Bir Devrim Önderinin Kısa Portresi: Lev Troçki – Melike Karaosmanoğlu

20 Ağustos 1940. Meksika’da güneşli günlerden biri. Troçki uyanır uyanmaz eşi Natalya’ya “Bak dün gece bizi yine öldürmediler.” demiş ve günü iyi geçireceği hissiyatıyla biraz ihmal ettiği tavşanlarını beslemek için bahçeye inmişti. Stalin hakkında yazdığı çalışmasını bitirmekten yanaydı ki bu çalışmaya zavallı kitabım diyordu. Çalışmasını bitiremedi. Aynı gün Stalin’in bir ajanı tarafından saldırıya uğradı. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht gibi o da hayatını işçi sınıfının haklı mücadelesine adamış bir devrimciydi, onlar gibi katledildi.

Lev Davidoviç Bronştayn yani Troçki 7 Kasım 1879 yılında Ukrayna’nın küçük bir kasabasında dünyaya geldi. Otobiyografisinde şöyle belirtir: “Doğduğum gün, Ekim devrimi ile aynı güne rastlar. Mistikler ve Pisagor’un çömezleri bundan işlerine gelen sonucu çıkarabilirler. Ben kendim Ekim Günleri’nden üç yıl sonra bunun farkına varmıştım.”

Troçki çiftçilikle ilgilenen Yahudi bir ailede doğmuştu. O dönem Ukrayna’nın Kerson vilayetinde 50 kadar Yahudi aile yaşamaktaydı. Çarlık Rusya’da Yahudilerin sınır kentlerinde yaşaması yasaklanınca steplere göç başlamıştı. Birinci Aleksandr’ın hükümdarlığı sürecinde Yahudilerin görece kazandığı “imtiyazlar”  tahta Birinci Nikolay’ın çıkmasının ardından kaybedilmişti. Bu da baskı sürecinin geri gelmesine neden olmuştu. Troçki’nin ailesinin Yanovka çiftliğini satın alıp yerleşmesi o zaman denk gelir.

Ve Troçki’nin tüm hayatına tesir edecek kır yaşamı Yanovka çiftliğinde başlar. Dokuz yaşına kadar kente hiç gitmemiştir, babasının çok çalışarak aldığı değirmende çalışan köylülerle tanışır, onların emeğine tanıklık eder. O günleri şöyle anlatır: “Düşmekte olan soylular sınıfını ve çıkmakta olan kapitalizmi gerçek yüzleriyle kırda görmüşümdür. İnsanlar arasındaki ilişkileri de ve daha başka cinsten bir kültürü, daha üst düzeyde, ama çelişkilere boğulmuş bir çerçeve içindeki kent kültürünü daha iyi görmek ve tanımak olanağını da bana gene o sağlamıştır.”

Troçki okula kota uygulamasından dolayı bir yıl geç başlamıştı. Gittiği okulda azınlık öğrencilerin açıkça hırpalanmamasını azınlık öğretmenlerin görev yapmasına bağlıyordu. Fakat buna rağmen din derslerinden muaf tutulan “Yahudicikler” ya da Polonyalı öğrencilere hatırlatılan Katolik Polonyalıların Ortodoks Ruslara tarihte yaptığı “kötülükler” veyahut Alman öğrencilere yapılan kışkırtıcı iğnelemeler derslerde karşısına çıkmıyor değildi. Troçki biyografisini kaleme aldığında çocukken karşılaştığı bu söylemlerin ve adaletsiz uygulamaların arasında hiçbir fark olmadığını, Çarlık rejiminden soğumasının temellerinin o yıllarda atıldığını belirtmiştir.

Politikaya yabancı bir çevrede yaşasa da içindeki muhalif olma eğilimini hiçbir zaman saklayamamış Troçki. “O günkü yönetime, haksızlıklara, yöneticilerin keyfi hareketlerine karşı derin bir tiksinti duyuyordum. Bu nereden geliyordu? Üçüncü Aleksandr zamanının genel durumundan, polisin zorbalığından, mülk sahiplerinin kendilerini kaptırdıkları sömürüden, halka yüklenen haksız vergilerden, azınlık haklarının inkârından, yolda, sokakta ve okulda işlenen haksızlıklardan, köylüler, hizmetçiler ve işçilerle aramda kurulmuş olan sıkı ilişkilerden…”

