İçeriğe geç

Michael Barenboim: “Almanya’da Siyonizmi Reddeden Yahudiler Gerçek Yahudi Olarak Görülmüyor”

Yazan Avlaremoz
Michael Barenboim: “Almanya’da Siyonizmi Reddeden Yahudiler Gerçek Yahudi Olarak Görülmüyor”

Kemancı Michael Barenboim’e göre Almanya’nın hafıza kültürü, İsrail’in suçlarındaki suç ortaklığını sürdürmenin ve Filistinlileri görünmez kılmanın bir aracı hâline geldi.

Kaynak: +972 Magazine, Hanno Hauenstein, 23 Temmuz 2026

Ekim 2023’ten bu yana Michael Barenboim, hükümetin İsrail’in Gazze soykırımındaki suç ortaklığına karşı ısrarla konuşan ve bunu bu şekilde adlandıran az sayıdaki Alman kamusal figüründen biri olarak ortaya çıktı.

Michael Barenboim; bir kemancı ve viyolacı, Berlin’deki Barenboim-Said Akademisinde profesör ve tanınmış bir piyanist ve orkestra şefi olan Daniel Barenboim’in oğlu. 2024’ün başlarında, Filistin ile dayanışma amacıyla Almanya’da konserler düzenleyen klasik müzisyenlerden oluşan bir kolektif olan Make Freedom Ring’in kurucu ortağıydı. Bu esnada, Alman devletinin Filistin hakkında konuşanlara karşı uyguladığı baskının tüm gücünü hissetti: köşe yazıları ve röportajları geri çekildi, organize edilmesine yardımcı olduğu konserler ise gerçekleşmeden kısa bir süre önce mekânlar tarafından iptal edildi

Barenboim ayrıca 2024’te, Almanya’da antisemitizmle ilgili kabul edilen parlamento kararıyla ilgili “derin endişelerini” ifade eden bir açık mektuba imza atan 150 Yahudi sanatçı ve yazar arasında yer aldı. Parlamento kararında BDS hareketi antisemitik olarak tanımlanıyor ve hükümetin İsrail’i boykot etmeyi destekleyen kültür işçilerine fon sağlamama kararlılığı yeniden doğrulanıyor. O dönemde Barenboim şöyle demişti: “Yahudilerin korunması, bu kararın amacı değil.” 

Geçtiğimiz Eylül ayında Barenboim, İsrail’in Gazze’deki askerî harekâtına karşı Almanya’daki en büyük gösteriyi organize edenlerden biriydi. Bu gösteri, derhal ateşkes, Almanya’nın silah ihracatına son verilmesi ve İsrail’e yönelik Avrupa Birliği yaptırımları çağrısında bulundu.

Barenboim +972 Magazine ile bir araya gelerek Almanya’nın Staatsräson doktrininin (devletin İsrail’i savunma konusunda tarihî bir sorumluluğa sahip olduğu fikri) kimin sesini duyuracağı ve kimin duyurmayacağı da dahil olmak üzere İsrail-Filistin konusundaki kamusal söylemin sınırlarını nasıl şekillendirmeye devam ettiğini konuştu. Filistinlilerin hakları için ses çıkarmanın profesyonel ve kişisel bedellerini anlattı ve Almanya’da Filistinlilerin sesine öncelik vermenin zamanının çoktan geldiğine neden inandığını açıkladı.

Röportaj, uzunluk ve netlik açısından düzenlenmiştir. 

İsrail’in Gazze’deki soykırım savaşını Almanya’da sürekli olarak kınayan ve Almanya’nın bu savaştaki suç ortaklığını dile getiren sayılı önde gelen isimlerden biri olarak bugünkü durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bu sözde ateşkes anlaşmasının Ekim 2025’te imzalanmasından bu yana dikkatlerin çoğu başka şeylere yöneldi ve Alman söylemine müdahale etmek çok daha zor hâle geldi. Bu çok tehlikeli; Gazze artık tamamen gözden uzak. 

[Alman medyasında] orada neler olup bittiğine dair artık neredeyse hiç haber yapılmıyor, oysa durum her zamanki gibi dramatik. Temelde sıfırdan başlamak zorunda kalmamız, insanları olan biteni görmeye zorlamak ve Almanya’nın sorumluluğu üzerine düşünmelerini sağlamak zorunda kalmamız beni çok sinirlendiriyor.

