Şubat - Haziran 2025 arasında ABD’nin Maryland eyaletinin en büyük şehri olan Baltimore’da yer alan Maryland Yahudi Müzesi, “Burada Olduğumu Söylemek İçin: ABD’de Kaydedilen Arapça, Yunanca, Ladino ve Türkçe Konuşan Göçmen Müzisyenler, 1916-1966” başlıklı bir sergiye ev sahipliği yapmıştı. Yirminci yüzyılın başlarından ortalarına kadar ABD ses kayıt endüstrisindeki hızlı genişleme döneminde sayısız göçmen sanatçı, kültürel gelenekleri koruyarak ve dönüştürerek kendi ülkelerinden şarkılar kaydetti. Bunların arasında Halep, Bağdat, İstanbul, Yanya, İzmir ve diğer bölgelerden gelen ve yalnızca kendi Yahudi toplulukları içinde değil, aynı zamanda ortak diller ve kültürel bağlarla birleşen Ermeni, Rum ve Arap çevrelerinde de performans sergileyen Yahudi müzisyenler vardı.
Bu serginin küratörlüğünü Baltimore’da yaşayan bağımsız müzik tarihçisi ve yeniden basım plak yapımcısı Ian Nagoski yapmıştı. Nagoski, yirmi yıldır özellikle Osmanlı’dan gelen müzisyenler olmak üzere, ABD’ye göç edenlerin 20. yüzyıl başlarındaki kayıtları konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı. Kendisinin Canary Records adında bir plak şirketi de var.
Ian Nagoski ile, adını başka bir vesileyle duyduğum ancak bu sergide de yer alan Sefarad Yahudisi şarkıcı ve ud sanatçısı Louis Matalon ve müziği hakkında konuştum.
Şarkıcı ve ud sanatçısı Louis Matalon, 14 Mart 1896’da (veya 1898) Selanik’te doğdu. 1921’de New York’ta Esther Nadjari ile evlendi ve beş çocukları oldu. 1935’e gelindiğinde, aile Bronx’taki Washington Bulvarı’nda yaşıyor ve Matalon bir mağazada stok görevlisi olarak çalışıyordu. Sonraki yıllarda bu kez Broadway’deki bir spor giyim mağazasında çalışan Matalon, aynı zamanda Jo Levy’nin sahibi olduğu Oriental restoranında akşamları ud çalıp şarkı söylüyordu.

İşte Aralık 1942’de çekilen o meşhur fotoğraflar da bu Oriental restoranından. O dönem ABD Savaş Enformasyon Bürosunun diğer birçok ileri gelen fotoğrafçısıyla çalışan Marjorie Collins, bu restoranda da bir dizi fotoğraf çekmişti. Savaş Enformasyon Bürosunun o zamanki misyonu, ABD’yi “tireli Amerikalıların” uyumlu ve çokkültürlü bir erime potası olarak temsil etmekti. Zira aynı sıralarda Mihver devletler ABD’nin siyah vatandaşlarına yönelik son derece kötü muamelesini eleştiriyor, ABD ise Almanya’ya karşı Müttefikler’e katılarak hayat kurtarmanın ahlaki zorunluluk olduğu fikrini desteklemeye çalışıyordu.
Collins’in Levy’nin restoranında fotoğraf çektiği o akşam, New York’taki Yakın Doğu müzik camiasının en önemli isimlerinden ikisi sahnedeydi: Kemanda Nick Doneff (d. 1891, Bulgaristan) ve udda Louis Matalon. Yanlarındaki kadın sanatçı ise, 1908’de Beyrutlu bir ailenin çocuğu olarak doğan ve Massachusetts’in Hampden kasabasında büyüyen Evelyn Maroon’du.
Louis Matalon’un müzik kariyeri elbette burada başlamadı. Kendisi, Sefarad Yahudileri Maurice Ganon (d. 1896, İzmir), Isaac Angel ve Morris Cazas ile birlikte ud, keman, kanun ve vokalden oluşan Stamboul Quartet’in bir üyesiydi. Stamboul Quartet, Şubat-Mayıs 1926 arasında hem Victor hem de Columbia plak şirketleri için çoğu Türkçe olmak üzere 26 şarkı kaydetti. Ana vokaller Matalon ve Angel arasında; ilki Türkçe, ikincisi Ladino ve İbranice olmak üzere dağıtılıyordu. Stamboul Quartet, 1925-1928 yılları arasında New York’taki WGBS radyosunun akşam programlarında da yer aldı. Bu programlarda radyo istasyonunun “oryantal” ya da “Türk müziği” olarak adlandırdığı ancak Brooklynli bir eleştirmenin “gürültü” olarak nitelendirip “ilginç ama pek de hoş sayılmaz” dediği müzikler çalındı. Bu dört sanatçıdan yalnızca Matalon'un 1940'lar ve 50'ler boyunca daha fazla performans sergileyip kayıt yaparak müzik icra etmeye devam ettiği görülüyor.

