İçeriğe geç

Ressamların ve Şairlerin Ustası: Marc Chagall – Yakup Cemel

Yazan Yakup Cemel
Ressamların ve Şairlerin Ustası: Marc Chagall – Yakup Cemel
Yayınlanma tarihi:

“Ressamlar kadar şairlerin de çok öğreneceği şey var ondan. Ben kendi payıma, kimsede Chagall’daki kadar adamı çarpan, bozan, alıp götüren şiirsel çağrışımlar görmedim.” demiştir, Cemal Süreya ünlü ressam Marc Chagall hakkında.

Marc Chagall, Beyaz Rusya’nın Vitebsk şehrinde, yoksul bir Hasidik ailede dünyaya gelir. Dokuz çocuğun en büyüğü olan Chagall, önce bir Yahudi din okulunda eğitim görür sonra bir Rus okuluna geçer ve burada sanatsal yeteneğini sergilemeye başlar. Sanat yolculuğuna başlarken ailesinin onayını alması hiç de kolay olmaz. 1922 yılında yazdığı otobiyografisi Türkçe’ye İsmet Birkan tarafından 2015 yılında çevrilmiştir. Bu kitapta da bahsettiği gibi annesinin desteğini çok zor kazandığını görebiliriz:

Yaptığım resmi anneme göstererek:

-Bak anne hoşuna gitti mi…

Ben verilecek hükmü bekliyorum. Sonunda annem yavaş yavaş fikrini söylüyor:

-Evet oğlum görüyorum; kabiliyetin var. Ama yavrum, dinle beni. Bir yere çırak girsen belki daha iyi olur. Acıyorum sana. Bu omuzlarla…”

Hayatım, Marc Chagall

Tüm bu baskılara rağmen Chagall sanata olan ilgisinin peşinden gider ve 1907’de resim eğitimi almak için St. Petersburg’a yerleşir. Çağdaş Rus resminden etkilenen Chagall’ın kendine özgü, çocuksu tarzı, genellikle çocukluğundan kalma imgeler etrafında şekillenmeye başlar. Ancak asıl sanatsal dönüşüm, evinden çok uzakta, Fransa’da onu bekler. 1910 yılında Paris’e taşınması, genç ressam için bir dönüm noktası olur. Avrupa o yıllarda da şimdi olduğu gibi sanatın kalbidir. Paris; birçok sanat akımının çarpıştığı, büyük ressamların yaşadığı bir şehirdir. Chagall, bu canlı ortamda yaşamaya başlar.

Paris’te karşılaştığı modern sanat anlayışı, Vitebsk’ten getirdiği halk sanatı ve Hasidik kültür kökenli imgelerle birleşir. Geleneksel Rus sanatının sert gerçekçiliği yerine, Paris’te karşılaştığı modernist yaklaşımlar, Chagall’a kendi iç dünyasını ve hatıralarını tuvale aktarmak için yeni bir dil sunar. Kübizmin formları parçalama tekniğini denese de onu katı bir kural olarak benimsemez. Formları tamamen parçalamak yerine kendi tarzını geliştirir. Düşsel imgeler ile masalsı bir ortamda, havada süzülen figürleri ve canlı renk paleti ile özgün resimler yaratır.

Marc Chagall, The Birthday adlı eseri

Bu dönemde ürettiği eserler, memleketi Vitebsk’ten sahneler, evlilik, sirk ve çiftlik hayvanları gibi temaları içerir. Bu imgeler, yerçekimine meydan okurcasına, çoğu zaman baş aşağı, uçarak veya garip açılarda resmedilmiştir. Chagall’ın resimlerinde mor inekleri, yeşil yüzlü insanları ve havada keman çalanları görmek sıradan hale gelmiştir. Bu eserleri, Cemal Süreya’nın da bahsettiği gibi insanları çarpan ve alıp götüren şiirsel çağrışımlara ilham kaynağı olur. Onun sanatı, ressamların olduğu kadar şairlerin de beslendiği bir kaynak olmuştur.

Marc Chagall, The Promenade adlı eseri

1914’te memleketi Vitebsk’i ziyaret etmek için Paris’ten ayrıldığında, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi nedeniyle dönüşü imkânsız hale gelir. Dört yıl süren bu ayrılık, sanatsal üretkenliğini durdurmaz. Bu dönemde hayatının aşkı ve en büyük ilham perisi olan Bella Rosenfeld ile evlenir.

Savaşın yarattığı kargaşa ortamında Chagall, sanatını toplumsal bir sorumluluk anlayışıyla birleştirmeye çalışır. Sanat alanında yönlendirici bir görev üstlenir ve bir sanat okulunun kuruluşunda rol alır. Ancak sanatta özgürlüğü savunan Chagall, dayatılan faydacı ve katı estetik anlayışla karşı karşıya gelir. Özellikle soyut ve geometrik anlatımı benimseyen sanatçılarla yaşadığı görüş ayrılıkları derinleşince, 1922 yılında Rusya’dan kesin olarak ayrılma kararı alır.