18 Temmuz 2026'da Gazze'de, bir İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden beş kişilik bir ailenin cenazelerini, cenaze törenine katılanlar taşıyor. (Yousef Zaanoun/Activestills)

Bence [kamuoyunun ilgisi], Gazze’de pek çok korkunç şeyin yaşandığı Ekim 2023 öncesindeki duruma geri dönüyor: ablukalar, aralıklı bombalamalar, açlık. Filistinliler, ilgi tamamen başka yerlere yönelmişken yavaş yavaş yok olmaya terk edilmişti. İşte böyle bir felaketin yaşanmasına neden olan da buydu.

Ekim 2023’ten sonra bu durum değişti. Özellikle öğrenciler arasında çok sayıda protesto ve eylem gördük. Bu eylemler, hepimizin umduğu etkiyi, yani Alman politikasında tam bir değişimi sağlamadı. Ancak, Filistinlilerin durumunu ve Almanya’nın sorumluluğunu gündeme getirdi. 

Almanya’daki Filistin dayanışma hareketinin başarısız olduğunu söyleyebilir misiniz? 

Hayır. Alman halkının tamamı (yaklaşık yüzde 70’i) artık İsrail’in Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan’da ve benzeri yerlerdeki eylemlerine karşı çıkıyor. Çoğu bu konuda Almanya’nın sorumluluğunu görmese de bu eylemlere karşı çıkıyorlar ve bu çok önemli. Bana göre, bu insanları harekete geçirmemiz gerektiği açık. Ancak, burada bunu başarmak çok zor. Almanya’da pek çok faktör, insanların bu konuda aktif olma cesaretini kırıyor. 

Ne gibi faktörler? 

Sadece tüm iptalleri, susturma girişimlerini, seslerini yükselten belirli kişilerin kamuoyu önünde skandala dönüştürülmesini düşünün – tıpkı 2023’ten bu yana her yıl Berlinale bağlamında gördüğümüz gibi. Bu tür olayların caydırıcı etkileri vardır. Soykırıma karşı çıkan ancak kendi sosyal ve mesleki hayatı için endişelenen biri için risk değerlendirmesi çok önemli hâle gelir. İşte bu, insanların bu konuda özel hayatlarında güçlü görüşlere sahip olsalar bile harekete geçmelerini engelliyor.

Bu yansımaların bir kısmını siz de bizzat hissettiniz. Yaşadığınız bazı deneyimleri anlatabilir misiniz? 

Özellikle 7 Ekim’in birinci yıldönümü civarında, büyük bir medya kuruluşu için bir köşe yazısı yazmıştım. Kuruluş birkaç düzeltme yaptı. Durum şöyleydi: “İşte ikinci taslak, üzerinde biraz çalışalım, sonra yayımlayabiliriz.” Yani her şey temelde hazırdı. Sonra birdenbire, yazıyı yayımlamamaya karar verdikleri haberi geldi. Sunulan gerekçe, metinde kişisel bir unsur bulunmadığı iddiasıydı. Elbette bu, ikinci taslağa kolayca ekleyebileceğim bir şeydi.

27 Eylül 2025'te Berlin’deki Alexanderplatz’da, İsrail’in Gazze’de işlediği soykırıma karşı 100.000’den fazla protestocu yürüyüş düzenledi. (Oren Ziv/Activestills)

Kısa bir süre önce başka bir röportaj verdim ve şöyle bir mesaj aldım: “İsrail’in var olma hakkı ve çatışmanın nedenleri konusundaki görüşleriniz, bu yayının editoryal görüşlerine aykırı olduğu için röportajı yayımlamamaya karar verdik.” 

Açıkça böyle mi söylediler? 

Evet. Bunu çok şaşırtıcı buldum. Birincisi, o röportajda dile getirdiğim görüşler yeni bir şey değildi. Neredeyse üç yıldır aynı şeyi söylüyorum. Ama aynı zamanda, sadece kendi yayınınızın editoryal görüşlerine uygun röportajları yayımlama fikri bana oldukça tuhaf geliyor. Bunun ne anlamı var ki? 

İsrail’in var olma hakkına inanıp inanmadığınız size doğrudan soruldu mu? 

Evet, bu bana sıkça sorulan tipik bir sorudur. Genellikle verdiğim yanıt, devletlerin böyle bir hakka sahip olduğunu düşünmediğimdir; bunun hukuki bir mesele değil, ahlaki bir mesele olduğu yönündedir. Ve bu bakımdan, “var olma hakkı” kavramı tamamen anlamsızdır. 

