Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel döneminde, eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un düşünsel ve eylemsel önderliğinde 1937’de Eskişehir-Çifteler, Kastamonu-Gölköy, Kırklareli-Kepirtepe ve İzmir-Kızılçullu’da deneme mahiyetinde; 17 Nisan 1940 Tarih ve 3803 Sayılı Kanun’la resmen faaliyete gelen Köy Enstitüleri kitaba deftere dayalı öğretim yerine “iş için, iş içinde eğitim” ilkesini uygulamak üzere tarıma ve hayvancılığa elverişli toprağı ve nüfusu olan 21 merkezde açılmıştı. Köy Enstitüsü uygulaması Hasan Ali Yücel'in 1946'da Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılmasına değin başarıyla devam etti. Yeni Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer zamanında, İslamcıların ve muhafazakarların tezviratlarıyla gözden düşürülerek 1948’de Köy Öğretmen Okulları’na dönüştürüldü. Nihayet Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954'te tamamen sonlandırıldı.
Köy Enstitülerinin Anadolu coğrafyasındaki ilk “uygulayarak öğrenme” deneyimi olduğu kabul edilir. Halbuki kısmen, 1891’de eğitime başlayan İstanbul-Halkalı Ziraat Mektebi, bütünü itibariyle de 1899'da Manisa'nın Akhisar ilçesi yakınlarında 34 bin dönümlük arazi üzerindeki Or Yehuda Çiftliği’nde 1905 yılında eğitime başlayan Or Yehuda Ziraat Mektebi bu anlayışın öncüleridir. Bu yazıda önce Or Yehuda deneyimine, sonra Or Yehuda deneyiminin sonunu getiren İzmir Valisi Evrenosoğlu Rahmi Bey’in hayatından ilginç bir kesite göz atacağız.
Allience Israelite Universelle kuruluyor
Tanzimat Fermanı’nın okunmasından bir yıl sonra, 1840 yılında Almanya’nın Literaturdes Auslands ve Allgemeine Zeitung gazetelerinde yayımlanan bir raporda Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Yahudi cemaatinin hahamlara tabi, içine kapanık yaşamlarına dikkat çekiliyor, erken yaşta evlenmenin bir kural haline geldiğinden, cemaatin çocuklarını okutmadığından, Batı dillerinden hiçbirini bilmedikleri gibi bozuk bir İspanyolca konuştuklarından yakınılıyordu. İşte bu ve benzeri sorunların “panzehiri” olmak üzere, bilimsel kriterlere uygun, dünyevi eğitim vermek amacıyla 1860 yılında Paris’te kurulan “Alliance Israelite Universelle” (kısaca Alyans) adlı derneğin Avrupa dışındaki ilk okulu 1862 yılında Fas-Teutan’da açıldı. Bunu Osmanlı ülkesindeki okullar izledi. 1864’te Bağdat Alyans okulunu, 1867 yılından itibaren Volos, Edirne, Selanik, İzmir ve İstanbul’daki Alyans okulları izledi. Dernek, bilimsel eğitimin verildiği okulların yanında, kız ve erkek okulları, meslek okulları, ziraat okulları ve seminer (ruhban) okulları da açtı.


Ancak çok değil iki yıl sonra durumdan rahatsız olan çevrelerin baskısıyla 1869 yılında çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile gayrimüslimlerin okul açması zorlaştırıldı. Okullarda verilecek dersler, okutulacak kitaplar nizamnamedeki katı standartlara uymak zorundaydı. Ayrıca bürokratik izin mekanizması da karmaşıklaştırılmıştı. Yine de 1870 yılında Filistin’de Yafa yakınlarında (bugüne dek ayakta kalan) Mikve (Mikvah) Israel Ziraat Mektebi ve Gençlik Köyü kurulabildi. Derneğin ikinci uygulamalı tarım okulu 1855 yılında Fas’ta kurulan El Jedeida Ziraat Mektebi idi. Aynı dönemde Osmanlı yönetiminin Müslüman öğrenciler için açtığı ilk okul(vari) oluşum ise 1848’de açılan ancak geleneksel yöntemlerle tarım eğitimi verdiği için dört yıl sonra kapanan İstanbul’daki Ayamama Çiftliği’ndeki Ziraat Talimhanesi’ydi.


