Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 12 Nisan 2026 tarihinde seçimi kazanmasının ardından, "Viktor Orban'ın kuklası" diye nitelendirdiği Macaristan Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok'u istifaya çağırmış, istifa etmemesi durumunda anayasa değişikliğine gideceklerini belirtmişti. Macaristan Parlamentosu, Cumhurbaşkanı Sulyok'un görev süresini sona erdirecek anayasa değişikliğini 13 Temmuz’da kabul etmiş, Sulyok da kendi görev süresini sona erdiren anayasa değişikliğini 18 Temmuz'da imzalamıştı. Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinin ardından parlamentonun 30 gün içinde yeni cumhurbaşkanını seçmesi öngörülüyordu. Başbakan Magyar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Macaristan'ın birlik, barış ve tüm Macarların gurur duyabileceği bir cumhurbaşkanına ihtiyaç duyduğunu belirttikten sonra bu görevi büyük satranç ustalarından Judith Polgar'a teklif etti. Ancak Polgar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bölünmüş bir ulusu birleştirme yönündeki tarihi sorumluluğu üstlenecek gücü kendimde hissetmiyorum. Bu nedenle daveti kabul edemiyorum,” dedi.
Bu teklif ve cevap, 1952 yılında İsrail Cumhurbaşkanlığının teklif edildiği Nobel ödüllü fizikçi Albert Einstein’ı ve onun bu teklifi reddederken söylediklerini aklıma getirdi.
18 Kasım 1952 tarihinde dünya basını, Nobel ödüllü fizikçi Albert Einstein’a İsrail Cumhurbaşkanlığı’nı teklif eden bir telgrafı duyuruyordu. Söylentilere göre, büyük ölçüde sembolik olan bu makam onun için hazırdı. Kabul edecek miydi? Einstein medyaya ısrarla "Böyle bir telgrafı hiç almadım" demişti. Bu kısmen yalandı. Hakikaten İsrail hükümeti tarafından kendisine bu makam teklif edilmişti ancak Einstein bu teklifi kabul etmek istemediği gibi İsrail hükümeti de Einstein’in bunu kabul etmesini istemiyordu. Bunların ortaya çıkmasıyla her iki tarafın da onurunun kırılması istenmediği için perde arkasında hassas bir diplomatik oyun oynanıyordu.

Teklifin arka planı neydi?
14 Mayıs 1948’de resmen kurulan (kuruluş hikayesi için bkz: https://www.avlaremoz.com/britanya-mandasindan-israil-devletine-ayse-hur-2/) İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann, 9 Kasım 1952’de vefat etmişti. İsrail'de cumhurbaşkanı, anayasal monarşiye benzer şekilde, daha çok sembolik bir figürdü, gerçek siyasi güç ise başbakanda idi. Bu yüzden de bu sembolik görev için beyin fırtınası yapmak siyasi açıdan fazla risk içermiyordu.
"İsrail'in o dönemdeki en popüler günlük gazetesi Maariv, muhtemelen vatansever bir vizyon ve gazetecilik yeteneğinin bir karışımı olarak, 14 Kasım 1952'de bu fikri ortaya attı," diyor Hayfa Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olan Dr. Galina Weinstain ve ekliyor: "Bir gazetenin spekülatif fikri, dünyanın en ünlü insanlarından birine, hatta İsrail'de hiç yaşamamış, İbranice bilmeyen ve hiçbir siyasi hırsı olmayan birine yönelik gerçek bir siyasi öneriye dönüştü."
Gerçekten bu fikir kamuoyunda tutmuştu. Belki de İsrail, ilki kadar büyük bir ikinci cumhurbaşkanına sahip olabilirdi. Bir hükümet istatistikçisi şöyle espri yapmıştı: "Hatta ekonomimizin matematiğini çözüp anlamlı hale getirebilir."
