İçeriğe geç

Hadi Konuşalım: Der Spekter’den Malka Leah’nın Avlaremoz’dan Eli Haligua ile Röportajı

Yazan Avlaremoz
Hadi Konuşalım: Der Spekter’den Malka Leah’nın Avlaremoz’dan Eli Haligua ile Röportajı
Yayınlanma tarihi:

Aile soyağacıma ilgi duymaya başladığımdan beri ziyaret etmeyi hayal ettiğim iki şehir olan İstanbul ve İzmir’i Aralık 2025’te ziyaret ettim. Baba tarafından dedemin ailesi Yunanistan’ın Selanik şehrinden Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmişti ancak büyük olasılıkla daha önce Manastır’da (bugünkü Kuzey Makedonya’daki Bitola'da) yaşamışlardı. Babamın bildiği tek şey, büyükannesi ve büyükbabasının (göç ettikleri dönemde tüm bölgenin Osmanlı yönetimi altında olduğu düşünüldüğünde) Türkiye'den geldiği, birçok dil konuştukları ve ona asma yaprağı sarması ve (Sefarad Yahudileri tarafından İzmir’e getirilen ve bugün şehrin simgesel hamur işlerinden biri olarak kabul edilen) boyoz gibi lezzetler yedirdikleriydi. Ancak, benim Amerika’daki yetiştirilme tarzım, birçok kişi gibi, belirgin biçimde Aşkenaz geleneği içindeydi.

İzmir’deki sinagogların birçoğu hâlâ ayakta duruyor olsa da cemaat üyelerinin yokluğu nedeniyle (bunun başlıca nedeni, 1948’den sonra on binlerce kişinin İsrail’e göç etmiş olmasıdır) pek çoğu bakımsız durumdaydı. Sinagogları restore etmeye yönelik planlar ise hem devletin hem de uluslararası kaynakların yeterli mali destek sağlamaması nedeniyle askıya alınmıştı. Ayrıca ülkede İsrail kaynaklı antisemitizmin yükselişi nedeniyle yerel cemaat içinde kamusal alanda Yahudi kimliğini görünür kılacak faaliyetler konusunda da bir çekingenlik vardı. Faaliyette olan sinagoglarda güvenlik önlemleri o kadar yoğundu ki, cemaatten birini şahsen tanımadan içeri girmek neredeyse imkânsızdı. Neyse ki, yurt dışında yaşayan ancak bayram için ailelerini ziyaret etmek üzere İstanbul'a gelen bazı genç Türkiye Yahudileriyle tanıştırılmıştım. Sinagoglardan birinde, Osmanlı tarzı bir koronun müzikal eşliğinde Hanuka’yı kutladık. 

İstanbul’daki Aşkenaz sinagogunun dışındaki iki kapılı güvenlik sistemi. Fotoğraf: Malka Leah.

İstanbul’daki sinagoglardan biri olan Neve Şalom, iki terör saldırısının hedefi olmuştu: İlki 1986 yılında gerçekleşmiş ve 22 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuş; ikincisi ise 2003 yılında, aynı zamanda Bet Israel Sinagogunu da hedef alan bombalı saldırılarla yaşanmıştı. Bizim Balat’ta şehrin en eski sinagoglarından birinde Hanuka’yı kutladığımız gün ise, şehrin diğer ucundaki Neve Şalom Sinagogu önünde göstericiler, görünürde sosyal medyada İsrail yanlısı paylaşımlar yapan Yahudi cemaatinden bir kişiyi protesto etmek için toplanmıştı. Ancak, Avlaremoz’un aktardığına göre, kalabalık bunun yerine sinagog önünde toplanmış bir turist grubuna sözlü saldırıda bulundu ve Hanuka’yı İsrail’in işgal politikalarıyla ilişkilendirerek, “Kudüs’ün işgalini kutlayamazsınız!” diye bağırdı. Antisemitik saldırılar karşısında cemaatin önemli bir bölümü içe kapanmayı ve sessiz kalmayı tercih etti: kayades