Manisa-Akhisar’da Or Yahuda kolonisi oluşuyor
Yüzyılın sonunda Or Yehuda deneyiminin yeşereceği Manisa’da o tarihlerde 20’ye yakın bağ sahibi Yahudi ailesi yaşamaktaydı. Tarım ile uğraşan az sayıda Yahudi aile ise Tire, Nazilli, Aydın ve Manisa’daki topraklarını Müslüman ve Hristiyan işçilere işletmekteydiler. 1875 tarihli bir kayda göre İzmir ve çevresindeki tarımsal arazinin 561 dönümü Yahudilere, geriye kalan 889.428 dönümü ise Müslüman/Türklere ve diğer azınlıklara aitti. Bu oran yüzyıl sonunda da aşağı yukarı aynı kalmıştı. Sadece Alyans (AIU) derneği 1888 yılında Menderes nehri kıyısında bir arazi satın almış ve Osmanlı hükümeti tarafından Aydın yakınlarındaki Değirmencik köyüne yerleştirilen Rus Yahudi göçmenlerini buraya nakletmişti.
1896'da Alyans sekreteri Jaques Bigart, İzmir'deki Alyans okulu müdürü Gabriel Arie'yi “Küçük Asya”da satın almak amacıyla yeni bir çiftlik arazisi bulmakla görevlendirdi. Arie, Balıkesir’deki Çampaşa, Cumaovası’ndaki Oğlananası, Tire’deki Gümüşlü, Çandarlı’daki Peştemalcı ve Akhisar’daki Çakıroğlu çiftliklerini içeren bir liste hazırladı. Bunlar arasından sağlam binalara, arsalar arası bağlantı yollarına, sekiz kuyuya, bir havuza, bir yel değirmenine, bir ağıla ve şarap mahzenine sahip olan 2.585 hektarlık Çakıroğlu Çiftliği uygun bulundu ve satın alındı. Çiftliğin adı Yusuf Peygamberin oğullarından birinin adı olan Or Yehuda olarak değiştirildi. Aynı yıl çiftliğe komşu M. Axarlı, M. Yobes ve M. Savelis adlı Levantenlere ait olan araziler satın alınarak toprak varlığı 34 bin dönüme çıkarıldı. Bu haliyle, çiftlik Akhisar, Manisa ve İzmir’e ulaşımı sağlayan demiryollarına 150 metre yaklaşmış oluyordu. Hal böyle olunca çiftlikte bir tren istasyonu inşa edildi. Tarlalara suyu taşımak için su kanalları yapıldı. Ayrıca çevre köy ve kasabalarla iletişimi sağlamak amacıyla bir posta bürosu kuruldu. Bir sinagog inşa edildi. Vefat edenler ise Akhisar’da bulunan ve günümüzde de mevcut olan Yahudi mezarlığına gömülecekti.
Bu yatırımlar için finansman desteğini ise 1891 yılında Baron de Hirsch Sept tarafından Londra’da kurulan ve amacı ülkelerinde politik ve maddi baskılara uğradıkları için göç etmek zorunda kalan Yahudileri desteklemek olan Jewish Colonization Association (JCA) aracılığıyla Banque Agriole de Salonique (Selanik Ziraat Bankası) sağlamıştı. (JCA’nın Anadolu ve Trakya’da kurduğu diğer çiftlikleri bir başka yazıda anlatmak istiyorum.)
Or Yehuda Ziraat Mektebi açılıyor
Başlangıçta Yahudi literatüründeki terimle bu “koloni”ye Rusya’dan gelen 15 Yahudi ailesi yerleştirilmiş, her aileye bir ev, iki öküz, bir kağnı arabası, bir küçük at arabası, bir ekme biçme aleti ve bir parsel toprak verilmişti. Aileler bunun karşılığında elde ettikleri mahsulün üçte birini koloni yönetimine teslime edeceklerdi. Koloni bünyesindeki ziraat okulunun inşasına ise Sultan II. Abdülhamid'in 27 Mayıs 1904 tarihli iradesiyle başlandı ve bina 1905 yılında tamamlandı. Or Yehuda arazisinin 3 bin dönümü uygulamalı eğitim amacıyla okula tahsis edilmişti. Okul yönetimi hem öğrenci kabulünde hem de toprağın işlenmesiyle elde edilecek gelirde söz sahibiydi.