Olayın perde arkasını araştıran uzmanlara göre “Öğrenmeyi seven ve ayrıca etkileyici bir ismin değerini bilen, sivri dilli” Başbakan David Ben-Gurion’a da bu fikir hoş gelmişti. O dönemde Ben-Gurion'un siyasi sekreteri olan Yitzhak Navon, Einstein’in doğumunun yüzüncü yılı münasebetiyle 1979'da düzenlenen bir sempozyumda yaptığı konuşmada perde arkasına ışık tutmuştu, “Einstein'ı dünyanın en büyük Yahudisi olarak nitelendirerek, ona bu görevi teklif etmeyi görev bildi" diyecekti. Halbuki hem Navon, hem Ben Gurion bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorlardı ama başka uygulanabilir bir seçenek de görmüyorlardı. Navon daha sonra Ben-Gurion'un şu sözlerini paylaştı: "Eğer kabul ederse ne yapacağımı söyleyin! Ona bu görevi teklif etmek zorunda kaldım çünkü teklif etmemek imkânsız. Ama kabul ederse, başımız belada demektir!"
Einstein’in Siyonizm konusundaki düşünceleri
Tereddüdün iki temel nedeni vardı. Birincisi o sırada ABD’nin New Jersey eyaletindeki Princeton Üniversitesi’nin İleri Araştırmalar Enstitüsü'nde araştırma yapan Einstein'ın, resmi etkinliklere yıpranmış sweatshirtlerle katılan, dağınık saçlı, geleneklere meydan okuyan özgür bir düşünür olarak görülmesiydi. İkinci neden elbette çok daha önemliydi. Tutkulu bir hümanist ve kararlı bir pasifist olan Einstein, çeşitli konularda sık sık düşüncelerini dile getirirdi. Ancak İsrail'i güçlü bir şekilde desteklediği halde Siyonizm ile ilgili düşünceleri hiç de stabil değildi.
Örneğin 1921 yazında, Yahudi ve Yahudi olmayan birkaç meslektaşı ile birlikte üniversitede özellikle Doğu Avrupalı Yahudiler yararına dersler verdiğinde “yaşadığı bu tür deneyimlerin Yahudi ulusçu duygularını uyanışa geçirdiğini” belirtmişti ancak onun “Filistin topraklarında özgür bir Yahudi toplumu” yönündeki düşüncesi militarist bir bağımsız ülke istediği anlamını içermiyordu. Irkçı Avrupalı güçlerin Doğu Avrupalı Yahudilere sefil sığınmacılar gibi davranmalarına da karşıydı. Einstein, Yahudilerin yaşadığı çeşitli Avrupa kentlerinde kendilerine insanca davranılsaydı, Yahudi diasporasının asla farklı bir ülke kurmak gibi bir hedef gütmeyeceğine de çok önceden dikkat çekmişti.
Einstein’ın meslek yaşamını ve kalıtlarını etkileyen anti-semitizmin bilincinde olan Siyonist lider Chaim Weizmann, o yıl önde gelen Siyonistlerden biri olan Kurt Blumenfeld’den “Einstein’ı kışkırtmasını” istediğinde Blumenfeld ona, “Einstein’ın bir Siyonist olmadığını biliyorsun. Sakın onu Siyonist yapmaya ya da bizim örgüte katılmasını sağlamaya çalışma... Sosyalizme eğilimli olan Einstein Yahudi emek ve emekçilerin hedefleriyle çok yakından ilgileniyor... Einstein’ın konuşmalar yapmasını bekliyormuşsunuz diye duydum. Bu konuda çok dikkatli olun, çünkü çoğu zaman ağzından safça dökülen sözcükler hiç de işimize gelmeyebilir” diyerek uyarıda bulunmuştu. Gerçekten de Einstein’ı kışkırtmaya gerek yoktu. Seçimini hep ezilenlerden yana yaptığından Weizmann’ın İngiltere ve Amerika’yı ziyaret etme çağrısını hemen kabul edecekti.
