıcı bir metaforla anlatır. İnsanlar birer birer gergedana dönüşürken, geride kalan azınlık düşünmenin ve direnmenin bedeliyle yüzleşir. Bu oyun, faşizmin ve ideolojik teslimiyetin sahnedeki en güçlü simgelerinden biri olarak sahnelenir.

Oyunda, sıradan bir kasabada yaşayan insanlar birer birer gergedana dönüşmeye başlar. Başlangıçta bu dönüşüm bir tuhaflık, hatta bir skandal olarak görülürken zamanla normalleşir, kabullenilir ve hatta savunulur. İnsanlar düşünmeyi bırakır, çoğunluğa uyum sağlamayı erdem sayar.

Gergedan, açık bir politik alegoridir. Totaliter ideolojilerin özellikle faşizmin bireyi nasıl öğüttüğünü, kalabalığın gücünün ahlakın önüne nasıl geçtiğini anlatır. Ionesco’nun yaşadığı dönemde tanık olduğu Nazizm ve kitle histerisi, oyunun arka planında açıkça hissedilir. Oyundaki gergedanlar, kaba kuvvetin, sorgusuz itaatin ve çoğunluk olmanın sarhoşluğunun sembolüdür.,

Oyunun asıl adı olan Gergedan kimi yerlerde Gergedanlar olarak da adlandırılmıştır. Gergedan mı, Gergedanlar mı? Bu tartışmalı konu G. Abastado tarafından Ionesco’ya sorulmuş, yazarın yanıtı şu olmuştu:

“Rhinocéros tekil de olabilir, çoğul da. Dildeki belirsizlikten faydalandım. Fakat birini tercih etmem gerekirse, tekil kullanılmasından yanayım. Çünkü söz konusu olan, bir bütünlük.”

Oyun Türkiye’de Devlet Tiyatroları repertuvarında Gergedanlar ismiyle yer almaktadır. Metnin zamansızlığını sayesinde neredeyse her dönem tiyatro toplulukları tarafından sergilenmiştir. İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından müthiş bir dramaturji, dekor ve kostümler eşliğinde sergilenen oyun, bizi fantastik bir dünyaya sürükler. Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen Gergedanlar hâlâ günceldir. Çünkü ideolojiler değişse de anlatılan konu onu bir klasik yapar. Gergedanlar sokaklarda dolaşmıyor olabilir; ama sosyal medyada, ekranlarda ve gündelik dilde başka biçimlerde karşımıza çıkıyorlar. Düşünmeden paylaşılan fikirler, linç kültürü, çoğunluğun sesiyle konuşma baskısı… Hepsi aynı dönüşümün farklı maskeleri.

Oyunu izledikten ya da tiyatro metnini okuduktan sonra Ionesco’nun bize asıl sorusu şu olmuştur:

Herkes gergedan olurken insan kalmak mümkün müdür?”

Bu soru, yalnızca bir tiyatro sahnesinde değil, bugün yaşadığımız dünyada da yankılanmaya devam ediyor. Belki de asıl mesele, hayvana dönüşmek değil; insan kalmanın bedelini göze alıp alamamaktır.

İstanbul Devlet Tiyatrosu Gergedanlar oyunundan bir kare

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Ayberk Akyay’ın çevirisi ile okurlarla buluşan Ionesco’nun eserinden kısa bir alıntı yaparsak; oyunun ana karakteri Berenger’in final tiradında bu dönüşümün absürt bir çarpıcılıkla gözler önüne serildiğini görebiliriz:

“…Güzel olan onlar. Haksız çıktım! Aah ah! Keşke onlara benzeseydim. Ama boynuzum yok ki! Şu alına bak, dümdüz, ne kadar da çirkin. Bir iki boynuzum olsa şu sarkan yerlerimi de toparlardı. Belki çıkar, belli mi olur? O zaman utanmama gerek kalmaz, hemen koşar aralarına katılırım…

…Çok geç artık! Bir ucubeyim ben, evet, bir ucubeyim, acı ama gerçek! Asla bir gergedan olamayacağım, asla, asla! Geç kaldım, değişemem artık…

Ben son insanım, sonuna kadar da insan kalacağım! Teslim olmuyorum!”

Gergedan, Eugène Ionesco

Bu tirat, yalnızca bireysel bir pişmanlığın değil, kötülüğün toplum içinde ne denli hızlı ve sorgulanmadan normalleştiğinin de çarpıcı bir ifadesidir. Ionesco, Berenger’in çaresizliği üzerinden, çoğunluğa uymamanın bedelini gözler önüne serer. Farklı kalan, direnen ya da geç kalmış olan dışlanır. Oyun, bu yönüyle kötülüğün kolektif bir alışkanlık hâline gelişini ve bireyin buna karşı koyarken nasıl yapayalnız bırakıldığını sarsıcı bir açıklıkla anlatır.

Günümüzde tanık olduğumuz absürtlükler, artık tiyatro sahnelerini aratmayacak bir yoğunluğa ulaşmıştır. Ionesco’nun 28 Mart 1994’te hayata veda etmesinden bu yana, onun oyunlarında göstermeye çalıştığı çarpıklıklar azalmamış; aksine, farklı biçimler altında çoğalarak gündelik hayatın sıradan bir parçası hâline gelmiştir.

Kaynaklar

Ionesco, E. (2023). Gergedan (A. Erkay, Çev.) Yapı Kredi Yayınları

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ionesconun-notlari-1769760

https://www.yapikrediyayinlari.com.tr/gergedan.aspx

https://www.devtiyatro.gov.tr/DevletTiyatro/tr/oyundetay/4297?a=gergedanlar

Bu kategoride daha fazla: Arşiv

Tümünü gör
Çikolata ve Sefaradlar -  İvet Acu Güney

Çikolata ve Sefaradlar - İvet Acu Güney

Yazan İvet Acu
/

Daha fazlası: Yakup Cemel

Tümünü gör