İçeriğe geç

"Ne Yapalım, O Zamanlar Hükümetler Böyleydi": Koltuk Döşemecisi Teologos’un 'Casusluk'tan Sürgünü – Süheyla Yıldız

"Ne Yapalım, O Zamanlar Hükümetler Böyleydi": Koltuk Döşemecisi Teologos’un 'Casusluk'tan Sürgünü – Süheyla Yıldız
Theologos'un basında yer alan tek fotoğrafı. 27 Haziran 1958, Milliyet

Bu metinde[1], Türkiye’de Rumların 20. yüzyıl boyunca yaşadıkları sürgünleri, zorunlu göçleri, yine bir zorunlu göç mağduru olan koltuk döşemecisi ve atlet Teologos’un hikâyesi üzerinden anlatacağım. Bu hikâye, o dönem Rumlara yönelik haksız uygulamaların ve yaşadıkları dramların somut bir örneği olması açısından önemlidir.

Teologos, 1958 Haziranında, Yunanistan Konsolosluğundan gizli bilgi ve belgeler alarak Fener Rum Patriği Athenagoras’a ulaştırdığı, yani “casusluk” yaptığı suçlamasıyla mahkemeye dahi çıkarılmadan iki gün içinde sınır dışı edilen ve böylelikle bütün hayatı değişen, altüst olan, sıradan bir Rum gencidir. O tarihte Teologos; İstanbul’da koltuk-perde döşemeciliği yapan, aynı zamanda atlet olduğundan profesyonel bir sporcu olan, 25 yaşında, kendi hâlinde bir genç esnaftır.

"20 Dolar 20 Kilo" sergisinden, 2014, Depo

Kendisiyle tanışmam, 2013 yılı kışında Atina’da, “20 Dolar 20 Kilo” projesinin[2] saha araştırması vesilesiyle oldu. Türkiye’de o günlerde sadece gazetelere yansıyan “Patriğin kuryesi hudut dışı edildi”, “Yunanlı bir hain kovuldu” haberleriyle bilinen Teologos’un hikâyesini, sürgününden 55 yıl sonra kendi ağzından dinledim. 2013’te Türkçe yaptığımız mülakatta 82 yaşında olan Teologos, zorunlu göçünün arkasında yatan hikâyeyi Türkçe olarak şöyle anlatmıştı: 

“Ben atlettim, sırıkla yüksek atlama falan yapıyordum, kupalarım vardı. Bir de ben o zamanlar döşemeciydim. Patrikhaneye çağırdılar beni, döşemeci ne iş yapıyorsa işte onu yapmaya… Motosikletim vardı, gencim o zaman, 25 yaşındaydım. Gidip gelmeye başladım. Perde dikmeye, koltukları tamir etmeye, perdeleri asmaya... Ustalık yapıyordum, yani gidip geliyordum sürekli. Ne varsa orada yapılacak, evde dikiyorduk annemle, gidip asıyordum ben de. Yunanistan konsolosluğuna da iş yapıyordum aynı zamanda. […]
Bir gün beni 2. Şube'ye çağırdılar, bazı resimler gösteriyorlar, Patrikhane’ye ve Konsolosluğa girip çıkarken… Gizli polisler varmış, meğer fotoğrafımı çekmişler. ‘Ne iş yapıyorsun orada, ne var paketlerin içinde, girip çıkarıyorsun öyle, ne getiriyorsun?’ dediler. Diyorum, perde, kılıf mılıf… Diyorum, annem benim terzidir, o dikiyor, ben de gidip asıyorum. İnanmıyorlar, ‘Yok, sen başka bir iş yapıyordun’ diyorlardı. Bana diyorlar ki, mesaj getiriyordun. Başladılar beni yumruklamaya, dövmeye orada… Hâlbuki ben Patrikhaneye gittim iş yapmak için; ne kuryesi ne de bir şeyiyim… Patrik kuryesi diyor, kapı dışarı ediyor beni… Oysa iş yapıyordum ki ben...” 

Teologos, iki gün hücrede kaldıktan sonra polis eşliğinde Yunanistan’a gönderilmek üzere Sirkeci’ye getirilir. Annesinin de yeni haberi olmuştur bu sınır dışı edilişten. Çevreden alelacele bir bavul bulup birkaç eşya alarak oğluna bir çanta hazırlamıştır. Teologos, zorunlu sürgününden ancak 20 yıl sonra dönebildiği memleketinden elinde bir bavulla gönderilir.

