Ekim ayının başında Ak Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in Holokost filmlerini işaret ederek “Filistin’de, Gazze’de İsrail’in yaptığı bütün bu soykırım bitene kadar bu filmlerin Türkiye’de gösterilmesini yasaklamak gerektiğini düşünüyorum.” çıkışı, muhtemelen bu türde Türkiye’de halihazırda bir repertuar eksikliği olduğundan benim beklediğim kadar yüksek bir tepki almadı. Oysa bu öneri, salt “yasaklama” ifadesinden dolayı bile olsa, bizi derinden endişelendirmeliydi. Çünkü Holokost filmlerini yasaklamak, yalnızca tarihsel kayıtları çarpıtmakla kalmaz; aynı zamanda insanlığın kitlesel şiddet, devlet propagandası ve insanlıktan çıkarma mekanizmalarını anlamak için geliştirdiği en güçlü eğitim araçlarından birini de zayıflatır. Holokost yalnızca bir Yahudi trajedisi değil; önyargı, korku ve kontrolsüz gücün nasıl soykırıma yol açabileceğine dair evrensel bir uyarıdır. Bu tür filmleri yasaklamak yerine onları eğitime entegre etmeli ve antisemitizm, ırkçılık ve her türlü devlet şiddeti hakkında eleştirel tartışmaları teşvik etmek için kullanmalıyız.
Başta söylediğim gibi, Türkiye’de Holokost filmlerine yönelik, Özlem Zengin’in bu çıkışını gerektirecek kadar bir ilgi ya da bilginin olduğunu sanmıyorum. Bunun somut örneğini, Mart 2023’te liseler arası bir futbol karşılaşmasında Üsküdar Amerikan Lisesi öğrencilerinin Ulus Özel Musevi Lisesi öğrencilerine yönelik gerçekleştirdikleri antisemit davranışların ardından görmüştük. Öğrencilere “ceza olarak” Anne Frank’ın günlüğünün okutulması ve Schindler’s List (1993) ve The Pianist (2002) filmlerinin izletilmesi gerektiğine dair öneriler havada uçuşuyordu. O zaman da “Yıl 1993 değil, 2003 değil, 2023 yahu!” demiş ve bu repertuar eksikliğinden yakınmıştım. Şimdi ise, bunları bile kaybetmekten endişeleniyorum.
Bu yazıda, önce “Holokost filmleri” ile kastedilenin ne olduğuna bakıyoruz. Sonra, özünde Avrupalı Yahudiler başta olmak üzere Holokost sırası ve sonrasında Nazilerin zulmüne uğramış tüm toplulukların yaşadıklarını anlaşılır kılmayı amaçlamakla birlikte, Holokost filmlerinin bugün başka nelere yardımcı olabileceğini tartışıyoruz. Metinde ağırlıklı olarak Rich Brownstein’in Eylül 2021’de yayımlanan Holocaust Cinema Complete – A History and Analysis of 400 Films, with a Teaching Guide kitabından yararlandım. Yazının sonunda, Brownstein’in “En İyi Holokost Filmleri” listesini de bulabilirsiniz.
Holokost Filmi Ne Demek?
Brownstein, binlercesi arasından yalnızca 400 küsür filmi incelediği kitabında Holokost filminin çalışma tanımını şöyle açıklıyor: a) İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların (veya Alman vekillerinin) elinden acı çeken Yahudileri veya b) Holokost sırasında Yahudilere yardım eden ya da zarar verenleri önemli ölçüde tasvir eden anlatısal uzun metrajlı filmler ve televizyon için yapılmış filmler.
Bu iki özellikten birine sahip olsa da her Holokost filminin tematik olarak pek ortak noktası yok. Bazıları Holokost sırasında, bazıları ise esas olarak Holokost sonrasında geçer. Bazıları sadece Holokost’a gönderme yaparken diğerleri toplama ve ölüm kamplarını tasvir eder. Bazı olaylar Anne Frank ve ailesi gibi bireysel Holokost kurbanları etrafında dönerken diğerleri Holokost sırasında birçok Yahudiyi kurtaran, Yahudi olmayanları (Gentile) konu alır. Bazıları Holokost’tan sağ kurtulduktan sonraki zorlukları tasvir ederken diğerleri savaş sonrasında gizlenen faillere odaklanır. Bunda elbette “Holokost’un özneleri”nin çeşitliliği de etkilidir. Raul Hilberg (1926-2007) gibi tarihçiler, Holokost’un öznelerini failler, kurbanlar ve seyirciler olmak üzere üç gruba ayırmıştır. Daha sonraki akademisyenler, seyirci grubundan çoğunlukla ayrı tutulan bir grup olan “karşı koyanlar” kategorisini de eklemiştir. Bu dört kategorili çerçeve (failler, kurbanlar, seyirciler ve karşı koyanlar) Holokost döneminde yaşayan toplulukları tanımlamakla birlikte zaman boyutundan yoksundur.
