İçeriğe geç

Spor tarihimizin ihmal edilen bir sayfası: Makkabi Jimnastik Cemiyeti - Ayşe Hür

Yazan Ayşe Hür
Spor tarihimizin ihmal edilen bir sayfası: Makkabi Jimnastik Cemiyeti - Ayşe Hür
Yayınlanma tarihi:

ABD’de siyasi ve sportif pek çok tartışmanın eşliğinde gerçekleşen ve Türkiyeli futbolseverler açısından pek de hoş geçmeyen Dünya Futbol Şampiyonası vesilesiyle spor tarihimizde, aynen diğer “gayrimüslim” spor kulüpleri gibi ama onlardan da daha fazla “görünmez” olmuş, 1895’ten itibaren Konstantinopolis Yahudi Jimnastik Kulübü, 1909 sonrası resmi adıyla Makkabi Jimnastik Cemiyeti’nin tarihine dair bu yazı. Ama öne futbol hakkında birkaç cümle etmek istiyorum. 

Dünya yüzündeki tüm kültürlerde top veya benzeri bir malzeme ile oynanan oyunlar olsa da örneğin eski Türklerde “tepük”, eski Çin’de T’su chu, eski Yunan’da episkyros ve harpaston, Ortaçağ İtalya’sında calcio adıyla bilinen top oyunlarının önce soccer denen öncü türe, sonra modern futbola evrilmesinde İngilizlerin tartışılmaz rolü vardır. 

İngiltere Adası’nda 14. yüzyılda birbirine komşu köylerde güruhların oynadığı; takımların yüzlerce hatta binlerce kişiden oluştuğu, oyun sahasının tüm köy ya da köyler arasındaki millerce mesafelik alanlar olduğu ve belirli kurallara bağlanmadan oynandığı futbol, 1750’lerde başlayan Sanayi Devrimi’yle birlikte artık sadece köylülerin değil kentlerde yaşayan orta sınıfların da en önemli eğlencelerinden biri olmuştu. Üstelik yalnızca yaygın bir spor değil, aynı zamanda saygın bir uğraştı da. Bilinen ilk modern futbol kuralları ise önce halk okullarında şekillendi, nihayet Cambridge Üniversitesi öğrencileri tarafından yazıya döküldü. Yani İngiltere Adası, “modern futbolun anavatanı” unvanını hakkıyla aldı.  

Osmanlı ülkesindeki ilk futbol karşılaşmaları da İngiltere’de bölgelerarası, kulüplerarası maçların başladığı 1880’lerde önce İzmir’de sonra İstanbul’da yapılmaya başlamıştı. Bu işin öncüsü olan tütün ve pamuk ticareti ile uğraşan İngiliz aileler ile yanlarında çalışanların yaptıkları ilk maçları, İzmir-İstanbul’un Rum-Ermeni-İngiliz karmalarının maçları, bunları Kadıköylü Rumlarla Ermenilerin rekabeti izledi. Müslüman-Türk gençleri ise yabancıların bu eğlenceli yaşamını kıskançlıkla izlemekle yetiniyorlardı çünkü hem Sultan II. Abdülhamit futbolu “haram” sayıyordu, hem de muhafazakâr halk bu tür etkinliklere “gavur işi” diye bakıyordu. Osmanlı Devleti'nde ilk resmi futbol kulübü, 1902’de İngiliz ve Rumlar tarafından kurulan Cadikeuy Football Club, Moda Football Clup ve Kadıköylü Rumların Elpis (Ümit) Futbol Kulübü oldu. İzmir’de ise Panianios, Apollon, Pelops, Evangelidis, İskoş, Krakoviri, Midilli Karması gibi Rum, Ermeni ve İngiliz takımları kurulmuştu. 

Ziffer Ailesi’nin rolü

Bu futbol kulüpleri arasında Yahudilerin kurduğu bir kulüp yoktu ama Osmanlı ülkesindeki ilk jimnastik (o dönemki terimle idman) kulübünü Yahudiler kurmuştu. Bu kulübün Avrupa’da tırmanışa geçen antisemitizmin hikayesi ile içiçe gelişmiş hikayesi 1800’lerin sonlarında o tarihte Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı olan Romanya’da yaşayan Ziffer Ailesi’nin güvenli bir yaşam umuduyla İstanbul’a göçetmesiyle başlamıştı. Baba Ziffer’in o dönemde pek çok aile gibi Yeni Dünya’ya yani ABD’ye göç etmek yerine antisemit Avrupa’nın kıyısındaki İstanbul’u  seçmesinin nedeni, Romanya’da İstanbul’da dükkanları olan bir tekstil şirketinde çalışmasıydı. Patronu eğer İstanbul’u düşünürse, bu dükkanların işletmesini teklif edince, Romence ve Almancanın yanısıra, müşterilerinden az çok Türkçe ve Rumca öğrenmiş olan Bay Ziffer rotayı İstanbul’a çevirmişti. 