Ancak, 2016 yılında, ilerici görüşlere sahip bir grup genç Yahudi yeni bir yayın platformu kurdu: Avlaremoz. Ladino dilinde “konuşalım” anlamına gelen bu isim, antisemitizmden İsrail’e kadar her şeyi konuşma çağrısı yapıyordu. Katkıda bulunan yazarlarının büyük bölümü bugün Türkiye dışında yaşıyor olsa da Avlaremoz hâlâ Türkiye Yahudilerinin gündemine ve tarihine ilişkin yazılar yayımlamayı sürdürüyor. Yayınlarını sol görüşlü ve antisiyonist bir perspektifle Türkçe (zaman zaman da İngilizce) hazırlayan platform, kısa süre önce 10. kuruluş yıl dönümünü kutladı. Mart ayının sonunda Avlaremoz’un kurucu editörü Eli Haligua ile konuştum. Avlaremoz’u internet sitesi ile Instagram, Facebook ve Bluesky üzerinden takip edebilirsiniz.

— Malka Leah


Bu sohbet, uzunluğu ve anlaşılırlığı açısından düzenlenmiştir.

Malka: Öncelikle kendinizi tanıtıp Avlaremoz’u nasıl kurduğunuzu anlatır mısınız?

Eli: Benim adım Eli Haligua ve Avlaremoz’un kurucularından biriyim. 2005 yılından bu yana kamusal alanda örgütleniyorum. İklim krizine karşı mücadelede ve savaş karşıtı hareket içinde aktivizm yaptım. Bağımsız bir radyo istasyonunda çalışıyordum; burada ağırlıklı olarak çevre, savaş karşıtlığı, kültür ve insan hakları gibi konular işleniyordu. O dönem Yahudi cemaatinin bir parçası değildim. Yahudi bir ailede doğdum, annem ve babam Yahudi ve bir Yahudi mahallesinde yaşıyorduk. Evimizin bir üst sokağında Yahudi Derneği vardı ve yazları çoğunlukla Yahudilerin tatil yaptığı bir adaya giderdik. Yani çocukluğum ve ilk gençliğim büyük ölçüde cemaatin içinde geçti. Ancak, ergenlik dönemimde yavaş yavaş cemaatten uzaklaşmaya başladım. İçki ve sigara içmeye başlamıştım. Bir arkadaş grubumuz vardı, Yahudi cemaati içinde bir alt grup gibiydik. Üniversiteden sonra bu arkadaşlıklar dağıldı ve Yahudi cemaatiyle neredeyse hiçbir bağım kalmadı. 

Gezi Direnişi’nin ardından [2013 yılında İstanbul’daki Gezi Parkı’nın yıkılmasına karşı protesto amacıyla çevre aktivistleri tarafından düzenlenen ve daha sonra ülke çapında daha geniş çaplı otoriterlik karşıtı protestolara dönüşen oturma eylemi], gözaltına alınan ya da gösterilere katılan bazı Yahudi isimlerini görmeye başladık. Yani, ben ve Türkiye siyaseti ile ilgilenen üç beş Yahudi hariç, bu deneyim Yahudi toplumu için bir ilkti. Bu bizim için de ilginçti. Ben de sosyalist arkadaşlarımla, Yahudi toplumunu bir platform ya da internet sitesi etrafında nasıl örgütleyebileceğimizi konuşmaya başladım.

Ondan önce de, tam tarihini hatırlamıyorum ama 2008 civarında, gazetede bir imza kampanyası yayımlamıştık; İsrail’in saldırgan politikalarına ve işgaline karşı olduğumuzu belirtiyorduk. Bu, Yahudi cemaati içinde büyük yankı uyandırdı çünkü bizi suçlamaya başladılar. Ancak bu, Avlaremoz’un bir nevi ilk adımıydı.

