Hayri Çavuş’un Not Defteri: “Soran olursa Sarıyer Spor’u tutuyor dersiniz!”

MAVI MARMARA 1

Çok uzak değil, daha geçen yazımda Avlaremoz’un her konuda aynı fikirde olmayan bireylerden oluştuğunu söylemiştim. Geçen hafta sitemizde yayınlanan “Mavi Marmara ve Ülke Çıkarları” başlıklı yazı da bir yerde bunlardan biri oldu işte. Bir farkla: Bu sefer, yazıda serdedilen fikirlere değil, eksik ve hatalı bilgileri konu etmek, düzeltmek gerekiyor, doğru bilgiye sahip olduktan sonra fikirler serbest.

Eğitim değil, doğru bilgi şart!

Yazıda Mavi Marmara olayı hakkında verilen bilgiler özetle şöyle: Mavi Marmara’nın da aralarında bulunduğu Özgürlük Filosu’nun şiddet içermeyen barışçıl bir eylem olduğu söyleniyor. Mavi Marmara’nın organizatörü konumunda olan IHH adlı kuruluşun antisemit bir tutumu olduğu kabul edilse de ne özelde Mavi Marmara’nın ne de genel olarak filonun kendisinin antisemit bir eylem olarak adlandırılamayacağı özellikle vurgulanıyor. Bu sava destek olarak da gemide bulunan Yahudiler, İsrailliler, hatta son anda gemiden indiği söylenen, -tartışmalı- Holokost Kurtulanı Hedy Epstein gösteriliyor. Son olarak, yedi gemiden oluşan filonun durdurulması sırasında sadece Mavi Marmara’da güç kullanıldığı hatırlatılıyor, ancak bu soru bir önerme dışında, yanıtlanmıyor.

Bakalım gerçekten öyle mi?

Sondan başlayarak, hafızamızı tazeleyelim. Neden sadece Mavi Marmara? Dördü yük taşıyan yedi gemiden altısının mürettebatı ve yolcuları, barışçıl aktivist tanımına uygun olarak şiddete başvurmamışlardı. Mavi Marmara için ise durumun bu olmadığı malum, yolcuları şiddete ilk başvuran taraf oldular. Yazıda ihsas edilen komplo teorilerine girip çıkmaya hiç gerek yoktu.

Eylemin içinde bulunan Yahudiler veya İsrailliler ya da olası bir Holokost kurtulanı, eylemi antisemitizme karşı aşılar mı peki?   Hayır aşılamaz. Uzunca anlatmaya gerek yok, filoya yapılan telsiz çağrılarına filodan verilen ilk yanıtın “Kes sesini, Auschwitz’e dön!” olması çukurun dibidir. Ne birkaç Yahudi veya İsrailli ne de o gemiye binmemiş olan Hedy Epstein, bu eylemi o çukurdan çıkaramaz.

Kapatalım

Türkiyeli bir Yahudi olarak, çok gereksiz konularda bilgi sahibi olmak zorunda kaldığımı daha önce yazmıştım. Dolayısıyla Mavi Marmara hakkındaki olası diğer sorulara yanıt vermek benim için bile mümkün. Ancak benim işim bu değil. Yapılmışı var, dileyenler bu konuda mufassal bilgiye mesela buradan (http://www.hasturktv.com/mavi_marmara/) ulaşabilirler.

 

Haydi, ceza sahasına girelim!

Bu haftaki konum, İsrail’in yapıp ettiklerine veya ta kendisine bulaşmaksızın Antisemitizm ile mücadelenin mümkün olup olmayacağı idi. Başka bir deyişle, “Antisemitizm’e karşıyız, antisemitleri de hiç sevmeyiz” diyebilmek için hemen ardından “Ama İsrail de çok kötü” demek gerekliliği. En hafif tabiri ile burada bir tür mahalle baskısı var. “İsrail kötüdür, şeytandır, bölgedeki       -hatta elimizi korkak alıştırmayalım dünyadaki- bütün sorunların kaynağıdır” gibi bir söylemi tekrarlamıyorsanız hiç konuşmasanız daha iyi. Aksi takdirde, en iyi ihtimalle ciddiye alınmazsınız, en kötü ihtimali ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

 

Baak, adamın gol diyor oğlum!

Konu dönüp dolaşıp İsrail’e geldiğinde –ki mutlaka itina ile oraya getirilir- , hele bir de konuşanlar arasında bir iki Yahudi birey de varsa, işte onlar, antisemitler için bulunmaz nimet. Mutlaka öne çıkarılırlar, ipe sapa gelmez şeyler anlatsalar, gerçekleri açıkça çarpıtsalar bile, ne söylediklerinden önce mutlaka onların Yahudi oluşlarına mutlaka vurgu yapılır: ‘Bakın işte İsrail’i desteklemeyen Yahudiler de var!’ demeye getirilir. Daha da vahimi, içinde İsrail geçen bir konuda, bir Yahudi’nin görüşüne başvurulacaksa, mutlaka bu –makbul- Yahudilere söz verilir, onlar dinlenir.

İster sağ, isterse sol olsun bazı çevrelerde bir Yahudi için makbul olabilmenin bileti sanırım tam da burada kesilir. Bu makbul Yahudiler her yerde rahatça bulunabilirler, İsrail’de, Amerika’da hatta Türkiye’de bile.

