İçeriğe geç

Freud’un Gölgesinde: Geçmişin Sahneleri, Bugünün Savaşları – Yakup Cemel

Yazan Yakup Cemel
Freud’un Gölgesinde: Geçmişin Sahneleri, Bugünün Savaşları – Yakup Cemel
Yayınlanma tarihi:

Sigmund Freud, 1856’da Moravya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Viyana’da büyür, tıp eğitimi alır ve tüm kariyerini bu şehirde inşa eder. Freud’un bilime getirdiği radikal yenilikler arasında psikanaliz, bilinçdışı ve rüyaların yorumu öne çıkar.
Psikanaliz, bireyin zihnindeki bilinçdışı süreçleri ve davranışlarının ardındaki psikolojik dinamikleri anlamayı amaçlayan devrimci bir yöntemdir. Bilinçdışı kavramı, insan davranışlarını yalnızca bilinçli düşüncelerle açıklamanın yetersiz olduğunu ve zihnimizin görünmeyen katmanlarının büyük bir etkisi olduğunu savunur. Rüyaların yorumu ise, bastırılmış arzuları ve kaygıları anlamanın bir yolu olarak, zihinsel yaşamın karmaşık yapısını çözmeye çalışan özgün bir yaklaşım sunar. Freud’un geliştirdiği serbest çağrışım yöntemi ise, danışanın zihninde dolaşan her türlü düşünce ve anının bilinçdışını açığa çıkarabileceğini gösteren psikanalizin en temel araçlarından biri hâline gelir.
Tüm bu yenilikler, hem bilim dünyasında yoğun tartışmalar yaratmış hem de Freud’un Yahudi kimliğiyle birleşerek dönemin toplumunda çeşitli önyargılara ve antisemit tutumlara maruz kalmasına neden olur.

1938’de Nazi ordularının Avusturya’yı işgaliyle birlikte bu gerilim ölümcül bir boyut kazanır. Freud, öğrencilerinin ve dostlarının yoğun çabalarıyla İngiltere’ye geçmeyi başarır ve Londra’da sürgün hayatına başlar. Ancak bu kurtuluş ağır bir bedel taşır: Dört kız kardeşi; Rosa, Mitzi, Paula ve Adolfine Viyana’da kalır. Hiçbiri toplama kamplarından sağ çıkamaz. Freud’un ardında bıraktığı bu trajedi, onun kişisel hikâyesinin en acı bölümüdür. Kendi yaşamını kurtarmıştır ama Yahudi kimliğinin en çıplak gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bunlar; köksüzlük, sürgün ve kayıptır.

Bu hikâye Goce Smilevski’nin kaleme aldığı “Freud’un Kız Kardeşi” adlı kitapta da ayrıntılı biçimde işlenir. Kitapta Freud’un bilimsel dehasının gölgesinde kalan, terk etmek zorunda kaldığı kadınların dramı görülür. Freud’un Londra’daki son yılları hem psikanalizin kurucusunun entelektüel mirasıyla hem de geride bıraktıklarının yok oluşunun derin gölgesiyle yan yana durur. 23 Eylül 1939’da Londra’da hayata veda eder.

Bugün geriye dönüp baktığımızda Freud’un yaşam hikâyesi, bireysel travmalarla toplumsal felaketlerin nasıl iç içe geçmesinin hikayesidir. Bireylerin yaşadığı travmalar yalnızca fiziksel ya da güncel olaylarla sınırlı değildir. Çoğu zaman çocuklukta oluşan derin izler, yaşam boyu davranışları ve duygusal tepkileri şekillendirir. İnsan zihni, yaşanan olayları yalnızca hatırlamakla kalmaz. Bellekteki bazı sahneler, özellikle çocuklukta şahit olunanlar, zihinde silinmez izler bırakır. Freud, işte bu unutulmaz sahneleri açıklamak için “primal sahne” kavramını kullanmıştır.
Primal sahne, çocuğun erken yaşta şahit olduğu ama tam olarak anlamlandıramadığı yoğun bir sahnedir. Çoğu zaman bu sahne, yetişkinlerin dünyasına ait karmaşık bir olaydır. Örneğin; anne baba arasındaki şiddetli bir kavga, kapının çarpılıp evin sessizliğe gömülmesi ya da anne babanın cinsel ilişkisine şahit olmak gibi… Bunlar çocuğun beynine kazınır. Çocuk o anda gördüklerini rasyonel olarak kavrayamaz. Fakat sahnenin duygusal yükü belleğe yerleşir. Yıllar sonra bile, benzer bir ses ya da görüntü o çocukta aynı kaygıyı yeniden tetikleyebilir.

