İçeriğe geç

Futbol rekabetinin öncüsü Bizans'ın araba yarışı takımları: Maviler ve Yeşiller - Ayşe Hür

Yazan Ayşe Hür
Futbol rekabetinin öncüsü Bizans'ın araba yarışı takımları: Maviler ve Yeşiller - Ayşe Hür
Yayınlanma tarihi:
"Önceleri büyük çoğunluk kısa, iki yanı keskin kılıçları bellerine asıp pelerinlerinin altına saklarlar, geceleriyse açıkça taşırlardı. Akşam olunca bir araya gelip topluca forumda ya da dar sokaklarda rastladıkları üst sınıftan kimseleri soyalar, pelerinlerini, kuşaklarını, altın ziynetlerini ve ne bulurlarsa alırlardı. Kimi zaman ‘ölü kişi masal okuyamaz’ diye soyduklarını öldürmeyi de uygun bulurlardı... Korkunç durum devam edip, kenti yönetmekle görevli yetkililer olaylara aldırmayınca serserilerin cüreti her gün arttı... İsteksiz birkaç çocuk babalarının bilgisi olduğu halde partizanlarla töre dışı ilişkilere zorlandılar. Mutlu bir evlilik yapan birtakım kadınlar da aynı zillete düştüler." 

6. yüzyılda yaşamış Bizanslı tarihçi Prokopios’un büyük öfkesine neden olan, Konstantinopolis halkını haraca bağlayan, çocukları ve kadınları taciz eden, yöneticilerin bir türlü baş edemediği bu kişiler kimdir? Sadece Konstantinopolis’in ünlü araba yarışı takımları Maviler ve Yeşiller’in mensupladır… Anlaşıldığı kadarıyla esas işleri halkı ve sarayı eğlendirmek olan yarışçılar, o günlerde marifetlerini sadece yarış alanlarında değil, kentin karanlık sokaklarında da gösteriyorlardı. Bu Maviler ve Yeşiller ne tür takımlardı? Kent yaşamı için ne anlama geliyorlardı? Neden böylesine şımarmışlardı? Bu soruların cevabını almak için çok gerilere gitmek gerekir.

Maviler ve Yeşiller

Araba yarışlarının ortaya çıkışı

Çin mitolojisine göre Çin’de efsanevi Sarı İmparator döneminde yani MÖ 2697 yılından itibaren araba yarışları yapılmaktaydı. Ancak buna dair kanıt çok daha geç tarihlere dairdir; 1929’da Çin’in Anyang bölgesinde yapılan kazılarda bir yarış arabası MÖ 1200 yılına tarihlenmiştir. 

Antik Yunan'da iki, dört ya da altı at tarafından sürülen iki tekerlekli arabaların yer aldığı yarışlardan ise ilk kez Homeros'un (MÖ 8. yüzyıl) İliada'sında sözedilir. Araba yarışlarının Etrüskler arasında çok sevildiği, daha sonra da Roma'da ve Atina Olimpiyatları'nda araba yarışlarına yer verildiği biliniyor. Sicilya'da yerleşik bulunan Lucanianlar'ı araba yarışlarında gösteren MÖ 5. yüzyıla ait bazı mozaiklere de rastlanmış. Ancak bu oyunların popüler olması MÖ 7. yüzyılda imparator I. Tarquin tarafindan inşa edilen ve MÖ 1. yüzyılda Julius Ceasar tarafindan yenilenen Roma'nın Circus Maximus'unda düzenlenen halk oyunlarına (ludi puplici) rastlar. 

İlk dönemlerde araba yarışları (ludi circenses) sadece pagan festivallerde, örneğin Consualia'da yapılırdı. Daha sonraları ise Romalı asillerinin desteği ile dinsel olmayan günlerde de düzenlenmeye başlamıştı. Augustus döneminde (MÖ 27-MS 14) oyunlara ayrılmış 77 günden 17'sinde araba yarışları düzenlendiği kaydedilir. Bazı imparatorların, örneğin Domitianos'un işi iyice abartarak günde 100 yarışa kadar çıktığı rivayet olunmakta. 

½. yüzyıl hiciv yazarı Juvenal'in "halk için yarışlar ekmek kadar önemlidir" anlamına gelen panem et circenses ifadesine bakılırsa o dönemde yarışlar toplumsal öfkenin kanalize edilmesinde çok önemli bir rol oynuyorlardı. Araba yarışlarının, dönemin diğer gözde eğlencesi olan gladyatör yarışlarının dört katı seyirci topladığı, bazı yarışları 250 bin seyircinin izlediğini ileri süren kaynaklar var. Gerçi kalıntılarına bakılırsa Circus Maximus en fazla 170 bin oturma yerine sahipti ancak bu sayı bile yarışların ne kadar ilgi çekici olduğunu göstermeye yeter. 