Çiftliğin içinde kurulan Ziraat Mektebi’nin amacı toprağı işleyebilecek, kendi çabaları ile topraktan geçimini sağlayabilecek çiftçiler yetiştirmekti. Bu nedenle, okulda uygulamalı derslere ağırlık verilmişti. Dersler Genel Ziraat, Botanik, Ağaç Kültürü, Zooloji, Zooteknik, Şarapçılık, Mekanik, Jeoloji, İşletme, Marangozluk, Meteoroloji, Veterinerlik, İnşaatçılık ve At Yetiştiriciliği adını taşıyordu. 1905 yılında okulda, Manisa, Kasaba (Turgutlu), Tire, İzmir, Aydın, Selanik, Çanakkale, Rusya, Bulgaristan ve Romanya’dan gelmiş 45 öğrenci okumaktaydı. Öğretim kadrosunu ise bir Osmanlıca, bir İbranice öğretmeni ile beş teknik öğretmen oluşturuyordu.

Cihan Harbi ve Vali Rahmi Bey’in zoralımları
1908 “Devrimi”yle ülkeye hâkim olan özgürlük ve kardeşlik havası okula da yansıdı ve ilk defa Müslüman öğrenci alınmaya başladı. Bölgede modern metotlarla eğitim ve tarım yapan bu çiftlik, komşu Müslüman ve Hıristiyan çiftçilerin dikkatini çekti ve Or Yehuda sıkça ziyaret edilen bir yer haline geldi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Aydın Teşkilatı, bölgede Or Yehuda benzeri tarım kolonileri kurulması için planlar yaptı ancak 1914 yazında Cihan Harbi patlak verdiğinde ülkedeki tüm kurumlar gibi Or Yehuda Çiftliği de (elbette onlardan kat be kat olmak üzere) savaş mükellefiyetlerinden etkilendi. Savaşın finansmanı için çıkarılan kanunlardan biri olan Mükellefiyet-i Ziraiye Kanunu gereğince çiftlikten elde edilen ürünlerin büyük bir kısmı sivil ve askeri otoritelere teslim edildi. Bazı mensupları cephede askerlik yapması sakıncalı görülen gayrimüslimlerden oluşan Tarım Alayları ve Çiftçi Taburları’na alındı.
İş bununla kalmadı. Manisa ve Aydın’ı da içeren İzmir Vilayeti’nin İttihatçı Valisi Rahmi Bey, Or Yehuda'nın idare ve okul binalarına, lojmanlarına ve (Belçikalı bir Yahudi’ye tapulanmış olan) 500 dönüm arazisine el koydu. 1911 yılında İzmir’in güneyinde, Aydın şimendifer hattı güzergâhında bulunan Seydiköy nahiyesinde devlete ait verimsiz bir arazide kurulmuş olan Seydiköy Ziraat Mektebi’nin kadrosunu ve öğrencilerini Or Yehuda’ya taşıdı. Rahmi Bey aslında, okula tahsis edilmiş 3 bin dönümün tamamını istemiş, bunun karşılığında her yıl derneğin belirleyeceği sayıda öğrenciyi yatılı okula ücretsiz almayı teklif etmişti. Okul Müdürü Zuckermann, İstanbul’daki Alman Sefiri Wangenheim’i araya sokarak İTC nezdindeki girişimleri sonuç vermeyince, okulun işletmesinin dernekte kalması koşuluyla belli sayıda Müslüman öğrencinin okula kabul edilmesini teklif edecek, Rahmi Bey bu teklife sıcak bakmayınca, Zuckermann mümkünse bu konuyla ilgili adımların savaştan sonra atılmasını rica edecekti. Elbette Rahmi Bey bunu da kabul etmeyecekti. Çünkü savaş koşulları ve Belçika’nın İtilaf Devletleri’nin safında olması müsadereyi İTC nezdinde gayet meşru kılıyordu.