Teutonia (Tötonya) Alman Kulübü

Metin Delevi’nin Osmanlı dönemindeki adıyla Zifer Ailesi’nin üçüncü kuşaktan mensubu tarihçi Daniel Ziffer ile yaptığı görüşmelerden öğrendiğine göre aile ilk önce ev fiyatlarının çok daha uygun olduğu, Bizans döneminden beri geleneksel Yahudi yerleşimi olan, Arap Cami yakınlarındaki Yahudi mahallesinde oturmuş, daha sonra daha zengin Yahudilerin yaşadığı Galata’ya taşınmıştı. Bu arada oğullardan Avraam’ı (Daniel Ziffer’in babası) İngilizce öğrenmesi için İstanbul’daki İskoç okuluna yollamışlardı. Okulun müfredatında spor çok önemliydi, ayrıca okul öğrencilerinden oluşan takımlar futbol oynuyor, boks maçları yapıyordu. Ailenin büyük oğlu David de spora meraklıydı ama o dönem İstanbul’daki İngiliz kulüpleri dışarıdan üye alımına kapalıydı. Amerikalıların Robert Koleji ise kulüplerinde sadece kendi öğrencilerinin spor yapmasına izin veriyordu. Geriye ilginç biçimde, İstanbul’daki Almanların ve Avusturyalıların buluşma yeri olan Beyoğlu’nda Galip Dede Caddesi’nde bulunan Teutonia (Tötonya) Alman Kulübü kalıyordu. 

Theodor Herzl’in Albia’dan istifası

1847’de Bohemyalı cam tüccarları tarafından kurulan Tötonya, Almanca konuşan Aşkenaz Yahudilerine kapısını açtıktan kısa süre sonra Almanca konuşan diğer önemli ülke Avusturya’da yaşanan bazı olayların dalgası İstanbul’a kadar ulaştı. Bu olaylar konusunda gerçeklerle propaganda birbirine karışmış durumda. Örneğin bugün bazı Yahudi kaynakları 1885’te Avusturya’da Yahudilerin spor kulüpleri veya diğer sivil toplum örgütlerine üye olmalarını yasaklayan bir kanun çıktığını yazsa da tam aksine, o tarihlerde 1867 Anayasası ile Yahudilere tanınan tam yasal ve sivil haklar bu dönemde halen yürürlükteydi. Ancak 1880’lerin başında Georg von Schönerer gibi radikal milliyetçilerin başlattığı Yahudi karşıtı söylemin etkisiyle Avusturya’da devlet düzeyinde yasak olmasa da milliyetçi kulüpler, dernekler ve öğrenci birlikleri kendi iç tüzüklerine Yahudileri dışlayan maddeler eklemeye başlamıştı. İlerleyen yıllarda (özellikle 1896'da) zirveye ulaşacak olan bu süreçte, milliyetçi öğrenci birlikleri örneğin "Yahudilerin onursuz olduğunu ve bir Alman ile düello yapma hakkının bulunmadığını" tüzüklerine eklemişti. Bu dalgada, 1883 yılında Viyana Üniversitesi'nde hukuk okurken üye olduğu "Albia" adlı milliyetçi Alman öğrenci kardeşlik birliğinde bu dışlayıcı zihniyetle doğrudan yüzleşen Theodor Herzl, dernek ünlü besteci Richard Wagner için düzenlediği anma törenini adeta Yahudi karşıtı bir gövde gösterisine dönüştürdüğünde, bu duruma tepki göstermiş ve kulübe protesto mektubu yazarak istifa etmişti. Ancak kulüp yönetimi, onun istifasını kabul etmek yerine, Yahudi olduğu için onu kulüpten ihraç ettiklerini (kovduklarını) bildirmişti. Herzl açısından bu ihraçla başlayan ve 1894’te Fransa’daki Dreyfus Davası ile sonlanan dönem, bir zamanlar yürekten inandığı "Avrupa toplumuna entegre olmuş modern Yahudi" fikrinin bu tür dışlanmalarla sarsıldığı ve Siyonizm fikrini geliştirdiği önemli bir kırılma ve inşa dönemiydi. (Dreyfus Davası hakkında https://www.avlaremoz.com/bir-asir-suren-dreyfus-davasi-ayse-hur/)

Theodor Herzl ve Albia Kulübü'nden arkadaşları, 1882 (?)

Tötonya’dan ayrılış

Tekrar İstanbul’a dönersek, Herzl’in 1883’te başına gelenler Tötonya Alman Kulübü’nde spor yapan Yahudi gençlerin başına hemen gelmedi ama sadece Fransa’yı değil tüm Avrupa’yı altüst eden Dreyfus Davası’nın görüldüğü 19-22 Aralık 1894 günleri arasındaki bir gün, Tötonya’da bir Yahudi jimnastik antrenöür olarak seçildiğinde salondan “Bir Yahudi’den antrenör olur mu?” şeklinde protesto nidaları yükselmişti. 

Yüzbaşı Alfred Dreyfus'un rütbelerinin sökülmesi, 5 Ocak 1895

Daniel Ziffer’in aktardığına göre o gece duygusal olarak incinmiş olarak Tötonya’dan çıkan on Yahudi genci, yeni bir kulüp kurmaya karar vermişti ve bazı kaynaklara göre Fransa’da Yahudi Yüzbaşı Dreyfus’un casusluktan suçlu bulunup tüm rütbelerinin Paris’teki Ecole Militaire’in (Askeri Akademi) avlusunda halkın “Yahudilere ölüm!”, “hainlere ölüm!”, “Judas’a ölüm!” haykırışları eşliğinde söküldüğü 5 Ocak 1895 günü (bazı kaynaklara göre 8 Ocak 1895 günü) dünyadaki ilk Yahudi jimnastik kulübü Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde "Israelitischer Turnverein Konstantinopel" (Konstantinopolis Yahudi Jimnastik Kulübü/Derneği) adıyla kurulmuştu. 