Bu arada Gezi olayları yaşandı, ardından da Kamp Armen. Kamp Armen, Ermeni soykırımı sırasında ebeveynleri öldürüldüğü için orada kalan yetimlere yönelik bir yaz kampıydı. Kamp Armen daha sonra satıldı ve bir kamu-özel sektör ortaklığı tarafından yıkılmaya başlandı. Bunun üzerine, insanlar oraya gidip kampı korumaya çalıştı. Kamp Armen’i koruma çabalarında Yahudiler de vardı; bu gerçekten ilginçti ve belki de Avlaremoz için bir dönüm noktası oldu. Kamp Armen’e gittik ve birkaç kişiyle tanıştık; orada, Yahudi kimliğinden hareketle bu konu hakkında makale yazan bir Yahudi kadın da vardı. Böylece görüşmeler başladı ve Avlaremoz’un ne kadar iyi bir fikir olacağı konusunda resmen konuşmaya başladık.

O dönemde Türkiye’de yalnızca Şalom adında bir Yahudi gazetesi vardı. Kamp Armen’de tanıştığımız insanlar ise aslında çok politik kişiler değildi. Antisemitizme karşıydılar. Ermenilere yönelik tutumdan, önyargılardan ve bütün bunlardan rahatsızlık duyuyorlardı. Ayrıca Şalom’dan da pek memnun değillerdi çünkü Şalom antisemitizm hakkında gerçekten konuşmuyordu. Gazetede çok yoğun bir sansür vardı. İnsanlar özgürce konuşamıyorlardı. Türkiye’nin temel siyasi meseleleri hakkında bir şeyler yazmak istediklerinde metinleri sürekli budanıyor, ifadeleri çıkarılıyordu. Siyasi olarak ise daha çok İsrail yanlısı bir çizgideydiler. Ben ise o dönemde antisiyonisttim.

Ama bizim temel meselemiz İsrail ya da siyonizm değil. Asıl mesele şu ki, Yahudi cemaati olarak bizler konuşmuyoruz. Ortada adeta bir çöl var. Fikir yok, farklı sesler yok, hiçbir şey yok. Biz de dedik ki, bir yayın yapalım, sonra bu platformda İsrail’i de tartışabiliriz. Bu konuda aynı fikirde olmak zorunda değiliz ama en azından tartışalım; Yahudilerin yazmasını, düşünmesini ve konuşmasını sağlayalım. Zaten Avlaremoz, Ladino dilinde “konuşalım” anlamına geliyor. Konuşalım. Ayrıca Türkiye’deki Yahudiler siyaset hakkında da hiç konuşmuyor. Görünmez olmayı tercih ettiler. Türkiye Yahudi cemaatinin büyük çoğunluğu Sefarad ve onların kullandığı, sessizlik anlamına gelen bir ifade vardı: kayades. Sessiz kalmayı seçtiler. 

Bizim çıkışımız hem bu sessizlik anlayışına karşıydı hem de Türkiye’nin antisemitik politikalarını, geçmişte yaşananları konuşmak isteyen yeni bir kuşağın sesi oldu. Türkiye’de geçmişte neler yaşandığını ve bugün neler olup bittiğini konuşmak istiyorduk.

Malka: Anlattıklarınız, en azından sizin örgütlenme yürüttüğünüz dönemde, “Yahudi solu” diye bir şey hiç yokmuş gibi duyuluyor. Bir yanda Yahudi cemaati var; diğer yanda ise sosyalist ya da sol hareketlerde yer alan ve tesadüfen Yahudi olan kişiler. Tarihsel olarak baktığımızda, Türkiye’de daha önce var olmuş ancak sizin döneminize gelindiğinde ortadan kaybolmuş, örgütlü bir Yahudi sol hareketi ya da oluşumu var mıydı?

Eli: Türkiye’de bir Yahudi sol hareketi yoktu ancak sol görüşlü Yahudiler vardı. Sosyalist harekete dahil olan birkaç kişi vardı, belki iki tarihî şahsiyet diyebilirim, ve bu harekete dahil olan belki üç feminist kadın vardı. Onlar Yahudiydi ve benden daha yaşlıydılar; 70’li, 80’li yaşlardaydılar. Dediğim gibi, Türkiye Yahudi cemaati genel olarak siyasetle uğraşmaz.