Renklerin tarihçesi 

Saray mensuplarıyla halkın en gözde eğlencesi olan araba yarışlarına katılan takımların (Latince factio, Yunanca demos) sayısı başlangıçta farklıydı. Bu takımların özel renkli giysiler giydiklerine ve renklerle anıldıklarına değinen yazılı kaynakların ilki MÖ 70 yılına ait. Buna göre ilk önce Beyazlar (Latince Albata, Yunanca Leukoi) ve Kırmızılar (Latince Russata, Yunanca Rousioi) vardı. Bu renklerin Roma cumhuriyetinin renkleri olduğu ileri sürülür. MS 35 yılında kaleme alınmış bir kaynakta ise bunlara halk gruplarını temsil eden Yeşiller (Latince Prasina, Yunanca Prasinoi) ve Maviler'in (Latince Veneta, Yunanca Venetoi) katıldığı kaydedilir. Roma imparatoru Domitianos'un (81-96) takımlara Altın Sarısı (Latince Aurata) ile Mor'u (Latince Purpurea) eklemek istediği ancak bunun uzun ömürlü olmadığı da rivayet edilir. Ancak son yıllardaki arkeolojik bulgulara bakılırsa, dört renk de MÖ 5. yüzyıldan beri vardı. Sicilya'da bulunan bir freskteki kırmızılar giymiş bir yarışçının varlığı ile 1998 yılında bulunan İsrail'deki Bet Şean şehrindeki antik yolu süsleyen mozaiklerdeki Yunanca "Maviler'in Zaferi İçin" yazısı buna örnek sayılabilir. Zamanla ironik biçimde "cumhuriyet" renkleri yok olmuş, geriye halkın renkleri olarak tanımlanan Maviler ve Yeşiller kalmış. Ancak geriye kalan iki grup muhtemelen iktidarın gazabını çekmemek için, yarışlara katılırken giysilerinde ya da arabalarında cumhuriyetin renklerini taşımayı gelenek haline getirmişler. Böylece Kırmızılar Yeşiller'in içinde, Beyazlar da Maviler arasında temsil edilmişler. Bu dönemlerden kalma bir yazıtta rakip renkler olan Yeşiller ile Beyazlar'ın bir araya gelmesinin "en büyük lanet" olarak nitelenmesine bakılırsa rakip renkler arasında rekabet çok ölümcülmüş. 

Onofrio Panvinio, 1580, Kontstantinopolis Hipodromu

Konstontinopolis Hipodromu

Tekrar Konstantinopolis’e dönersek, temelleri Roma İmparatoru Septimius Severus (149-211) tarafından atılan, ancak nihai biçimine şehre adını veren I. Constantinus zamanında (4. yüzyıl) kavuşan Konstantinopolis Hipodrumu'nun 60.000 ila 100.000 kişi arasında seyirci kapasitesine sahip olduğu sanılıyor. Kadınlarla erkeklerin, kölelerle imparatorların yan yana bulunabildikleri nadir alandan biri olan Hipodromda halkın arasında örgütlenmiş çeşitli gruplar, kendilerini yarışçılar aracılığıyla temsil ederler, yarışları izleyen halk kesimleri de bunlardan birini ya da öbürünü destekleyerek çeşitli konulardaki tercihlerini ifade ederlerdi. Gösteriler sırasında yapılan tezahüratın biçimi ve şiddeti halkın saray politikalarına ilişkin düşünceleri hakkında önemli bir fikir verirdi. 

Konstantinopolis Hipodromu’nda 13 Ocak 532 günü patlak veren ve Konstantinopolis’in baştan aşağı yağmalanması ve yakılmasıyla biten Nika Ayaklanması’nın baş kahramanları da Maviler ve Yeşiller idi. İsyanın adı da araba yarışçılarının meşhur “zafer!” nidasından geliyordu. Ancak o güne dek birbirinin rakibi olan iki grup, şehrin valisinin isyanı bastırmak için ölçüsüz şiddet kullanması üzerine tarihlerinde ilk kez ittifak yapmışlar, bu yüzden de imparator I. Justinianos isyanı zorla bastırabilmişti. 