“Yeni Yahudi” ve Muskeljudentum Projesi

Kulübün misyonu doğal olarak Avrupa’da son hızla gelişen ve Osmanlı ülkesine varması da an meselesi olan Tötonya’da küçük çaplı da olsa tecrübe ettikleri antisemitizme karşı hazırlık ve savunma olarak gelişmişti. Ama kurucular, bu misyonun ilerde dünya çapında boyut kazanacağının pek farkında değillerdi. Ne demek istediğimi açayım: 

Avrupa’da Antisemitizm Yahudilerin sadece dini ve milli kimliklerine yönelmiyordu, Yahudilerin dar göğüslü, daha kısa kollu ve düztaban oldukları yolundaki benzetmelerle fiziksel bir antisemitizm de dolaşımdaydı. Dr. Max Nordau, 28 Ağustos 1898'de İsviçre-Basel'de düzenlenen II. Siyonist Kongre’de tarihi bir konuşma yapmıştı. Nordau, Avrupa'da Yahudilerin pis gettolarda, dar sokaklar ve güneş almayan evlerdeki hayatları yüzünden fiziksel olarak zayıf ve güçsüz olduklarını, bu durumun onların kötü muamele görmesine ve “ötekileştirilmesine” zemin hazırladığını söylüyor, “gettolara sıkışmış, zayıf, ezilmiş, zayıf Yahudi” yerine yerine, toprağı işleyecek, kendini savunabilecek, dik duruşlu ve atletik bir "Yeni Yahudi" modelinin inşa edilmesi gerektiğini savunuyordu. Nordau bu felsefeye Almanca "Muskeljudentum" (Kaslı Yahudilik) adını veriyordu. Kongrede, Yahudi gençliğinin beden eğitimi ve jimnastikle fiziksel olarak yeniden canlandırılması resmi bir politika olarak benimsendi. (Siyonizmin tarihçesi hakkında: https://www.avlaremoz.com/theodor-herzl-siyonizm-ve-ii-abdulhamid-ayse-hur/)

Theodor Herzl ve Siyonist Liderler, Viyana'da Caffe Louvre'da, 1896

Bar-Kochba, Samson, Bar-Griorave ve Maccabi sembolizmi

Max Nordau’nun konuşmasından sadece üç ay sonra Berlin'de ünlü Bar-Kochba Kulübü kuruldu. Kısa sürede Avrupa genelinde mantar gibi çoğalan bu kulüpler adlarını Bar-Kochba, Samson, Bar-Giorave Maccabi gibi Yahudi tarihinde efsaneleşmiş kahramanlardan aldılar. Merak edenler  olabilir, Bar-Kochba Roma İmparatorluğuna karşı 132-135 yıllarında isyan eden Yahudilerin önemli gördüğü liderlerden biriydi. Bar-Kochba bu isyanda başarısız olsa da Nordau, onun hikayesinin, Yahudilere eski güçlü dönemlerini hatırlatmasını umduğunu dile getirmişti. Samson, Eski Ahit’te adı geçen ve doğaüstü güçleri olduğuna inanılan Yahudi efsanevi bir kahramandı. Bar-Giora 69-70’te Roma İmparatorluğu’na yönelik isyanın liderlerinden biriydi. 

Bu yazıda adı çok geçecek olan Maccabi ise, Büyük İskender’in batıda Nil Nehri’nden doğuda İndus Nehri’ne uzanan Büyük Makedonya İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ortaya çıkan dört Helen devletinden birisi olan Selevkos İmparatorluğu’na karşı MÖ 166’da isyan eden ve MÖ 167-160 yılları arasında verilen savaşlarda büyük rol oynayan, Judah/Yehuda’nın lakabıydı. Judah’a, savaştaki acımasızlığı, düşmana indirdiği sert darbeleri ve askeri dehası nedeniyle Aramice maqqaba veya İbranice maket/makevet (çekiç/balyoz) kelimelerinden türeyen "Maccabeus" (Çekiç) lakabı verilmişti. Zamanla bu lakap tüm ailesini ve isyancıları tanımlayan bir genel isim haline gelmişti.

Yahudi geleneğindeki yaygın bir diğer güçlü açıklama ise kelimenin doğrudan bir akrostiş (kısaltma) olduğudur. İsyan sırasında savaşçıların kalkanlarında ve bayraklarında Tevrat'tan (Mısır'dan Çıkış 15:11) bir ayetin baş harflerinin yazılı olduğu rivayet edilir. Bu yorumculara göre “Mi Camocha Baelim Iadoni ("Kuvvetliler arasında senin gibisi var mıdır ya Rab?") cümlesinin İbranice baş harfleri yan yana geldiğinde M-K-B-Y (Maccabi) kelimesini oluşturuyordu.  

