İçeriğe geç

Ultra Ortodoks Hasidiklerin Dünyaya Neşeli Armağanı: Hava Nagila Şarkısı - Ayşe Hür

Yazan Ayşe Hür
Ultra Ortodoks Hasidiklerin Dünyaya Neşeli Armağanı: Hava Nagila Şarkısı - Ayşe Hür

Bir tesadüf eseri, hayatım boyunca evde yalnızken neşeyle mırıldandığım, hatta bazen coşarak söylediğim şarkıların başında gelen Hava Nagila’nın melodisinin 19. yüzyılın ortalarında Doğu Avrupa'daki ultra-Ortodoks Hasidik Yahudi geleneklerinden doğduğunu öğrendiğimde yaşadığım şaşkınlığı anlatamam…

Sanırım siz de şaşırmışsınızdır. İzleyenleriniz vardır, örneğin Brooklyn'deki Hasidik cemaatinde eşini kaybeden bir babanın, katı dini kurallar altında oğlunun velayetini elinde tutma mücadelesini anlatan Menashe (2017), Tel Aviv'deki Ortodoks bir Hasidik cemaatinde doğum yaparken ölen ablasının ardından, onun kocasıyla evlenmesi için aile baskısına maruz kalan genç bir kadının içsel çatışmalarını işleyen Fill the Void (Kadosh / Boşluğu Doldurmak - 2012), bir cinayet davasını çözmek için Brooklyn'deki Hasidik topluluğunun içine gizli görevle sızan bir kadın dedektifin hikayesini anlatan A Stranger Among Us (Aramızda Bir Yabancı - 1992), ultra-Ortodoks bir tıp öğrencisinin ölümden dönmesi sonrası yaşadığı derin inanç krizini ve bastırılmış duygularını oldukça sert bir dille ele alan Tikkun (2015) gibi filmler ya da New York Williamsburg'daki Hasidik cemaatinden ve görücü usulü evliliğinden kaçarak Berlin'e giden genç bir kadının gerçek hayat hikayesini anlatan Unorthodox (2020) adlı mini dizi ve nihayet Brooklyn'deki travmatik Hasidik cemaatlerinden ayrılmaya çalışan üç farklı kişinin yaşadığı dışlanmayı ve zorlukları konu alan One of Us (Bizden Biri – 2017) belgeselinden tanıdığım ve izlerken bile kalbimin sıkışmasına neden olacak kadar muhafazakâr ya da ultra-Ortodoks diye nitelediğim Hasidik toplulukların böylesine neşeli bir melodi üretmesi bana o kadar inanılmaz geldi ki anlatamam.

Bir kaynakta “Hasidizm akımının temel felsefesi incelendiğinde bu durum gayet mantıklı” cümlelerini okuduğumda ise şaşkınlığın yerini merak aldı. İsrail’de zorunlu askerlik, çalışma hayatına katılım, doğum kontrolü gibi konularda sorun yaratan Haredilerin (İbranicede “Tanrı’nın karşısında titreyen”) alt kollarından biri olan Hasidiklerde (İbranicede “Tanrı'ya sadık olan”) "neşe" (Simcha) bir ibadettir diyordu okuduğum bir yazıda. Meğer Hasidizm, 18. yüzyılda Doğu Avrupa'da dönemin geleneksel ve aşırı dogmatik Yahudiliğine bir tepki olarak ortaya çıkmış. Kurucusu Polonya’lı Ba'al Shem Tov, Tanrı'ya ulaşmanın sadece ağır dini kitapları ezberlemekle değil, kalpten gelen bir neşe, sevgi ve coşkuyla mümkün olduğunu savunmuş. Hasidik inancında melankoli ve üzüntü günaha yakın kabul edilirken, coşku ve neşe (Simcha) en yüksek ibadet biçimlerinden biri sayılıyormuş…

