Avlaremoz’un kuruluşunun 10. yılı duyurusu, Hrant Dink’in genel yayın yönetmeni olduğu Cumhuriyet döneminin ilk Ermenice gazetesi Agos’un önünde silahlı saldırıya uğramasının 19. yılına denk geldi. Ermenice’de “tohum atmak için açılan çukur” anlamına gelen agos, adını Judeo Espanyol’dan alan ve “hadi konuşalım” demek olan avlaremoz, Yunanca “ses” anlamına gelen ichos… Azınlık gazetelerinin isimleri; yenilik, barış, aydınlık ya da konuşmak gibi sözcüklerle, sanki her seferinde küçük ama kararlı bir adımı işaret eder. Bu adımlar hep cesurdur; ama o tanıdık “güvercin tedirginliği” hiçbir zaman tamamıyla kaybolmaz.
Judeo-Espanyol’da “konuşalım” anlamına gelen avlaremoz, yüzyıllardır Türkiye Yahudi toplumu içinde yer etmiş, “susmak” ve “görünür olmamak” hâlini tarif eden kayades’in karşısında, hafızayı kayda geçirmek ve olan biteni dile getirmek için yola çıktı. Ayrımcı ya da antisemit deneyimler çoğu zaman söze dökülmeden geçilip gidiyor, göz ardı ediliyor; böylece hem bireysel hem de toplumsal düzeyde büyük boşluklar oluşuyor. Ne de olsa hep denildiği gibi, insan yalnızca konuştuklarından değil, sustuklarından da sorumludur.
Bu noktada Fransız Yahudi filozof Emmanuel Levinas (1906–1995) düşüncesiyle yanımızda durur. Levinas, sorumluluğun Öteki’nin yüzüne baktığımız anda başladığını söyler. Başka biriyle yüz yüze gelmek, yalnızca karşıdakinin gözlerini, burnunu, ağzını- yani yüzünü-görmek değildir; o anda Öteki’nin yüzünde Yahudiliğin ilk emri olan “Öldürmeyeceksin” çağrısı duyulur. Öteki’nin yüzü, söze ihtiyaç duymadan, karşısındakini sorumluluk almaya çağırır. Levinas için yüz, temsil edilebilen bir imge ya da kavranabilir bir nesne değildir. Yüz, tam da ele gelmeyen, tanıma sığmayan, bu yüzden de karşısındakini huzursuz eden bir varoluş hâlidir. Öteki’nin yüzüyle karşılaşmak, onu kategorilere ayırmayı, tanımlamayı, hatta anlamayı askıya alır. Yüz, bilgiden önce gelir; ondan önce gelen şey ise sorumluluktur. Bu nedenle Levinas’ta etik, bilgiden ya da varlıktan sonra değil, onlardan önce yer alır.
Avlaremoz’un yayınladığı binlerce içerik bu etik zeminde anlam kazanır. Bu yüzden Avlaremoz’da anlatılan küçük hikâyeler yalnızca bireysel hatıralar değildir. Onlar, yüzle karşılaşmanın dile gelmiş hâlleridir. Bir Sefarad yemeği tarifi, Holokost’tan kurtulma anısı, bir şehir köşesi ya da tek bir kelime; hepsi Öteki’nin yüzüne bakmanın ve bu bakışı sessizlikte bırakmamanın yollarıdır. Hafıza, Levinas’ın işaret ettiği gibi, ancak bu sorumluluk alındığında canlı kalır.
Levinas, sorumluluğun özgürlüğü sınırlayan değil, onu mümkün kılan şey olduğunu düşündüğü için metinlerini topladığı kitabına Zor Özgürlük adını verir. Buradaki özgürlük, kişinin dilediğini söyleyebilmesi ya da geri çekilebilmesi değil; Öteki’nin yüzü karşısında cevap vermekten kaçamamasıdır. Levinas’ın özgürlüğü rahatlatıcı değil, bağlayıcıdır. İnsan, tam da bu yükümlülük nedeniyle özgürdür.
Bu anlayış, Martin Luther King Jr.’in barış düşüncesinde de açıkça görülür. King için barış, gerilimi bastırmak ya da çatışmayı ertelemek anlamına gelmez. Aksine, adaletsizliğin görünür kılındığı, yüzlerin saklanmadığı ve sorumluluğun açıkça üstlenildiği bir süreçtir. 1963’te Washington’da yaptığı I Have a Dream (Bir Hayalim Var) konuşmasında bunu açıkça dile getirir:“Özgürlük çanları çaldığında, bu herkes için çalacaktır.”
King’in şiddetsiz eylem anlayışında barış, pasiflik değil, dirençtir. Şiddete başvurmadan sokakta yürümek, yüzünü gizlemeden konuşmak ve eşitsizliği açıkça dile getirmek, barışı bir sonuçtan çok bir yöntem hâline getirir. Bu mücadele, ancak birlikte sürdürülebilir. King’in sözleriyle,“Bu inançla birlikte çalışabilir, birlikte mücadele edebiliriz.”
Avlaremoz’un on yıldır sürdürdüğü yayın çizgisi de barışı tam bu yerden düşünür. Büyük uzlaşma anlatıları yerine küçük hikâyelere kulak vermesi, sessiz bırakılmış deneyimlere alan açması ve konuşmanın her zaman kolay olmadığı bir yerde “konuşalım” demesi, barışı sessizlikte değil sözde arayan bir tutumu yansıtır. Barış, burada yüksek sesle ilan edilen bir hedef değil; yüzü görülen, sesi duyulan Öteki karşısında verilen zor ama gerekli bir cevaptır.
İllüstrasyon: İrem Kurt