Joseph Eliyia: Yunan Şiirinin Yahudi Mesihi

Eliyia’nın bir çizimi

Kaynak: Tabletmag, Matt Alexander Hanson

Çeviren: Nesi Altaras

Batı düşüncesinin iki mihenk taşı – Klasik Yunan Akılcılığı ve tek tanrılı Yahudi inancı – yarımadanın ücra bir köşesinde birleşip kısa ömürlü ama etkili bir komünisti nasıl yarattı?

25 Mart, Yunanistan Bağımsızlık Günü ama aynı zamanda 1944 yılında Nazilerin, İonnina(Yanya)’nın Romaniyot Yahudiliği’nin kalbini yok ettiği gün. Joseph Eliyia, Yunanistan’da ve tüm dünyada 20. yüzyıl başının en önemli hibrit düşünürü olarak akıllara kazındı. 30 zorlu senede 2300 senelik Yunan-Yahudi fikrini, Batı’nın akılcılık ve dindarlık geleneklerini birleştiren bir ses oldu. 87 sene önce, sadece 30 yaşındayken öldü.

Eliyia’nın mirasını Yanya Üniversitesi modern Yunan Edebiyatı profesörü Eleni Kourtmantzi ve Yanya kökenli başka bir solcu Yahudi yazar, siyasetçi Savas Micahel-Matsas sürdürüyor. 87 sayısı ayrıca, Holokost’ta yok edilen Yunanistan Yahudilerinin yüzdesi. Yahudi-Yunanistanlı araştırmacı Marcia Haddad Ikonomopoulos’a göre Yunanistan %87 oranı ile Nazi işgali altındaki ülkeler arasında Yahudiler nüfusunu en yoğun kaybeden ülke: Yahudilerinin %84’ü, yani 3 milyon insanın öldürüldüğü Polonya ikinci sırada geliyor. 

29 Temmuz 1931’da, Hitler iktidara gelmeden 18 ay önce, Eliyia Atina’da Evanjelik Hastanesi’ne götürüldükten sonra son nefesini verdi. Kuzeybatı’da Selanik yakınındaki Kilkis köyünden başkente olan tren yolculuğu, ızdırabını daha da şiddetlendirmişti. Köydeyken kirli sudan kaptığı bağırsak tifosu onun sonu olmuştu. Annesinin anlatışına göre ölümcül hastalığının sebebi patronunun hastalık izni vermemesiydi.

Eliyia’nın Atina edebiyat tavernalarından arkadaşı olan Heracles Apostolides – Eliyia gibi bir komünist, Yanya’nın ilk belediye başkanı ve 1945-1959 arasında Yunanistan’ın Milli Kütüphanesi’ni yönetecek olan hatırı sayılır gazeteci, arkadaşının ölümünün bir nevi intihar olduğunu söyledi ve şairin “Kilkis” şiirini bir işaret olarak gösterdi. Eliyia bu şiiri 1928’de kendini kalbinden vuran arkadaşı şair Kostas Karyotas’ın uğruna yazmıştı. Toplu Cavafy koleksiyonuyla ünlenen merhum New York Üniversitesi profesörü ve Romaniyot uzmanı Rae Dalven üç kıtalık şiirinin son satırlarını şöyle çevirmiş:

Bir yerde Hayat taşıyor, kalkansız ve fütursuzca

Doğu’nun ışığında,

Ve sen, fakir,

Başıboş yorgunlukla Kilkis’te yaşıyorsun!

Eliyia son yıllarını hüsran içinde geçirdi. Yaşadığı muhafazakâr köydeki tek Yahudi’ydi ve çalıştığı okulun müdürü, ondan adını değiştirmesini ve Yahudi kimliğini inkâr etmesini istemişti. Şair, işe başlamadan Yeni Ahit üzerine yemin etmek zorunda kalmıştı ama çok da umurunda değildi. Uzun süredir, İsa’nın öğretilerini dinler arası barışın sağlanması için savunuyordu. Yerlisi olduğu Yanya’nın Ortodoks Yahudileri onu kısacık hayatı boyunca eleştirirken, Eliyia birçok Hristiyan arkadaş edinmişti. Dünya Yahudiliği’nin milliyetçisi olarak, savaştan önce Siyonist Balfur Deklarasyonu’nu kutlamış, daha sonra ise bir anti-Siyonist olarak devrimci, İbranice dilinde şiirler yazan şairlere arka çıkmıştı. İki görüşü için de Alliance İsraelite Universelle’den atılmıştı: önce öğrenciyken, ardından öğretmenken.