1955’te başlayan Kıbrıs krizi, 1974’e, hatta daha sonrasına kadar süren bir etki bıraktı. Teologos da bu krizlerin ilk dalgasından etkilenenlerdendir. O, siyasetle ilgilenmeyen, cemaat içinde özel bir görevi olmayan, son derece sıradan biridir. Bildiğimiz gibi, o dönemde Patrikhane ve genel olarak tüm Rum dernekleri “milli birlik ve beraberlik için tehdit oluşturdukları” ithamlarıyla hedef hâline getirilmişti. Rum toplumunun ileri gelenleri üzerinde baskı oluşturulmuştu; bazı dernekler kapatılmış, ileri gelen bazı Rumlar da sınır dışı edilmişti.[3] 

Ancak Teologos örneğinde gördüğümüz, sıradan kişilerin de 1964 Sürgününü önceleyen bu tehdit ortamının mağduru olmasıdır. Suçlamalar, genelde, Yunanistan lehine ajanlık yapmak, Kıbrıs için Türkiye aleyhinde yasadışı faaliyetlerde bulunmak, örneğin Kıbrıs’taki Rum çetelerini finanse etmek gibiydi. Bu nedenle 1955-1964 arasında birçok Rum, aleyhlerine hiçbir kanıt olmaksızın kişisel olarak ya da küçük gruplar hâlinde sürgün edilmiştir.[4] Teologos ise bunlardan da farklı olarak son derece sıradan bir kişiydi. Herhangi bir kültür derneğinin üyesi dahi değildi. Yunan uyrukluydu sadece, ki aktardığına göre ailesi Sinop kökenlidir. 

O dönemde, Yunan uyruklu Rumlar ile Türk uyruklu Rumlar tümüyle kaynaşmış hâldeydiler. Bugünden baktığımızda diyebiliriz ki, sıradan bir kişi olan Teologos’un da sınır dışı edilerek gönderilmesi ve bu operasyonun medyaya servis edilmesi, “64 Sürgünü”nün doğrudan habercisidir. Teologos’un kovulma haberinin gazetelerde ilk sayfadan verilerek medyatik figür yapılması, bir kişi üzerinden bir grubun süreç içinde damgalamak için kullanılması ve bunun için sıradan bir esnafın seçilmesi önemlidir.

Bu tür örnekler aslında bir toplumsal grubun nasıl kurban edildiğini ve kimliği üzerinden nasıl cezalandırıldığını anlatır. Aslında Teologos, hiçbir eylemi yüzünden cezalandırılmıyordu; zaten gözaltına alınması, sorgulanması ve hâkim önüne dahi çıkarılmadan medyaya servis edilerek sınır dışı edilmesi sadece 2 gün içinde gerçekleşmişti. Teologos Ortodoks değil de Müslüman olsa esnaflık yapmaya devam edecek, kendi hâlinde bir adamdır. Yani herhangi bir seçiminden dolayı bir risk alıp o riskin karşılığında da bir sorun yaşamıyor. O, politikayla tamamen ilgisiz biriydi, Rum toplumu içinde öne çıkan biri de değildi. Sporcu çevresi vardı sadece, zaten fazla eziyet görmekten de ünlü sporcuların araya girmesi sayesinde kurtulmuş. Teologos’un aktardığına göre, Fenerbahçe’de oynayan bir futbolcu arkadaşının Emniyet’teki babası sayesinde kurtulmuş. 

Teologos’un anlattığına göre, Yunan jandarması da onu sınırdan teslim alıp serbest bırakmış. Yani Yunan Devleti onunla ilgilenmemiş! Sadece bir trene bindirip Atina’ya yollamışlar. Bu durum, Teologos’un Yunan istihbaratıyla hiçbir ilgisinin olmadığını gösterir! Daha sonra Teologos, Atina’da teyzesinin yanına yerleşip işçiliğe başlamış. Hayatında daha önce hiç Yunanistan’a gitmemişken bu yeni yurdunda uzun süre zorluk çekmiş ancak yeniden kendine bir hayat kurmayı başarmış. Teologos bu süreci şöyle anlatıyor: 

İlk geldiğimde çok yalnız kaldım. Zorluk çektim biraz, o zamanlar iş yoktu, çok zorluk vardı burada. Neyse, ben usta olduğum için iş bulabildim. Zanaatım vardı, döşemeciydim, koltuk moltuk yapıyordum, kılıfları yapıyordum. […] Sonra İstanbullular geldiler. 64’te geldiler onlar. Annem ve kız kardeşlerim de gelmek zorunda kaldılar buraya. Akrabalarımızın yanında bir 10 sene kadar kaldık. Zordu bizim için, biraz para topladık, ev kiraladık, ondan sonra ev yaptık bir de. Şimdi o evde kalıyoruz. Ben geç evlendim, burada 40 yaşında evlendim. Geçinecek hâle geldim, o zaman evlendim. 
Ben İstanbul için en iyi lafları söylüyorum. […] Burada kavga ediyorlar benimle; ‘Aman sen de İstanbul’u beğeniyorsun, İstanbul için iyi şeyler söylüyorsun, hadi be sen de İstanbullu’ diyorlar. Evet, beni kovdular, e ne yapalım, o zamanlar hükümetler böyleydi… Gönderilmeseydim kalacaktım elbette memleketimde. Döşemeciydim, yani işim vardı zaten. 
Ben aslında –o zamanlar- Olimpiyatlara katılmak istiyordum ama en iyi zamanımda kovuldum oradan. Burada, yani Atina’da devam etmek istedim ama para yoktu, bir şey yoktu. Çok madalyam vardı, kupalarım da vardı, mahvoldu, kaybolmuş hepsi. […] Bizim Galata’da iki tane dükkân da vardı, demirci dükkânı, ama şimdi istimlak olmuş, onlar kayboldu, babamındı. Kınalıada’da iki tane evimiz vardı. Onlar da gitti. Harbiye’de Ölçek Sokak'taki ev, o da gitti.”