Brownstein için de, sinema tarihinin binlerce Holokost filmiyle dolu olduğu günümüzde, buna benzer dört basit tematik kategori görünür hale gelir: “Kurban”, “Hayatta Kalan”, “Yahudi Olmayan” ve “Fail”. Bu dört kategorinin her biri, kahramanlar ve filmin geçtiği dönemle ilgili şu iki soruyu yanıtlayarak belirlenir:
- Kahraman kimdi? Holokost sırasında acı çeken Yahudi(ler) mi, yoksa Holokost sırasında Yahudilere yardım eden ya da zarar veren Yahudi Olmayan(lar) mı?
- Hikaye esas olarak ne zaman geçiyordu? Holokost sırasında mı, yoksa Holokost’tan sonra mı?
Holokost filmlerinin özünde, Holokost kurbanlarının tasviri yatar. Bunlarda çoğunlukla 1941-1945 yılları arasında zulme uğrayan Yahudi kahramanlar öne çıkar. Holokost’u anlamaya çalışırken temel amaç onu Yahudilerin gözünden görmek olduğundan, mağdur/kurban odaklı filmler hem tarihsel hem de pedagojik açıdan genellikle en önemli Holokost filmleri arasına girer.
Herkesin bildiği Schindler’s List (1993) ve belki daha az bilinse de görece kolay erişilebilir olan Netflix filmi The Resistance Banker (2018) gibi filmler, Brownstein’in “Yahudi Olmayan” kategorisine girer. Bu gibi filmlere konu olan kişiler, Yad Vashem düsturunda “Milletler Arası Dürüst” insanlar olarak kabul edilir ve şöyle belirgin özellikleri vardır: Kurtarıcı, bir veya birkaç Yahudiyi ölümden veya ölüm kamplarına sürgün edilme tehdidinden kurtarmada aktif rol alır. Bu girişim, kurtarıcının hayatı, özgürlüğü ve konumu için bir risk taşır. Kurtarıcının motivasyonu, karşılığında herhangi bir ödeme veya başka bir ödül beklemeksizin, zulüm gören Yahudilere yardım etmektir. Bu filmler bize bazı Yahudi olmayanların hayatları pahasına Yahudileri kurtardığını öğretir ve umut verici bir tema olarak öne çıkarılır. Ancak bu filmler, Yahudi kurbanları genellikle tek boyutlu figürler olarak ele alır ve esasen kurbanlardan ziyade kurtarıcıları daha çok insanlaştırma eğilimindedir.
Elbette hayatta kalanlar da var. Gerçek Holokost kurtulanlarının birçoğu, deneyimleri hakkında on veya yirmi yıl boyunca açıkça konuşmamış ya da kimi kurtulanlar kimlikleri nedeniyle konuşamamış olsa da hayatta kalanlar, mağdur ve Yahudi olmayan odaklı filmlerde ima edildiğinin aksine, bu deneyimleri yüzünden tümüyle hayata küsmemiştir. Bir diğer deyişle, kendi hızında iyileşme ve güçlendirici dönüşüm hikayeleriyle, hatta kimi zaman dramatik komedi ve kolay izlenebilir gibi kategorilerde Holokost hayatta kalanı filmlerine rastlamak mümkündür. Kimisi anı kitaplarından uyarlama olan bu filmlerin bazılarında ise büyük oranda kurgusal ve yer yer bir hayatta kalanın sonraki nesillerinden (post-generation) karakterlere de yer verilir.