Or Yehuda’nın ışığının sönmesi
Çanakkale cephesinde kara savaşının başladığı 1915 Nisan'ında 150 asker ve 200 at çiftliğe yerleşti. Zuckermann’ın yürüttüğü görüşme trafiği sayesinde askeri birlik 50 gün sonra çiftliği terk ettiyse de yerlerini asker kaçakları ve işsizler aldı. Böylece Or Yehuda Çiftliği eski verimliliğini kaybetti. Bu sıkıntılı dönemde bir başka Yahudi Derneği olan Ozer Dalim derneği (Fukaraperver Yahudi Cemiyeti) çiftlikteki sığınmacılara yardım etmeye çalıştıysa da çiftlik üretime, Ziraat Mektebi de eğitime devam edemedi. Mondros Mütarekesi’nden bir ay sonra 30 Kasım 1918 tarihinde çiftlik yeniden faaliyete geçtiyse de, Batı Anadolu’da Yunan işgali ve buna yönelik direniş eylemleri, gayrimüslimlere yönelik düşmanlık ve önyargılar koloninin tekrar canlanması ümitlerini yok etti. 1924 yılında satışa çıkarılan çiftliği 1925 yılında Ahmet Kayalıoğlu adlı yerel bir çiftçi satın aldı. Yeni malik Mübadele ile Yunanistan’dan gelen muhacirlere ücret karşılığı arazi tahsis etti. 1944 yılında Or Yehuda Ziraat Mektebi’nin binasını devlete bağışladı. Okul binası 1945 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı, Kayalıoğlu İlkokulu adıyla hizmete girdi. 1994 yılında eski okulun yanına yeni bir okul binası inşa edildi ve eski bina yıkılmaya terk edildi. Günümüzde, okulun birkaç odası yeni okul tarafından depo olarak kullanılırken geri kalan kısmı boş ve bakımsız halde. Öyle ki, sanki Or Yehuda Çiftliği ve Or Yehuda Ziraat Mektebi’nin 100 yıllık tarihi adeta yaşanmamış gibi…

"ÇERKES" ETHEM'İN İZMİR VALİSİ RAHMİ BEY'İN OĞLUNU KAÇIRMASI OLAYI
Or Yehuda kolonisinin savaşla birlikte sonunu getiren Rahmi Bey’le ilgili meşhur olaya gelince:
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) önde gelen isimlerinden Rahmi Bey, 24 Ekim 1918’de "kanunlara muhalefet" ettiği gerekçesiyle Talat Paşa tarafından valilikten alınmıştı. Bazı kaynaklara göre İzmir’deki Levantenlerin ve gayrimüslimlerin çok sevdiği bir adam olan Rahmi Bey’i, İttihatçılar İstanbul’da kabinede görev verip İtilaf Güçlerine şirin görünmek için görevden almıştı. Bazı kaynaklara göre, Rahmi Bey, İzmir’deki Rumlara kötü davrandığı için İtilaf Devletleri’nin İstanbul Hükümeti’ne yaptığı baskı sonucu bazı kaynaklara göre ise, Rahmi Bey bazı yolsuzluk olaylarına karıştığı için İttihatçılar tarafından görevden alınmıştı. İstanbul'daki ünlü Bekir Ağa Koğuşu'nda tutuklu iken, oğlu Alparslan, Milli Mücadele’nin en tartışmalı figürlerinden biri olan “Çerkes” Ethem ve adamları tarafından kaçırılmıştı.