Bu fotoğrafların çekildiği dönemle hemen hemen aynı sıralarda, yani Stamboul Quartet ile kayıtlarından yaklaşık 20 yıl sonra, Louis Matalon kayıt kariyerine yeniden başladı. Bu kez durağı Balkan plak şirketiydi. 1895’te bugünkü Arnavutluk’ta doğan müzisyen ve plak yapımcısı Adjin Aslan tarafından yönetilen ve o dönemde Levy’nin restoranından sadece iki blok uzaklıkta bulunan plak şirketi için Matalon üç plak kaydetti. Matalon’un Balkan için kaydettiği plaklar arasında “Konyalı: Hani Benim Elli Dirhem Pastırmam” da vardı. Bu kayıtta Matalon’a Ermeni kanun sanatçısı Garbis Bakırcıyan ile Rum klarnet sanatçısı Can Papa (muhtemelen John Pappas) da eşlik ediyordu. Bu geleneksel ve popüler Anadolu halk şarkısı, 1909’da İbrahim Efendi’nin icrası da dahil olmak üzere birçok müzisyen tarafından kaydedilmiş, yaklaşık on yıl sonra ABD’de Victor plak şirketi tarafından piyasaya sürülmüş ve büyük Ermeni-Amerikalı şarkıcı Kemani Minas (d. yaklaşık 1887, Malatya) tarafından 1917’de New York’ta ve Roza Eskenazi tarafından 1933’te Atina’da yayımlanmıştır.

Ian Nagoski’ye, Louis Matalon’un araştırma radarına ilk kez nasıl ve ne zaman girdiğini, hangi kayıt veya kaynağın onu Matalon’a yönlendirdiğini sordum. Balkan plak şirketinin tarihi ile ilgili (başka bir yazının konusu olacak) uzun bir girişten sonra şöyle yanıtladı:
“Matalon’un Balkan için yaptığı o üç plak, benim defalarca karşılaştığım kayıtlardı. Ağırlıklı olarak Türkçe olan Stamboul Quartet materyalleri gerçekten çok nadir bulunuyor, çok fazla karşımıza çıkmıyorlar, çok da iyi satmadılar. Buna rağmen bu kadar çok kayıt yapmış olmaları şaşırtıcı. Ve Ladino dilinde kaydettikleri materyaller özellikle nadir. Bu plaklar neredeyse hiç bulunmuyor. Şunun altını çizmek gerekiyor: O dönemde ABD’de Türkçe konuşanlar çok küçük bir azınlıktı ve Ladino konuşanlar da bu küçük azınlığın içinde çok daha küçük bir azınlık demek. ABD’de genel olarak Sefarad müziği konusunda büyük uzman, Massachusetts’te yaşayan arkadaşım Joel Bresler’dir. sephardicmusic.org adlı, Ladino dilinde kaydedilmiş hemen hemen her şeyin yer aldığı; güzel, çok kapsamlı bir web sitesi var. Orada Stamboul Quartet hakkında da bazı bilgiler var ama Matalon hakkında çok fazla bilgi içermiyor çünkü Matalon temelde sadece Türkçe şarkı söylüyordu.
Matalon’un repertuarının ne kadar büyük olduğunu bilmiyorum ama kayıtlarımızda çok iyi olduğu türküleri çaldığı görülüyor. Onun sesine, çalışına bayılıyorum. Çok iyi ud çalıyor.”
Nagoski’ye Matalon’un özelde üyesi olduğu grupların, genelde ise müzikal ve sosyal çevrenin Amerikan müzik pazarının sınırlarında ne anlam ifade ettiğini de sordum.
“O dönem Yunanca, Türkçe, Ermenice, Lehçe, Ukraynaca veya Slovakça performans sergileyen çok sayıda grup var ancak hem Ladino hem Türkçe kayıt yapanlar yalnızca Stamboul ve Smyrna dörtlüleri. ABD’ye gelen göçmenler yoksul insanlar oldukları ve türküler çaldıkları için, genelde çokkültürlü canlılar olma eğilimindeler. Eşyalarını alıp yanlarında taşıyorlar.
Stamboul Quartet’in Sefarad toplumu için sadece iki disk ve dört performans pazarlaması tuhaf bir durum. Temelde geri kalan her şey sadece Türkçe. Bu nedenle, ABD’de Türkçe konuşan herhangi bir halkın ilgisini çekebilir veya ulaşılabilir oldular. Bunların büyük çoğunluğu Ermeniydi, hem de açık ara farkla. Rekabet yoktu. Sonra daha küçük bir grup, Anadolu Rumlarıydı ve bundan daha da küçük bir grup ise temelde Boston dışındaki birkaç toplulukta yaşayan etnik Türkler oldu. Bu anlamda, plak şirketleri açısından Türkçe bilen herkes potansiyel bir pazar olabilirdi. Öte yandan, sadece İngilizce konuşan yerli Amerikalıların o dönemde bu müziğe pek ilgisi olmazdı.”
