"Her gün posta kutumu kontrol ediyorum ama Yüce Allah’tan bunu doğrulayan bir mektup bulamadım." Profesör Yeshayahu Leibowitz, kendisine Siyonist devleti "Kurtuluşumuzun Filizlenmesinin Başlangıcı" olarak görüp görmediğini sorduğumda bana bu yanıtı vermişti. ‘Reshit tsmiḥat geʼulatenu’ ifadesi, 1948 yılında kaleme alınan ve dünya genelindeki birçok sinagogda okunan "İsrail Devleti için Dua" metninde yer almaktadır. Tabii ki, Siyonist projeye mesihçi bir boyut kazandırdığı gerekçesiyle başta Haredi (veya ultra-Ortodoks) topluluklar olmak üzere pek çok cemaat bu duayı okumayı reddetmektedir.
Görüşmemiz, profesörün Kudüs’teki Usishkin Caddesi’nde bulunan mütevazı evinde gerçekleşmişti. Çalışma masası akademik dergi yığınlarıyla doluydu. Sovyetler Birliği’nin ‘Voprosy filosofii’ (Felsefenin Sorunları) dergisini gördüğümde, Rusça bildiğini anladım ve konuşmamıza benim ana dilimde devam ettik; kendisi de bu dili bir çocuk olarak o dönem Rus İmparatorluğu’nun bir parçası olan Riga’da öğrenmişti. O sıralar Montreal Üniversitesi’nde dersini verdiğim bilim tarihi de dahil olmak üzere birçok ortak ilgi alanımız vardı. Dahası, ikimiz de akademik hayatımıza kimya öğrencileri olarak başlamıştık. İsrail radyosundaki haftalık Tevrat yorumları ve İsrail toplumuna yönelik keskin kamuoyu eleştirileri, onu akademik çevrelerin çok ötesinde tanınan biri haline getirmişti.
Profesör Leibowitz, Ortodoks bir Yahudi olarak büyüdü ve hayatı boyunca öyle kaldı. Bense dindar bir yaşam tarzını benimsedikten henüz on yıl sonra, bu parlak çok yönlü bilgine, derin bir bağlılığa sahip bir Yahudi alimine ve baskı ile adaletsizliğin korkusuz bir eleştirmenine çekilmiştim. Onun bilim, Yahudilik ve Siyonizm hakkındaki görüşlerini anlamak için sabırsızlanıyordum.
Gençliğinde Leibowitz, 1967 savaşı sonrasındaki mesihçi militanlığın başlamasından çok önce, dinî Siyonizm ile ilk haliyle özdeşleşmişti. İsrail’in o savaşta Filistin topraklarının işgaline ve yerleşime açılmasına ilkeli bir şekilde karşı çıktı. Leibowitz, sosyal adaleti Yahudiliğin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. 1934’te Filistin’e göç ettikten sonra, Ortodoks dinî pratikleri sosyalist emek değerleriyle birleştiren Haoved Hadati bünyesinde aktif hale geldi. Bu yapı siyasi bir partiye (Hapoalim Hadatiim) dönüştü ve hatta 1949’daki ilk Knesset seçimlerinde yarıştı ancak tek bir sandalye bile kazanamadı. Bu durum, adalete bağlı ilkeli bir entelektüel olan Leibowitz’in "mümkün olanın sanatı" olan örgütlü siyasette yerinin olmadığını gösterdi. Amansız bir şekilde bağımsız olan Leibowitz, kendisini İsrail ana akımından tecrit edilmiş buldu.
Başhahamlık kurumunu, ‘dati’ (dindar) ve Vatikan kelimelerinden türettiği bir kelime oyunu olan ‘datikan’ olarak adlandırarak tiye aldı. Onun alaycı üslubu, Yahudiliğin en kutsal mekânı kabul edilen Ağlama Duvarı’nı bile es geçmedi. Hükümet burayı yabancı devlet adamları için bir siyasi ziyaret mekânına dönüştürdüğünde Leibowitz, buraya ‘kotel’ (Duvar anlamına gelen İbranice kelime) ve disko kelimelerinin birleşimi olan ‘discotel’ adını taktı. 1993 yılında kendisine İsrail Ödülü verildiğinde, dönemin başbakanı Yitzhak Rabin törene katılmayı reddetti.
Beni Profesör Leibowitz’e en çok çeken şey; onun monoteizme bağlılığı, entelektüel dürüstlüğü ve cesaretiydi. Birçok insanın gözünde son derece popüler olmaktan uzaktı, hatta kutsala saygısızlık olarak görülse bile doğruya doğru demekten asla çekinmezdi. Leibowitz, devletin ve ordunun kutsallaştırılmasının faşizme yol açacağını gördü ve "Yahudi-Naziler" terimini ortaya attığında büyük bir tepki fırtınası kopardı.