Yıllar sonra Alparslan nasıl kaçırıldığını şöyle anlatacaktı: "Ben Bornova'da mektebe gidiyordum. Miss Florence adlı İngiliz mektebiydi. Mektebin yanında bir mezarlık ardı. Park yapılmaya karar verilmişti. Daha 8-9 yaşlarındaydım. Önünde Manisa yoluna ayrılan bir kavşak vardı. Orada bir payton duruyordu. Ben de mektepten ayrıldım, tam mezarlıktan geçiyordum. Paytondan başı kalpaklı, pardesülü, iri yakışıklı biri indi, hiç benimle ilgilenmiyor gibiydi. Tam yanımdan geçerken kolumdan yakaladı. İsmimi sordu, söyledim. Tedirgin olmuştum. 'Baban seni istiyor, seni ona götüreceğim' dedi. Babamın İstanbul'da olduğunu biliyordum ama tevkif edildiğinden haberim yoktu. Ben de babamım İstanbul'da olduğunu söyledim. Annem bekliyor gelemem dedim. Beni yakaladı, paytonun içine koydu. Daha koyar koymaz paytonun öteki kapısından atlayıp kaçmaya çalıştım, içerdeki iki kişi beni yakaladı. Sonradan adlarını öğrendim. Birisi Manyaslı Şevket, diğeri de Manyaslı Mahmut'tu. Paytonun içinde üzeri gocukla örtülü silahlar vardı. Ethem de bindi. Manisa yoluna hareket ettik. Anladım ki başım dertte idi..."
Alparslan Salihli’de İTC’nin yeraltı örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın önde gelenlerinden “Kuşçubaşı” Eşref Bey’in evine götürülmüş, fidyecilerin isteği üzerine annesine hitaben İngilizce bir not yazmış, Ethem Bey bu notla birlikte Rahmi Bey'in eşi Nimet Hanım'a yazdığı mektupta, takipten vazgeçilmesini, aksi takdirde çocuğun başının çuval içinde gönderileceğini ihtar etmişti.
Ne kadar fidye istendi, fidye nasıl toplandı?
Olayı 13 Şubat'ta Hukuk-u Beşer gazetesinde (gerçek adı Osman Nevres olan) Hasan Tahsin kamuoyuna duyurdu. Eski İttihatçı, yeni Hürriyet ve İtilafçı yazar (sadeleştirilmiş dille) Alparslan'ı kaçıran "meçhul şahısların, Rahmi'nin gadr ve zulmüne uğrayan kişilerden olduğu tahmin edilmektedir" diyordu. 14 Şubat tarihli Ahenk gazetesi ise çocuğu kaçıranların Çerkes Şevket ve çetesi olduğunu "Erkekliğimizden utandık" başlıklı yazıyla okurlarına duyurmuştu. Yazar (sadeleştirilmiş dille) "Er olan adam kadınların göz yaşlarını, yürek çırpıntılarını, iniltilerini, feryadlarını intikam aracı saymaktan utanır, er olan anne olmuş bir kadının yüreğinde yerleşen evlat sevgisinin yüceliği karşısında yere kapanır" diyordu.
Konu İstanbul basının da ilgisini çekmişti. 16 Şubat tarihli Yeni Gün gazetesine göre Nif (Kemalpaşa) istikametine doğru kaçan Ethem ve adamlarıyla onları takip eden Bornova Jandarma Komutanı Rıza Efendi'nin askerleri arasında Kavaklıdere ve Pasu mevkilerinde yer yer çatışmalar olmuş ancak bir sonuç alınamamıştı. Bunun üzerine İtilaf Devletlerinin İzmir temsilcileri de o sırada İzmir Valiliğini yürüten "Sakallı" Nureddin Paşa'ya "polis ve jandarmanızı bizim kuvvetlerimizle takviye edelim" önerisinde bulundu.
Ethem Bey’in çocuğu serbest bırakmak için 500 bin lira fidye istediği duyulunca bir yandan Çerkes toplumunun önde gelenleri, bir yandan İttihatçılar Çerkes Ethem üzerinde baskı yapmaya başladılar. Görüşmeler sonucu fidye parası 53 bin liraya ("evrak-ı nakdiye"ye), Alparslan'a göre 53 bin Reşat altınına düşürüldü.
Ethem Bey’e atfedilen Çerkes Ethem’in Ele Geçirilen Hatıraları adlı kitapta ise Ethem Bey olayı “İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği vakit, İzmir Valisi Rahmi Bey’den 50 bin lira ve isyanları bastırma sırasında Adapazarı tüccarlarından bilmem kimden elli bin lira ve bir de Karacabey eşrafından birinden beş bin lira aldım,” diye açıklayacaktı.