Yarışçılar arasındaki ölümcül rekabet

Yarış günlerinde Hipodrom'un çevresinde satıcıların, kumarbazların, falcıların, fahişelerin ve hırsızların cirit attığını; fırsattan istifadeye çalışan sevgililerin hasret giderdiğini tahmin etmek zor değil. Taraftarlar desteklerini bazen sadece tezahürat yaparak, bazen de illegal yollardan gösterirdi. Yarışlar öncesinde ya da sonrasında kaç yarışçının ya da atın zehirlenerek saf dışı bırakıldığı, ya da imparatorun öfkesi sonucu hayata veda ettiği bilinmez. Ancak Roma döneminde yaşamış bir fanatiğin bedduasının yer aldığı bir yazıtta "Bana 8 Kasım’daki yarış sırasında yardım et tanrım! Kırmızılar'ın yarışçıları Juvencus, Scortius, Aliypianus ve Olympius'un her uzvunu, her kasını, omuzlarını, dizlerini ve dirseklerini kontrol altında tut. Zihinlerine, akıllarına ve duygularına eziyet et. Et ki ne yaptıklarını bilmesinler, gözlerini kapat ki nereye gittiklerini göremesinler. Ne kendilerini ne de atlarını süremesinler!” dendiğine bakılırsa o çağlarda da eğlence ile şiddet aynen bugünkü gibi iç içeydi.

Yarış seromonisi

Başkentteki yarışlar asillerin oluşturduğu bir resmi geçit (pompa) ile başlar, alayı yarışçılar ve ekipleri, dansçılar, pandomim sanatçıları, akrobatlar, müzisyenler ve kutsal emanetleri taşıyan din görevlileri izlerdi. Yarış günü maiyeti ile birlikte Hipodroma gelen imparator "üç defa kutsal" anlamına gelen Trisagion ilahisi eşliğinde halkı üç kez takdis ettikten sonra yarışçılar başlama noktasındaki (carceres) yerlerini alırlar, imparatorun veya yarışı himaye eden soylunun elindeki beyaz mendilin (mappa) yere bırakılmasını takiben arabalarını sürmeye başlarlardı. 

Dört ya da altı yarışçının hipodromun anıtlarla süslü orta bölümünün (spina) etrafında attıkları yaklaşık 4 millik 7 tur aynen günümüzdeki futbol maçlarında ya da otomobil yarışlarında olduğu gibi halkın büyük coşkusuna neden olurdu. Yarışların bitimine kaç tur kaldığını göstermek için, spina'nın iki ucuna (metae) yerleştirilen tahtadan yapılma yumurtalar ile bronzdan yapılma yunuslar kullanılırdı. Her iki uçta yedişer tane olan bu heykelcikler, turlar geçildikçe birer birer eksiltilirdi. Yarışı kazanan yarışçı halkın kulakları sağır eden tezahüratı eşliğinde imparatoru selamlar ve zaferinin sembolü olan defne yapraklarından yapılan taç ile ödüllendirilirdi. 

Hıristiyan doktrinci Tertullianus'un (3. yüzyıl) yarışları lanetlenemek için kaleme aldığı bir yazıdan öğrendiğimize göre yumurtalar mitolojik kahraman Leda'nın Zeus'tan olma yumurtalarından doğan ikizleri Castor ve Pollux'u; yunuslar ise deniz tanrısı Neptun'u simgeliyordu. İki atlı arabalar (biga) ile Ay kültü arasında; dört atlı arabalar (quadriga) ile Güneş kültü arasında ilişki vardı. Ayrıca Beyazlar kış mevsimini, Kırmızılar yaz mevsimini; Yeşiller toprağı ve ilkbaharı, Maviler ise gözyüzünü ve sonbaharı; bir başka görüşe göre Beyazlar havayı, Kırmızılar ateşi, Yeşiller toprağı, Maviler gökyüzünü temsil ediyorlardı. Arabaların çıkış yaptığı 12 kapı (carceres) ise zodyakı yani 12 burcu simgeliyordu. Elbette Tertullianus için bu sembolizasyon kabul edilemez nitelikteydi!

Roma-Circus Maximus'ta Araba Yarışçıları, Raffaello Sorbi

Moda ikonları olarak yarışçılar

Prokopios’a göre Konstantinopolisli yarışçılar ve taraftarlar ayrı mahallelerde oturuyorlardı. Her grup kendi ahırlarına, korolarına ve şakşakcı gruplarına sahipti. Çoğu Afrika ya da İspanya kökenli esirler olan yarışçılar, ilk zaferlerini takiben özgürlüklerine kavuşurlar ancak ölümün nefesini her zaman enselerinde hissederlerdi. Takımlar kendi renklerini taşıyan baş bantları takarlar, sakal ve bıyıklarını diğer Bizanslılardan farklı olarak “İranlılar gibi” uzatırlar, saçlarını “Hun tarzında” yani şakaklarda kalacak kadar kısaltıp, gerisinin uzun bırakacak şekilde traş ederlerdi. Halka göre çok şık ve çalımlı sayılan ve omuzları geniş tutulduğu için onları olduğundan daha heybetli gösteren “Hun tarzı” gömlekler giyerlerdi. Yani yarışçılar günümüzün ünlü futbolcuları gibi birer moda yaratıcısı idiler. 