1880'lerde İtalya'da Sant Angelo Gettosu, ressam Ettore Roesler Franz (ö. 1907)

İlk idman sahası: Goldschmidt ve Cermen İzrailit Mektebi 

Tekrar Osmanlı ülkesine dönersek, özgün adıyla Konstantinopolis Musevi Jimnastik Kulübü, faaliyetlerine Galata’daki Goldschmidt (veya bazı belgelerdeki adıyla Goldsmith) Mektebi ve Cermen İzrailit (Alman Musevi) Mektebi binalarında, yıllık 36 lira ödeyerek başladı. Paris merkezli bir eğitim kurumu olan Alliance Israelite Universelle (kısacasa Alyans) bünyesinde Avusturya ve Almanya kökenli (Aşkenaz Yahudisi) Goldschmidt Ailesi’nin finansal desteğiyle kurulan Goldschmidt Okulu, 1876’da veya 1879’da Osmanlı Devleti’ndeki Aşkenaz Yahudilerine eğitim desteği vermek için kurulan karma bir okuldu. 1890’larda II. Abdülhamid nezdinde Alman etkisinin artmaya başlaması ve Almanya ile ticaretin giderek önem kazanmasıyla birlikte Almanca öğretimine olan ilgi arttığında, Goldschmidt Mektebi öğretim dili olarak Almancayı kullanmıştı. Cermen İzrailit Mektebi de 1870'lerde İstanbul’da yaşayan Alman ve Avusturya kökenli Aşkenaz Yahudileri tarafından kurulmuştu. Kurulma amacı, Fransız etkisindeki Alyans okullarına bir alternatif yaratmak ve cemaat çocuklarına seküler, modern ve Almanca merkezli bir eğitim sunmaktı. Dolayısıyla bu iki okul da Ziffer Ailesi gibi Aşkenaz kültüründen gelen bir ailenin kurduğu kulüp için gayet uygun kültürel iklim sunuyordu. (Alyans okulları hakkında: https://www.avlaremoz.com/uygulayarak-ogrenme-yaklasiminin-onculerinden-or-yehuda-ziraat-mektebi-ve-cerkes-ethemin-izmir-valisi-rahmi-beyin-oglunu-kacirmasi-olayi-ayse-hur/)

Makkabi Jimnastik Kulübü Hasköy Şubesi'nin hatıra kartpostalı, 1909 sonrası

Herzl’in kulübü ziyareti

Kısa sürede birkaç yüz üyeye ulaşan kulübün, aktiviteleri arasında hareket egzersizleri, aletlerle çalışma, yürüyüş, halk oyunları ve güreş gibi faaliyetler yer alıyordu. Siyonizm düşüncesinin teorisyeni olan Theodor Herzl’in, II. Abdülhamid’le görüşmelerde bulunmak için geldiği İstanbul’da (1901 veya 1902 yılındaki ziyaretlerinden birinde) bir arkadaşıyla birlikte kulübü ziyaret ettiği söylenen kulüp, 1905’te adını gayriresmi olarak “Maccabi” olarak değiştirdi. Ama resmi adlandırma için biraz daha beklemek gerekecekti. (Herzl-II. Abdülhamid görüşmeleri için: https://www.avlaremoz.com/ii-abdulhamid-ve-filistine-yahudi-gocu-ayse-hur/)

1906’da jimnastik egzersizleri kadınlara ve erkek çocuklara da açıldı. Ancak bu grupların çalışmaları muhafazakâr kesimlerin tepkilerine maruz kalmamak için katı kurallara bağlanmıştı. Örneğin kadınlar ve erkeklerin birbirini görmemesi için egzersiz alanları ayrılmış, ayrılmayan yerlerde paravanlar konulmuştu. Kızların giysilerinin kol, yaka ve etek boyları belli uzunlukta olacaktı. Bu kuralları çiğnemeye kalkan, örneğin paravanların üstünde egzersiz yapan kadınları izlerken yakalanan birkaç kişi kulüpten kovulmuştu. 

Ancak bu titizlik dahi Yahudi cemaatindeki muhafazakâr tepkileri yumuşatmadı. Çatışma aslında kulübün neredeyse tüm üyelerinin geldiği Aşkenaz Yahudileri ile Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nden (16. yüzyıl) beri Osmanlı İmparatorluğu’nda güçlü bir konumda olan Seferad Yahudileri arasındaydı. (Bu konuda ayrıntı için şu yazıya bakılabilir: https://www.avlaremoz.com/dona-gracia-mendes-ile-josef-nasinin-1492de-kovma-fermani-ile-lizbonda-baslayip-istanbulda-biten-uzun-yolculugu-ayse-hur/)  Sefarad Yahudilerinin temsilcisi olan Hahambaşılık “kadınların çıplak dolaşmasına karşı olduklarını” ileri sürerek kadın üyeliğine karşı çıkarak başlattılar muhalefetlerini. Bunun üzerine kulüp yöneticileri, üyelik aidatını 5 kuruştan 2,5 kuruşa düşürdüler. Bu indirim işe yaradı, kulübün üye sayısı arttı. Bu durum Sefarad Yahudilerinin de hoşuna gitti, boş zamanlarında sinagoglar yerine kulübe gidiyor, spor yapıyor ve sosyalleşiyordu. Bu elbette hahambaşılığı daha da kızdırdı, ama yapacak bir şey de yoktu… Devir liberalleşme devriydi…

Makkabi Jimnastik Kulubü mensuplarından J. Kornfeld, L. Shoenmass, A. Ziffer. 1907, Daniel Ziffer Özel Arşivi