Fidyenin İzmir’in hemen her caddesine yardım sandıkları konularak fidyenin üçte biri halktan toplandı; Ege’nin önde gelen zenginlerinden borç istendi. Geri kalan meblağı ise, Rahmi Bey’in Alanyalızade Nazmi Bey ve Mahmud (Topçuoğlu) adlarında iki arkadaşıyla Bornova’da fabrikatörlük yapan Fransız asıllı Levanten Henri Giraud tamamladı. Sapancalı Baki Bey ve Anastas adlı kişi tarafından fidyenin Ethem Bey'e ulaştırılmasından bir gün sonra Alparslan 6 Mart’ta Salihli’de Teşkilat-ı Mahsusa liderlerinden Kuşçubaşı Eşref'in çiftliğine bırakıldı. Alparslan yıllar sonra olayı anlatırken Ethem Bey ve arkadaşlarının o 23 gün içinde kendisine iyi davrandığını söyleyecekti.

Ethem Bey kendini savunuyor
Olayın ardından Ethem Bey, eski İttihatçı, yeni Hürriyet ve İtilafçı Hasan Tahsin’in Hukuk-u Beşer ve Müsavat gazetelerinin 8 Mart 1919 tarihli nüshalarında yayımlanan mektubunda kendini (sadeleştirilmiş dille) şöyle savunuyordu: “1- Hakka dayanan bir asiyim. Bornova olayından amaç, tazminat, kurtuluş parası almak değil, benim ve memleketimin aleyhine üretilecek ve binlerce yetimin ve şehit oğullarının haklarından çalınmış, yasadışı olarak toplanmış Rahmi’nin milyonlarını azaltmak, bu vesile ile de onur ve şerefi geri almaktır. Çünkü Rahmi’yi hükümet tutukladı. 2- Alparslan’ı özellikle gündüz aldık. Sebebi de Rahmi’nin bizi tanımaktaki gafletine hayran bırakmak idi, 3) Eminim ki Rahmi [İTC] Merkez-i Umumi’nin kör bir aleti olduğunu nedamet etmiş olsa. Zavallı Hasan Bey en küçük bir muhalefeti ile İngilizlere casuslukla suçlanıyor, yirmi tırnağı sökülüyor. Hayatı boyunca edindiği şerefi Manisa'da sokak sokak teşhir ediliyor. Ne nemrutça bir muamele. Allah cümleyi ıslah etsin.”
Rahmi Bey İngilizci mi Almancı mıydı?
Görüldüğü gibi Ethem Bey kendisini, zenginden alıp yoksula veren bir çeşit Robin Hood olarak tarif ediyordu. Mektubun sonundaki meçhul Hasan Bey ise muhtemelen Ethem'in sevdiği kişilerden biriydi. Ancak ilginç olan, Rahmi Bey'in şehrin Levanten aileleri, dolayısıyla İngilizlerle gayet iyi ilişkisi varken, onun bir kişiyi İngiliz casusluğuyla suçladığı iddiasıydı. Nitekim Hasan Tahsin de "Her şeyden ibret alalım" başlıklı yazısında Çerkesliği, Çerkes Ethem'i ve "Çerkesliğin en büyük hamisi" dediği İngilizleri övüp, olayı Almancı olan İttihatçıların baş adamı Rahmi'nin nüfuzunun kırılması olarak yorumluyordu. Yine Hasan Tahsin’e göre, Ethem Bey, savaş yıllarında Kutü'l Amare kuşatmasından beri Büyükada’da esir tutulan İngiliz Generali Townsend’ı de kaçırmayı planlamış fakat General bu teklifi reddetmişti. Doğan Avcıoğlu’na göre de valinin oğlunu kaçırma olayı, Abdülmecid’den beri Çerkeslerin hamiliğine soyunan İngilizlere bir çeşit saygı gösterisiydi.