Ariel Şaron tarafından yönetilen ve kurbanların çoğunun kadın ve çocuklardan oluştuğu 1953 Kibya katliamından başlayarak, İsrail’in Filistinlilere yönelik tekrarlanan askerî vahşetini şiddetle eleştirdi. 1956 kadar erken bir tarihte, İsrail’in uyguladığı şiddetin, "sadece emirlere uyduklarını" iddia eden Nazileri akladığını savundu. "En ahlaklı ordu" olmakla övünen İsrail ordusunu Nasyonal Sosyalizm takipçileriyle kıyaslamakta ısrar etmek özellikle cüretkârcaydı. 1991’de Hayfa’da yaptığı bir konuşmada şöyle ilan etmişti: "Ülkemizde de Nazi benzeri bir zihniyet mevcuttur. Bu bir gerçektir."
Aslında, Siyonizmde faşizmi teşhis eden ilk kişi Leibowitz değildi. 1948’de Albert Einstein, Hannah Arendt ve diğer önde gelen Yahudi düşünürler, sağcı Siyonizmi açıkça faşist olarak kınamışlardı. İsrail toplumunun istikrarlı bir şekilde sağa kayması, tüm siyasi Siyonizmin içinde zamanla filizlenebilecek faşizm tohumları barındırdığını göstermektedir. 1988’de ırkçı olduğu gerekçesiyle Knesset seçimlerine girmesi yasaklanan Meir Kahane’nin fikirleri bugün bu şekilde ana akım haline geldi. Bu fikirler; Uluslararası Af Örgütü, BM komisyonu, B'Tselem, İsrail İnsan Hakları İçin Hekimler Derneği ve uluslararası soykırım uzmanlarının çoğunluğu tarafından soykırım olarak tanımlanan Gazze’deki mevcut İsrail operasyonlarında somutlaşmaktadır. Bunlar ayrıca yerleşimcilerin Batı Şeria’daki amansız saldırılarında, İsrail’i, yani "Büyük İsrail’i" "tamamen Yahudi" yapmak amacıyla yerel Filistin halkını sürmeyi hedefleyen şiddetli pogrom kampanyasında da somutlaşmaktadır. İsrail ordusu Gazze’deki soykırımı yapay zekâ dahil gelişmiş silahlarla yürütürken, Dinî Siyonizm’in (dati leumi) coşkulu takipçileri taşlar, meşaleler, patlayıcılar ve makineli tüfeklerle hareket etmektedir.
2025 yılına gelindiğinde, kıdemli İsrailli gazeteci Gideon Levy’nin şu çıkarımını İsrail günlük gazetesi Haaretz’de okumak mümkündü: "Artık Siyonist olup faşist olmamak mümkün değildir."
Eylül 2025’te, bir diğer İsrail haber mecrası olan Siha Mekomit’in (Yerel Çağrı) editörü Orly Noy da aynı sonuca vardı:
Gazze soykırımı, Siyonizme özgü etno-üstünlükçü mantığın benimsenmesiyle mümkün olmuştur. Bu nedenle açıkça söylenmelidir: Siyonizm, hiçbir biçiminde bu suçun lekesinden arındırılamaz. Ona son verilmelidir.
Nazilikten arındırma (denazifikasyon) süreci; kolektif yaşamımızın her alanına dokunan, uzun ve her şeyi kapsayan bir süreç olacaktır. Bu belanın kökü tamamen kazınmadan önce muhtemelen, hem kurbanlar hem de failler olarak, daha fazla nesli feda edeceğiz. Ancak süreç, Gazze’de her gün yaşanan dehşetleri işlemeyi reddetmekle ve bunların normalleşmesine izin vermemekle hemen şimdi başlamalıdır. Geride sadece iki yol kalıyor: Ya Yahudi, mesihçi ve soykırımcı bir devlet ya da tüm yurttaşları için gerçekten demokratik bir devlet.
Leibowitz, Siyonist devletin Yahudiliğin ahlaki ilkelerine uymasını bekliyordu ve uymaması onu derin bir hayal kırıklığına uğrattı. O dönemde faşizmin ilk tohumlarını çok az kişi görebildi ve bunları kamuoyuna ifşa etmeye cesaret edebilenlerin sayısı daha da azdı.
Leibowitz otuz iki yıl önce, 18 Ağustos (11 Elul) 1994’te hayatını kaybetti. Tarih onu haklı çıkardı.
Yakov M. Rabkin, Montreal Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde (CERIUM) Kıdemli Araştırmacı ve Emekli Tarih Profesörü; "101 Alıntıda Siyonizm’in Şifresini Çözmek" ve "Filistin’de İsrail: Siyonizm’in Yahudi Tarafından Reddi" dahil olmak üzere İsrail üzerine kitap ve makalelerin yazarı.