Rusya’dan ayrıldıktan sonra, kısa bir süre Berlin’de kalır ve otobiyografisi üzerinde çalışır, ardından 1923’te Paris’e döner. Bu dönemde resimlerinin yanı sıra, sanatının evrensel temasını ve düşsel atmosferini yansıtan gravür ve litografi gibi baskı tekniklerinde de ustalaşır. Sanat tüccarı Ambroise Vollard’ın isteği üzerine La Fontaine’in “Masallar”ı ve İncil’den sahneleri resimler. Bu çalışmalar, onun çizgi yeteneğinin ve anıtsal hikâye anlatıcılığının ne kadar güçlü olduğunu kanıtlar.

Marc Chagall renkler ile dans ederken

Ancak, Avrupa’nın üzerindeki faşizm gölgesi, huzurlu sanat hayatını yeniden böler. Yahudi kimliği ve fantastik sanatı nedeniyle Nazi Almanya’sı tarafından “dejenere sanatçı” ilan edilir. II. Dünya Savaşı’nın tehlikesi yaklaşırken, 1941 yılında ailesiyle birlikte Amerika’ya göç eder.

Amerika’da geçirdiği yıllar hem kişisel hem de sanatsal açıdan zorlayıcıdır. En büyük trajedisi, 1944 yılında sevgili eşi Bella’yı kaybetmesi olur. Bella’nın ölümü, Chagall’ın resimlerinde derin bir yas ve melankoli teması yaratır. Bu dönemde yaptığı eserlerde, siyah ve koyu renk tonları ağırlık kazanırken, Bella’yı resmetmeye devam eder. Bu trajik olay, sanatında duygusal yoğunluğu artırarak sanatını besler.

Savaş bittikten sonra, 1948’de kalıcı olarak Fransa’ya döner ve Provence bölgesine yerleşir. Artık dünya çapında tanınan bir sanatçıdır. Kariyeri sadece tuvalle sınırlı kalmaz. Kelimelerin tükendiği yerde renkler ve hayaller başlar.  Bir yandan da anıt eserler yaratmaya odaklanır.

Chagall, 20. yüzyılın en önemli projelerinden bazılarını gerçekleştirir. Sanatının şiirsel ve mistik dili, onu mozaikler, vitraylar, heykeller ve sahne tasarımları için vazgeçilmez kılar. En bilinen anıtsal eserleri arasında Kudüs’te Hadassah Tıp merkezindeki sinagog için yaptığı vitraylar vardır. Her bir cam parçası, Chagall’ın dünyasının küçük bir yansımasıdır. Vitraylar, gerçeğin ve hayalin, ait olduğu topluma duyduğu sevginin, Yahudi tarihiyle kurduğu derin bağın ve Rusya’daki küçük Yahudi kasabasında geçen çocukluk yıllarının izlerini taşır.

Chagall vitraylar üzerinde çalışırken hislerini şöyle dile getirmiştir:

“Çalışırken hep annemle babamın omzumun üzerinden bana baktığını hissederim. Onların arkasında ise dünden ve bin yıl öncesinden milyonlarca yok olmuş Yahudi vardır.”

Marc Chagall Haddasah vitrayları üzerine çalışırken

Resimle geçen 97 yılın ardından, 28 Mart 1985 akşamı stüdyosundan ayrılmak üzere asansöre biner. Gün boyu durmaksızın çalışmıştır. Tam da bir zamanlar falcının söylediği gibi, havada öleceğini anımsatan bir biçimde, hayata veda eder. Ömrü boyunca kişisel anılarını, Yahudi kültürünün köklerini, rüyalarını ve aşkını tuvaline taşımıştır. Bunu kendine özgü bir dille, sanatın katı kurallarını reddederek yapmıştır. Zamansız bir şiirsellik ile modern sanat tarihinde kalıcı bir yer edinmiştir.

Kaynaklar

Chagall, M. Hayatım. 2. Baskı 2020 (Birkan İ, Çev.) Jaguar Kitap

https://jaguarkitap.com/kitaplar/hayatim

https://www.hadassah.org.il/en/the_chagall_windows

https://www.hadassah.org/story/chagalls-windows-a-source-of-light-in-dark-times

https://www.marcchagall.com/en/biography

https://www.marcchagall.net/the-birthday.jsp

https://www.marcchagall.net/the-promenade.jsp

Bu kategoride daha fazla: Arşiv

Tümünü gör
Çikolata ve Sefaradlar -  İvet Acu Güney

Çikolata ve Sefaradlar - İvet Acu Güney

Yazan İvet Acu
/

Daha fazlası: Yakup Cemel

Tümünü gör
Hem Hayvan Hem Gergedan -  Yakup Cemel

Hem Hayvan Hem Gergedan - Yakup Cemel

Yazan Yakup Cemel
/