Hayatı boyunca acı çekmiş ama buna rağmen memleketi İstanbul’u kötü hatırlamayan Teologos’un anlattıkları, hakkındaki casusluk suçlamasını tümüyle boşa çıkarmaktadır. Aradan geçen onlarca yıla rağmen Türkçe ile bağını koparmadan, Yunanistan’da “İstanbullu Rum” olarak yaşamaya çalışarak ve hâlâ haksızlığa uğramışlık hissi olmadan “E n’apalım, o zamanlar hükümetler böyleydi” diyerek Türkiye’yi savunmaktadır. 

Yunan uyruklu olduğundan dolayı, sürgününden sonra mallarına el konulmuş. Görüldüğü gibi, burada orta hâlli bir küçük insan hikâyesi vardır. Teologos hiç görmediği, bilmediği topraklardaki krizlerin kurbanı olarak, Türkiye’de Rum azınlığın Kıbrıs meselesinde nasıl kurban edildiğinin anlaşılmasında canlı bir örnektir. Tabii bu hikâye görece yine olumlu hikâyelerden biri, çok daha kötü hikâyeler var: fuhuş yapmak zorunda kalanlar, intihar eden orta yaşlı iş adamları, boşananlar, ailesi dağılanlar… Özellikle ileri yaşta Yunanistan’a gelenler uyum sorunu yaşayıp yok olup gitmişler.[5] 

Son edindiğim bilgilere göre, ömrü boyunca çalışmış olan Teologos şu an ancak maddi yardım almak zorunda kalarak yaşamını devam ettiriyor. Oysa İstanbul’da gençliğinde orta hâlli, hatta varlıklı dahi sayılabilecek bir esnaftı.

Dipnotlar

[1] Bu metinde sözü geçen koltuk döşemecisi ve atlet Teologos’un hikâyesi, ilk baskısı Aralık 2016 tarihinde istos yayın'dan çıkan Rum Olmak Rum Kalmak adlı kitapta genişletilerek makale olarak yayımlanmıştır. Bkz. Yıldız, Süheyla. "Koltuk Döşemecisi Teologos’un 'Casusluk'tan Sürgünü", Rum Olmak Rum Kalmak içinde, Hakan Yücel (der.), İstanbul: istos yayın, Aralık 2016, ss. 173-193.

[2] ‘‘20 Dolar 20 Kilo’’ adlı, 1964’te Türkiye Rumlarının sürgün edilmesini konu eden proje kapsamında 2013 Kasım-2014 Mart tarihleri arasında, Bağımsız Araştırma, Bilgi ve İletişim Derneği (BABİLDER) desteğiyle Yunanistan’da alan araştırması gerçekleştirilmiştir.

[3] Bkz. Akgönül, Samim, Türkiye Rumları; Ulus Devlet Çağından Küreselleşme Çağına Bir Azınlığın Yok Oluş Süreci, İstanbul: İletişim Yayınları, (5. Baskı) Mart 2021.

[4] ve [5] Bkz. Romain Örs, İlay (der.), İstanbullu Rumlar ve 1964 Sürgünleri: Türk Toplumunun Homojenleşmesinde Bir Dönüm Noktası, İstanbul: İletişim Yayınları, 2019.


Süheyla Yıldız, lisans eğitimini 2008 yılında Yeditepe Üniversitesi Fransızca Siyaset Bilimi bölümünde tamamladı. Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Yüksek Lisans Programında ‘‘Modern Türkiye’de Yahudilerin Kimlik Stratejileri’’ başlıklı teziyle 2012'de yüksek lisans derecesini aldı. Ardından Strasbourg Üniversitesi Siyaset Bilimi Doktora Programını tamamladı. Yıldız’ın özellikle modern Türkiye’de Yahudi örgütlenmesi ve Yahudi gençliği üzerine çalışmaları ve yayınları bulunmaktadır.

Bu kategoride daha fazla: Göç Yolları

Tümünü gör

Daha fazlası: Süheyla Yıldız

Tümünü gör
Hamasist mi, Hümanist mi? – Süheyla Yıldız

Hamasist mi, Hümanist mi? – Süheyla Yıldız

/