Sözsüz melodiler: Nigun

“Hasidikler, kelimelerin kalbin derin duygularını anlatmakta yetersiz kaldığına inanırlar” diyor bir yazar. Bu yüzden Nigun (veya Niggun) adı verilen, sözleri olmayan, sadece "lay-lay-lay" veya "bam-bam" gibi seslerle mırıldanılan mistik ezgiler bestelemişler. Hava Nagila'nın melodisi de ilk olarak Ukrayna'nın Sadigura kasabasındaki Sadegurer Hasidleri tarafından üretilmiş sözsüz bir dua ve meditasyon ezgisi imiş. Yani kıdemli bir ateist olarak orijinalinde dini bir coşkuyu ifade eden ritmik bir ilahiyi söylüyormuşum bol bol…

Şarkının dönüşümü ve sözlerin eklenmesi

Bu sözsüz dini melodi, 20. yüzyılın başlarında göçlerle Kudüs'e taşınmış. Şarkının bugünkü bildiğimiz kültürel fenomene dönüşme aşamaları ise şöyle:

Orijinal Hasidik “nigun” aslında oldukça yavaş, ağır ve meditatif bir tempoya sahip imiş. Ritim zamanla hızlandırılarak bugünkü coşkulu dans temposuna ulaştırılmış. Sözleri kimin yazdığı meselesi iki aile arasında neredeyse bir asırdır süren bir dava konusu. Cihan Harbi sırasında Gazze’deki Osmanlı bandosunun şefi olan müzikolog Abraham Zevi Idelsohn’un iddiasına göre 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu'nu (geniş bilgi için: https://www.avlaremoz.com/1917-balfour-deklarasyonu-ayse-hur-1/) ve hemen ardından İngiliz ordusunun Kudüs'ü Osmanlı İmparatorluğu'ndan almasını kutlamak amacıyla bu eski Hasidik melodiye İbranice sözler yazmış. (Hasidikler günlük hayatta Almanca ve İbranice karışımı bir dil olan Yidişçe konuşuyorlar, İbraniceyi sadece kutsal metinlerde kullanıyorlar.) Bu çifte olayı kutlama konserinde ilk kez seslendirilen şarkı o kadar büyük bir ilgi görmüş ki, ertesi gün tüm Kudüs sokaklarında söylenmeye başlanmış ve zamanla siyasi bağlamından sıyrılarak evrensel bir Yahudi düğün ve eğlence marşı haline gelmiş. 

Sözler üzerinde hak iddia eden ikinci kişi ise Idelsohn'un o dönemki okul korosunda yer alan ve büyüyünce ünlü bir kanto sanatçısı olan Moshe Nathanson. Nathanson’un iddiasına göre Profesör Idelsohn sınıfa bu sözsüz Hasidik melodiyi getirmiş ve öğrencilerine "Bu müziğe uygun, dönemin coşkusunu yansıtacak İbranice sözler yazın" diyerek bir ödev/yarışma vermiş. O sırada 12 yaşında olan Moshe Nathanson da evine gidip kutsal dualardan esinlenerek "Hava nagila ve-nismeha" mısralarını kâğıda dökmüş. Ertesi gün sınıfta en çok Nathanson'un yazdığı sözler beğenilmiş ve şarkı bu sözlerle söylenmiş. Nathanson, profesörünün onun çocuk yaşta yazdığı sözleri sahiplenerek kendi adına tescil ettirdiğini iddia etmiş. Nathanson ailesi, şarkının küresel bir başarıya ulaşıp büyük telif gelirleri getirmesinin ardından konuyu İsrail mahkemelerine taşımış. Ancak mahkeme, yazılı belgeleri incelediğinde telif haklarını Idelsohn lehine onaylamış. Çünkü Nathanson'un elinde çocukken bu sözleri yazdığına dair somut bir taslak veya resmi belge yokken, Profesör Idelsohn şarkıyı 1922'deki kitabında kendi imzasıyla resmi olarak yayımlamış.

Sözlerin anlamına gelince: İncil'deki Mezmurlar (118:24) kitabından esinlenen sözler oldukça seküler, birleştirici ve neşeli: "Sevinelim, sevinelim, sevinelim ve mutlu olalım / Şarkı söyleyelim, şarkı söyleyelim, şarkı söyleyelim ve mutlu olalım / Uyanın, uyanın kardeşlerim! Mutlu bir gönül ile uyanın kardeşlerim!”

