Trakya Pogromu – Mösyö Nahum Anlatıyor: “Güven duyamıyor insan tüm bunları bilerek. Akşam yatağında huzurla uyuyamıyor.”

Mösyö Nahum, hemen pek çokları gibi 1492 göçüyle Çanakkale’ye yerleşmiş pek çok Yahudi aile gibi yüzyıllarca orada yaşamış bir ailenin ferdiydi. 1960’lı yıllarda Çanakkale’den İstanbul’a eğitimi için ailesi ile göç eden Mösyö Nahum Trakya Olayları’na dair anlatacak pek çok şeyi olan diğerlerine nazaran genç yaşı sebebiyle Trakya olaylarına dair onun tanıklığı ikincil kaynaklıktan öteye gidemese de anlattıklarıyla, yaşananların yaşayanlardan çok onlardan sonra gelen nesiller tarafından daha özgürce konuşulabildiğine dair iyi bir örnekti. Buna rağmen her ne kadar o da olayların daha sonra yaşanan Varlık Vergisi, İhtiyatlı Askerlik gibi olaylar gibi güven kırıcı ve yaralayıcı olduğunu düşünse de kendisine, saklanmadan aktarılan olayları gelecek nesillerin öğrenmesinin bir önemi olmadığını düşünüyordu. Çünkü ona göre yaşananları hatırlamanın, hatırlatmanın ve aktarırken yeniden (yeniden) yaşamanın, hissedilen güvensizlik duygusunun pekiştirilmesinden başka bir fonksiyonu yoktu. Kendi sözleri ile Mösyö Nahum anlatsın;

 

“Ben doğmadan önce yaşanan Trakya olaylarını ilk kez ailemden işittim. Tüm Trakya’da aynı zamanda olduğunu, canlarından olma tehdidiyle Yahudilerin yaşadıkları bölgeleri birkaç günlüğüne terk etmek zorunda kaldıklarını, gidenlerin büyük kısmının olaylar bittikten sonra geri döndüğünü ama bir daha geri dönmeyenler olduğunu anlattılar. Çanakkale’de olmasa da başka yerlerde ırza göz dikme, adam öldürme gibi olaylarda olduğunu anlatırlardı. Çanakkale’de olaylardan tehditten öteye gitmemiş diye biliyorum. ‘Asarız, keseriz!’ tehditleriyle huzursuzluk verdiklerini, basit tehditler ve basit fiziksel tacizlerden öteye gitmeyen olaylar sonucunda Yahudilerin daha fazlasından korkarak yaşadıkları yerleri terk ettiklerini söylediler. Birçoğu çevre ilçelere olayların olmadığı yerlere gitmişler. Babamın ailesinden Bozcaada’ya gidenler olduğunu biliyorum. Orada çoğunlukla Rumlar olduğu için onların arasında daha güvende olacaklarını düşünmüşler. Onun dışında, Biga, Bayramiç ve Ezine’ye gidenler olduğunu da biliyorum ama sonraları okuduklarım beni çelişkiye düşürdü. Oralarda da bu olayların benzerlerinin yaşandığını yazıyordu. Tabii olabilir. Bizimkilere gelince, Annemden gece gizlice kaçtıklarını, kıymetli eşyalarını evin alt katında bulunan depoya sakladıklarını dinledim. Çanakkale’nin dışında sahip oldukları bir araziye kaçmışlar. Bu arazinin üzerinde barakadan bozma, yıkık dökük penceresi bile olmayan bir depo var. Samanlıktan farksız. İşte bir hafta, ateş yakmadan, ışık görmeden orada saklanmışlar. Babamın ailesi ise evlerinden olaylar dinene kadar çıkmamış. İki katlı evlerinin üst katında bir odaya kapanıp burada beklemişler. Babam geceleri büyükbabamın elinde silahla korkuyla gelecek olanları beklediğini aktardı. Acaba o silahla eve girenleri mi yoksa kendilerini mi öldürecekti? Olaylar bittiğinde emir geliyor. Yahudiler yerlerinde kalabilir, duruma el koyulmuştur şeklinde. Ama pek çok kişi için geç oluyor. Bu şekilde göç edip bir daha geri dönmeyen aileler oluyor. Yıllar sonra İsrail’e göç ediyorlar. Onlardan sonra gelen çocuklar, torunlar, İsrail’de yaşayan başka Çanakkaleliler ile tanıştığında öğreniliyor bu aileler. Yaşananlar bence bizler açısından güven kırıcıdır. Bugün olsa ne hissederim ben ne yaparım bilmiyorum. Konuşmak anlatmak insanı rahatlatıyor bir yerde. Ailemiz ne benden ne de kardeşlerimden saklamadılar yaşadıklarını. Evimizde konuşulurdu. Ama asla bir suçlu gösterilmez, birinin kabahati denmezdi. Kimin yaptığından çok, ne olduğunu anlatılırdı. Türkiye’ye yürekten bağlı insanlardır ikisi de. O kadar bağlılar ki neredeyse bütün kuzinleri İsrail’e göç etti ama onlar gitmeyi hep reddettiler. Bana gelince ben çocuklarıma henüz anlatmadım ama sorarlarsa, konusu açılırsa

bildiklerimi seve seve anlatırım. Tarihlerini bilmeliler tabii ama konuşmanın bir faydası yok aslında. Güven duyamıyor insan tüm bunları bilerek. Akşam yatağında huzurla uyuyamıyor.”

 

Bunları da beğenebilirsiniz...