İçeriğe geç

Süryanilerden Sayfo çağrısı: Eşit yurttaşlık ve resmi bir özür - Marta Sömek

Yazan Marta Sömek
Süryanilerden Sayfo çağrısı: Eşit yurttaşlık ve resmi bir özür - Marta Sömek

Sayfo Süryani Soykırımı’nın 111’inci yıl dönümünde, ESU Temsilcisi Tony Vergili ve SÜDEF Başkanı Evgil Türker ile diaspora ve Türkiye’deki Süryanilerin durumunu konuştuk. Türkiye'deki nüfusları 25 bine kadar gerileyen Süryanilerin artık "güvercin ürkekliğinden" sıyrılmak istediğini belirten temsilciler, resmi bir özrün ve tarihsel yüzleşmenin hem demokratikleşme hem de köylere geri dönüşler için tek yol olduğunu vurguluyor.

Süryani toplumu, 1915 yılında kılıç anlamına gelen “Sayfo” Soykırımı’na uğradı. Araştırmalara göre 300 bin Süryani Sayfo’da katledildi, 200 bini de din değiştirmeye zorlandı, asimile oldu. Her biri çeşitli bölgelere dağılmak zorunda kalan Süryanilerin bugün Türkiye’deki nüfusu, 25 bin civarında.

Süryaniler her yıl 15 Haziran’da, Sayfo Soykırımı’nda kaybedilenleri anıyor. Bu kapsamda Avrupa Süryaniler Birliği (European Syriac Union - ESU) temsilcisi Tony Vergili ve Süryani Dernekler Federasyonu (SÜDEF) Başkanı Evgil Türker’den, diaspora ve Türkiye’deki Süryanilerin taleplerini dinledik.

Aileniz Sayfo’dan etkilendi mi?

T.V.: Ailem, Sayfo’dan ağır bir şekilde etkilenen Süryanilerden. Şırnak’a bağlı Midin (Öğündük) köyümüzde, Sayfo öncesinde yaklaşık 500 aile yaşıyordu. Köy düz bir arazi üzerinde olduğu için savunmaya elverişli değildi. Bu nedenle köyün ileri gelenleri, saldırıların başladığı süreçte, Basıbrin (Haberli) köyüne sığınılması için Midinlilere haber göndermiş. Basıbrinli Malke Haydo, Midinlilerin çağrısını alınca yaklaşık 100 kişiyi yardıma göndererek, ‘Neyiniz varsa beraberinizde getirin’ demiş. Bunun üzerine Midinliler, hayvanlarını ve eşyalarını atlar ile eşeklere yükleyerek yola koyulmuş. Midin’den 450 aile, hayatta kalabilmek için büyük bir kafile hâlinde, 10 kilometre süren Basıbrin’e doğru yürümeye başlamış. Ancak Basıbrin’e yaklaşık bir kilometre kala, çevredeki Müslüman köylerden gelen grupların saldırısına uğramışlar, büyük bir çatışma yaşanmış. 

Tony Vergili

Her iki taraftan da çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş. Buna rağmen Midinlilerin büyük bölümü Basıbrin’e ulaşmayı başarmış. Yaklaşık 50 aile ise İdil’e bağlı başka bir köye gitmek zorunda kalmış. Ailemde Sayfo’nun acısını en derinden taşıyan kişi, ninem Marta’ydı. Sayfo başladığında henüz altı yaşındaymış. Ninem, bana çocukluğumdan itibaren yaşadıklarına dair yüzlerce hikâye anlattı. Sayfo esnasında hamile kadınların karınlarının kılıçla yarıldığını, içlerindeki bebeğin kız mı erkek mi olduğuna dair iddiaya girildiğini ve bunun üzerine kahkahalar atıldığını anlatırdı. Bu hikâyeleri aktarırken elleri titrer, gözleri dolar ve sesi kesilirdi. Bizim için Sayfo, sadece tarih kitaplarında yer alan bir olay değil. Aile hafızamıza, köyümüze ve kimliğimize kazınmış derin bir travma.