İç sesi onu adım adım politikaya yaklaştırdı. Marksist fikirlerle tanıştı. Güney Rusya İşçi Birliği’ni kurdu, tutuklandı ve Sibirya’ya sürüldü. Sürgünden kurtulmayı başarıp Londra’ya gittiğinde ise Leninle tanıştı. Dostlukları 1903 yılından Bolşevik devrimine kadar Troçki’nin Lenin’in parti modelini eleştirmesi nedeniyle kesintiye uğradı. Troçki bu dönemde Avrupa’da ve Amerika’da bulundu. Rus işçi hareketinin güçlü mücadelesi ile gelişen 1905 devriminin liderlerinden biri oldu. Daha sonra 1905 yılı üzerine kaleme aldığı kitabında Odesa’da Yahudilere yapılan pogromu detaylarıyla anlatacaktı. “Önce Yahudilerin Ortodoks kilisesine saldırmak istedikleri yalanı yayıldı; sonra yerel basın sosyalistleri kutsal ikonaları tahrip etmekle suçladı. Kitlelerin Yahudilere karşı nefretini alevlendirmek için her şey hazırlanmıştı. Belli bir günde pogromların saldırı ve savunma marşı olan “Tanrı çarı korusun!’ çalan askeri bando eşliğinde milliyetçi bir yürüyüş alayı düzenlendi. Güvenlik kuvvetlerinin korku verici yığınağı Yahudilerin her türlü savunmasını engellerken, Kara Yüzler Yahudi mahallelerini talan ve cinayetle kırıp geçirmeye başladılar.” Troçki Çar’ın 1905 devriminin intikamını Yahudilere pogrom uygulayarak aldığını ve böylece muhaliflere korku vermeye çalıştığını anlatmıştır.

1917’de ise Rusya’da Leninle birlikte Ekim devrimine katılmış, iç savaş sırasında Kızıl Ordu’yu kurmuştur. Bolşevik devrimiyle birlikte Lenin Troçki’nin hükümette yer almasından yanaydı: “İç işlerini almamı istiyordu; temel görev karşı-devrimi alt etmekti. Ben itiraz ettim ve başka nedenler arasında Yahudiliğimi de öne sürdüm, bu dedim, düşmanların elinde bir silah olur.

Lenin bu söze pek gücendi.

“Biz uluslararası çapta büyük bir devrim yapıyoruz. Böyle bir şeyin önemi olur mu?”

Bu tema üzerinde oldukça gülünç bir çekişme başladı aramızda.

“Devrim büyük ama daha bir sürü budala var ortalıkta…”

Sonraları Stalin ve yandaşları tarafından Troçki’nin hem fikirleri hem de Yahudiliği Stalinist rejim için tehdit olarak görülecek, her fırsatta Troçki’nin “hainliği” ortaya atılacaktır. Troçki 1929 yılında Sovyetler Birliği’nden kovulur. Ölümüne kadar devam edecek sürgünü İstanbul, Fransa, Norveç derken Meksika’da son bulacaktır.

Sürekli devrim teorisini geliştirmesinden, ölmeden önce hazırladığı Dördüncü Enternasyonal’in kurucu metni Geçiş Programı’na kadar devrimci Marksist geleneğe katkıları olan Troçki’nin teorisyen yanının altını çizmek günümüz sınıf mücadelesini anlamlandırmak ve tartışmak açısından da çok önemlidir. Sürekli devrim teorisi ile sosyalizmin kutsal bir an’dan ibaret olmadığını aksine devrimle başlayan ve kendini yenileyen bir süreç olduğunu anlatan Troçki Stalinizmin aşamalı devrim teziyle çatışmıştır. Sürekli devrim tezine göre sosyalizm ulusal arenada başlar, uluslararası arenada şekillenir ve dünya devrimiyle nihayetlenir. Böylelikle sosyalist devrim süreklilik sağlayacaktır.

Troçki 21 Ağustos 1940’da hayata gözlerini yumdu. Ertesi gün Meksika’nın geleneklerine uygun olarak düzenlenen cenaze töreninde Troçki’yi kentin ana caddelerinden, fakir işçi mahallelerinden, çıplak ayaklı, yamalı sessiz kalabalıkların arasından son yolculuğuna uğurladılar.

Kaynakça:

Lev Troçki, Hayatım, Köz Yayınları, Çev. Müntekim Öçmen.

Isaac Deutscher, Silahlı Sosyalist Troçki, Ağaoğlu Yayınevi, Çev. Rasih Güran.

Isaac Deutscher, Kovulan Sosyalist Troçki, Ağaoğlu Yayınevi, Çev. Rasih Güran.

Alex Callinicos, Troçkizmin Tarihi, Z Yayınları, Çev. Mahmut Kurdoğlu.

Enzo Traverso, Marksistler ve Yahudi Sorunu, Yazın Yayınları, Çev. Ayşe Tekin.

Bunları da beğenebilirsiniz...