Günümüze gelince, Türkiyeli Yahudiler ya da Türkiye kökenli Yahudilerle dünya çapında bir antisiyonist ağ kurmaya çalıştık. Ve fark ettim ki, sol görüşe daha yakın olan, benim bildiğimden çok daha fazla insan var. Bence bu durum ABD’dekinden biraz farklı çünkü ABD’deki Yahudi nüfusu, Türkiye’deki Yahudi nüfusundan çok daha fazla [Editörün notu: Türkiye’deki Yahudi topluluğunun yaklaşık 14.300 kişi olduğu tahmin ediliyor]. Ayrıca tarihsel olarak da bence ABD’deki Yahudiler, Doğu Avrupa kökenliydi. Onlar sosyalist hareketin argümanlarını ve her şeyi biliyorlar ancak Türkiye Yahudileri aslında hiç de sosyalist bir geçmişe sahip değil. Ticaretle uğraşıyorlardı, dükkan ya da fabrika sahipleriydiler. Dolayısıyla, Türkiyeli Yahudilerin bu tür köklerinin sosyalizm ya da komünizmle bağlantılı olduğundan söz edemeyiz.

Avlaremoz da sosyalist ya da sol bir oluşum olarak kurulmadı. Sol örgütler, Türk milliyetçiliğine ve antisemitizme karşı Yahudi toplumunu desteklerdi. Ben ve Avlaremoz’un kurucularından birkaçı Türkiye’deki sol çevreyle yakın bağlara sahip olduğumuz için, bu örgütler Avlaremoz’un doğal müttefikleri sayılırdı ve bize destek verdiler. 

Malka: Az önce, bu harekete katılan bazı insanlarla tanışma yollarından birinin Ermenilerle dayanışmak için örgütlenme olduğunu söylemiştiniz. 

Eli: Onlar bile sosyalist değildi, örneğin. İnsan hakları ve azınlıklarla dayanışma ilkeleri gereği Ermeni halkına destek olmak için oraya gitmişlerdi, ama sosyalist bir bakış açısıyla değil. 

Malka: Evet, anlıyorum. Sanırım, tarihsel olarak ya da daha yakın zamanda Yahudilerin sadece Yahudiler olarak örgütlenmek yerine Türkiye’deki diğer azınlıklarla birlikte çalışma eğilimi olup olmadığını merak ediyorum.

Eli: Ermeniler ve Rumlar sosyalist bir geçmişe sahip çünkü Türkiye’deki toprakla ilişkileri Yahudilerinkinden biraz farklı. Yahudiler, Türkiye’nin en eski göçmen topluluklarından biridir, elbette nesiller boyu orada yaşamışlardır ancak toprakla olan bağları Ermeniler ve Rumlarınki gibi değildi. Bu nedenle, bu bence farklı bir ilişki. Tarihsel olarak Yahudi halkının hükümete sadık kalmaya çalıştığını düşünüyorum. Ermeni ve Rumlar ise sosyalist hareketlerle daha bağlantılıydılar, bu yüzden Türk hükümetiyle başka sorunları vardı. Dolayısıyla, tamamen farklı arka planlara sahipler diyebilirim.

Kamp Armen’e giderek büyüyen Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink’in cenaze töreninden bir fotoğraf. Dink, Türkiye’de azınlık haklarının savunucusuydu ve 2007 yılında bir Türk milliyetçisi tarafından suikasta kurban gitti.

Malka: Hâlen Türkiye’de yaşayan Yahudiler için ülkedeki mevcut durumun nasıl olduğu konusunda bize bir fikir verebilir misiniz? Herhangi bir şekilde örgütlenen antisiyonist Yahudi ağları var mı? 

Eli: Avlaremoz 7 Ekim’den sonra antisiyonist bir yayın hâline geldi. Bazı kişiler İsrail’i eleştiriyordu; bu yüzden, siyonist olan herkes 7 Ekim’den sonra Avlaremoz’dan ayrıldı. Onlar ayrıldığından beri burası tam anlamıyla antisiyonist bir platform hâline geldi çünkü burada artık başka hiçbir siyonist bakış açısı kalmadı.