Ancak Blumenfeld kesin bir yanılgı içindeydi, çünkü Einstein hiç de saf değildi. Yaşadıklarından “anti-Semitizmin çoğu zaman siyasal hesaplarla ilgili bir sorun” olduğunu biliyordu. İsviçre’de olduğu sırada Yahudiliğinin ayırdında değildi. Nitekim “Yaşamımda Yahudi duyarlılığımı uyandıracak hiçbir şey yoktu. Bu durum Berlin’de yaşamaya başlar başlamaz ortaya çıktı. Orada genç Yahudilerin, özellikle de Doğu Avrupalı Yahudilerin, içinde bulundukları kötü durumu gördüm. Günümüzde Alman ekonomisinde yaşanan çöküşten onlar sorumlu tutuldular... Toplantılar, konferanslar ve basın yoluyla onların hızla uzaklaştırılmaları ya da gözaltına alınmaları yönünde baskıda bulunuluyor” diye yazmış, Alman hükümeti Doğu Avrupalı Yahudiler aleyhine önlemler almaya niyetlenince Einstein buna karşı çıktı ve Berliner Tageblatt gazetesine yazdığı bir yazıda “bu tür önlemlerin insanlık dışı ve mantıksız olduğunu” belirtmişti.
1926 Mart’ında Blumenfeld’e yazdığı bir mektupta, “Siyonizmin eğitim alanındaki başarılarını takdir ediyorum. Ancak bir kurum olarak Siyonizmi vicdanım rahat bir biçimde destekleyecek denli tanımıyorum” diyen Einstein, vicdanı rahat olmasa bile, oluşum aşamasında olan ve erdem ile anlıkçılığın hedeflendiği “Yahudi merkezi” ile ilgili olarak iyimser bir yaklaşım sergilemeyi yine de sürdürüyor ve “Arap sorununun Filistin projesinin geliştirilmesini tehlikeye atabileceği izlenimine” asla kapılmayan Einstein, 1927’de “Yahudilerle Araplar arasında, özellikle de emekçi sınıflar söz konusu olduğunda, kusursuz bir uyum sağlanacağına inanıyorum,” diyordu.
1929’da "Filistin güneşinin yakıcı ışınları altında taş kıran ve yol inşa eden, muhteşem entelektüel ve ahlaki yeteneklere sahip genç öncüler, kadın ve erkekler" ve "uzun zamandır ıssız topraklardan fışkıran gelişen tarım yerleşimleri... su gücünün geliştirilmesi...”, "Sanayi... ve her şeyden önemlisi, bir eğitim sisteminin büyümesi... Hangi gözlemci... böylesine şaşırtıcı bir başarının ve neredeyse insanüstü bir özverinin büyüsüne kapılmadan kalabilir ki?" diyerek bir kez daha Siyonizm’e sempatisini ifade etti.

