İçeriğe geç

Derviş Korkut’un İki Kurtarma Hikayesi: Haggada’yı Saklamak, Mira’yı Korumak – Özlem Karakuş

Derviş Korkut’un İki Kurtarma Hikayesi: Haggada’yı Saklamak, Mira’yı Korumak – Özlem Karakuş
Yayınlanma tarihi:

İkinci Dünya Savaşı, yalnızca kaybedilen hayatların değil; suskun tanıkların, bir gecede yabancıya dönüşen komşuların, yakılan kitapların ve silinen kültürel izlerin de dönemi oldu. Böyle bir ortamda çoğu insan kendi menfaatini korumaya çalışırken, bazıları başkalarına dair sorumluluk üstlenmeyi seçti. Saraybosna’da yaşayan Derviş Korkut da o insanlardan biriydi. Aynı savaş içinde hem bir genç kadını hem de yüzyıllar öncesine ait bir el yazmasını savaşın elinden çekip aldı.

Mart 1942-  Derviş Korkut ve etnik kökeni Arnavut olan karısı Servet Hanım Saraybosna’da yaşayan Müslüman ailelerden biriydi. Korkut Bey, alim, öğretmen, doğubilimci ve aynı zamanda Bosna Ulusal Müzesi küratörü ve kütüphane baş müdürüydü. Kendisi ayrıca Kur’an-ı Kerim’i Boşnakça’ya çevirmiş Besim Korkut’un kardeşiydi. Korkut Bey’in müzede kütüphane müdürlüğü yaptığı tarihte karısı Servet Hanım yeni doğmuş oğulları Munib’in bakımı ile ilgileniyordu. Bosna Ulusal Müzesi’nin en önemli özelliği, içeride – bugün el yazması UNESCO tarafından Dünya Belleği (Memory of the World) kapsamında koruma altında olan- Saraybosna Haggadası adıyla bilinen antik haggadanın sergilenmesiydi.

Saraybosna Haggadası’nden bir sayfa

İbranice kökeni “HGD” (anlatmak) olan Haggada, Yahudi Hamursuz Bayramı (Pesah) Seder sofrasında okunan ve Mısır’da kölelikten çıkış (Exodus) hikayesini anlatan metindir. Günümüzde Saraybosna Haggada’sı adıyla bilinen el yazması eser, 14. yüzyılın ortalarında İspanya’nın kuzeyinde kopyalanmış ve resmedilmiştir. Söz konusu haggada, Ortaçağ el yazması aydınlatma sanatının ve İbranice hat sanatının nadir bir başyapıtı olarak kabul edilen, dünyadaki en ünlü Pesah haggadasıdır. Eserin Ortaçağ Yahudi yaşamına ışık tutan, özellikle Kutsal Kitap’tan ve Pesah ritüellerinden sahneleri betimleyen renkli minyatürleri ve özenle yazılmış Sefarad harf biçimleri dikkat çekicidir. Araştırmacılar, bu kıymetli el yazması eserin İspanyol Engizisyonu sırasında Yahudiler ülkeden sürülürken Sefarad Yahudileri tarafından taşındığını düşünmektedirler. Eserin arka kısmındaki bir not, kitabın 1609 yılında İtalya’ya ulaştığını ve orada bir Katolik engizisyon görevlisinden onay imzası aldığını gösterir; demek ki eser bu sayede yok olmaktan kurtulmuştur. 19. yüzyılın sonlarında, Saraybosna’da yaşayan Kohen soyadlı bir Yahudi aile, eserin orijinal el yazmasını Bosna Ulusal Müzesi’ne vermiştir ama maalesef müze koleksiyonuna girdikten sonra bile bu değerli eseri bekleyen tehditler henüz bitmemiştir.

Floc’h çizimi: Derviş Korkut, haggadayı saklarken, The New Yorker

1942 yılında Nazi komutanlarından biri olan Johann Fortner, el yazması haggadayı ele geçirip beraberinde götürmek üzere müzeye geldiğinde, bu eserin öneminin farkında olan Derviş Korkut, el yazmasını paltosunun içine yerleştirerek komutandan saklamayı başarmıştır. Daha sonra Korkut Bey, müzeyi sessizce terk ederek eseri önce eve götürmüş; ardından evin güvenli bir saklama yeri olmadığına kanaat getirince, haggadayı uzak ve kırsal bir köye taşıyıp oradaki cami imamı arkadaşına emanet etmiştir. Korkut Bey’in arkadaşı, eseri camideki İslami kutsal kitapların arasına koyarak savaş bitene kadar korunmasını sağlamıştır. Yıllar sonra Korkut Bey’in eşi Servet Hanım bir gazeteciye verdiği röportajda bu olayı şöyle anlatmıştır:

“Eşim öğle yemeği için eve döndüğünde, Haggada’yı ceketinin altına saklamıştı. Bana, ‘Kimseye hiçbir şey söyleme. Hiç kimse bilmemeli, yoksa bizi öldürürler ve kitabı yok ederler’ dedi. O öğleden sonra, kız kardeşlerinden birinin yaşadığı Visoko’ya, onu ziyaret etme bahanesiyle gitti. Oradan da kitabı Treskavica dağlarının arasına gizlenmiş bir köye götürdü. Oradaki arkadaşı küçük bir caminin hocasıydı. Savaş boyunca haggada, diğer İslami eserlerin arasına saklanarak korundu.”