Bir de sıradan Yahudiler vardır. Onlar konuşmazlar. Sessizdirler. İsrail ile ilgili bir konu her gündeme geldiğinde ‘Sizinkiler…’ diye başlayan (ve bir kere başladı mı sözün nerelere gideceğini çok iyi tahmin ettikleri) nutuklardan bezdikleri için susarlar. Kazara konu oralara gelirse, nasıl uzaklaştıracaklarını tam da bu nedenle çok iyi öğrenmişlerdir.

İlginçtir, sıradan Yahudilerin bir kısmı İsrail’de olup biten her şeyi, yakından takip de ederler, ama bu bilgilerini asla seslendirmezler. İsrail’in içinde olduğu birçok çatışmada aslında haklı taraf olduğunu bilirler ama susarlar. Neme lazım, sonra adları Siyonist’e çıkar! Sonuna kadar da haklıdırlar. Zira hem sağ hem de sol kesim için Siyonist tu kaka bir şeydir, bazıları küfür olarak bile kullanır.

Tam da burada, yüzyıllardan gelen pratik yeniden hayat bulur: Kayades! Eğer Avlaremoz’un takipçisi iseniz muhtemelen ne olduğunu biliyorsunuzdur, ama ben yine de yeni başlayanlar için özetleyeyim bu -üzerine ciltler yazılabilecek- özel terimi: Judeo Espanyol dilinde suskunluk anlamına gelen ve zaman içinde kazandığı anlamı ile ‘çok konuşmamayı’ öğütleyen toplumsal davranış kalıbı.

Madem, bu platformun adı Avlaremoz, madem ki konuşalım diye yola çıktık, yeri gelmişken söyleyeyim: Bu satırların yazarı için Siyonizm, kötü bir şey değildir, Yahudi halkının kendi kaderini tayin edebileceği bir ülkeye sahip olmasını savunan akımın adıdır, başka da bir şey değildir. İsrail, ‘evil state’ (şeytan devlet) değildir, Ortadoğu’nun biricik demokrasisidir. Her ülke gibi İsrail’in de başa çıkmayı başardığı ve başaramadığı sorunları vardır. Her ülke kadar eleştirilebilir, her ülke ile aynı standartlara tabi tutularak bazı yargılara varılabilir. Ancak varlığına kastedilmesi çok farklı bir şeydir. Karşıtlığı, günümüzde modern antisemitizmin vazgeçilmez unsuru hatta taşıyıcısı olmuştur. Uzun lafın kısası: İsrail devletinin ‘varlığı’ ve ‘bekası için’ çabalıyor olmasıyla bir derdi olan herkes antisemittir. Nokta.

PANKART

Sorun nerede?

Dünyadaki herkes İsrail hakkındaki gerçekleri bilmeli, bir şekilde İsrail’le ilgilenmeli diye düşünmüyorum. Sonuçta küçük bir Ortadoğu ülkesinden bahsediyoruz, çok da abartmamak lazım. ‘Normal’ olmadığını sezdiğim şey, tıpkı dünyada antisemitizmin ne kadar köklü ve yaygın bir ‘ideoloji’ olması gibi İsrail’in de ‘orantısız’ bir şekilde daimi mercek altında tutuluyor olmasıdır.

Tam da bu noktada, hayattaki duruşu, dünya görüşü itibarı ile tıpkı ırkçılığa karşı olduğu gibi antisemitizme de karşı olduğunu beyan edenlerden bir beklentim de var.

Önce şunu belirteyim, belirli bir kişi ya da kişilerden değil, daha genel bir profilden bahsediyorum. Yabancı dil bilen, dünyada olan biteni takip eden, öyle ki sorsan Syriza ve Podemos hakkında karşılaştırmalı analiz yapacak kadar kadar fikir sahibi, okumuş araştırmış detayını öğrenmiş kişiler diyelim. Bu profilin mensupları, ‘antisemitizme karşıyım’ demeyi de ihmal etmez. Kısacası antisemitizm konusunda, sıradan Yahudi’nin yanındadır. Harika değil mi?

Ancak her ne hikmetse, İsrail lafı geçti mi düğmesine basılmış gibi olur, içindeki hortlak uyanıverir. Fikirleri seçici geçirgen filtreye tabi olur. Varsa yoksa karşı tarafın anlatısı, tezleri, madalyonun diğer yüzünden zerre yok. Dağarcığını geliştirmek için diğer her konuda kullandığı karşılaştırmalı öğrenme yöntemini İsrail için uygulamaz. Yalan yanlış hazır kalıplarla düşünür, konuşur, biter gider.

Korkum o ki bu seçici geçirgenlik, yanında duracağı Yahudi’nin seçiminde de etkili. Yukarıda bahsettiğim sessiz, sıradan Yahudilerle dayanışma. Sıradan Yahudi vatandaş, biraz konuşmaya cesaret edip kendi fikrini söylemeye kalkarsa, muhtemelen karşısında.

E ne değişti güzel abim? Valla bak benim sekiz günlükken Brit Milla törenim yapıldı, 13 yaşımda da Bar Mitzva oldum, hatta evli olduğumu belgeleyen, kayınvalideme emanet ettiğimiz Ketuba’m bile var. Yahudiliğim eksik değil anlayacağın. Ne değişti? Değişeni ben söyleyeyim: sen bana takımımı sordun, ben de Sarıyer Spor dedim ya, ona bozuldun zaar… İlkeli ol, bozulma.

Hayri Çavuşunuz

Bunları da beğenebilirsiniz...