Avlaremoz’un başlıca yazarları ve editörleri Türkiye’de değil, yurt dışında yaşıyor. Siyonizm karşıtı Türklerden oluşan bir Google grubundan bahsetmiştim ancak bu grubun üyelerinin çoğu Türkiye’de değil. Türkiye’de yaşayan ve antisiyonist olan bazı kişiler tanıyorum ama bunlar örgütlü değiller. Seslerini duyuramıyorlar. İsrail konusunda açıkça konuşamasalar da kendilerini antisiyonist hissediyorlar. İsrail’i eleştiren bir makale yazdığımda, İspanya’da yaşayan bir kadın bana mesaj atmıştı. Metroda makalemi okurken, kendisiyle aynı şekilde düşünen insanlar olduğunu görünce duygulandığını ancak kişisel olarak sesini yükseltemediğini belirtmişti.

Yani, Türkiye ve bir topluluk olarak Türkiye’deki Yahudiler, farklı sesleri büyük ölçüde bastırıyor. Yahudiler Türkiye’yi sık sık eleştiriyor ancak ne yazık ki Türkiye’den çok şey de öğreniyorlar. Farklı bir ses olduğunda, bu sesleri karalama kampanyalarıyla bastırmaya ya da ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. ABD’de de durum pek farklı değil; gördüğünüz gibi, orada da insanlar işlerini kaybediyor. Ancak, ABD’deki siyonistlerin Türkiye’dekilere göre çok daha fazla gücü olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, Türkiye’de, ülke olarak Türkiye’nin antisiyonist olması nedeniyle, bizi İsrail’e karşı olmaktan yararlanmaya çalıştığımız konusunda suçluyorlar. Hükümetin bir parçası olmaya çalıştığımızı, böylece bu fikirden faydalanacağımızı ya da korunacağımızı söylüyorlar. Bazı Facebook grupları, Katar ya da Hamas tarafından finanse edildiğimizi iddia ediyor.

Türkiye’de artık genç Yahudiler kalmadı. Bu, antisemitizmin bir sonucudur. Bütün gençler ülkeyi terk etti. Babam, haftalık Şalom gazetesinde her hafta kaç kişinin öldüğü ve kaç kişinin doğduğuna dair haberler yayımlandığını söylüyordu. Ve doğum haberleri yok. Gazetede hep ölüm haberleri var çünkü yaşlı nüfus orada yaşıyor ve 80-90 yaşında oldukları için ölüyorlar ama genç nesil yok. Elbette doğumlar da oluyor ama nispeten daha az. 

Bence tek antisiyonist sesler Avlaremoz’dan çıkıyor. Ama dürüst olmak gerekirse, sesimiz o kadar da güçlü değil çünkü Avlaremoz gönüllülük temelli bir oluşum ve hepimiz dünyanın dört bir yanında yaşıyoruz, başka mesleki hayatlarımız var. Yine de devam etmeye çalışıyoruz; Katar’dan para almıyoruz, içerik geliştirmek için 10 kişiyi istihdam edemiyoruz. Bunu yapmaya çalışıyoruz ama bu bence bir ölçüde etkili oluyor çünkü Yahudi toplumunda çok fazla kişi bizden nefret ediyor.

“Gençlerin ülkeyi terk etmesine neden olan her türlü zorluk, bir Yahudi sorunudur. Topluluğumuzun geleceği ve küçülmesi hakkında konuşurken bunu görmezden gelemeyiz. İfade özgürlüğü de bir Yahudi sorunudur. Yahudilerin de ifade özgürlüğüne ihtiyacı var. Genç işsizliği, bir Yahudi sorunudur. LGBTİ+ hakları, bir Yahudi sorunudur. Aile içi şiddet, bir Yahudi sorunudur. Herhangi bir Yahudi’yi derinden etkileyen her şey, Yahudi toplumu olarak bizim sorunumuzdur.” – Nesi Altaras’ın 2021 tarihli Avlaremoz yazısından

