Bir zamanlar Bethnahrin’in dört bir yanında yaşayan yüz binlerce Süryani, 1915’te uğradığı Sayfo Soykırımı ile yok olmanın eşiğine sürüklendi. Tarihi yerleşim yerlerinin boşaltıldığı, Süryanilerin dünyanın dört bir yanına savrulduğu Sayfo’nun izleri, aradan geçen 111 yıla rağmen silinmedi. Aradan geçen 111 yıla rağmen Turabdin’e dönme arzusu da, Sayfo ile yüzleşme talebi de hâlâ canlı.
Türkiye’de 1915 yılında yaşanan soykırıma dair kamuoyunda bir farkındalık oluşsa da, toplumun büyük bir kısmı soykırımın yalnızca Ermenilere uygulandığını düşünüyor. Oysa 1915 yılında, Türkiye’de yaşayan Ermeni, Süryani ve Rum toplumları soykırıma maruz kaldı. Yaşananları anlamak için Türkiye’deki Rum, Süryani ve Ermenilerin nüfus oranlarına bakmak dahi yeterli olabilir.

1915 yılına kadar 700 bin nüfusu olduğu bilinen Süryani toplumu, 1915’te “Sayfo Soykırımı”na uğradı. Sayfo, Süryanice “kılıç” anlamına geliyor. Süryaniler, soykırımda ağırlıklı olarak kılıç ve hançerlerle katledildikleri için soykırımı bu kelimeyle adlandırıyor.
Ancak Süryanilerin 1915’te yaşadığı soykırımı adlandırması dahi uzun yıllar sürdü. Bunun nedenleri arasında politik etkenler, “azınlık refleksi”, zorunlu göçler ve travma gibi pek çok faktör yer alıyor.
Bugün Ermeniler, “1915’te neler oldu?” diye konuşmaktan bıkacak duruma gelmişken, Süryanilerin bu soruyla karşılaşabilmeleri neredeyse bir asır sürdü. Zorlu bir süreçten geçilmiş olsa da Sayfo artık günümüzde pek çok ülkede tanınır durumda. En önemlisi de Süryaniler Türkiye’de artık yalnızca manastırlar, şarap ve çörek ile bilinmiyor.
Bir zamanlar bu ülkede telkâri ustaları, zanaatkârlar, hattatlar, neredeyse her köyde manastırlar, kiliseler, Süryani akademileri ve sayısız tarihi yapı vardı. Avlaremoz aracılığıyla, “anne ve babamın ailesinin de büyük bir kısmının katledildiği ve bugün bir avuç kalan Süryanilere 1915 yılında ne oldu?” diye soralım o hâlde.
İsa Mesih’in konuştuğu dil olan Aramiceyi kullanan ve Hıristiyanlığı en erken kabul ettiği bilinen Süryaniler, Süryanice “Bethnahrin” dediğimiz Mezopotamya’nın en eski ve yerleşik halklarından biriydi.

Süryaniler, 1900'lü yıllarda ağırlıklı olarak Mardin'in Midyat ilçesi merkezli olmak üzere Dicle Nehri'ne kadar uzanan tarihi ve tepelik bölge olan ve “keşişlerin dağı” anlamına gelen “Turabdin” ve Ortadoğu’da yaşam sürdürüyordu.
300 bin Süryani katledildi
1915 yılında Hıristiyan halklara yönelik uygulanan soykırımda Süryaniler, nüfuslarının yüzde 70’ini kaybetti. Araştırmalara göre Sayfo Süryani Soykırımı sonucu 300 bin Süryani katledildi, 200 bini de kimliksizleştirildi, asimilasyona uğradı ve din değiştirmeye zorlandı. David Gaunt’un “Katliamlar, Direniş, Koruyucular: 1. Dünya Savaşında Doğu Anadolu'da Müslüman-Hıristiyan İlişkileri” kitabında bu rakamlar ve yaşananlar detaylı biçimde ele alınıyor.
Sayfo’da, Ermeni Soykırımı’nda da olduğu gibi kadın ve çocukların tecavüz ve istismara maruz bırakıldığı, birçoğunun saldırı ve istismar nedeniyle yaşamına son vermek zorunda kaldığı biliniyor.
Anneannem, ailesinin soykırımda yaşadıklarının kendisine aktarıldığını anlatırdı. Bu hikâyeler anneannemi çok etkilemişti, ağlamaktan göz pınarları kurumuştu ve artık gözyaşı akmıyordu. Bize de ailesinin yaşadıklarının unutulmaması için soykırım hikâyelerini anlatırdı. Unutamadığım hikâyelerden biri de ailesinden çok sayıda kadın ve kız çocuğunun, Sayfo esnasında tecavüze uğramamak için Adıyaman’da Fırat Nehri’ne atlayarak yaşamına son vermesi olmuştu: “Büyük neneme ailesinin gözü önünde tecavüz edilmiş. Bunun ardından o kadar çok insan nehre atlamış ki, bir süre sonra cenazeler nehrin yüzeyinden taşmış.”