Ayrıca soykırım ve apartheid uygulayan bir devletten bahsettiğimizi de tekrar vurguladım. Bu suçlar, insan olarak gördüğümüz şeyin tam kalbine vuruyor. Ancak, bunun da sözde “var olma hakkı” ile pek bir ilgisi yok. 

Make Freedom Ring’in kurucularından birisiniz. Bu ortamda Filistin ile dayanışma amacıyla böyle bir projeyi organize etmek nasıl bir deneyim oldu? 

Mart 2024’ten beri Filistin için yardım konserleri düzenliyoruz; bu konserlerde klasik müzik ile konuşmaları bir araya getiriyoruz. Konuşmacılar genellikle bağış topladığımız STK’nin temsilcileri ya da Filistinli akademisyenler oluyor. 

Make Freedom Ring’i kurmamızın nedeni, sektörümüzün tamamen sessiz kalmasıydı. Aylarca süren aralıksız İsrail bombardımanı vardı ancak klasik müzik kurumlarından hiçbir ses çıkmıyordu; diğer konularda genellikle çok açık sözlü olan saygın meslektaşlarımızdan bahsetmeye bile gerek yok.

Michael Barenboim, 7 Nisan 2025'te Münih’te düzenlenen bir “Make Freedom Ring” konserinin ardından konuşuyor.

Ukrayna ve Rusya buna iyi bir karşı örnek teşkil ediyordu: Almanya’daki büyük kurumlar tarafından Ukrayna için çok sayıda yardım konseri düzenlendi. Bu kolaydı. Alman hükümetinin çizgisini desteklediğinizde, rüzgâr sizi ileriye doğru itiyor.

Filistin için bir şeyler yaptığınızda ise rüzgâr tam yüzünüze karşı esiyor. Çok daha fazla çaba sarf etmeniz gerekiyor ve bu da sürekli yorgunluğa yol açıyor. Sektörümüzün sessizliği felaketti. Bu yüzden sesimizi yükseltmek ve dayanışma göstermek için daha fazla meslektaşımızı bir araya getirmek istedik.

O zamanlar, sadece ortaklar ve mekânlar bulmak için bile çok çaba sarf etmek zorundaydık. İnsanlar böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan çok korkuyordu; bu tür etkinlikler “tek taraflı” ya da radikal olarak algılanıyordu.

Bugün ise çeşitli dernekler, bağlantıda oldukları mekânlarda ortak etkinlikler düzenlemek için bize ulaşma eğiliminde. Ancak, Filistin’in merkezde olduğu bir etkinliğin tartışmalı ya da riskli olduğu algısı devam ediyor. İnsanlar [öfkeli] telefonlar alabileceklerinden ya da fonlarının kesileceğinden endişe ediyorlar.

Bu, Almanya’da sık görülen bir durum. Mekânlar mutlaka hayır demez, gerçi bu da oluyor. Genellikle evet derler çünkü kendilerini açık fikirli, liberal ve farklı görüşlere hoşgörülü olarak görürler. Ve daha sonra hayır derler.

Bu durum pek çok kez yaşandı; en sonuncusu ise bu yılın Mart ayında gerçekleşti. Sadece bizim değil, farklı müzik türlerinden pek çok müzisyenin de yer alacağı bir konserden birkaç hafta önce hem ana mekân hem de yedek mekân (iddiaya göre güvenlik nedenleriyle) organizasyondan çekildi.

“Evet” ile “hayır” arasında genellikle neler oluyor?

Örneğin, Francesca Albanese’nin Şubat 2025’teki Almanya ziyareti sırasında lobi grupları, İsrail Büyükelçiliği, yerel siyasetçiler ve medyanın bazı kesimleri tarafından baskı uygulandığını gördük. Etkinlik mekânları, Staatsräson’un işleyişini gözlemliyor ve bu tür bir açık görüşlülüğün bir bedeli olduğunu [anlıyor].

Francesca Albanese, 27 Temmuz 2024. (Rafael Medeiros/CC BY-SA 2.0)

Bu kuralın çok az istisnası var. Bu yılın başlarında Filistinli sinemacı Basma Al-Sharif, Düsseldorf Sanat Akademisine davet edildi. Aynı aktörlerin yürüttüğü koordineli bir baskı kampanyasına rağmen etkinlik gerçekleştirildi, her ne kadar kapalı kapılar ardında olsa da. Ancak bu, gerçekten de gerekli olmaması gereken büyük bir cesaret gerektiriyor.

