İçeriğe geç

Pesah: Kibirden Kurtuluş - Yakov M. Rabkin

Pesah: Kibirden Kurtuluş - Yakov M. Rabkin
Josef Schlesinger'in yaklaşık 1928/1929 yıllarında Budapeşte'de yayınlanan Haggadah'ından bir illüstrasyon.

İnsanlar geçmişte çektikleri acıları hatırladıklarında, bu hafızanın kendilerine ahlaki bir berraklık verdiğine sık sık inanırlar. Ancak Siyonizm tarihi, zulüm hafızasının aynı kolaylıkla kendini haklı görme ve cezasızlık duygusunun kaynağına dönüşebileceğini gösterir. İlkbaharda kutlanan iki Yahudi bayramı — Purim ve Pesah — Yahudilere köleliği ve topyekûn yok edilme tehdidini hatırlamalarını öğütler; bu da İran’a karşı süren savaş ve Filistinlilere yönelik devam eden şiddet bağlamında yankı uyandıran meseleleri gündeme getirir.

Purim ve Pesah, dolunay zamanı, bir ay arayla kutlanır ve kefareti, esaretten kurtulmayı ve özgürlüğü simgeler. Her ikisi de Kutsal Topraklar dışında gerçekleşmiştir: Purim Pers Krallığı'nda, Pesah'ın kutlandığı Çıkış (Exodus) ise Mısır’da. Her ikisi de umudun neredeyse tamamen kaybolduğu anlarda yaşanmıştır. Purim hikâyesinde, “genç yaşlı, çocuk kadın bütün Yahudileri tek bir günde yok etmek, katletmek ve ortadan kaldırmak” için bir kraliyet fermanı çıkarılmıştı. Mısır’da ise İsrailoğullarının çektiği sıkıntıların belki de en umutsuz anı, Firavun’un ordusundan kaçarken kendilerini deniz ile çöl arasında sıkışmış halde buldukları ve firavunun savaş arabalarının yaklaştığını duydukları andı.

İki kurtuluş farklı şekillerde anılır. Purim bir gün kutlanırken, Pesah yedi ya da sekiz gün sürer. Şükran mezmurları olan Hallel, Pesah’ta okunur ama Purim’de okunmaz. Purim gelir geçer, fakat Mısır’dan Çıkış, her cuma akşamı Şabat’ı başlatan kiduş (şarap üzerine yapılan kutsama) gibi elliden fazla mitsva bağlamında sürekli hatırlanır.

Bu durum kurtuluşun farklı yollarını yansıtır. Purim’de olayların merkezinde cesur bir kadın olan Ester’in bulunduğu bir saray entrikasına tanık oluruz. Purim hikâyesini anlatan Ester Kitabı’nda Tanrı’nın adı bir kez bile geçmez. Buna karşılık Pesah’ta başlıca özne insan değildir; özgürlüğü mümkün kılan denizin yarılması ilahi müdahale olarak sunulur. Pesah sederinde (ritüel yemek) okunan metin olan Agada da bu ilahi müdahalenin doğrudan olduğunu vurgular: “Bir melek aracılığıyla değil, bir seraf aracılığıyla değil, herhangi bir elçi aracılığıyla değil.”

Maddi olmayan bir Tanrı’yı kabul etmek kolay değildir. Altın Buzağı’ya dair Tevrat anlatımını hatırlamak yeterlidir: İsrailoğulları yeni dökülmüş bir puta tapmaya başlamış ve “Ey İsrail, seni Mısır’dan çıkaran tanrın budur” demişlerdi. İnsanların nesnelere tutunması ve onlara kutsallık atfetmesi yaygındır. Bu yüzden, Talmud’a göre Tanrı Musa’yı Kanun Levhaları’nı kırdığı için övmüştür. Kuşkusuz “kutsal” olmalarına — bizzat Tanrı tarafından yapılmış olmalarına — rağmen, halkın putperestliğine tepki olarak kırılmaları gerekiyordu.