Derviş Korkut’un canı pahasına bu kıymetli eseri kurtarmasının yanı sıra eşi Servet Hanım’la birlikte savaşta ailesiz kalan Yahudi bir genç kızı evlerine alarak Nazilerden kurtardıkları da bilinmektedir. Mira Papo isimli bu genç kız Yahudi olduğu gerekçesiyle mensubu olduğu Yugoslav Partizan birliğinden 1942 yılında atılmıştır. Tam da o günlerde Nazi subayları, Yahudileri toplama kamplarına göndermek üzere sokakları ve çevredeki ormanları didik didik aramaktaydı. Bir gün Mira’nın babasının bir arkadaşı genç kızı Saraybosna’nın merkezindeki bir parkta uyurken bulmuş ve onu hemen Korkut Bey’in evine götürmüştür. Korkut ailesi bu genç kızı evlerine buyur etmeye ederler ancak tek bir kelime bile Boşnakça konuşmaması ve Servet Hanım’ın Kosova’dan gelen Arnavut kuzeniymiş gibi davranması şartıyla. Servet Hanım, 2009 yılında Nacional gazetesine verdiği röportajda Yahudi kızın evlerine gelmesini şöyle anlatmıştır: “Bizimle beraber kaldığı süre içerisinde Nazilerden saklansın diye ona çarşafımı verdim”. Mira -artık ona verdikleri yeni adıyla Amira- Korkut ailesinin yanında altı ay saklanmış ve böylece Bosna’yı kasıp kavuran ölümcül Nazi takibinden kıl payı kurtulmayı başarmıştır.

Derviş Korkut ve Servet Hanım

Savaşın akabinde komünist Yugoslav hükümeti iktidara gelmiş ve bu kez de Müslümanlar kendilerini zor bir konumda bulmuşlardır. Korkut Bey’in gençliğinde, Müslümanlar Balkanlar’da büyük bir çoğunluğu oluştururken, 1912–13 Balkan Savaşları’ndan sonra bölgedeki Müslümanların yarısından fazlası ya sürgün edilmiş ya da öldürülmüşlerdir. Hayatta kalanların önemli bir kısmı ise muhacir olup Osmanlı İmparatorluğu’nun geriye kalan topraklarına göç etmişlerdir. Korkut Bey’e gelirsek, kendisi savaş sonrasında hileli bir duruşma yüzünden “işgâlci işbirlikçisi” olarak ilan edilmiştir. Bu sebeple sekiz sene hapis cezasına çarptırılmış ama Zenica Hapishanesi’nde altı yıl mahkum edildikten sonra serbest bırakılmıştır. Serbest bırakılmasından hayatının sonuna kadar geçen sürede Saraybosna Şehir Müzesi’nde çalışmıştır.

Korkut Bey 1969, eşi Servet Hanım ise 2013 yılında hayata veda ettiler.

Yani, Derviş ve Servet Korkut’un hem bir el yazmasını hem de bir genç kızı kurtarmak için gösterdiği çaba, savaşın ortasında bile insanlığın bütünüyle kaybolmadığını kanıtladı. Onların sessizce yaptıkları bu iki kurtarma, yıllar sonra unutulmadı ve 1999’da Korkut çifti, Yad Vaşem tarafından “Uluslararası Dürüstler” unvanıyla onurlandırıldı. Böylece Saraybosna Haggadası da, Mira Papo da, yalnızca hayatta kalmakla kalmadı; Korkut ailesinin hikâyesiyle birlikte korunan bir vicdan mirasının parçası oldu. Bence bu hikaye, farklı inançların ve kimliklerin aynı şehirde, aynı evde, aynı sofrada yan yana var olabildiği bir geçmişin hala hatırlanabileceğinin bir örneğidir.

Bu kategoride daha fazla: Arşiv

Tümünü gör
Çikolata ve Sefaradlar -  İvet Acu Güney

Çikolata ve Sefaradlar - İvet Acu Güney

Yazan İvet Acu
/

Daha fazlası: Özlem Karakuş

Tümünü gör