"Tüm bu insanları bir araya getiren; yemek, kültür ve müziğin ortaklığıdır çünkü ev budur."
Nagoski’den Matalon’un kayıtlarını New York’taki göçmen müziğinin daha geniş kapsamlı sosyal tarihi bağlamında değerlendirmesini istedim. Onun performansı nerelerde dinlenmiş olabilirdi?

“New York şehrinin çeşitli yerlerinde Osmanlı İmparatorluğu’na ait çok sayıda topluluk vardı. Suriyeliler öncelikle Brooklyn’de, sonra da Washington Bulvarı’nda yaşıyordu. Belediye binasının hemen yanında Küçük Suriye diye bir bölüm vardı. Orası artık yok; akü tüneli ve akü parkındaki inşaat nedeniyle değiştirildi, burası tesadüfen Dünya Ticaret Merkezinin bulunduğu yerden hiç de uzakta değil. Farklı yerlere dağılmış Rumlar vardı, özellikle Sekizinci Bulvar’da 35 ve 42. Cadde civarlarında. Buralarda fotoğraflarına rastladığımız Rum kahvehaneleri de vardı. Üçüncü Bulvar’da ise küçük bir Ermenistan vardı. Aşağılarda küçük İtalya ve onun da aşağı doğu yakasında şu anda Çin Mahallesi olarak bilinen ama o zamanlar çok sayıda kiralık apartmanın bulunduğu, bir nevi ünlü bir Yahudi yerleşim bölgesi vardı.
Balkan plak şirketinin materyalleri örneğin, çok büyük bir stüdyoda olmasa da, Avusturyalı bir Yahudi’nin işlettiği bir stüdyoda kaydedildi. Sanıyorum, o da Altıncı Bulvar’da ya da tiyatrolar bölgesinin civarında bir yerdeydi.
Jo Levy’nin Oriental restoranı 160 Allen Sokağı üzerindeydi. Jo Levy de bir Sefarad Yahudisiydi. Tüm bu insanları bir araya getiren; yemek, kültür ve müziğin ortaklığıdır çünkü ev budur. Ondan sonra ise herkesin gittiği ayrı bir kilisesi veya sinagogu, evinde konuştuğu kendi dili ve kendi köyünden, kasabasından, bölgesinden getirip sürdürdüğü ya da ihmal ettiği kendi gelenekleri vardır. Göçmenlerin hayatı karmakarışık. Matalon’a gelince, hayatı boyunca ara sıra taverna ve kafe sanatçısı olduğunu düşünüyorum.”
1940’lar ve 50’lerde yayımlanan bu diskler, ömür boyu müzisyenlik yapmış bir grubu temsil ediyor. Bunlar, 20. yüzyılın başlarında, yani ABD’de göçün radikal bir şekilde kısıtlandığı 1924’ten önce göç etmiş ve çoğunlukla 19. yüzyılın sonlarında doğmuş insanlar. Birçoğu, Matalon’un Stamboul Quartet’teki arkadaşlarının aksine, tüm zorluklara rağmen müziğe devam ettiler. Halk önünde çalmayı sürdürdüler. Ian Nagoski’nin ilgisini çeken bir diğer unsur ise, orta yaşlı insanların, memleketlerinin müziğini toplulukları için çalmaya devam etmesi çünkü orta yaşlı müzisyenleri plaklarda çok fazla duyma fırsatımız olmuyor.
Matalon, Ekim 1966'da Bronx'ta öldü ve New Jersey, Paramus'taki Cedar Park Mezarlığına gömüldü. Bugün internet üzerinde Louis Matalon’un özellikle Balkan plak şirketi için kaydettiği parçaların bir kısmına erişmek oldukça kolay. Onun icraları, döneminin pek çok müzisyeni gibi, etnik ve dilsel sınırları aşan canlı bir müzik kültürünü belgeliyor. Günümüzde Matalon’un mirası, yalnızca sanatsal değeri nedeniyle değil, aynı zamanda 20. yüzyıl Atlantik dünyasındaki Sefarad, Osmanlı ve göçmen müzik yaşamına dair sağladığı nadir tarihsel kayıtlar nedeniyle de büyük önem taşıyor. Nitekim, Ian Nagoski de Osmanlı'dan ABD’ye giden göçmenlerin araştırmasını ve yeniden basımını yaparken amacının materyalleri belirli bir bağlamda kullanılabilir hâle getirmek ve bunların şekillenmesine, insanların kalplerinde şekillenmesine ve günümüzden de ileriye taşınmasını sağlamak olduğunu söylüyor. Ona göre, “Bu, nostalji veya sadece tarih değil. Şimdiyi yaşamak ve her zaman umut etmektir.”