Birleşik Krallık Başhahamı Lord Jonathan Sacks bir keresinde şöyle demişti: “Kutsallık nesnelerin bir özelliği değildir. İnsan eylemlerinin ve niyetlerinin bir özelliğidir.” Benzer şekilde İsrailli düşünür Yeşayahu Leibowitz de “Kutsallığı şeylerin — kişilerin, mekânların, kurumların, nesnelerin ya da olayların — içkin bir özelliği olarak görmek, putperestliği andıran büyüsel-mistik bir kavramdır” diye yazmıştır. Bu, Pesah’ı kutlayanlar için önemli bir ders olmalıdır: Bu, Yahudilerin kendilerini kölelikten kurtarıp “kendi” topraklarına yerleşmelerinin tarihi değildir; bir halkın ya da onların kudretinin kutlanması değildir.

Purim hikâyesinde, yaklaşan yıkım tehdidi içeren kraliyet fermanının başlıca nedenleri incinmiş gurur ve açgözlülüktü. Güçlü vezir Haman, kendisine boyun eğmeyi reddeden Yahudi Mordehay tarafından gücenmişti. Ayrıca Haman, planlanan kitlesel katliamın kurbanlarının servetini kraliyet hazinesine aktaracağı sözünü vermişti.

Mısır’daki köleliğin nedeni ise yabancı düşmanlığıydı. Firavun Öteki’nden korkuyordu: “Bakın, İsrailoğulları bizden çok daha kalabalık oldu. Gelin, onlara karşı kurnazca davranalım ki çoğalmasınlar….” Bu, köleleştirmeye ve artan baskıya yol açtı; bu da Firavun’un korkusunu yatıştırmayınca bebek katline başvuruldu: Ebelere şöyle emretmişti: “İbrani kadınlarını doğurturken doğum yerine bakın: çocuk erkekse öldürün, kızsa yaşatın.”

İntikam doğaldır. Bu yüzden Tevrat yalnızca intikamı yasaklamakla kalmaz, Yahudilere geçmişte kendilerine zulmetmiş olanlar üzerinde bile nasıl bir izlenim bıraktıklarına dikkat etmelerini öğütler. Örneğin Musa, Mısırlılar halkını iki yüzyıldan fazla köle olarak kullanmış olmasına rağmen, Mısır toplumunun ne düşüneceği konusunda kaygı duyar. Tevrat, Mısır’dan söz ederken intikamı değil, Mısırlılara karşı duyulması gereken minnettarlığı vurgular. Nitekim İsrailoğulları Kenan diyarındaki kıtlıktan kaçıp Mısır’a sığınmış ve orada iyi karşılanmışlardı. Tevrat çok iyi bilir ki bizi insan yapan şey kin ve intikam değil, minnettarlıktır.

Geçmişte çekilen acılar nefret ve şiddet potansiyeline dönüştürülebilir. İsrail’de bu dönüşüm, trajedinin belirli bir kolektif yorumunu şekillendiren eğitim politikaları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Toplumu travmadan kurtarmak için onunla yüzleşmek yerine, İsrail ana akımı bu travmayı sürdürmekte ve yeniden üretmektedir. Nazi soykırımının hatırası bu şekilde Filistinlilerin mülksüzleştirilmesini, sürülmesini ve hatta soykırımını meşrulaştırmak için bir silah haline getirilmektedir. Bu vahşetin, uzun zamandır farklı halkların yaşadığı bir toprakta tek bir etnik gruba ayrılmış bir devlet kurmak ve sürdürmek için gerekli olduğu iddia edilmektedir.

Birçok İsraillinin, tıpkı eski zamanların Firavunu gibi, Filistinlileri bir “demografik bomba” olarak görmesine şaşmamalı. İsrailliler, toprağı paylaşma korkusu içinde adeta hapsolmuş durumdalar; bu ihtimal varoluşsal bir tehdit olarak algılanıyor. Sıradan İsrailliler de, liderleri de Filistin direnişinden rutin olarak Naziler diye söz ediyor.

Bu intikamcı vahşet ayrıca daha da ahlaksızca görülmektedir; çünkü İsrailliler öfkelerini soykırımı gerçekleştiren Almanlara ve diğer Avrupalılara yöneltmek yerine, Avrupa Yahudilerinin trajedisinde hiçbir rolü olmayan Filistinlilere yöneltmektedir. İsrail’in savaşlarının çoğu, devletin Siyonist niteliğini sürdürmek için yapılmıştır — yani Filistinlilerle eşitlik içinde yaşama fikrine direnmek için. Başka bir deyişle, bölgedeki şiddetin temel nedeni, antisemitizmin ebedi ve evrensel olduğu ve Yahudileri yalnızca “Yahudi devleti”nin koruyabileceği inancına dayanan Siyonist apartheid düzeninin sürdürülmesidir.