Malka: Nasıl oldu da gençlerin kalmadığını ben de sormak istiyordum çünkü oradayken ben de aynı izlenimi edinmiştim. İzmir ve İstanbul’u ziyaret ettim ve şans eseri bazı insanlarla tanıştım ancak Noel zamanıydı ve herkes tatilde olduğu için hepsi sadece ailelerini ziyarete gelmişti. Dürüst olmak gerekirse, bu durum benim Tayvan’da olmamı biraz düşündürdü. Aslında buraya gelmemin bir nedeni vardı ama bir noktadan sonra sanki geri dönmekten kaçınıyormuşum gibi geliyor. Ayrıca Der Spekter ve Yahudi İşçi Bund'u ile çalışırken geliştirdiğim ilkeler, doikayt yani bulunduğun yerde bir etki yaratma isteği ve vatan olarak gördüğün yerde gerçekten kök salmak hakkında da düşünüyorum. Ve ben Tayvan’ı gerçekten vatanım olarak görmüyorum. Geri dönmeyi düşündüğümde aklıma gelen şey bu. Bu yüzden, tüm bunlar hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Ayrıca, Avlaremoz’u bir bakıma fiziksel olarak orada olmayan insanların vatanlarıyla bağlarını sürdürmelerine yardımcı olan bir diaspora yayını olarak değerlendirir misiniz?

Eli: Haklısınız, biz de benzer şeyleri konuşuyoruz. Avlaremoz, bir nevi Türkiyeli Yahudi diasporası hâline geldi çünkü hepimiz yurt dışında farklı ülkelerde yaşıyoruz. Ama bence bu konu üzerinde pek kafa yormadık çünkü Avlaremoz’a katkı sağlayanlar arasında Kanadalı Yahudiler pek fazla yer almıyor. Buraya ilk geldiğimde, Kanada’da antisiyonist bir Yahudi örgütü olan Independent Jewish Voices için bir röportaj yapmıştım. Onları Türk siyasetiyle tanıştırdım. Bu konudaki amacım şuydu: Türkiye Yahudi toplumunda aslında farklı oluşumlar ya da farklı fikirler yok. Biz burada gördüklerimizi, burada yaşadıklarımızı aktarmıyoruz. Bu yüzden, Avlaremoz’un şu anki ana konusu sanırım İsrail ama daha spesifik olarak yerleşimcilerin şiddeti, pogromlar ve bir Yahudi devletinin soykırım yapması. Türkiye’de Yahudilere karşı yapılan pogromlardan; Yahudilerin binalarını, evlerini ve ekonomik özgürlüklerini nasıl kaybettiklerinden ya da kendi dillerini konuşmalarına nasıl izin verilmediğinden bahsediyoruz. Ya da Holokost’tan, Nazi Almanyasının Yahudilere karşı nasıl soykırım yaptığından. Şu bakış açısını korumaya çalışıyoruz: Yahudi halkı olarak biz koyunduk, şimdi ise kurt olduk. Türkiye’de bu önemli bir konu. Pogromlardan, antisemitizmden ya da yerleşimcilerin şiddetinden, Türklerin Yahudilere karşı uyguladığı şiddetten acı çektik, ama şimdi biz de Filistin halkına aynı şeyi yapıyoruz.

Kongre Kütüphanesi’nden (İstanbul, 1921): “Bu yarım düzine küçük sokak çocuğundan oluşan grupta Türkler, Ruslar, Rumlar ve Yahudiler yer almaktadır. Bunlardan ikisi, topaçların ve onları döndürmek için kullandıkları ip parçalarının gururlu sahipleridir. Onlar gibi yüzlerce çocuk, günümüz Avrupa’sının en kalabalık ve pahalı şehrinde iş dilenen işsiz çocuk ordusunu oluşturmaktadır.”

Malka: Yani bu tarihi, Türkiye’deki topluma seslenmek ve onları kendi görüşünüze ikna etmek için bir araç olarak kullanıyorsunuz.

