“Yahudileri Yemeyeceğimizi Pekala Bilirler” – Serdar Korucu

Nadir Nadi Viyana’daki röportaj serisinde bir “Yahudi ahbabı”nın da sözlerine yer verir. Ancak öncesinde yine dostu Fritz ile konuşur ve yazıya antisemit bir başlangıç yapar.

Viyana’daki Yahudiler Avusturya’nın Almanya tarafından ilhakının ardından Polonya Konsolosluğu’na başvuruyordu.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Nadir Nadi “Yahudi ahbabı” ile yapacağı röportaj öncesinde Viyana’daki durumu özetler. “Viyanadaki tanıdıklarımın yarıdan fazlası Yahudi idi” diye başlayarak…

Çünkü gazeteciler, devlet adamları, avukatlar, doktorlar ve artistlerle teması olmuştur. Ve gazeteciler arasından Yahudi olmayan tek kişi hatırlar, o da Mirko Jelusitsch’tir.

“Bu zatla o zamanlar ayni pensiyonda beraber yemek yerdik. Kıymetli bir muharrirdi; Cesar, Cromwell adlı tarihi romanları oldukça büyük bir muvaffakiyet kazanmıştı. Mirko Jelusitsch ateşli bir nasyonal sosyalist idi. Küçük bir gazetede çalışıyordu, başına gelmedik belâ kalmamıştı. İkide bir takibata uğrar, yazı yazmaktan menedelirdi. Sonunda Dollfuss hükümeti gazetesini de bütün bütün kapatmıştı. Fakat o, hiçbir zaman yılmadı, mücadeleden bıkmadı. Ve nihayet mesaisinin semerelerini elde etmeğe muvaffak oldu. Bugün Mirko Jelusitsch Viyana devlet tiyatroları umum müdürüdür.”

Nadir Nadi “kıymetli bir muharrir” diye andığı Mirko Jelusich tarihe Avusturya’daki Nazi kültür politikasının baş figürü olarak yazdıracaktır. Gazeteciliği döneminde Avusturya’nın Almanya’ya katılmasını yani “Anschluss”u destekleyen Jelusich’in “büyük başarı kazanan” eserleri ise nasyonal sosyalizm propagandası içeriyordu.

“ÇEKİNGENLİĞİN BU KADARINA DA KORKAKLIK DERLER ARTIK”

Nadir Nadi’nin şikayet ettiği şeyse “vaktile adım başında rastladığım Yahudi ahbablardan bu sefer hiç birini” görememesidir. Nedense Avusturya’yı terk etmiştir. “Vakıâ bir çok yerlere girmeleri memnudur; fakat her yere değil” der Nadir Nadi ve şöyle devam eder yazısına:

“Akşamları Amerikan barındaki yüksek sandalyelere tüneyip aperatif aldıkları Grand otele niçin gelmiyorlar? Yetmiş iki milletin girip çıktığı bu kozmopolit muhitten onları kim uzaklaştırabilir? Bu maddeden imkansız birşey.
İşte Fritz de akıl erdiremiyor.
– Kendilerini yemiyeceğimizi pekaka bilirler, diyor. Çekingenliğin bu kadarına da korkaklık derler artık!”

Nadir Nadi yazısının devamında “Yahudi ahbaplarından bir tanesinin evine” gidişini anlatır. Bugün “İçlerinde cinlerin top oynadığı şu elli iki daireli koca han”dır burası ancak “vaktile bir karınca yuvası gibi fıkırdardı” diye hatırlatır.

“VATANDAŞ ADDEDİLDİĞİMİZ MEMLEKETTE AŞAĞILIK BİR MAHLÛK NAZARİLE BAKIYORLAR”

“Hanı işgal eden bütün Yahudi müesseseleri faaliyetlerini durdurmuşlar” diyen Nadir Nadi doktor T.’yi aramaya koyulur. Bir kapıdan içeri girer, doktoru bulur ve baş başa kaldığında Nazi yönetiminin Yahudilere yönelik politikasını sorar.