Adı Makkabi Musevi Jimnastik Cemiyeti oluyor 

Nitekim 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanında önemli rol oynayan Yahudiler, sonrasında Osmanlı siyasetinde etkin bir rol üstlenecek olan İttihat ve Terakki tarafından devletin önemli mevkilerine yerleştirilerek adeta ödüllendirildiler. Bu durum Osmanlı coğrafyasındaki Yahudi kuruluşların sayısının artmasına neden oldu. Ayrıca kulübün yönetiminin değişmesi de bu artışta etkili oldu. Merkezini Beyoğlu Şişhane/Galata hattındaki Büyük Hendek Sokağı'na (bugünkü Büyük Hendek Caddesi) taşıyan cemiyetin başkanlığını Bulgar Yahudisi Moritz Abraham, başkan yardımcılığını kardeşi Haim Abraham, ikinci başkan yardımcılığını ise artık Osmanlı Bankası adına Duyun-u Umumiye memuru olan Zifer Efendi üstlendi. Başkan Moritz Abraham, 1909 yılında çıkarılan Cemiyetler Kanunu’nun sağladığı çerçeveden yararlanarak 9 Kasım 1909 günü İstanbul’da Fransızca olarak günlük yayınlanan L’Aurore adlı Yahudi gazetesi aracılığıyla kulübün yeni adını, Osmanlı Türkçesiyle “Makkabi Musevi İdman Cemiyeti”, Fransızca “Société Juive de Gymnastique, Maccabi” ve İbranice “Aguda Le Hit’amlut Maccabi Kushta” olmak üzere üç dilde gururla açıkladı. 

Burada küçük bir parantez açmak istiyorum. Kulübün ön adı tüzükte ve resmi belgelerde “Maccabi” olarak geçiyordu ancak Osmanlı arşiv belgelerinde (Dâhiliye Nezareti jurnallerinde veya İstanbul Beldesi İhsaiyat Mecmuası gibi devlet istatistiklerinde) kulübün adı Makkabi şeklinde yazılıyordu. Tanin, İkdam ve Sabah gibi Osmanlıca gazeteler tıpkı devlet arşivleri gibi kelimeyi fonetik olarak Makkabi şeklinde kullanırken, Le Journal d'Orient, Stamboul gibi Fransızca gazeteler her zaman uluslararası orijinal yazılış olan Maccabi’yi tercih etti. El Tiempo gibi Yahudi İspanyolcası (Ladino) ile basılan bu yayınlarda kelime genellikle Macabi veya Makabi şeklinde, tek "c" veya "k" ile, okunduğu gibi basıldı. Kanuna göre cemiyet/dernek olduğu halde Maccabi, Alman geleneğine uygun olarak yazışmalarında “kulüp” terimini kullandı. Osmanlıca belgelerde ise bazen “Heyet” olarak adlandırıldı. Jimnastik terimi ise bazı belgelerde “jimnastik”, bazı belgelerde “idman” şeklinde geçiyor. Bu yazıda farklı imlanın kullanılması da bununla ilgili…

Kulübün kapısı herkese açık

Makkabi Jimnastik Kulübü’nde herkes spor yapabilirdi, yani Yahudi olma zorunluluğu yoktu. İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından kurulan “paramiliter” Osmanlı Genç Dernekleri’ndeki gençlerin “milli duygularının yoğunlaşması için” müzik eğitimi için gittiği Stockholm’den dönerken yanında sadece “Dağ Başını Duman Almış” marşının bestesini değil, aletsiz İsveç jimnastiğini de getiren Mekteb-i Sultani hocalarından Selim Sırrı (Tarcan) subay arkadaşlarıyla birlikte Makkabi’ye gelir jimnastik yapardı, ayrıca Harbiye’deki subaylara eskrimi de kulübün kurucu üyesi Avraam öğretmişti. 

Selim Sırrı (Tarcan), 1914 

Meşrutiyet’in özgürlük ortamında kulübün üye sayısı hızla arttı, hatta bir ara 5 bin kişi aidat öder oldu. İmparatorluğun tüm Yahudi nüfusunun 200 bin, İstanbul’da yaşayan Yahudilerin nüfusunun 50 bin civarında olduğu bir dönemde bu gerçekten büyük bir sayıydı. Aynı yılın başlarında kulüp gelişmeye devam etti ve Yahudilerin yoğun olarak yaşadıkları şehrin kenar mahallerinde yeni şubeler açtı: Hasköy, Ortaköy, Balat, Sirkeci ve Kuzguncuk şubeleri kuruldu. Kulüp, 1910 yılında spor etkinliklerinin yanı sıra Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı Balat Tahta Minare Sokakta (şimdiki Vodina Caddesi) Ha Hemla Binası’nda açtığı lokalde şiir, şarkı söyleme ve tiyatro gösterileri de düzenledi. Aynı yıl kulüp, merkezi Beyoğlu’nda toplantılar düzenledi. Yahudilerin yeni yıl kutlaması olan Hanukah törenlerine ev sahipliği yaptı. Ama en önemlisi İbranice dil eğitimleri düzenledi. Bu açıdan İstanbul’un Makkabi’si İbraniceyi yazışmalarında ve etkinliklerinde kullanan Yahudi kulübü sayılabilirdi. 