E.T.: Her Süryani aile gibi benim ailem de Sayfo'dan etkilendi. Babamın annesi, çocukken bize yaşadıklarını anlatırdı. Ninem, 1915’in Haziran ayında Midyat'ta Sayfo saldırılarının başladığını, diğer Süryaniler gibi ailesiyle yanlarına alabildiklerini alıp Midyat’taki Aynvardo köyüne göç ettiklerini ve Hırmız ailesinden öldürülen erkekleri anlatırdı. Babamın babası Süleyman ise Sayfo sürecinde 14-15 yaşlarındaymış. Ninem, dedemin Sayfo'da Aynvardo'daki direnişte yer aldığını ve büyük bir çaba gösterdiğini anlatırdı. Aynvardo’da sol kolundan yaralanan dedem, uzun yıllar iyileşememiş. Sayfo'dan sonra tedavisi için Musul’a kadar gitmiş. Süryaniler perişan olmuş bu süreçte. Ne malları ne de mülkleri kalmış. 1925'e kadar hayatta kalabilenler, karın tokluğuna çalışıp kendilerini geçindirebilmiş. Tek kolunu kullanabilen dedem, daha sonra ninemle evlenmiş. Ancak Sayfo’dan aldığı bu yara nedeniyle çok genç yaşta vefat etmiş.

Midyat, Mzizah

Sayfo Soykırımı’nın diaspora ve Türkiye’deki etkilerini anlatabilir misiniz?

T.V.: Sayfo, diasporadaki Süryaniler için kimliğin temel taşlarından biri olarak görülüyor. Avrupa’ya göç eden Süryaniler, bir yandan özgürlük ve güvenliklerine kavuşurken, diğer yandan da kaybettiklerini koruma sorumluluğunu üstlendi. Bu süreç kimlik bilincini güçlendirdi, kültürel ve siyasi örgütlenmeyi artırdı, hafıza çalışmalarını kurumsallaştırdı ve Avrupa kamuoyunda farkındalığı yükseltti. Buna rağmen diaspora üzerinde hâlâ Türkiye kaynaklı dolaylı bir baskı hissedilmiyor. İnsanlar zaman zaman, “Sayfo’dan bahsedersem Türkiye’ye gittiğimde sorun yaşar mıyım?” veya “Akrabalarıma zarar gelir mi?” gibi kaygılar taşıyor. Bu nedenle Sayfo, diaspora içinde iyi bilinse de hâlâ temkinli ve kontrollü bir şekilde konuşuluyor.

Sayfo’nun etkisi çok açık bir şekilde sürüyor. Aradan 111  yıl geçmiş olmasına rağmen Süryanilerin hem bireysel hafızasında hem de kolektif kimliğinde Sayfo hâlâ belirleyici bir yere sahip. Bugün Avrupa’daki Süryaniler daha örgütlü, daha görünür ve kültürel açıdan daha güçlü bir konumda. Ancak özellikle son yıllarda köylere dönüşlerin artmasıyla birlikte, eski korkular da yeniden canlanmaya başladı. İnsanlar hâlâ, “Sayfo’dan bahsedersem köyüme gittiğimde bir şey olur mu?, Türkiye’ye tatile gidersem gözaltına alınır mıyım?” kaygılarını taşıyor. Bu kaygılar, Sayfo’nun yalnızca tarihsel bir travma olmadığını, günümüze taşınan psikolojik bir gerçeklik olduğunu gösteriyor.