“- Hakikaten çalışmanıza mani oluyorlar mı?
– Resmen çalışabilirim. Fakat bir Almanın kendini bana tedavi ettirmeğe kalkışması intihara teşebbüsünden farksızdır. Bu şekilde müşterilerim Yahudilerle ecnebilerden ibaret kalıyor ki kazancımın yüzde seksenini kaybettim sayılır.
– Şehirde istediğiniz gibi serbestçe dolaşabilir misiniz?
– Evet.
– Hakarete uğramaz mısınız?
– Zannetmiyorum. İlk günlerin fotolojik taşkınlığı yatıştı artık.
– Evinizi aramaklar, kitablarınızı, eşyalarınızı haczetmekler filan oldu mu?
– Hayır. Bende ne bulabilirler ki arasınlar. O felaket, ticaret veya politika ile uğraşan arkadaşlarımızın başına geldi. Birçoklarını tevkif ettiler. Bazılarını beş parasız bıraktılar. Bu akıbetten korkan bir kısmı da ailelerile birlikte intihar ettiler. Yalnız benim tanıdığım yirmi kişi iki hafta içinde bu şekilde öldü.
– Naziler tarafından öldürülen kimse var mı?
– İşitmedim.
Sık sık konserlere gittiğini, hergün şehre çıktığını bildiğim doktorun hiçbir mahzur olmadığı halde neden evinden ayrılmadığını öğrenmek istedim. Birden yüzü sarardı. Heyecanlı, titrek bir sesle:
– İnsanlığımdan utanıyorum da ondan, dedi. Evet, bana uluorta hakaret etmiyeceklerinden emin olduğum halde onların arasında bulunmak izzeti nefsime ağır geliyor. Dün vatandaş addedildiğimiz bu memlekette bugün bize bir yabancı bile değil aşağılık bir mahlûk nazarile bakıyorlar. Bizi kendi sırtlarından geçinen parazit sayıyorlar. Mademki günün birinde alacaklardı, neden vaktile haklarımızı tanıdılar. Neden “Siz de bizim gibi insansınız. Aynı haklara sahip olacaksınız” dediler. Şimdi bunları inkar etmelerinin sebebi kendilerinden daha zeki, daha becerikli olduğumuzun bütün dünyaca kabul edilmesi değil midir?
Maamafih ben buna da pek inanmam. Biz onlardan ne daha zeki ne daha budalayız. Muvaffakiyetimizin sırrı büsbütün başkadır. Bakınız anlatayım: Yahudi her yerde fena muamele görür. Hayatını kazanmak onun için her zaman müşküldür. Keman çalan veya doktorluk yapan vasat kabiliyette bir Alman kolayca ekmek bulabildiği hlde aynı kabiliyette bir Yahudi aç kalmıya mahkûmdur. Onun muvaffak olabilmesi için bütün Almanlardan daha güzel keman çalması, bütün Almanlardan daha iyi doktorluk yapması şarttır. Her faaliyet sahasında esas olan bu zaruret, onlara daimi bir stimulant vazifesi görür. Bunun için dünyanın en iyi kemancısı, en meşhur doktoru, en büyük âlimi ekseriya bir Yahudidir.
Şimdi, bedbaht talihimizin neticesi olan bu vaziyeti kıskanıyorlar. Çekemiyorlar ve onu gene aleyhimize bir silah olarak kullanıyorlar. Hey dünya, ne zalim şeysin sen!”

Daha önceki yazılarında kendisi de Avusturya’daki Yahudileri “sülük gibi” niteleyen Nadir Nadi bu röportajda sessiz kalır. Ve yazısının sonunda Yahudi ahbabının kendisinden bir talebini de makalesinde paylaşır:

“- Bana Türkiyede bir iş bulunamaz mı acaba, dedi. Burada çalışmaktan zevk duymuyorum. Herşeyden önce emniyet yok. Yarın bizi hududdan dışarı atmayacaklarına, yahud işimize büsbütün mani olmayacaklarına nasıl emin olabiliriz?”

Nadi nedense bu soruya şaşırır. Ve olumsuz yanıtını ahbabı ile paylaştığında karşısındakinin hayalkırıklığını şöyle aktaracaktır:

“Yüzünde acayip takallûslar peyda oldu. Manzarası sempatik değildi. Onu seyrederken gözümün önüne bir heykeltraş getirdim. Öyle bir heykeltraş ki eserlerinden biri üzerinde senelerce çalıştığı halde onu güzelleştirememiş, bilakis bozmuş, mahvetmiş.
Eser, işte karşımda. Heykeltraş, ben de siz de dahil olduğumuz halde bütün insanlıktır.”

Birinci Bölüm: Nadir Nadi’nin Kaleminden: Hitler’in “şirin” ve “samimi” Avusturyası
İkinci Bölüm: Nadir Nadi: Yahudiye Hiç Benzemem, Pek Muntazam Bir Burnum Var
Üçüncü Bölüm: Nadir Nadi: Yahudilerden Alışveriş Yapmaya Kalkacak Olan Mahvolmuş Demek
Dördüncü Bölüm: Nadir Nadi: Zavallı Avusturyalıların Yahudilerden Neler Çektiğini İyi Biliyordum
Beşinci Bölüm: “Yahudileri Yemeyeceğimizi Pekala Bilirler”
Altıncı Bölüm: “Yahudilere İntihab Hakkı Vermiyormuşuz, Tabii Vermeyiz”

 

Bunları da beğenebilirsiniz...