40 Yahudi bilim insanıyla birlikte Türkiye’ye gelme talebi
Hitler’in Ocak 1933’te iktidara gelmesinden üç ay sonra çıkarılan “Sivil Kamu Hizmetlerinin Yeniden Yapılandırılması” kanunu ile Ari ırktan (Aryan) olmayanların (özellikle de anası-babası veya büyükannesi-büyükbabası Yahudi olanların) devlet hizmetinde çalışması yasaklandığında, Einstein kendisiyle birlikte, Nazi rejimi yüzünden Almanya’da çalışamayacak duruma 40 kadar Yahudi bilim insanın Türkiye’de istihdam edilmesi için Başbakan İsmet İnönü’ye bir mektup yazmıştı. Başvurunun reddedildiğine dair mektup iki ay gecikmeli olarak kendisine ulaştığında Einstein bir aydır ABD’de idi. 17 Ekim 1933’te New Jersey’e yerleştikten sonra da çok önemli çalışmalara imza atacaktı. (Bu başvuru ve reddi hakkında bilgi için: https://www.avlaremoz.com/1933-yilinda-cumhuriyetin-ilk-universite-reformu-ile-nobel-odullu-fizikci-albert-einsteinin-kesisen-ve-ayrilan-yollari-ayse-hur/
Buna karşılık 1937’de İngilizler Peel Komisyonu Raporu uyarınca Filistin’i Yahudi ve Arap Devleti olarak ikiye bölmeye kalktıklarında Einstein Weizmann’a yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Araplarla dürüst bir işbirliğine gidilmediği sürece barış ve güvenlikten söz edilemez. Bu yalnızca günümüz için değil, uzun erimli bir siyasal çözüm açısından da son derece önemli.” Einstein Araplarla Yahudiler arasında yaşanan çalkantıların kaynağı olarak Britanya’yı suçluyor, “Yahudilerle Araplar arasındaki güçlükler yapaydır ve bu yapay güçlükleri yaratan da İngilizlerdir,” diye kükrüyordu. Einstein Filistin’i tek bir hükümetin yönetebileceğine, ancak Britanya’nın araya girmemesi gerektiğine inanıyordu. Yerli halkı sömürürken toprak sahiplerinin elinden tutan Britanya’nın sömürgeci yönetimini topa tutan Einstein, önerilen bölüştürmelerin Batılılara sağlayacağı çıkarları da sert bir biçimde eleştirmekteydi.
1938’de tavrını biraz daha netleştirdi ve "Bir Yahudi Devleti kurulmasından ziyade, barış içinde birlikte yaşama temelinde Araplarla makul bir anlaşma yapılmasını çok daha fazla tercih ederim... Yahudiliğin özüne dair farkındalığım, sınırları, ordusu ve bir ölçüde dünyevi gücü olan bir Yahudi Devleti fikrine karşı çıkıyor... Yahudiliğin içsel olarak uğrayacağı zarardan korkuyorum” dedi. Aynı yıl Siyonist girişimin "fanatik Araplar" tarafından tehdit edildiğini ilan ederken bir Yahudi vatanının "tüm Yahudiler için bir kültür merkezi, en ağır şekilde ezilenler için bir sığınak, aramızdaki en iyiler için bir eylem alanı, birleştirici bir ideal ve tüm dünyadaki Yahudiler için içsel sağlığa ulaşmanın bir aracı" olabileceğini savunarak onu izleyenleri bir kez daha şaşırttı.
Nehru ile mektuplaşması
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Holokost trajedisinden sonra 13 Haziran 1947'de Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru'ya yazdığı dört sayfalık mektupta ise bütün bu gelgitlerin özetini şöyle yaptı:
"Hitler'in ortaya çıkışından çok önce, Siyonizm davasını kendime mal ettim, çünkü onun aracılığıyla açık bir yanlışı düzeltmenin bir yolunu gördüm…. Yahudi halkı yüzyıllardır, en küçük halkın bile normalde sahip olduğu tüm hak ve korumalardan mahrum bırakılmış olmalarına rağmen, bir halk olarak mağdur edilme ve zulüm görme gibi anormal bir konumda olmuştur... Siyonizm, bu ayrımcılığa son vermenin yolunu sunmuştur... yakın tarihi bağlarla bağlı oldukları topraklara dönüş yoluyla... Yahudiler, halklar arasında dışlanmışlık statüsünü ortadan kaldırmak istediler… Hitler'in ortaya çıkışı, Yahudilerin kendilerini içinde buldukları anormal durumun içerdiği tüm felaket sonuçlarını vahşi bir mantıkla vurguladı. Milyonlarca Yahudi öldü... çünkü dünyada sığınacak bir yer bulamayacakları bir yer yoktu... Yahudi hayatta kalanlar, atalarının kadim topraklarında, kardeşlerinin arasında yaşama hakkını talep ediyorlar…. Bu meşru ve doğal bir arzudur ve adalet bunun tatmin edilmesini gerektirir…İhtiyacı ihtiyaca karşı tartan yüce adalet terazisinde, hangisinin daha ağır olduğu konusunda şüphe yoktur."