Özetle; dışarıdan çok katı ve asık suratlı görünen Hasidik dünyası, aslında kendi içinde müzik, dans ve coşkuyu ibadetin merkezine koyan çok güçlü bir mistik geleneğe sahip imiş meğerse. Hava Nagila da bu coşkunun kiliselerden, sinagoglardan, kibbutz ve moşavlardan taşıp dünyaya mal olmuş en net örneği imiş.

Şarkıyı dünyaya tanıtan: Harry Belafonte

Şarkının tüm dünyada popülerleşmesini sağlayan ise Jamaika kökenli Afro-Amerikalı efsanevi kalipso sanatçısı Harry Belafonte. 1950'ler ve 1960'lardaki sivil haklar hareketi sırasında Martin Luther King Jr.’ın sırdaşı ve hareketin elçisi olarak görev yapan Belafonte'nin şarkıyla olan sıra dışı bağının ve onu dünyaya tanıtmasının hikayesi ise şöyle:

Harry Belafonte, 1950'lerin başında New York'taki oyunculuk derslerinin parasını ödeyebilmek için gece kulüplerinde şarkı söylemeye başladığında ünlü caz ve folk kulübü The Village Vanguard'da sahne alırken farklı kültürlerin halk müziklerini araştırırken Hava Nagila'yı duymuş, şarkının melodisindeki evrensel coşkudan ve birleştirici sözlerinden çok etkilenmiş. Şarkıyı kendi repertuarına ekleyip canlı söylemeye başladığında kulüpte büyük bir fırtına kopmuş. 

Sanatçı 2011 yılında yayımlanan My Song adlı anı kitabında "İkinci Dünya Savaşı bittikten sadece 7 yıl sonra (yani 1952 civarı) Almanya'da Hava Nagila'yı söylediğimi hatırlıyorum. Almanya'nın yok etmeye çalıştığı bir halkın şarkısını söylüyordum ve tüm salon bana eşlik ediyordu” diyor ama o tarihlerde henüz ünlü olmadığı için muhtemelen askeri üslere yakın küçük organizasyonlarda veya erken Avrupa ziyaretlerinde yaşadığı bir anının kronolojik olarak yanlış kaydedilmesinden ibaret olmalı, çünkü kaynaklarda böyle bir konser yok. 

Şarkının asıl patlaması, Belafonte'nin 1959 yılında müzik tarihine geçen ikonik albümü Belafonte at Carnegie Hall ile olmuş. Canlı kaydedilen bu konserde Belafonte Hava Nagila'yı öyle tutkulu, enerjik ve dinleyiciyi içine çeken bir tempoyla seslendirmiş ki, albüm milyonlarca satmış. (Belafonte’nin bir yorumu: https://www.ynetnews.com/culture/article/b12lzmd00h)

O döneme kadar şarkı sadece Siyonist gençlik kamplarında veya yerel Yahudi düğünlerinde bilinirken, Belafonte'nin bu kaydından sonra tüm Amerika ve Avrupa'da radyo listelerine girmiş, barlarda ve kulüplerde çalınmaya başlamış.    

Belafonte, ölene kadar verdiği neredeyse hiçbir konseri bu şarkıyı söylemeden bitirmemiş. Kendisini dünyaya tanıtan ünlü The Banana Boat Song (Day-O) ile Hava Nagila’nın kariyerinin en sütun iki eseri olduğunu her fırsatta belirten Belafonte 2017 yılında New York Times'a verdiği bir röportajda ise o günleri espriyle anarak, bu şarkı sayesinde "Amerika'daki en popüler Yahudi" haline geldiğini söylemiş… 2023 yılında 97 yaşında yaşama veda eden Belafonte’nin cenaze töreninde Hava Nagila çalındı mı, öğrenemedim ama onun açtığı bu kapı sayesinde daha sonra Bob Dylan, Neil Diamond, Connie Francis ve Dalida gibi onlarca dünya yıldızının da şarkıyı yorumladığını ve Hava Nagila’nın bugün Ajax ve Tottenham gibi futbol kulüplerinin tribün marşı olmaktan tutun, Olimpiyat şampiyonluk müziklerine kadar uzanan devasa bir küresel mirasa dönüştüğünü öğrenmiş bulunuyorum. Evet, Hava Nagila’yı söyleyerek yazıyı noktalayalım…

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Ayşe Hür

Tümünü gör