Eliyia’nın persona non grata statüsü onu Yanya’dan sürgüne götürdü. Öğrencilerinden gelen okul paraları kesilmesiyle başladı. İlkin aşırı fakirlik içinde yaşadı. Baş düşmanı, cumhuriyet getiriciyi eleştiren bir makale yazdıktan sonra, sevdiği doğum şehrinde bir ay hapis yattı. Hapsi sırasında en ateşli şiirlerinden olan “Parmaklıklar Ardında”yı yazdı. Son iki kıtası tam gaz Marksizm havası taşırken sonda dini bir öngörü yer alıyor:

Ağır ağır zincirlerin tenime çarpıyor,

Acı esaret, kan emici serflik

Özgürlüğü arzuluyorum, geniş manzaraları

Ama ne yaparsın! Zindan kalesi üç duvarla çevrili.

Kara tiran, vahşi cinayet, yine beni fethedemedin,

Ve ruhum ağırbaşlılıkla eğilmedi,

Özgürlük için yalvarmıyorum, rahmet için,

Kapıda, ya Kabil, suçun akıyor!

[…]

Anti-konformist kooperatif bira kafesi, alternatif kitapçı ve alternatif müzik mekanı Bar Locomotiva, Atina’nın anarşist mahallesi Exarcheia’daydı. Kafede oturan sıcak ve konuşkan Savas Michael-Matsas kafasını eğdi ve sevgili arkadaşı ve solcu yoldaşı Eliyia’nın zamansız ölümünü düşündü. Michael-Matsas dünyaya kalın gözlüklerinin ardından baktı ve ünlü uzun beyaz saçları buklelerle örme Yunan stili gemici şapkasının yanlarından döküldü. Yüksek sesle ve uzun yıllar boyu yüzleştiği nesiller arası baskıyı ve Troçkist bir filozof, edebi teorist ve Devrimci İşçi Partisi lideri olarak, Yahudi Yunanlı kardeşlerinin yanında duruşunu anlattı.

Michael-Matsas mahkemeden çıkarken

“Bu ülkede devlet antisemitizmi var. Hem para-devlet hem de para-militer gruplardan ve Nazilerden. Benim ailemin geldiği Yanya’da Joseph Eliyia Caddesi bilge ve yetenekli genç Yunan bir şaire atfedilmiş. Maalesef Kilkis’teki okulun müdürü, o piç, ona izin vermedi diye öldü,” dedi klasik bir ağır Yunan aksanıyla. “Çok yönlü bir şahsiyetti. Yunanistan dediğimiz bu antisemit ve anti-komünist ülkede var olabilen az insanda biriydi. Hem Yahudi hem de komünist olmak burada cehennemdi.”

Eliyia’nın bugün daha çok bilinmesinin asıl sebebi Eleni Kourmantzi’nin araştırmaları. İşlerini çalışmayı ve hakkında konuşmayı 15 yıldır sürdürüyor. […]

“Önce Dimitris Hadjis ve kitabı Küçük Kasabamızın Sonu’nu çalışıyordum.” dedi Kourmantzi Yanya’nın göl yanındaki Skala Kafe’de konuşurken. “1992’de Yanya Üniversitesi’nde Dimitiris Hadjis’le ilgili uluslararası bir konferans düzenlemek istedik ve iki kişiyi öğrenmiş olduk. Savaş öncesi Yahudi cemaatinden muhafazakâr biri olan Sabbetai Kabili ve Josef Eliyia. Sadece adını ve sokağı biliyordum.”