Deir Yassin katliamına tepkisi
Ancak Einstein, Yahudilerin bir vatanının olmasını ne kadar meşru görürse görsün, 9 Nisan 1948 tarihinde Kudüs'ün batısındaki Deir Yassin köyünde Siyonist paramiliter gruplar tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırıda Irgun ve Stern (Lehi) örgütlerine mensup militanların savunmasız köylülere karşı acımasız bir katliam yaparak bölgede büyük bir korku ve panik yaratmasına tepkisiz kalmadı. 2 Aralık 1948’de Einstein ve Hannah Arendt’in öncülüğünde 24 Yahudi entelektüel New York Times'a ortak imzalı bir mektup gönderdi. 4 Aralık 1948 günlü nüshada yayımlanan mektupta;
“Zamanımızın en rahatsız edici siyasi fenomenleri arasında, yeni kurulan İsrail devletinde, organizasyon, yöntemler, siyasi felsefe ve sosyal çekim açısından Nazi ve Faşist partilere çok yakın bir siyasi parti olan "Özgürlük Partisi"nin (Tnuat Haherut) ortaya çıkması yer almaktadır. Bu parti, Filistin'deki eski bir terörist, sağcı ve şovenist örgüt olan Irgun Zvai Leumi'nin üyelerinden ve takipçilerinden oluşmuştur.
Bu partinin lideri Menachem Begin'in Amerika Birleşik Devletleri'ne yaptığı mevcut ziyaret, açıkça onun yaklaşan İsrail seçimlerindeki partisine Amerikan desteği izlenimi vermek ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki muhafazakâr Siyonist unsurlarla bağları pekiştirmek için hesaplanmıştır. Tanınmış birkaç Amerikalı, onun ziyaretini memnuniyetle karşılamak için isimlerini ödünç vermiştir. Dünyanın her yerinde faşizme karşı çıkanların, Bay Begin’in siyasi geçmişi ve bakış açıları hakkında doğru bilgilendirildikleri takdirde, onun temsil ettiği harekete isimlerini ve desteklerini ekleyebilecekleri düşünülemez. (…) Davranışlarının şok edici bir örneği, Deir Yassin adlı Arap köyündeki eylemleriydi. Ana yollardan uzakta ve Yahudi topraklarıyla çevrili olan bu köy, savaşta yer almamış ve hatta köyü üs olarak kullanmak isteyen Arap çetelerine karşı savaşmıştı. 9 Nisan'da (New York Times'a göre), askeri bir hedef olmayan bu barışçıl köye terörist çeteler saldırdı, sakinlerinin çoğunu —240 erkek, kadın ve çocuk— katletti ve birkaçını Kudüs sokaklarında esir olarak gezdirmek için canlı tuttu. Yahudi cemaatinin büyük kısmı bu eylem karşısında dehşete düştü ve Yahudi Ajansı (Jewish Agency), Mavera-i Ürdün Kralı Abdullah'a bir özür telgrafı gönderdi. Ancak teröristler, bu katliamdan utanmak bir yana, eylemlerinden gurur duydular, bunu geniş çapta duyurdular ve ülkedeki tüm yabancı muhabirleri Deir Yassin'deki yığılmış cesetleri ve genel yıkımı görmeye davet ettiler. Deir Yassin hadisesi, Özgürlük Partisi'nin karakterini ve eylemlerini örneklemektedir. (…)
Aşağıda imzası bulunanlar, bu nedenle, Begin ve partisine ilişkin bariz gerçekleri kamuoyuna sunmak ve ilgili herkesi faşizmin bu son tezahürünü desteklememeye çağırmak için bu aracı kullanmaktadır,” deniyordu. (Mektubun tamamı aşağıdaki görselde.)

