31 Mart 1492 Yahudi Sürgünü – Işıl Demirel

Joaquín Turina_expulsión judíos sevilla

Joaquin Turina y Areal’in Yahudilerin Sevilla’dan sürgünü isimli eseri

Işıl Demirel

İber Yarımadası’nda Yahudi varlığının Eski Roma döneminden beri süregeldiği bilinmektedir. Özellikle 8. yüzyılda 756 yılında kurulan Endülüs Emevi Devleti’nin egemen olduğu İspanya’nın güney bölgesinde Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanların 300 yıl kadar huzurla yaşadıkları ve Yahudilerin son derece yüksek bir uygarlık kurdukları ve Yahudiliğin bu coğrafyada bir hayli geliştiği söylenebilir. Ancak 10 ve 11. yüzyıllarda Müslüman dünyasındaki iktidar anlaşmazlıkları baş göstermeye başladığında bu aynı zamanda Yahudiler içinde sonun başlangıcı olacaktır. Müslüman dünyasının bu karışık durumdan faydalanarak Reconquista yani İspanya’nın yeniden fethi hayaline fırsat bulan Katolik Hristiyanlar Granada’nın Yahudiler için sonunu getirecektir.

Reconquista, yalnızca İspanya’nın değil tüm Avrupa’nın Hristiyanlaşmasını hedeflemektedir. Bunun içinse Yahudi varlığının yok edilmesi gerekmektedir. Tam da bu sebeple 12. ve 13. Yüzyıllar Yahudilere karşı hoşgörüsüzlüğün ve zulmün arttığı ve Yahudi varlığının Batı Avrupa’dan silinmeye çalışıldığı dönemler olarak görülmelidir. 1290 yılında İngiltere, 1306 yılında Fransa, Yahudileri ülkelerinden sürecek ve buralardaki Yahudi varlığına son vereceklerdir. Hristiyanların kontrolündeki Kuzey İspanya içinde aynı anlayış ve hoşgörüsüzlük söz konusudur. Yahudiler üzerindeki baskı 15 yüzyıla kadar azalıp çoğalarak devam eder. Nitekim yaklaşık 300 yıl boyunca süren Reconquista hayali sonunda 1492 yılının Ocak ayında Katolik ordularının Granada’ya girmesi ile tam anlamıyla gerçekleşmiş ve tamamlanmış olur. İspanya’nın kuzeyinden gelen Hristiyan güçler 8. yüzyıldan beri süregelen Müslüman egemenliğine son vererek kendi iktidarlarını ilan ederler.

İktidarlarını ilan etmelerinin hemen ardından 31 Mart’ta Granada şehrinde Yahudilerin sınır dışı edilmeleri ile ilgili fermanı imzalar ve halka duyururlar. Söz konusu ferman Yahudilere iki seçenek sunmaktadır; ya Hristiyanlığı kabul edeceklerdir ya da 1492 yılının Temmuz ayı sonuna kadar ülkeyi ilelebet terk edeceklerdir. Bu sert koşullar karşısında pek çok Yahudi topraklarından vazgeçmektense dinlerinden vazgeçerek hayatlarına Konverso olarak devam etmeyi tercih eder. Kitlesel din değiştirmelerden sonra kısa süreyle tatmin olan Katolik dünyası için din değiştirenler de sonraları yeni bir problem olacaktır. Her ne kadar yeni Hristiyanlar olarak hayatlarına devam ediyor olsalar da aile bağlarına sadık kalmaları, kendi aralarında evlenmeleri ile hep gizliden gizliye kendi dinlerini devam ettirmekle suçlandılar ve gözetim altında tutulmaya çalışıldılar.

Katolik dünyasının katı fermanına istinaden imanlarından vazgeçmeyen pek çokları için mecburi göç 1492 yılının Mayıs ayında başladı. Zira iki koşuldan birini kabul etmeyenleri Katolik İspanya’nın engizisyon kuralları bekliyordu. Kendilerine verilen süre zarfında taşınır ve taşınmaz tüm mallarını elden çıkarmaları için Yahudilere hak tanınmışsa da ancak altın, gümüş ve her türlü nakit para ile ihracı yasaklanmış maddeler ve yiyecekler dışında kalan mallarını kara veya deniz yoluyla ülke dışına çıkarmalarına izin veriliyordu. Böylece tehcire tabii tutulan yaklaşık 250.000 Yahudinin pek çoğu ülkeden ayrılmak için bindikleri gemilerin İspanyol kaptanları tarafından denizin ortasında ölüme terk edilirken, yolculuklarını tamamlamayı başaranlar görece daha hoşgörülü olan, toplumsal ve ekonomik durumun elverişli olması sebebi ile de çekici hale gelen doğu ülkelerine ve özellikle de Osmanlı egemenliğindeki Doğu Akdeniz topraklarına göç etmeyi tercih ettiler. Tarih Ağustos 1492’ye geldiğinde İspanya’da Yahudilik inancına sahip bir kişi bile kalmamıştır.

Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’na büyük kitlesel göçler yapıldığı bilinmektedir. Hatta Osmanlı kaptanlarının Yahudileri gemilerle ülkeye taşıdıkları savı da öne sürülmektedir. Her ne kadar Anadolu coğrafyasında Yahudi varlığı çok eski zamanlardan beri süre geliyor olsa da yüzyıllar boyunca Müslüman bir devletin egemenliğinde yaşarken son derece gelişmiş bir medeniyet, ticaret ve ilim anlayışı geliştiren İspanyol Yahudileri de dönemin Osmanlı İmparatoru II. Bayezıd’a cazip gelmiş olmalıdır. İspanya’dan göç eden Yahudileri Selanik, İstanbul, Edirne, İzmir ve çevre bölgelere yerleşmeleri için teşvik ederken, Yahudilerin buralarda iyi karşılanmalarını sağlamak üzere de bir ferman yayınlar.

Böylece İspanya’dan kovulduktan sonra Osmanlı İmparatorluğu dahil olmak üzere Kuzey Afrika, İtalya ve Avrupa’nın diğer ülkeleriyle, Arap ülkelerine yerleşen Yahudiler, Sefarad (İbranice Sefardim yani İspanya) olarak anılmaya başlarlar. Günümüzde de devam eden Sefarad Yahudi varlığı Anadolu coğrafyasında bu göç ile kurulmuş, yüzyıllar boyunca kültürü ile köklenmiş ve yaşayagelmiştir.

 

Özet Kaynakça:

Avram Galanti, Türkler ve Yahudiler, Gözlem Yayıncılık, 1995; Esther Benbassa& Aron Rodrigue, Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi, İletişim Yayınları, 2001; Naim Güleryüz, Türk Yahudileri Tarihi, Gözlem Yayıncılık, 1993; Stanford J. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler, Kapı Yayınları, 2008.

Bunları da beğenebilirsiniz...