Konferanstan sonra Eliyia’nın büyüdüğü bölgeyi gezdi ve Nazi işgalinin bitmeyen rahatsızlığını hisseti. “Eliyia çok sevgi doluydu çünkü sisteme karşıydı. Şehrimizdeki ilk komünistlerdendi. 1999’da Josef Eliyia’nın şiirlerini öğretmek istedik, sadece bilinenlerini değil. Yahudi toplumunun tarihini yeteri kadar biliyorum. Edebiyatta sadece Josef Eliyia önemliydi. Ondan sonra bugünlerde bir tek Savas Michael-Matsas var.”

Michael-Matsas’ın annesi Epirus dağlarında saklanan komünist partizan gerillalardan biriydi. Orada, gelecek kocasını kurtardı; Holokost sırasında Yanya’da doğan bir Yahudi doktor. Şabat’ta bir oğulları doğdu ve ona haftanın en kutsal gününün ismini verdiler: Yunanca’da Savas olarak söyleniyor. Bu ayrıca dedesinin kardeşinin de ismiydi. O Savas, Nazi operasyonlarının başladığı 25 Mart 1944’te Yanya’da öldürülmüştü. Almanlara çalıştığı bankanın anahtarlarını vermediği için asıldı ve ölürken Yunan milli marşını söylüyordu çünkü o gün Yunanistan’ın Türkler’den bağımsızlığını ilan ettiği günün yıldönümüydü. Almanlar bilerek bu günü seçmişlerdi ve sabaha karşı 2’de Yahudileri toplamaya başlamışlardı. Adını babasının babasından alması Romaniyot Yunancası konuşan Yahudiler için gelenekseldi.

Yunan Yahudileri’ni anlatması istenince Savas Michael-Matsas Ulysses’ten alıntı yapıyor: “Yahudiyunan Yunanyahudidir.”

Sivri zekasıyla Michael-Matsas geçmişini ve karışık ailesini, siyasi ve kültürel kimliklerini yavaşça anlatıyor. “Ben ailenin ikinci oğluyum. Anneannem Odessalı bir Rustu. Babaannem de İskenderiye, Mısır’dan gelmiş. Osmanlı’dan. Herkes amcamı çok severdi. Ben onun adını aldım ve Odessalı dedem Michael ailesiydi. Matsas tarafındaki tüm aile fertlerim Yanyalı. Romaniyotuz, yani baştan Eliyia’ya bir bağlantı var. Yani adam bir efsane Romaniyotlar için. Eliyia’yla bağ neredeyse fiziksel, çünkü babam Gavrilidis’le yakın arkadaştı. Gavridilis yayınları ve kitapçısı, Şiirler ve Suçlar Sanat Barı’nın babası. Komünist bir Romaniyot Yanya ailesiydi. Eliyia öldüğü zaman annesi fakir, umutsuz ve yalnız kalmıştı. Gavrilidis’in babası onu Atina’da bir işçi mahallesindeki evine aldı.”

Michael-Matsas’ın babasının sayısız kuzenlerinden biri Joseph Matsas’dı. Joseph, partizan bir Holokost kurtulanıydı ve 1953 yılında yok olmaya yüz tutan, ve bugün ölü denen Judeo-Yunanca lehçesini yaşatmak için Yahudi Yunan Şarkıları kitapçığını çıkartmıştı. Bu kitapçık Yanya Yahudileri’nin antik edebi geleneklerini de koruyor ve okuyucularına Avrupa’nın en eski Yahudi diasporasının sesini duyuruyor. Matsas’ın kızı Allegra Yanya Yahudi Cemaati’nin sekreteri. Cemaat’in ofisi Joseph Eliyia Caddesi’nde ve iç hastalıklar profesörü Moses Elisaf’ın başkanlığında yönetiliyor. Allegra Holokost’tan kurtulan ailesiyle beraber Eski Sinagog’un garip tenhalığında dua ederek büyüdü. Yılda sadece bir ayin yapılıyor: Yom Kipur’da nesiller arası küçük, yaklaşık 35 kişilik yaşlı bir grup geliyor.