Sık sık şehir ve takım değiştiren yarışçıların mesleğe 10'lu yaşlarında başladıkları ve bu işi yaklaşık 30 sene sürdürdükleri kaydedilmiş. Ancak Konstantinopolisli yarışçıların merkezi yönetim tarafından belirlenen bir tarifeden ücret aldıkları için Romalı ya da günümüzdeki meslekdaşları gibi zenginleşemedikleri sanılıyor. Halbuki Diocles adlı Romalı yarışçının yarış hayatı boyunca 38 milyon sesterces kazandığı, bu miktarın da o dönemde bir avukatın kazancından 100 misli fazla olduğu hesaplanmakta. 

Başkentin ünlü yarışçıları

Tarihçi Simmokattes, 602 yılında Konstantinopolis'te 1500 Yeşil, 900 Mavi araba yarışçısından sözeder. Bu dönemde şampiyon yarışçıların heykellerinin Hipodrom'a dikildiği, şeref locasına (kathisma) portrelerinin yerleştirildiği bilinmekte. Bazı kaynaklara göre Hipodrom'da araba yarışçıların en ünlüsü Porfirios adına dikilmiş yedi heykel vardı. Rivayete göre, Afrikalı olan Porfirios Calliopas, Maviler adına yarışırken, Yeşilleri tutan imparator I. Anastasios'un (491-518) baskısı ile Yeşillere geçmiş, heykelinin dikilmesine ancak ondan sonra izin verilmişti. Porfirios için Hipodrom'da Yeşiller ve Maviler tarafından dikilmiş iki heykelin kaidesi halen İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmekte. Bunlardan birinin üzerinde Nikepolemos (=Savaşta Muzaffer), Radiatos (=Rahat Nallı), Pyrrhos (Ateş Renkli), Euthynikos (=Hemen Zafer Kazanan), Halieus (=Balıkçı), Anthypatos (=Prokonsül), Kyganos (=Avcı), Pelerios (=Müthiş), Aristides (=En İyi) ve Paluestiniarkhes (=Filistinlilerin En Önde Geleni) yazıları okunmakta ki bunlar o dönemin meşhur atları olmalı. 

Pero Tafur, Konstantinopolis

Yarışların gözden düşüşü

7. yüzyıldan itibaren saray belgelerinde Maviler ve Yeşiller'in adlarına sadece biçimsel görevlerde rastlanıyor. Muhtemelen bunun en önemli nedeni giderek kontrolden çıkarak iktidarları tehdit eder hale gelmeleri ve ekonomik nedenler. Ancak güçlenen kilisenin, pagan geleneklerle yakın ilişkisi belli olan bu tür eğlencelere karşı takındığı yasaklayıcı tutumun etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Nitekim 692'de başkentte toplanan Trullo Konsili'nde bu türden etkinliklere karşı şiddetli eleştiriler yöneltilmiş. Buna rağmen araba yarışları tümüyle yok olmamış. Örneğin Teofilos döneminde (829-842) yarışçı Teodoros Krateros'un; II. Romanos döneminde (959-963) ise Filoraios'un ünü tüm imparatorluğa yayılmış. Hatta İmparator Teofilos'un bizzat kendisi de araba sürücüsü olarak yarışlara katılıyormuş. Bu arada İmparator VII. Konstantinos Porfirogenetos dönemine (913-957) ait çok önemli bir kaynak olan De Ceremoniis aulae Byzantinae adlı seremoniler kitabına bakılırsa, Maviler ve Yeşiller'in yanısıra Kırmızılar ve Beyazlar tekrar ortaya çıkmışlar ancak takımların görevi seremonilerde göz doldurmak gibi görünüyor. Ancak bu dönemde yarışlar için ayrılmış günler, senede bir düzine tatil gününe ve günde 8 yarışa inmiş, Simmokattes'in 602'de sözünü ettiği 1500 Yeşil, 900 Mavi yarışçı sayısı da 100'e kadar düşmüş. Kısacası bu güçlü gelenek artık can çekişmekte imiş… 