Eli: Avlaremoz’un temel fikri, genel kamuoyuyla ve Müslüman toplumla diyalog kurmak; antisemitizmden bahsetmek ve 1492’den beri Türkiye’de yaşayan Yahudi halkının bu durumdan nasıl etkilendiğini anlatmaktır. Onlara, Yahudi olmanın siyonizm ya da İsrail ile özdeşleşmediğini göstermeye çalışmaktır. Her zaman geniş kamuoyuyla iletişim kurmaya çalışıyoruz. Ayrıca her zaman Yahudi topluluğuyla da diyalog kurmayı hedefledik: Kayades iyi değildir. Antisemitizme ya da İsrail’e karşı sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Bu nedenle, bir bakıma kimse bizi sevmiyordu. Bazı kişiler, Filistin yanlısı olanlar, bize saldırıyordu: “Ah, siz Türk halkına karşı konuşuyorsunuz. Türk halkından nefret ediyorsunuz.” Bizi suçluyorlardı. Ayrıca Yahudi insanlar da bizden nefret ediyordu. Ama bence sizin bakış açınız doğru. İnsanlarla iletişim kurmaya ve empati yaratmaya çalışıyoruz. Yani şunu söylemeye çalışıyoruz: Gerçek bu ve açık, apaçık ortada. Ama görmek istemiyorlarsa görmezler. Ne yazık ki, dürüst olmak gerekirse, aradan 10 yıl geçti ve hâlâ görmediklerini söyleyebilirim. Sadece görmek istediklerini görüyorlar. İnsanların zihinlerini ya da düşüncelerini gerçekten değiştiremeyiz. Hâlâ bizim Katar tarafından finanse edildiğimize inanabilirler. Ancak, akademisyenler bizi seviyor çünkü [platformda] Türkiye’de Yahudi tarihi hakkında çok fazla kaynak var ve ayrıca İsrail ile Filistin’e bakış açımız benzersiz zira bu konuyu Yahudi bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Bu onlar için ilginç çünkü bu soykırıma karşı çıkan tek Yahudi topluluğu ya da insanlar biziz. Dolayısıyla bu, Türkiye kamuoyu için de ilginç.

Kayades, 400 yıllık bir kültür; bu yüzden, onu değiştirmek gerçekten çok zor. Bunu ancak genç nesil değiştirebilir ama şu anda genç nesil Türkiye’de yaşamıyor. Bu nedenle, bana göre Türkiye’deki Yahudi cemaati yok olmaya yüz tutmuş bir cemaattir. Belki de 100 yıl sonra Türkiye’deki Yahudilerden hiç söz etmeyeceğiz. 

Malka: Size ayrıca Türkiye’deki antisemitizm hakkında bir soru da sormak istiyordum. Orada antisiyonizm ve antisemitizm sıklıkla birbiriyle iç içe geçiyor gibi görünüyor. Kuzey Amerika’da da bunun genel bir eğilim hâline geldiğini düşünüyorum. Birkaç yıl önce bu ikisini birbirinden ayırmak belki de daha mümkündü. Ancak, şimdi Epstein olayı ve diğer gelişmelerle birlikte durum gerçekten kontrolden çıktı. Peki, Avlaremoz’da kamuoyunu bilgilendirmeye çalışırken bu konuya nasıl yaklaşıyor ve bu ayrımı nasıl yapıyorsunuz? 

Eli: Elbette antisiyonizm ile antisemitizmin aynı şey olmadığını söylemeye çalışıyoruz. Ancak aynı zamanda, antisemitlerin ve siyonistlerin bir nevi aynı noktada buluştuğunu, bu eşdeğerliğin her ikisi için de geçerli olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz. Ve bence, bu fikri kasıtlı olarak bulandırmaya çalışıyorlar çünkü Netanyahu da aynısını yapıyor. Victor Orbán antisemit ama Netanyahu onunla takılabiliyor; Trump da antisemit ama ikisi el ele veriyorlar. İsrail bu eşdeğerlikten faydalanıyor. Avlaremoz’dan ayrılan bazı yazarlarımız da aynı şeyi yapıyordu ve örneğin, İsrail karşıtı görüşlerin antisemitizm olduğunu söylüyorlardı. Onların aptal olduğunu sanmıyorum. Bunu kasten yapıyorlar. Dolayısıyla Avlaremoz’da, İsrail’in de bundan faydalandığını vurgulamaya çalışıyoruz.

Kaynak: Der Spekter, Malka Leah, 30 Mayıs 2026

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Avlaremoz

Tümünü gör