İstihbarat raporlarında Makkabi

Makkabi’nin yöneticilerine göre etkinliklerden amaçlanan kültürel sürekliliği sağlamak idi, halbuki bazı çevrelere göre amaç Siyonist bir devlet kurmaktı. Nitekim Osmanlı Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti arşivlerindeki bazı jurnallerde (istihbarat raporunda) şunlar yazıyordu:

"Galata ve Beyoğlu civarında jimnastik ve spor perdesi altında faaliyet gösteren Musevi Kulübü’nün esasen gençleri bedenen güçlendirerek Filistin’de kurulması planlanan Yahudi Devleti için askeri birer nefer yetiştirme gayesi güttüğü anlaşıldı. Kulüp binalarında yapılan toplantılarda Osmanlılık fikrinden ziyade, Yahudi milliyetçiliği aşılanmakta ve mavi-beyaz Siyonist renkler altında izcilik adı altında askeri nizam talimleri yaptırılmaktadır.”

"Beyoğlu’nda Büyük Hendek Sokağı'ndaki Musevi Jimnastik Cemiyeti merkezine Avrupa’daki Siyonist komitelerden düzenli olarak para transferi yapıldığı istihbar edilmiştir. Kulüp azalarının göğüslerinde taşıdıkları 'Maccabi' yazılı rozetlerin aslında gizli bir örgüte bağlılık nişanesi olduğu, burada toplanan gençlerin Osmanlı Devleti’nin tüzüklerine aykırı olarak yabancı siyonist liderlerin emir ve talimatlarına göre hareket ettikleri tespit olunmuştur. Kulübün nizamnamesinin yeniden tetkik edilmesi elzemdir."

Bu raporlar üzerine Dahiliye Nezareti cemiyetle ilgili kapsamlı bir araştırma yapılmasını istedi. Konuyla ilgili kurumlar arasında pek çok yazışma yapıldı. Yeni raporlarda İbranicenin dini bir lisan olmasının yanı sıra bu lisana milli ve siyasi bir statü kazandırılmaya çalışıldığı, cemiyette Siyonistlerin lideri David Wolfshon’un resminin asılı olduğu, ayrıca Yahudilerin bağımsız oldukları dönemde kullandıkları mavi-beyaz renkli yıldız şeklinde bir de bayrakları bulunduğu ifade edilse de arşivlerde hükümetin cemiyetle ilgili herhangi bir yaptırım uyguladığına dair belge yok. Muhtemelen uyarı ile yetinilmiş. Ancak belki de bu yumuşak yüzlülüğü dengelemek açısından İTC’nin Hahambaşısı olarak ünlenecek Haim Nahum Efendi Balat Şubesi’nin 1910 yılının Ekim ayındaki kuruluş kutlamalarına icabet etmemiş, hatta Makkabi Jimnastik Kulübü Başkan Yardımcısı Zifer Bey konuşmasındaki bazı ifadeleri bahane ederek cemiyetin onursal üyeliğinden de ayrılmıştı. (Haim Nahum Efendi hakkında: https://www.avlaremoz.com/olumunun-65-yildonumunde-ittihatcilarin-ve-kemalistlerin-hahambasisi-haim-nahum-ayse-hur/)

Jimnastik yapan Osmanlı kadınları, 1914 

Zor yıllarda Makkabi

1912 yılında programına jimnastik yarışmalarını da dâhil etmeye başladı. Bu yıl düzenlenen yarışmalara Pera, Hasköy, Balat ve Kuzguncuk şubelerinden 350 yarışmacı katıldı. Bu arada Makabi ihtiyaç sahibi Yahudiler için de çeşitli etkinlikler düzenledi. Cemiyetin Balat şubesi, varoş mahallelerinde kalan Yahudi mülteciler adına bir piyango düzenledi. 

Osmanlı Devleti, 1911’de Trablusgarp ve 1912-1913’te Balkan Savaşları ile ağır bir kan kaybına uğrarken, cemiyetin bazı üyeleri sadakatlerini göstermek adına Osmanlı ordusunda yer alırken, bir kısmı da tıbbi destek sağladı. Balkan Savaşları sırasında cemiyetin kadın kollarından iki üyesi Haliç’teki bir hastanede Hilal-i Ahmer için hemşirelik yaptılar, bundan dolayı Mecidiye Şefkat Nişanı ile ödüllendirildiler. İstanbullu Yahudiler ise Osmanlı Marşı ile başlayan, Hatikva (Ümit Marşı) ile biten dayanışma geceleri düzenlediler, bağışlar topladılar.