Araştırmalara göre soykırım sürecinde hayatta kalabilen Süryaniler kaçabildiği yere kaçtı, Sayfo sonrasında da zorunlu göçler nedeniyle dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Bu süreçte Turabdin’de “faili meçhul” cinayetler yaşanıyor. Anneannem, ailesinde Süryanice bilen son kişi olan abisinin, Sayfo sonrası Adıyaman’daki köylerinde komşuları tarafından infaz edildiğini ancak bu cinayetin “faili meçhul” olarak kaldığını anlatmıştı.
Öte yandan Sayfo’da katledilenlerin yanı sıra hayatta kalabilen yaklaşık 200 bin Süryani olduğu, bu insanların bir kısmının baskı ve tehditlerden ötürü “Müslümanlaşmak” zorunda kaldığı biliniyor. Araştırmalar sonucu, Sayfo’nun ağırlıklı olarak uygulandığı Bethnahrin bölgesindeki Süryani nüfusu 200 bine düşüyor. Ancak katliam ve göç, 1924’te Hakkâri Sürgünü, 1933’te Simele Katliamı, 2014’te de Ninova Ovası Soykırımı ile devam etti.
Kiliseler ahırlara, Süryanice isimler Türkçeye çevriliyor
Ancak Sayfo sonrasında da Süryaniler için baskı, tehdit ve göç politikaları sona ermiyor. Köyleri yakılıp yıkılıyor, “faili meçhul” cinayetler devam ediyor. Turabdin’de sayısız kilise ve manastır ya ahıra dönüştürülüyor ya da çeşitli amaçlarla kullanılmaya başlanıyor. Mal varlıkları ve mülkleri gasp ediliyor. Bununla birlikte Süryaniceye dönük asimilasyon ile isimler, yerleşim yerleri Türkçeleştiriliyor, yayın organları, okullar ve akademiler kapatılıyor. Son birkaç yıl içerisinde onlarca kilise satılığa çıkarıldı ve Süryaniler bu kiliseleri satın almak zorunda kaldı, “altın var” iddiaları üzerine “yasal” kazılar yapıldı, mezarlıklar tahrip edildi.
Araştırmalara göre 1913-14 öğretim yılında, Osmanlı vilayetleri ve livalarında, gayrimüslim toplumlarına ait toplam 2 bin 580 okul mevcut. Bu okullardan 29’u Süryani halkına ait. 1928’de Mardin’deki son Süryani okulunun da kapatılmasının ardından, Süryaniler yaklaşık 90 yıl boyunca okul açamadı. Lozan Antlaşması’yla Türkiye’de yaşayan gayrimüslim toplulukların eğitim hakkı güvence altına alınmasına rağmen Süryanilerin okul açmalarına izin verilmedi.

En temel hakları olan anadili eğitimi alamayan Süryaniler, kendi imkânlarıyla yalnızca kilise medreselerinde temel Süryanice eğitimi alabildi ancak bu da yeterli olmadı. Turabdin’deki manastırlarda verilen Süryanice eğitimden de yalnızca erkekler faydalanıyor. Kadınlar ve kız çocukları manastırlarda hâlâ eğitim alamıyor.
90 yıl sonra anaokulu açıldı
Süryanilerin uzun yıllar yürüttüğü mücadele ve girişimler sonucu, mahkeme kararıyla 2013'te anaokulu açmalarına izin verildi. Ancak okuldan mezun olan öğrencilerin eğitim ve öğretime devam edebilecekleri bir okulu hâlâ yok. Okul konusunda yasal olarak bir engel bulunmazken, ekonomik anlamda birçok sorun var.
Süryani Dernekleri Federasyonu’nun (SÜDEF) bir ilkokul açılabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) yaptığı başvurular ise yanıtsız bırakıldı. Sayfo sonrası yok olma düzeyine gelen ve UNESCO’nun Tehlike Altındaki Diller Atlası’nda yer alan Süryanice’nin yaşatılması için Süryaniler tarafından büyük bir çaba gösteriliyor. Uzman Süryolog ve Turabdin Enstitüsü Başkanı Adem Coşkun’un girişimiyle, Cumhuriyet tarihinde ilk kez 2025’te Midyat’ta Süryanice dil kursu açıldı.

Bugün Türkiye’de nüfusları yaklaşık 25 bin olan Süryaniler, Sayfo ve sonrasında yaşadıkları travmayı atlatabilmek için en çok anadilleri ve kültürlerine sarılıyor. Her yıl 15 Haziran’da Sayfo’da katledilenleri anan Süryaniler, dünyanın dört bir yanına dağılsalar da soykırımın tanınması ve yüzleşilmesi amacıyla çeşitli etkinlikler düzenliyor. Süryanilerin girişimleri sonucu İsveç, Ermenistan, Hollanda, Vatikan, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Avusturya, Almanya, Suriye ve Fransa olmak üzere 10 ülke Sayfo’yu tanıdı.
15 Haziran’da tüm Süryani kiliselerinde düzenlenen ayinler ile Sayfo’da kaybedilenler anılıyor. Bu yıl da Sayfo’nun 111’inci yıl dönümünde, Hollanda’daki Glane kentindeki Mor Efrem Süryani Ortodoks Manastırı’nda Sayfo anıtı açılıyor.
Küçük yaştayken köyleri boşaltıldığı için Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Turabdinli bir Süryani, “Tek hayalim doğduğum topraklara dönebilmek. Çöp bile toplarım, her işi yaparım. Yeter ki döneyim. Turabdin hasretiyle ölmek istemiyorum” demişti. Süryanilerin talepleri topraklarına dönebilmek, mülklerini geri alabilmek ve Sayfo ile yüzleşilmesi. Süryanilere karşı gecikmiş bir borç…
Marta Sömek / [email protected]