Özetle Einstein’in Siyonizm konusunda görüşleri konusunda en doğru özet Kudüs İbrani Üniversitesi Albert Einstein Arşivleri’nin kıdemli arşivcisi Chaya Becker’ın "Einstein'ın bir gün desteğini dile getirirken ertesi gün hayal kırıklığını ifade ettiği biliniyordu. Değişmeyen şey ise milliyetçiliğe duyduğu nefretti” ifadesi olmalı. Nitekim Einstein ABD’de yayımlanan Monthly Review adlı aylık derginin Mayıs 1949’daki ilk sayısında “Neden Sosyalizm?” başlıklı uzun bir yazı ile dünya görüşünü özetlemişti. (Yazının Türkçe çevirisi için: https://evrimagaci.org/blog/neden-sosyalizm--13555)
Abba Eban’ın davet mektubu
Ama bir kere ok yaydan çıkmıştı. Einstein’la 1951 yılında New Jersey’deki evinde bizzat tanışan Ben Gurion Einstein’in hem kişisel, hem siyasal yanıyla tüm hikâyeye vakıf olduğu halde tam bir pragmatist gibi davrandı. Yeni İsrail Cumhurbaşkanı'nın ülke içinde yetkileri sınırlı olsa da yurt dışında hem yardıma hem de sempatiye ihtiyaç duyan, mücadele eden yeni bir devletin önemli bir sembolü olabilirdi. Karakteristik bir şekilde, kabinesine veya partisine danışma zahmetine girmeyen Ben-Gurion, Einstein'ın fikrini almak için İsrail'in ABD Büyükelçisi Abba Eban’a bir telgraf çekti. Abba Eban’la telefon konuşmasında Einstein bu konudaki gönülsüzlüğünü belirttiği halde telgraftaki talimat üzerine kaleme alınan 17 Kasım 1952 tarihli İngilizce mektup şöyleydi:
“Sayın Profesör,
Bu mektubu getiren kişi, şu anda Washington'daki Büyükelçiliğimizde Bakan olarak görev yapan Kudüslü Sayın David Goitein’dir. Kendisi size Başbakan Ben Gurion’un size iletmemi istediği soruyu getiriyor: Eğer Knesset’in [Parlamento] oylamasıyla size İsrail Cumhurbaşkanlığı teklif edilirse, bunu kabul eder misiniz? Kabul etmek, İsrail'e taşınmayı ve İsrail vatandaşlığını almayı gerektirir. Başbakan bana, böyle bir durumda, çalışmalarınızın son derece önemli olduğunun tamamen farkında olan bir hükümet ve halk tarafından, büyük bilimsel çalışmalarınızı sürdürmeniz için tam bir kolaylık ve özgürlük sağlanacağına dair güvence verdi.
Sayın Goitein Başbakanın sorusunun sonuçlarıyla ilgili olarak arzu edebileceğiniz her türlü bilgiyi size verebilecektir.
Eğiliminiz veya kararınız ne olursa olsun, önümüzdeki bir iki gün içinde sizin için uygun bir yerde sizinle tekrar görüşme fırsatı bulursam çok minnettar olurum. Bu akşam bana ifade ettiğiniz endişeleri ve şüpheleri anlıyorum. Öte yandan, cevabınız ne olursa olsun, Başbakan'ın sorusunun Yahudi halkının herhangi bir evladına duyabileceği en derin saygıyı yansıttığını hissetmenizi istiyorum. Bu kişisel saygı unsuruna, İsrail'in fiziksel boyutları bakımından küçük bir devlet olduğunu, ancak Yahudi halkının hem antik çağda hem de modern zamanlarda en iyi zihinleri ve kalpleri aracılığıyla kurduğu en yüce manevi ve entelektüel gelenekleri örneklediği ölçüde büyüklüğe ulaşabileceği duygusunu ekliyoruz. Bildiğiniz gibi, ilk Cumhurbaşkanımız bize kaderimizi bu büyük perspektiflerden görmeyi öğretti, tıpkı sizin de sık sık bizi buna teşvik ettiğiniz gibi.