Filistin konusunda Almanya’da öne çıkan bir Yahudi sessiniz. Anti-Siyonist ya da başka şekillerde eleştirel Yahudi seslerin bu tartışmaların tam merkezinde yer aldığı Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla Almanya’daki durum oldukça farklı görünüyor.

Alman devleti “Yahudi yaşamını korumak” istediğini dile getirdiğinde, Yahudilere, Yahudi görüşlerinin çeşitliliğini hesaba katmayan bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Sonuçta, bu şekilde konuşan tek kişi ben değilim. Başkaları da var. Ancak, Alman siyasetçiler ve ana akım medya, Yahudileri hâlâ İsrail yanlısı ve Siyonist olarak görüyorlar. Farklı görüşler, bir şekilde gerçek anlamda Yahudi olmayan görüşler olarak algılanıyor.

İsrail yanlısı görüşlere sahip bir Yahudi müzisyen, kamuoyundaki tartışmaları etkilemekte çok daha az zorluk çekiyor. Onların basında yer bulmaları daha kolay olurken benim gibi insanlar ise sadece görünmek için bile çok daha fazla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu durum her sektör için geçerli; klasik müzik sektörü ise sadece biraz daha muhafazakâr.

Sizce Almanya’da kamuoyu tartışmaları değişmeye başlıyor mu?

Dürüst olmak gerekirse, henüz o noktaya geldiğimizi sanmıyorum. Bana göre, tartışmalar temelde durma noktasına gelmiş gibi görünüyor. Kimin hangi tarafta olduğu; kimin neyi, nerede ve ne zaman söylediği (ve bunun ne gibi bir etkisi olduğu) çok net. Artık pek bir hareketlilik yok. Bu yüzden de hâlâ sessiz kalan bazı meslektaşlar için gerçek bir teşvik de yok.

27 Eylül 2025'te Berlin’de düzenlenen bir miting sırasında bir protestocu, Almanya’nın İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma suç ortaklığı yapmasını eleştiren bir pankart tutuyor. (Oren Ziv/Activestills)

Şu anda Temmuz 2026’dayız. Bu soykırım Ekim 2023’ten beri devam ediyor. Kamuoyunda tanınan bir kişi olarak sorumluluğumu bu duruma karşı şimdiye kadar sesimi yükseltecek kadar ciddiye almamış olsaydım bile, şu andan itibaren bunu telafi etmeye çalışırdım. Bu çok etkileyici bir hareket olurdu. Ancak, bu bile gerçekleşmedi.

Bunun çok az ve çok geç olacağını düşünmüyor musunuz?

Bunu seve seve kabul ederim. İnsanları uzaklaştırmanın akıllıca olduğunu düşünmüyorum. “Son iki buçuk yıldır neredeydin?” demezdim. Elbette böyle düşünebilirim ve öyle de düşüneceğim. İnsanların samimi bir özür dilemesine izin vermek çok daha akıllıca olur. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil, “Bu tutumu daha önce benimsemediğim için pişmanım” demek…

Filistin’deki durum on yıllardır felaket boyutlarında. Ben de Ekim 2023’ten önce hangi rolü üstlenebileceğimi tam olarak anlamamıştım ve bundan çok pişmanım. Bunu açıkça söylüyorum.

7 Ekim’den sonra harekete geçme ihtiyacı hissetmenize neden olan belirli bir an oldu mu?

İki şey vardı. Birincisi, Yoav Gallant’ın “Bunlar insan hayvanları; elektrik, su, yakıt ve gıda tedarikini keseceğiz” demesi; yani esasen “Orduma soykırım emri vereceğim” demesi. Bir iki gün sonra Berlin’deki Brandenburg Kapısı İsrail bayrağının renkleriyle aydınlatıldı ve Alman siyasetçiler, “Almanya’nın tek bir yeri var: İsrail’in yanı” diye ilan ettiler.

Bana göre, bu iki olay – [İsrail’in] “Bütün bir grubu yok etmek üzereyiz” demesi ve Almanların “Bunu destekliyoruz” demesi – beni kendi kayıtsızlığımdan sarsarak uyandırdı.

Sizce bu tür açıklamalar yapan Almanlar, Gazze’den gelen görüntüleri hiç görmemiş miydi? Yoksa basitçe umursamadılar mı?