Şubat 2026’da başlatılan İran’a yönelik mevcut askerî saldırı da Filistin meselesine dayanmaktadır. İsrail, Filistin haklarına bağlı kalan son büyük devleti ortadan kaldırmak için İran’ı saldırılarla, liderlerini ortadan kaldırarak, yıkım ya da parçalama yoluyla işlevsiz hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Pesah’ın ahlaki öğretilerinden biri, Öteki’ne, farklı olana karşı duyarlılık göstermektir. Tevrat, yabancı düşmanlığı yasağını, farklı olanı ezme yasağını doğrudan İsrailoğullarının geçmişte çektiği acılarla ilişkilendirir: “Yabancıya haksızlık etmeyecek ve onu ezmeyeceksiniz; çünkü siz de Mısır diyarında yabancıydınız.”

Bu yasağa uymak kolay değildir; bu yüzden Tevrat bunu diğer tüm emirlerden daha fazla, onlarca kez tekrar eder. Ancak bazıları bu fikri ilke olarak reddeder. Günümüzde İsrail’i yöneten Likud’un öncülü olan bir Siyonizm akımının kurucusu Vladimir (Zeev) Jabotinsky, İsrail’in davranışlarında — Gazze’deki soykırım dâhil — görülebilecek bir siyasal felsefe ortaya koymuştur. 1910 yılında Rusça yazdığı, karakteristik biçimde “Homo homini lupus” (İnsan insanın kurdudur) başlıklı bir makalesinde şöyle yazıyordu:

“Bazen şu yanılgıya fazla pembe umutlar bağlarız: Bir halkın kendisi acı çekmişse, bu yüzden başka bir halkın acısını hissedeceği, onu anlayacağı ve vicdanının daha önce kendisine yapılmış olanı daha zayıf bir halka yapmasına izin vermeyeceği sanılır. Ama gerçekte bunların sadece hoş sözler olduğu ortaya çıkıyor… Yalnızca Eski Ahit (sic) ‘Yabancıya zulmetmeyeceksin; çünkü Mısır diyarında yabancı olduğunuz için yabancının yüreğini bilirsiniz’ der. Çağdaş ahlakta böyle çocuksu bir hümanizme yer yoktur… Bir ulusun özü, karakterinin özgünlüğünün alfa ve omegası — onun belirli fiziksel niteliğinde, ırksal bileşiminin unsurunda somutlaşır.”

1948’de Albert Einstein ve diğer Yahudi aydınlar, Jabotinsky’nin sağcı Siyonizmini faşist olarak kınamışlardı. O zamandan beri İsrail toplumunun evrimi, yalnızca bu türünün değil, bütün siyasal Siyonizmin içinde faşizmin tohumlarını barındırdığını ve bunların filizlenmesinin zaman alabileceğini göstermiştir. Günümüzde, Gazze’deki soykırım ve İsrail’in İran’ı bombalamasının ardından, daha önce İsrail’e sempati duyan birçok insan, yapısal yabancı düşmanlığı içinde Siyonist devletin Hitler Almanyası’na benzediği sonucuna varmaktadır. Nitekim ABD eski Savunma Bakan Yardımcısı Chas Freeman yakın zamanda İsrail kabinesinde “Nazileri insancıl gösterecek insanlar” bulunduğunu söylemiştir.

Yahudilik ile Siyonizm arasında aşılmaz bir karşıtlık olduğu görülebilir. Pesah’ı kutlarken, özgürlük bayramını kibir, üstünlük ve cezasızlık kutlamasına dönüştürmemek önemlidir.

Montréal Üniversitesi’nde emekli tarih profesörü olan Yakov M. Rabkin, “İsrail Filistin’de: Yahudilerin Siyonizmi Reddetmesi” ve “Siyonizmin 101 Alıntısı” kitaplarının yazarı.  “İsrail Filistin’de” kitabı yakın zamanda Japonya’da yayınlanmıştır. Kitaplarından biri Türkçe olarak yayınlanmıştır: “Yahudilerin Siyonizm Karşıtlığı

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Yakov M. Rabkin

Tümünü gör