Bu nedenle, bu soruya vereceğiniz yanıt ne olursa olsun, soruyu soranları cömertçe anmanızı ve halkımızın tarihindeki bu kutsal anda sizi düşünmelerine yol açan yüce amaç ve niyetleri takdir etmenizi umuyorum.
En içten dileklerimle,
Abba Eban”

Einstein’ın ret cevabı
Basının deyimiyle “şişman ama yetenekli” Büyükelçi Abba Eban, mektubun ulaştığını öğrendikten hemen sonra New Jersey'deki Albert Einstein'ı telefonla aradı. O tarihte 73 yaşında, ABD vatandaşı olan Einstein, dinledi, durakladı ve ardından üzülerek yeniden "hayır" dedi fakat Abba Eban’ın ısrarı üzerine İsrailli yetkililerle yüz yüze görüşmeyi de kabul etti. Einstein daha sonra ertesi gün New York'ta Ben-Gurion'un siyasi sekreteri Yitzhak Navon ile bir araya geldi. Navon hatıratında "Kendisini bu göreve önerenlerin duygularını incitmek istemediği için görüşmeyi kabul etti," dedi ve ekledi: "Bana öyle geliyor ki, bu teklif ona sevinç veya gurur değil, daha çok üzüntü vermiş."
Hakikaten de Einstein inançlarına sadık kalmış, ancak cevabını yumuşatmıştı. 18 Kasım'da Ben-Gurion'a İngilizce ve Almanca olarak el yazısıyla kaleme aldığı gayet diplomatik dilli bir mektupla duruma şöyle açıklık getirdi:
“İsrail Devleti’nden [Cumhurbaşkanlığı görevi için] gelen teklif beni derinden etkiledi ve bunu kabul edemediğim için hem üzgün hem de utanıyorum. Hayatım boyunca nesnel konularla ilgilendim, bu nedenle insanlarla düzgün bir şekilde iletişim kurma ve resmi görevleri yerine getirme konusunda hem doğal yeteneğim hem de deneyimim yok. Yaşım ilerledikçe gücüm azalmasa bile, sırf bu nedenlerden dolayı bu yüksek makamın görevlerini yerine getirmeye uygun değilim. Bu durumdan daha da üzüntü duyuyorum çünkü Yahudi halkıyla olan ilişkim, dünyanın ulusları arasında içinde bulunduğumuz kırılgan durumun tamamen farkına vardığımdan beri en güçlü insani bağım haline geldi.”
18 Kasım 1952 tarihli The New York Times sonrasında olacakları şöyle özetledi:
“(…) Cumhurbaşkanı Weizmann'ın yerine geçecek kişinin seçimi 8 Aralık'ta Knesset'te yapılacak. Adaylık başvuruları için son tarih 28 Kasım. Henüz resmi bir adaylık başvurusu yapılmadı, ancak sol kanat Mapam Partisi, geçici hükümette İçişleri Bakanı olan deneyimli Siyonist Itzhak Gruenbaum'u aday göstermeye karar verdi; Hapoel Hamizrahi (Dini İşçiler Partisi) ise Bank Leumi'nin genel müdürü Dr. Aharon Bath'ı aday gösterecek.”