1 Haziran 1913 Pazar günü Makkabili 80 civarında erkek, 30 civarında kız öğrenci, bellerinde kırmızı kuşak, tek tip elbiseler giyinmiş olarak, önlerindeki bando mızıkayı takip ederek Kadıköy’e geldiler ve İngilizlerin Union Club’ünde Alman ve İsveç ekolünden jimnastik gösterileri yaptılar. Bundan iki hafta sonra İttihatçıların yayın organı Tanin gazetesinin 15 Haziran 1913 tarihli nüshasında, Maccabi Jimnastik Cemiyeti’nin Beyoğlu’ndaki merkezinde 14 Haziran’da düzenlediği “idman müsabakaları”ndan övgüyle bahsediliyor, 86 kişiden oluşan erkek grubunun sadece beyaz giydikleri, bellerine kırmızı bir kuşak bağladıkları ve sıra halinde dizilerek müzik eşliğinde geçit merasimi yaptıkları, 42 kişilik kız grubunun bunları takip ettiği, gösterilerin ardından koşu ve futbol gibi oyunlarla festivalin renkli geçtiği anlatılıyordu. Kulüp bünyesinde resmi bir Maccabi Futbol Şubesi kurulması bu günlerde oldu. (Hatta bazı yazılarda 1 Haziran 1913 bu şubenin kuruluş günü sayılıyor.) Ancak Makkabi futbol takımı, Galatasaray veya Fenerbahçe gibi Cuma Ligi'nde değil; İstanbul'daki İngiliz, Levanten, Rum ve Ermeni takımlarının mücadele ettiği Pazar Ligi'nde boy gösterdi. İlk ciddi lig maçlarını 1919-1920 sezonundan itibaren Taksim Stadı ve Papazın Çayırı'nda oynamaya başladılar.

Makkabi Jimnastik Kulübü mensupları, 1916

Cihan Harbi arifesinde Makkabi

Kulüp, Cihan Harbi’nin arifesinde, Avusturya-Macaristan tahtının veliahtı, Arşidük Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914'te Gavrilo Princip adlı Sırp milliyetçisi tarafından devletin başkenti Saraybosna’da öldürülmesinden sadece üç hafta önce, 7 Haziran 1914’te büyük bir spor müsabakası daha düzenledi. Müsabakalar öncesinde İstanbul’da çıkan Fransızca Journal d'Orient ve Ladino El Tiempo gazetelerine çok şık, modern ilanlar verilmişti. Bu ilanlarda etkinliklerin saatleri, yapılacak jimnastik ve atletizm gösterileri tek tek duyuruluyor ve tüm İstanbullu seçkinler davet ediliyordu. Ayrıca dönemin Türk, Rum, Ermeni ve Levanten basınına elden özel davetiyeler gönderilmişti. 

Kulüp, bazı çevrelerin itinayla inşa ettiği "zararlı bir siyasi oluşum" algısının yerine "kamuoyuna açık, şeffaf ve modern bir Batı kurumu" algısını yerleştirmek açısından bu müsabakalara çok önem vermişti. Bu çabaların meyvesini de alacaktı. Şenliklere yaklaşık 2.500 kişi katılmış, protokol sıralarını Beyoğlu Mutasarrıfı Muhiddin Bey, ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau, hahamlar ve pek çok önde gelen kişi doldurmuştu. Amerikan Büyükelçisi'nin varlığı, kulübün üzerindeki Osmanlı istihbarat baskısını diplomatik zırhıyla hafifletiyordu. Hahambaşı Haim Nahum olmasa da bazı hahamların protokolde olması ise Yahudi toplumunu bölen Aşkenaz-Sefarad çatışmasının biraz da olsa aşıldığını düşündürüyordu. 

İTC ve Papazın Çayırı Olimpiyatları

Müsabakalar o dönem sağladığı maddi desteklerle kavuştuğu modern jimnastik ekipmanlarını, sporcularının disiplinini ve ulaştığı kitlesel gençlik gücünü şehre sergileme alanı olmuştu. Ancak festivalin başarısında Makkabi Cemiyeti’nin çabalarının payı büyük olsa da bu spor şenliği 1914’ün Temmuz ayında İTC tarafından gençliği savaşa hazırlamak amacıyla düzenlenen “Papazın Çayırı Olimpiyatı” diye anılan etkinliklerin bir parçasıydı. Bilindiği gibi 1914 yazı, Cihan Harbi’nin ayak seslerinin güçlü şekilde duyulduğu 23 Ocak 1913’te Babıali Baskını ile iktidara tam olarak el koyan İttihatçıların da savaşa bir şekilde dahil olmak için görünüşte Rusya, Fransa ve İngiltere ile ittifak arayışları içinde olduğu ancak arka planda Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile gizli anlaşmalar yaptığı bir dönemdi. Enver ve Talat Paşalar Makkabi üzerinden hem ABD Büyükelçisi Morgenthau’yu hoş tutmak hem de Avrupa’daki güçlü Yahudi lobilerinin (ve finans çevrelerinin) desteğini Osmanlı Devleti’ne çekmek istiyorlardı. (İTC’nin Siyonizm politikaları hakkında: https://www.avlaremoz.com/ittihatcilar-ve-siyonistler-ayse-hur/)

1919-1920 sezonundan itibaren Pazar Ligi’nde yer alan Makkabi Kulübü’nün futbol takımı, 1921-22 yılında Pazar Ligi şampiyonu oldu. 

Makkabi Basketbol Takımı, 1930'lar

Yeni Türkiye ve basketbolda Makkabi efsanesi

Bundan sonrası maalesef birkaç paragraflık bir hikaye. 1923 yılında kurulan Türkiye’nin gayrimüslimlerin cemiyet, dernek, kulüp gibi oluşumlarına izin ve tolerans olmadığı için Makkabi Jimnastik Cemiyeti kendini feshetti ancak kulübün alt yapısı, sporcuları, bağlantıları muhafaza edildi. Bu sayede 1930’lu yılların sonlarına kadar Makkabili sporcular, resmi maçlarda federasyona üye olan komşu kulüp Hasköy Spor Kulübü bünyesinde yer aldılar. Zaten kendi başlarına bir futbol kulübünü finanse edecek durumda da değillerdi. 