E.T.: Bugün Turabdin bölgesindeki Süryanilere bakarsak, Sayfo'nun etkisini çok net bir şekilde görebiliriz. Sayfo’nun etkisi 1925'e kadar devam etti. Süryaniler dört bir yana dağıldı, sayısız kadın ve kız çocuğu kaçırıldı. Turabdin’deki etkisi çok ağır hissedildi. Daha sonra en yakın bölge olan Suriye'ye göçler başladı. Kıtlık, işsizlik, açlık ve sefalete karşı hayatta kalabilmek için başka bölgelere dağıldılar. Süryaniler, bu yaşananlar sonucunda içine kapanık, ürkek, “Başımıza daha ne gelecek?” kaygısı taşıyan güvercin ürkekliğinde bir topluma dönüştü. Ayrıca Süryaniler Turabdin'de etkisini, otoritesini ve örgütlülüğünü kaybetti. Birçok köy ve bölge yok olup gitti. Sayfo sonrası toparlanamadılar. 1940'lı yıllarda ciddi bir Süryani nüfusu, Turabdin bölgesinden Suriye ve Lübnan'a göç etmiş. 60'lı yıllarda da farklı bölgelere peyderpey göçler yaşandı. Topraklarını, 7 bin yıllık geçmişini bırakıp, dünyanın farklı ülkelerine göç etmek zorunda kaldılar ve bugüne kadar Sayfo'yu anarak yaşam sürdürdüler. Bugün Turabdin'de parmakla sayılabilecek nüfusa sahipsek, bu Sayfo'nun etkisidir. Süryaniler, Sayfo travmasından hâlâ kurtulamadı.

Evgil Türker

Sayfo hakkında bir bilinç oluştu mu?

T.V.: Diasporada Sayfo çok iyi biliniyor, hatta Süryani kimliğinin merkezinde yer alıyor. Avrupa toplumlarında ise son yıllarda farkındalık belirgin şekilde arttı. 12 ülke Süryani Soykırımı’nı resmen tanıdı, Amerika Birleşik Devletleri’nde sekiz eyalet Sayfo’yu kabul etti, dünyanın birçok yerinde anıtlar, hafıza mekânları, parlamenter konferanslar, akademik çalışmalar ve sergiler düzenlendi. Artık Sayfo, Avrupa’da Ermeni Soykırımı gibi bilinen ve tartışılan bir konu hâline geldi. Ancak diaspora içinde, Türkiye ile devam eden bağlar nedeniyle temkinli konuşma kültürü hâlâ sürüyor.

E.T.: Sayfo, çok yaygın olmasa da Türkiye'de artık biliniyor. Özellikle son 30 yıldır artık tarihçiler, aydınlar, entelektüel ve birçok kesim Sayfo’ya hakim. Türkiye'de son 20 yıldır yaşanan gelişmeler, siyasi atmosfer, çeşitli konferanslar, basılan kitaplar ve pek çok çalışma sonucunda Sayfo’da hakkında bilinç oluştu. Ayrıca hükümet yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde de Sayfo’yu dile getiriyoruz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, son birkaç yıldır 24 Nisan'da Ermenilerle ilgili mesaj yayınlıyor. Bunlar önemli gelişmeler.

Sayfo’nun tanınması için yürüttüğünüz mücadelede yer almanızı sağlayan motivasyon nedir?

T.V.: Bu mücadele benim için hem kişisel hem de toplumsal bir sorumluluk. Ailemin yaşadıkları, ninem Marta’nın gözyaşları, köyümüz Midin’in hafızası ve halkımızın uğradığı adaletsizlik beni harekete geçiren temel nedenlerden. Sayfo’nun tanınması adaletin gecikmiş bir borcu, Süryani halkının onurunun iadesi ve gelecekte benzer suçların önlenmesi için bir zorunluluk. Beni bu mücadeleye iten en önemli nedenlerden biri de bu travmanın artık sona ermesine dönük isteğim. Süryani halkının özgürce yaşayabilmesi, bir halk olarak tanınması ve bir daha hiçbir şekilde soykırım tehlikesiyle karşı karşıya kalmaması için bu mücadeleyi sürdürüyorum. Bu mücadeleyi bir halkın geleceği, çocuklarımızın ve torunlarımızın korkusuz, güvende ve onurlu bir şekilde yaşayabilmesi için veriyorum.

E.T.: Sayfo'nun tanınması ve yüzleşilmesi için Türkiye’de mücadele geç başladı. Süryanilerin göçü sonrası Sayfo mücadelesi Avrupa'da başladı. 1994'te Sayfo etkinliklerinde yer aldım. O tarihten günümüze kadar Avrupa'nın pek çok kentinde mitingler, yürüyüşler, açlık grevleri, paneller, seminerler yaptık Süryani kurumları olarak. Birlikte yaşadığımız halklara Sayfo’yu anlatarak bilinç yarattık. Zamanla sesimizi dünya kamuoyuna duyurduk. Sayfo'yu bir Süryani kimliği olarak tanımlıyoruz. Sayfo'yu görmezden gelmek, bahsetmemek ve anmamak, kendimizi yok saymak anlamına gelir. Her Süryani bulunduğu yerde çeşitli etkinliklerle Sayfo’yu anıyor ve bir bellek olarak görüyor. Kilise Sinodu da 15 Haziran’ı Sayfo anma günü olarak belirleyerek her yıl kilise ayinleri düzenliyor bu günde.