Einstein'ın görevi resmen reddetmesinden iki gün sonra, kendisi ve Büyükelçi Abba Eban bir resepsiyonda bir araya geldi. Abba Eban Einstein'ın smokin giydiğini ancak çorap giymediğini fark etti ve gülümsedi. Galina Weinstein durumu şöyle özetledi: “Einstein…kendisi olarak kaldı: eksantrik, uyumsuz, törenlerden etkilenmeyen biriydi, bu neredeyse görsel bir metafor görevi görüyor: Einstein üniformayı giyebilirdi, ancak başkalarının ona yüklemek istediği rolü asla tam olarak benimseyemezdi.” Unutmayalım ki, Einstein’in ret cevabı "Eğer kabul ederse ne yapacağımı söyleyin! Ona bu görevi teklif etmek zorunda kaldım çünkü teklif etmemek imkânsız. Ama kabul ederse, başımız belada demektir!" diyerek bu yola giren Ben-Gurion’u da çok rahatlatmıştı.

Einstein yerine Ben-Zvi seçiliyor
Sonunda, siyasi açıdan daha zeki bir aday olan Yitzhat Ben-Zvi’ye cumhurbaşkanlığı teklif edildi. 14 Mayıs 1948’de Ben-Gurion tarafından okunan İsrail Devleti’nin Kuruluş Beyannamesi’nde imzası olanlardan biri olan Ben-Zvi 10 Aralık 1952'de resmen seçildi ve 1963'teki ölümüne kadar üç dönem görev yaptı. Ben-Gurion 1953 yılında hükümetten çekilip Negev Çölü’ndeki Sde-Boker kibbutzuna yerleşmek istediğini açıkladı. Fakat, 1955 yılında hükümete geri dönüp Savunma Bakanlığı ve daha sonra da Başbakanlık görevlerini yeniden devraldı. 1970 yılında politikadan emekliye ayrıldı ve ömrünün son yıllarını Sde Boker kibbutzunda geçirdi, vasiyeti üzerine orada eşi Paula'nın yanına gömüldü. (Ben-Gurion ve Ben-Zvi’nin II. Meşrutiyet İstanbul’undaki hayatlarına ilişkin podcast programım için: http://youtube.com/watch?v=wlSsLHSnVIU)
İsrail'e sempati duysa da hiçbir zaman ateşli bir Siyonist olmayan, "Araplarla dostane ve verimli bir arada yaşama" anlamına gelen iki uluslu bir yapıya inanan ve İsrail gibi politik açıdan son derece kompleks bir yapıda siyaset yapma konusunda kişisel sınırlarını gayet iyi bilen Einstein ise ölümüne dek hatta bir anlamda ölümünden sonra da insanlık için mücadele etmeye devam etti. Russell-Einstein Manifestosu, Soğuk Savaş’ın tam ortasında, 9 Temmuz 1955'te Londra'da Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi ve toplum eleştirmeni Bertrand Russell tarafından yayımlandı. Nükleer silahların yarattığı tehlikelere dikkat çeken manifesto, dünya liderlerini uluslararası çatışmalara barışçıl çözümler aramaya çağırdı. İmzacılar arasında, Einstein’ın 18 Nisan 1955'teki ölümünden kısa bir süre önce imzalayan yüzlerce bilim insanı vardı.
Özet Kaynakça:
Galina Weinstein, Einstein's Legacy: From General Relativity to Black Hole Mysteries ve Albert Einstein: Rebellious Wunderkind, Springer, 2024;
Walter Isaacson, Einstein: His Life and Universe, Simon & Schuster, 2007 (https://archive.org/details/einsteinhislifeu0000isaa_m3x1)
David E. Rowe & Robert Schulmann, Einstein on Politics: His Private Thoughts and Public Declarations on Nationalism, Zionism, War, Peace, and the H-Bomb, Princeton University Press, 2007 (https://archive.org/details/einsteinonpoliti0000unse)
Ek okuma: Ayşe Hür, 1933 Yılında Cumhuriyet’in İlk Üniversite Reformu ile Nobel Ödüllü Fizikçi Albert Einstein’ın Kesişen ve Ayrılan Yolları, https://www.avlaremoz.com/1933-yilinda-cumhuriyetin-ilk-universite-reformu-ile-nobel-odullu-fizikci-albert-einsteinin-kesisen-ve-ayrilan-yollari-ayse-hur/