Bu yalnızca bireysel bir olgu değildir; toplumların belleği de adeta primal sahnelerle doludur. Bir çocuğun zihninde anne babasının kavgası nasıl kalıcı bir korku yaratıyorsa, bugün dünyanın birçok yerinde bombaların gölgesinde büyüyen çocukların zihnine de yıkılan binalar, siren sesleri, kaybolan aile üyeleri aynı şekilde kazınır. Bunlar yalnızca birer anı değildir. Bunlar gelecekte kaygı, öfke, güvensizlik ve hatta şiddete dönüşebilecek güçlü sahnelerdir.
Freud’un vaka sunumu niteliğindeki “Bir Çocukluk Nevrozu Hikâyesi: Kurt Adam Vakası” adlı eserinde primal sahneler ayrıntılı biçimde ele alınır. Analiz ettiği hastanın “kurtlarla dolu ağaç” rüyasının, çocuklukta şahit olunan ve anlamlandırılamayan bir sahnenin maskeli yansıması olduğunu öne sürer. Freud burada rüyanın, bireyin bilinçdışına kazınmış primal sahnenin sembolik bir dışavurumu olduğunu gösterir.

Bugünün çocukları içinse maskeye gerek yoktur: patlayan bir füze, çığlık atan bir anne, donuk bakışlı bir asker… Bunların hepsi doğrudan ve çıplak biçimde hafızaya kazınır. Yarın bu çocukların davranışlarında, korkularında ve hatta toplumdaki tutumlarında bu sahnelerin etkisi görülmeye devam edilebilir. Çünkü bireyin primal sahneleri, toplumların ortak hafızası gibi, unutulmazdır ve yeni kuşakların psikolojisini şekillendirir.

İçinden geçtiğimiz bu günlerin, Freud’un terk etmek zorunda kaldığı 1930’ların Avrupa’sıyla ürkütücü benzerlikler taşıdığı yadsınamaz bir gerçektir. O dönemde antisemitizm ve faşizm yükselmiş, kitleler bir ideoloji uğruna sürüklenmiştir. Günümüzde farklı kimliklere, farklı halklara yönelen düşmanlıklar, şiddeti ve işgali meşrulaştıran söylemler aynı karanlık senaryoyu yeniden sahneler. Savaş, yalnızca cephelerde değil; şehirlerin sokaklarında, hastanelerde, okullarda, çocukların odalarında da yaşanır.

Freud’un kişisel hikâyesi bize şunu hatırlatır: savaşların kayıpları yalnızca ölümler değildir. Bazen en derin kayıplar, hayatta kalanların zihinlerinde saklanır. Freud, Viyana’dan ayrılırken geride bıraktığı kız kardeşlerini kurtaramamıştır.

Bugün biz de haberlerde izlediğimiz yüzlerce çocuğu, kadını ve binlerce masum insanı kurtaramıyoruz. Ancak Freud’un mirası bize bir sorumluluğu hatırlatır: savaşın ürettiği primal sahneler yalnızca bireysel değil, kolektif bir bilinçdışı da yaratır. Bu travmatik sahneler, geleceğin toplumlarını şekillendirir ve eğer farkına varılmazsa, kuşaklar boyunca barışı engeller.
Her savaş fiziksel kayıpların yanında, gelecek kuşakların bilinçdışına kazınan bir yara bırakır; bizler, bu yaraların oluşmamasını sağlayacak adımları atmazsak, yarının dünyası bugünden çok daha yaralı olacaktır.

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Yakup Cemel

Tümünü gör
Hem Hayvan Hem Gergedan -  Yakup Cemel

Hem Hayvan Hem Gergedan - Yakup Cemel

Yazan Yakup Cemel
/