Midyat, Kfarze

Sayfo’ya ilişkin talep ve beklentileriniz nedir?

T..V.: Avrupa’daki Süryaniler olarak temel talebimiz, tarihsel adaletin sağlanması. Soykırımın uluslararası hukukta tanınması, arşivlerin açılması, kültürel ve dilsel mirasımızın korunması, mülkiyet haklarımızın iadesi ve Ortadoğu’daki Süryanilerin güvenliğinin garanti altına alınması. Bu talepler geçmişe takılı kalmak için değil; kimliğimizi, hafızamızı ve geleceğimizi korumak için dile getiriliyor. Türkiye’nin bu soykırımı kabul etmesi hiçbir kayıp yaratmaz, tam tersi ülkeyi, hem demokratik geleceği açısından hem de uluslararası arenada daha saygın bir konuma taşır.

E.T.: Türkiye'de yaşayan Süryaniler, Sayfo'yla yüzleşilmesi ve eşit yurttaşlık talep ediyor. Eğer bizi yeniden kazanmak, eşit vatandaş olarak görmek istiyorlarsa, Süryaniler Türkiye Cumhuriyeti’nden bir özür bekliyor.

Çağrınızı somutlaştırmak ister misiniz?

T.V.: Diasporadaki Süryaniler olarak çağrımız, hem dünya kamuoyuna hem de Türkiye Cumhuriyeti’ne: Uluslararası toplumun Sayfo’nun tanınması, araştırılması ve hafızasının korunması konusunda daha aktif bir rol üstlenmesini bekliyoruz. Sessizlik, tarihsel adaletsizliği derinleştiriyor. Bu nedenle parlamentoların, insan hakları kuruluşlarının ve akademik çevrelerin daha kararlı adımlar atması büyük önem taşıyor. Türkiye’ye yönelik çağrımız ise çok açık: Türkiye, Süryanilerin uğradığı soykırımı kabul etmekle hiçbir şey kaybetmez. Tam tersi, uluslararası arenada ciddi kazanımlar elde eder. Bu adım, Türkiye’nin demokratik olgunluğunu güçlendirir, uluslararası saygınlığını artırır ve geleceğe daha özgüvenli bir şekilde ilerlemesini sağlar.

E.T.: Özellikle Turabdin bölgesinde birlikte yaşadığımız halklarla iç içe geçmiş toplumlarız. Bu coğrafyadaki her Müslüman ailede mutlaka bir Süryanilik var. Bunu iyi görmeleri gerekir. Bu coğrafyada birçok şeyi birlikte paylaştık. Kimisi, “Benim ninem Süryaniydi” diyor. Birçok hikâye var böyle. Bu coğrafyadaki toplumlar, Süryanileri Hıristiyanlıklarıyla, dilleriyle, kültürleriyle, isimleriyle, kiliseleriyle, manastırlarıyla olduğu gibi kabullenmeli ve Sayfo ile yüzleşmeli. Bu hem Süryaniler hem bölgemiz hem de Türkiye Cumhuriyeti devleti için büyük bir önem taşıyor. Bununla birlikte göç etmek zorunda kalan Süryaniler, tekrar ülkelerine dönebilir. Tek yolu Türkiye Cumhuriyeti devletinin Sayfo ile yüzleşmesi. En azından Süryaniler bir özür bekliyor. Sayın Cumhurbaşkanından Ermeniler ile ilgili paylaştığı üzüntülerini, Süryaniler için de bekliyoruz.

Marta Sömek / [email protected]

Bu kategoride daha fazla: Röportajlar

Tümünü gör

Daha fazlası: Marta Sömek

Tümünü gör