1931 Basketbol Şampiyonu Makkabi Takımı

Yine de 1927’de Kurtuluş, Beyoğlu, Fenerbahçe, Galatasaray, Nişantaşı, İtalyan Kartal, Makkabi ve ikisi de Yahudi takımı olan Barkaba ve Protkeba takımlarının katıldığı “gayri federe” İstanbul Basketbol Ligi kurulduğunda, Robert Koleji ve Amerikan YMCA (Genç Hristiyan Erkekler Birliği) kökenli takımlarla rekabet eden Mavi-Beyaz formalı Makkabi, bu ligin ilk şampiyonluk kupasını müzesine götürmekle kalmadı, bünyesindeki disiplinli ve atletik Yahudi sporcular sayesinde 1927'den 1933'e kadar ligi domine etti. Bu altı yıl boyunca üst üste şampiyonluk sevinci yaşayarak hem Yahudi toplumunu mutlu etti, hem Türkiye'de basketbolun popülerleşmesinde ve geniş kitlelere yayılmasında lokomotif rolünü oynadı. Kulübün yetiştirdiği en yetenekli basketbolculardan biri olan Jak Habib (Hazday), 1936 yılında kurulan tarihteki ilk Türk Milli Basketbol Takımı'nın ilk beş oyuncusu arasında yer aldı. Makkabi'nin potadaki bu büyük hegemonyası, 1933 yılında Türk Spor Kurumu'nun basketbol branşına daha fazla ağırlık vermesi ve Galatasaray takımının Naili Moran gibi isimlerin çabalarıyla ciddi bir güç haline gelmesiyle sona erdi. 1933 sonrası azınlık takımlarının liglerdeki etkinliği azaltıldı ve sonraki yıllarda şampiyonluklar Galatasaray'a geçti. Makkabi, Barkaba ve Protkeba gibi Yahudi takımları tarihe karıştı. İlginç bir dipnot: Jak Habib ve Hazday Penso, 1936 Berlin Olimpiyatlarına giden Türkiye Basketbol Takımı’nda yer aldılar.  

1936 Berlin Olimpiyatlarına giden Türkiye Basketbol Takımı

Yerli Makkabi’nin sonu

12 Kasım 1942 yılında uygulamaya konan Varlık Vergisi yüzünden gadre uğrayan Yahudiler arasında Makkabi’yi kuran ve yaşatanlar da vardı. 1948 yılında İsrail Devleti kurulunca İstanbul’daki pek çok Yahudi gibi Makkabi’nin üyeleri de yeni devletin yolunu tuttu. Makkabili yöneticiler, kulüplerini bu kez Maccabi Haifa ismiyle İsrail’de hayata geçirdiler. Makkabi Jimnastik Kulübü’nün spor şenliklerini, futbol maçlarını ve jimnastik talimlerini yaptığı Hasköy'ün Haliç'e bakan yamaçları ile kıyı şeridinin birleştiği bölge ise 1950'li yıllardan itibaren İstanbul'un ana sanayi ve imalat merkezi haline geldi. Makkabi Kulübü'nün açık alanları, depolar, küçük atölyeler, dökümhaneler ve tersane uzantılarının işgali altında kaldı. O dönemin görkemli spor festivallerinin yapıldığı yeşil ve açık araziler tamamen betonlaştı. 

Yararlanılan kaynaklar: 

Metin Delevi, Türkiye Spor Tarihinde Yahudi Sporcular, Libra Yayınları, 2019;

Firdes Temizgüney, “Osmanlı İstanbul’unda Siyonist Bir Cemiyet: Maccabi Jimnastik Cemiyeti”, Tarih Okulu Dergisi, Şubat 2019, Yıl 12, Sayı XXXVIII, s. 339-362;

The Jews of the Ottoman Empire, ed. Avigdor Levy, Darwin Press, Princeton 1992;

George Eisen, “Jewish History and the Ideology of Modern Sport: Approaches and Interpretations”, Journal of Sport History, Vol. 25, No. 3, 1998, s. 482-531;

Yaşar Tolga Cora, “Yahudi’nin Asaletini Tekrar Zapt Etmek, Siyonist Muskeljuden Projesi”, Toplumsal Tarih Dergisi, sayı 169, Ocak 2008, s. 34-40; 

Ephraim Margolin, “A Meditation on Muscular Judaism”, Leviathan Jewish Journal, Vol. 39-3, 2012, s. 15-16. (https://leviathanjewishjournal.com/2012/07/18/a-meditation-on-muscular-judaism/)

Haim Kaufman-Yair Galily, “Sport, Zionist Ideology and the State of Israel”, Sport in Society, Vol. 12, No. 8, October 2009, s. 1013-1027; 

Nejla Günay, “Osmanlı Devleti’nde Kurulan Spor Cemiyetleri ve Jimnastik Derslerinin Milliyetçilik Hareketlerindeki Rolü”, Belleten, C. LXXXI, S. 292, 2017, s. 917-946;

Boryana Angelova-Igova, “The Meaning of Sport as Multicultural Dialogue in Max Nordau’s Philosophy”, Sport, Identity and Community, ed. Andy Harvey and Richard Kimball, UK: Inter-Disciplinary Press, Oxford 2016.

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Ayşe Hür

Tümünü gör