Ancak ortada garip bir durum vardı. Uygulamalarıyla gayet İngilizperver olan Rahmi Bey İTC ile ilişkisinden dolayı, kendisi de İttihatçı olan Ethem Bey tarafından Almancı olarak yaftalanmıştı. Dolayısıyla olayın gerçek nedeninin, Ethem’in Rahmi Bey’e kişisel husumeti olması daha muhtemeldi. Çünkü Cihan Harbi yıllarında, Ethem Bey Cumaovası yakınlarında (ilerde ünlü film yıldızı Audrey Hepburn'un dedesi olacak) Baron Arnaud Van Heemstra adlı bir Hollandalı’ya ait çiftliği basmaya niyetlenmiş, bunu haber alan Rahmi Bey bölgeye jandarma gönderip baskına engel olmuştu. Ethem Bey’in adamlarından bazıları yaralanmış, bazıları dayak yemişti. Gururlu bir Çerkes olan Ethem Bey bu olayın intikamını almak için önce Rahmi Bey’in İstanbul’a gidip geldiği Bandırma trenini bombalamak istemiş, ancak bazı İttihatçı Çerkesler (Sapancalı Baki ve adamları) tarafından bundan vazgeçirilmişti. İşte Alparslan’ın kaçırılması bu eski hesapla ilgili olabilirdi.
Olayın kahramanlarının akıbeti
Olayın "kötü" kahramanı "Çerkes" Ethem'in bundan sonraki hayatı bu yazının konusu değil. Sadece 1921 yılının ocak ayının, onun hayatında gerçek bir dönüm noktası olduğunu söylemekle yetineceğim. Kaçırılan Alparslan ise, serbest kaldıktan sonra İstanbul'a gönderilecek, üniversite tahsili için Berlin'e gidecek, döndükten sonra traktör ithalatı ve krom ticaretiyle uğraşacak, 1988 yılında 78 yaşında iken ölecektir.
Rumelili bir ailenin üyesi olan sabık İzmir Valisi Evrenoszade Rahmi Bey, tarihin bir ironisi olarak İngilizler tarafından Malta'ya götürüldü ve 1921 yılında İngiliz esirlerle yapılan mübadeleye kadar Malta'da kaldı. Türkiye'ye döndükten sonra ticaretle uğraşmaya başladı. Mustafa Kemal önderliğindeki Anadolu hareketine katılmayan (katılması da istenmeyen) Rahmi Bey, 1934'te Soyadı Kanunu ile Arslan soyadını aldı.
Son yıllarını hastalıkla geçiren ve 7 Temmuz 1947'de İstanbul'da ölen Rahmi Arslan önce Feriköy Mezarlığı'na defnedilmişti. Ölümünden 62 yıl sonra torunu Melekşah Arslan, güya İttihatçı geleneği reddeden AKP'li Kadir Topbaş döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başvurarak dedesinin kabrinin benim "İttihatçıların Anıt Kabiri" dediğim Abide-i Hürriyet'e nakledilmesini istedi. Aralık 2009'da belediye meclisi bu başvuruyu kabul etti ve Feriköy Mezarlığı'ndan alınan kemikler, Rahmi Arslan'ın eniştesi olan İttihat Terakki'nin Merkez Komitesi üyesi Mithat Şükrü Bleda'nın kabrinin yanına defnedildi.
Temel kaynaklar:
H. Siren Bora, “Alliance Israelite Üniverselle'in Osmanlı Yahudi Cemaatini Tarım sektöründe kalkındırma çalışmaları ve İzmir yakınlarında kurulan bir çiftlik okul: Or Yehuda”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 3, 1993, s. 387-400;
Aron Rodrigue, Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması. Alliance Okulları 1860-1925, çev. İbrahim Yıldız, Ayraç Yayınevi, 1997;
Ahmet Mehmetefendioğlu, "Yeni Belgelerle İzmir Valisi Rahmi Bey'in Oğlunun Kaçırılması", Tarih ve Toplum, cilt 15, sayı 88, Nisan 1991, s. 32-36.
Or Yehuda görselleri:
Engin Aktürk’ün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 2012 yılında kabul edilmiş “Osmanlı Döneminde Anadolu ve Trakya Topraklarında Yahudi Cemaati Tarafından Kurulan Tarım Okulları ve Akhisar Or Yehuda Tarım Okulu Örneğinin Mimari İncelemesi” başlıklı Yüksek Lisans tezinden.