11. yüzyılda Selçuklu hükümdarı Melikşah'ın (1072-1092) hekimi sıfatıyla başkenti ziyaret eden Arap asıllı Marvazi'nin anılarında, sarayda yapılan bir spor karşılaşmasında imparator ve hizmetkarlarının baştan aşağı kırmızılar giyinmiş olarak Kırmızıları desteklediği, imparatoriçe (dizbuna/despoina) ve maiyetinin ise yeşil giysileriyle Yeşilleri desteklediği anlatılır. Anlaşılan yarışlar kapalı mekân eğlencesine dönüşmüştü. I. Aleksios Komnenos döneminde (1081-1118) imparatorluğu tehdit eden Normanlar, Peçenekler ve Selçuklular'a karşı Batılı güçlerle işbirliği yapmak zorunda kalan ve bu yüzden biraz mecburen “Latinsever" olan imparatorluk çevreleri, ilk Haçlı ordusu başkentte konakladığında muhtemelen oyun zevklerini de bu çevrelere uyarlamak zorunda kalmışlardı.

1204-1261 yılları arasında Konstantinopolis'teki Bizans egemenliğine uzunca bir süre ara veren Latin İmparatorluğu döneminde ise araba yarışlarına dair bir kayda rastlanmaz. Latin işgalcilerin Konstantinopolis’ten götürdüğü ünlü Quadriga (Dört Atlı) heykelinin replikası ise halen Venedik’te San Marco Meydanı’nı süslemekte. 

14. yüzyılda durumun ne olduğu belli değil ama 1403 yılında Timur'u ziyarete giderken şehre uğrayan İspanyol seyyah Clavijo, o günlerde pek harap durumda olan Hipodrom'da sadece at üstünde mızraklı dövüşler yapıldığını kaydeder. Bu tarihten itibaren Maviler ve Yeşiller takım olarak tamamen yok olurken bu grupların şefleri olan demarhos'lar Konstantinopolis'teki hububat ticaretini ve ekmek üretimini kontrol etmekle görevlendirildiklerini okuyoruz kaynaklarda. 29 Mayıs 1453’te Konstantinopolis'in Osmanlıların eline geçmesi ise Maviler ve Yeşiller'in 2000 yıllık tarihine son noktayı koyacaktır.

Takımların günümüze mirası

Bizans'taki araba yarışı takımlarını spor ekiplerinden ziyade siyasal örgütlenmelerin ilk örnekleri olarak görmeye eğilimli olan eski tarihçiler Maviler'i daha çok aristokratlar ve büyük arazi sahiplerinin; Yeşiller'i ise, ticaret ve zanaat erbabı ile halk kesimlerinin sözcüsü kabul ederler. Maviler ve Yeşiller'in imparatorluktaki dinsel ayrımları sembolize ettiğini ileri süren çevreler ise, Mavilerde Grek Ortodoksluğu'nun, Yeşillerde ise İsa'nın tek bir doğası olduğunu savunan Doğu Monofizitliğinin izlerini bulmaya çalışırlar. Bazı araştırmacılar ise iki grup arasındaki çatışmanın temelini Mavilerin temsil ettiği ılımlı Ortodoksluk ile Yeşillerde temsil edilen aşırı Ortodoksluk meselesinde ararlar. Ayrıca söz konusu takımların kuşatmalar sırasında şehrin savunmasına yardımcı olduklarına, surları onardıklarına, yiyecek dağıtımını düzenlediklerine değinerek bir çeşit milis gücü gibi davrandığını düşünenler de vardır. Hangi tanımı uygun bulursanız bulun, bu uzun tarihçedeki bazı belirsizliklere karşın, Beyazlar, Kırmızılar, Maviler ve Yeşiller'in sadece tarihi renklendirmekle kalmadıklarını, günümüzün ateşli futbol takımlarından siyasi partilerine; sivil toplum örgütlerinden para-militer örgütlenmelere kadar pek çok kurumun çekirdeğini oluşturduklarını söylemek mümkün görünüyor. 

Özet Kaynakça:

A. Cameron, Circus Factions: Blues and Greens At Rome and Byzantium, Clarendon Press, 1976;
a.g.y., “Heresies and Factions”, Byzantion, vol. 44, 1974, 92-120;
a.g.y., Porphyrius the Charioteer, Oxford University Press, 1973; 
G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Ankara, 1981, s.67, 76-79,131, 234; 
Prokopios, Gizli Tarih, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2001; 
John H. Humphrey, Roman Circuses: Arenas for Chariot Racing, University of California Press, 1986; 
H. H. Scullard, Festivals and Ceremonies of the Roman Republic, Cornell University Press, 1981.

Not: Bu yazımın ilk versiyonu İstanbul dergisinin Ekim 2002 tarihli sayısında yayımlanmıştır.  

Etiketler: Makaleler Bizans spor

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Ayşe Hür

Tümünü gör