Yanya Eski Sinagog

Allegra bana Eski Sinangog’u ve onu barındıran Yanya kale mahallesini gezdirirken, “Ben burada büyüdüm. Çok azız ve her şeyi yapıyoruz” diyor. “Ölmeyi ve maalesef bu toplumun sonunu bekliyoruz. Birçok dil bildiğim için, özellikle İbranice anlatabilirim. Burada 75 sene önce Mart ayında Yahudilerin yüzde 96’sı yok edildi.” Sinagogun Balkanlardaki en büyük ve en eski olduğunu söyledi; 8. yüzyıldan beri burada. “14. yüzyıldan haritalarda var ama bu şekli 1826’da yapıldı. Psikopos ve belediye başkanı Almanlara kütüphane olarak kullanmalarını söyledi böylece yok edilmekten kurtuldu. Büyük bir mirasımız, ananemiz, uzun tarihimiz var. Burada sinagogun içinde bir müze yaratarak bunu yaşatmaya çalışıyoruz. Şiir sanatımız var mesela Josef Eliyia ve babam.”

Michael-Matsas ve Eliyia’nın entelektüel mirası birçok yönden bağlı. Michael-Matsas’a göre Eliyia Yanya’daki Komünist Parti’yi Yahudi işçileri örgütleyerek kurdu. Yunanistan Yahudileri’nin öncüleri Yahudilerdi. Sadece Yanya’da değil. Yunanistan Komünist Partisi’nin kritik kurucularından biri Bulgaristan’dan bir Sefarad Yahudisi olan Avraam Benaroya’ydı. Benaroya Osmanlı’nın Sosyalist İşçi Federasyonu’nu da yönetmişti.

Tarih boyunca Epirus, özellikle modern dönemde, Yunanistan’ın en fakir bölgesi olduğu halde birçok yabancı yazar şehri Yunanistan’ın en önemli yeri olarak belirledi. […] Bugün, Michael-Matsas ve Eliyia’nın konuşmalar verdikleri, zengin tüccarların yaptırdığı gök mavisi ve kirli beyaz neo-klasik bina hâlâ duruyor. “Kutsal Kitaplar ve Sonrasında Şiir” konuşmasıyla bir gecede ünlü olan Eliyia nişanında hemen önce burada saldırıya uğramış ve 1921’de yaralanmıştı. Michael-Matsas’ın Eliyia’ya atfettiği konuşması hem öfke hem gözyaşına sebep olmuştu. Konuşma Yanya’nın savaş sonrası burjuvazisinin oluşmasını eleştiriyordu. 

Bir edebi teorist olarak Michael-Matsas Kutsal Kitap’ın ilk devrimci kitap olduğu, arkasından Marx’ın Kapitali’nin geldiği konusunda Eliyia’yla hemfikir. Bugün bir Joyce araştırmacısı. Son yazılarından biri, “Nolandsland,” Finnegan’ın Uyanşı’nın dipsiz kuyusundan çıktı. Semiotik araştırmaları Mikhail Bakhtin’den yola çıkıyor, Talmud’un Megillah kısmında Musa’nın Yahudi olmanın ne demek olduğunu anlattığı bölüm gibi. Ona göre Musa Yahudi avodah zara’yı reddeden herkestir, yani İbranice “sömürücü iş.” Michael-Matsas bu yüzden tüm Yahudiler temelde komünist, tüm komünistler de Yahudidir diye bitiriyor. Yahudilik ve komünizmin kimlik siyaseti dışında Eliyia şair olarak anılmayı seviyordu. Dalven toplu şiirlerine girişinde “Eliyia hiçbir gruba ait olamaz ve bir ideolojiyle kategorize edilemez” diyor.

Çöküşündeki Osmanlı’nın köşesinde, küçük bir göl kıyısı kasabasında, dağların eteğinde doğan fakir bir şairin Yunan akılcılığını ve tektanrılı Yahudiliği birbirine daha da bağladığı inanılmaz bir gerçek. Bunu 20’li yaşlarında yaptığı ve milli dil olan demotik Yunanca’da yapması ise neredeyse mesih seviyesinde bir mucize.

Bunları da beğenebilirsiniz...