Aslında bunun bir önemi yok. Almanya’da üst düzey bir siyasetçi olarak “Ben İsrail’in yanındayım” diyecekseniz, ya görüntüleri gördünüz ve umursamıyorsunuz ya da görmediniz ve o zaman işinizi yapmıyorsunuz demektir. Sorumluluk almanız gerekir.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, 7 Aralık 2025'te Kudüs’te İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi. (Alex Kolomoisky/POOL)

Hastaneler yerle bir edildi. Alman medyasında ve Alman siyasetçiler tarafından gerekçeler defalarca tekrarlandı: insan kalkanları, tüneller, tüm bu saçmalıklar ve “kanıt” olarak gösterilen uydurma CGI videoları. Söylem buydu.

Bugün, İsrail’in o kadar çok gazeteciyi öldürmüş olmasına rağmen hâlâ Gazze’den gelen görüntüleri görüyoruz ve hâlâ aynı boş beyanatlarla karşı karşıyayız: “İsrail’in kendini savunma hakkını destekliyoruz” ya da bu kadar acıya neden olmanın bahanesi her neyse. Bu saçma. Söylem daha açık görünebilir ancak gerekçeler temelde aynı.

Tüm bunlar ışığında Almanya’dan ayrılmayı hiç düşündünüz mü?

Bence şimdi, bu çılgın trenin duvara çarpmasını engellemek için hepimizin elinden geleni yapma zamanı. Benim gibi insanların ayrılması, bu durumun değişme olasılığını hiç de artırmaz.

Almanya’nın politikasında köklü bir değişim sağlamak için çalışmalıyız. Bu yıllar alacak. Gazze’deki soykırım, Batı Şeria’nın ilhakı ve Filistin ile Güney Lübnan’daki etnik temizlik [sadece] uluslararası destekle mümkün olabiliyor.

Make Freedom Ring ile yapmaya çalıştığımız şey, müzisyenlerin tüm risk yükünü kendileri üstlenmeden çalmalarına ve dayanışma göstermelerine imkân tanımaktır. Konseri düzenleyen biziz, bu yüzden onlardan müzik yapmak dışında başka bir şey istemiyoruz. Bu, risk dengesini değiştirmek için bir yoldur; aynı şekilde düşünen diğer insanlara katılmak genellikle iyi bir fikirdir. Tek başına umutsuzluğa kapılmak yerine gruplar hâlinde hareket etmek, ortaklar bulmak ve kolektif olarak harekete geçmek.

Almanya’nın Yahudi yaşamını koruma konusunda kendine yüklediği görev (ki bu, İsrail’e destek olarak somutlaşıyor) elbette Holokost’a ilişkin tarihsel sorumluluğundan kaynaklanıyor. Bunları birbirinden ayırmanın bir imkânı olduğunu düşünüyor musunuz?

Şu anda, [Holokost] anma kültürü, nihayetinde İsrail’in suçlarına ortaklığı destekleyen, devlet tarafından organize edilen bir proje hâline geldi. Bence “Bir Daha Asla” ilkesinin Soykırım Sözleşmesi’nde yer aldığını ve dolayısıyla herkes için geçerli olduğunu açıkça belirtmeliyiz. Bu bir ilk adım olabilir. Ancak, şu anda Almanya’da bunun gerçekleşmesini hayal etmek benim için çok zor. Sorun sadece anma kültürünün seçici olması değil; bu kültür, çok belirli bir amaç uğruna manipüle ediliyor.

Bence Almanya’da Filistinlilerin bakış açısını merkeze almak çok önemli bir adım. Siz ve ben, Avrupa’nın en büyük Filistinli topluluğunun bulunduğu Berlin’de konuşuyoruz. Ama burada ne bir Filistin kültür merkezi ne de bir Nakba anıtı var; hiçbir şey yok. Filistinliler tamamen görünmez bir şekilde var oluyorlar. Bu da sorunun bir parçası ve bu bir tesadüf değil; bu şekilde tasarlanmış.

Tüm bunlara rağmen, bu günlerde size umut veren nedir?

Genç neslin, özellikle de öğrencilerin, Alman toplumu için örnek teşkil ettiğini gördük. Bu nesil bana umut veriyor. Ayrıca, Alman halkının üçte ikisinden fazlasının soykırıma karşı olduğunu bilmek de bana umut veriyor.

Belki gelecekte Almanya’nın suç ortaklığının siyasi bedeli çok yüksek olacak. Belki suç ortaklığı oy kaybına neden olacak. Bu gerçekleşmediği sürece, işler değişmeyecek.

Bu kategoride daha fazla: Röportajlar

Tümünü gör

Daha fazlası: Avlaremoz

Tümünü gör