Fail filmleri ise, Mengele ve Eichmann filmleri hariç, çoğunlukla hayal ürünüdür ve şaşırtıcı derecede tutarlı bir formüle sahiptir. Bu kurgusal hikayeler tipik olarak, Savaş’tan sonra yakalanmaktan kurtulan ve çoğunlukla Güney Amerika’da saklanan kurnaz bir Nazi’ye odaklanır. Nazi bir şekilde ifşa olur ve hayatının sonuna doğru ya dikkatsizce davranarak yakalanır ya da adalet karşısına çıkmamak için kaçar ve bir şekilde ölür. Ancak hem fail hem de bazı antisemit Yahudi olmayan filmlerinde dikkat edilmesi gereken önemli bir unsur var. Her iki tür de Almanlar veya Alman sempatizanlarını ve soykırıma örtük ya da açık toplumsal katılımları ifşa edilen bir kişi, grup ya da topluluğu tasvir etse de Nazi karakterlerinin psikolojik derinliğine veya trajik çöküşüne odaklanan bu tür anlatılar, bilerek veya bilmeyerek, onlara karşı sempati uyandırabilir veya eylemlerini sorunlu şekillerde insanileştirebilir. Antisemitizm açıkça kınanmadığında veya bağlamına oturtulmadığında, bu tasvirler etik sınırları bulanıklaştırma riski taşır; izleyicilere Nazilerin suçlarını yönlendiren ideolojiyi ve sistematik nefreti hatırlatmak yerine, tarihi failleri karmaşık anti-kahramanlara dönüştürebilir.
Son olarak, bir de “teğetsel Holokost filmleri” var. Yine Türkiye’de görece çok izlenen Sofie’s Choice (1982) gibi bu tür filmlerde ise ya öncelikli olarak Holokost sırasındaki Yahudi deneyimlerine yer verilmez veya Holokost tasvir edilmez ya da sadece savaş öncesi Almanya’da Nazizmin yükselişine değinilir. Yani Holokost’a ana hikaye akışında sadece teğet geçilir.
Tarih kitaplarından ziyade filmler aracılığıyla Holokost zulmünün ayrıntılarını öğrendikten sonra ortaya üzüntü, hayal kırıklığı ve kafa karışıklığı gibi oldukça doğal ve sağlıklı duygular çıkar. Bu tarihin bir parçası olan ülkelerdeki izleyicilerde oluşan utanç da onursuz hükümet eylemlerine karşı doğal bir tepkidir. Ancak Brownstein, ister bir eğitim tekniği ister bir amaç olsun, öfkenin asla teşvik edilmemesi gerektiğinin altını çizer:
“Öfkeyi veya kuzenleri olan ‘intikam’ ve cezalandırmayı’ aşılamak, özellikle de kısmen otoriterliğe bir sitem olarak tasarlanan ve öfkeyi davranışsal bir kaldıraç olarak kışkırtmayı amaçlayan Holokost eğitiminde korkunç bir yanılgıdır. … Bizim görevimiz, kesinlikle tarihsel olayları körükleyen önceki yıkıcı duyguları aşılamak değildir. Mağdurlara yönelik empati, herhangi bir bağlamda konunun içselleştirilmesinin kritik bir bileşeni olsa da, faillerin duygularının aktarılması kabul edilemez bir empati biçimidir.” (Brownstein, 2021, s. 155-156)
Bir Eğitim Materyali Olarak Holokost Filmleri
Güncel durumu ne yazık ki bilmiyorum. Ancak, Salzburg Küresel Seminerinin 2014 tarihli “Holokost Eğitimi ve Soykırımın Önlenmesi: Sınırlar Ötesi Deneyim Paylaşımı” oturum raporunda bahsedildiğine göre, Türkiye’deki resmi müfredatta Holokost eğitimi, lise seviyesi seçmeli Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi ders kitabındaki tek bir cümleyle sınırlı: “Nazi Almanyası, Avrupa’daki Yahudi ve Roman azınlıkları ve muhalifleri toplayıp ölüm kamplarında yok etti.” Dersin kapsamını ve mevcut eğitim sistemini göz önüne aldığımızda, bu tek bir cümlenin öğretmenlere bu konuda derinleşme fırsatı verip vermediği oldukça tartışmalı.
Aynı yıllarda Türkiye hükümeti, ulusal müfredatta Holokost eğitimini daha da genişletmekle ilgilendiğini belirtmişti. 2008’den beri Uluslararası Holokost Anma İttifakı’nda (IHRA) gözlemci ülke statüsünde olan Türkiye, potansiyel bir üye devlet olarak Holokost ile ilgili araştırmalar için arşivlerin açılması, Holokost anmasının desteklenmesi ve Holokost eğitimine bağlılık gibi üç temel taahhüdü kabul etmişti. Bu konuda gerekli adımlar atılmadığı gibi, şu anda 35 üye devlet ve 8 gözlemci devletten oluşan IHRA’nın sitesinde Türkiye’nin adını göremiyor, Türkiye hükümetinin IHRA’dan (tahminen 2021’den sonra ama) ne zaman çekildiğine dair en ufak bilgiye ulaşamıyorum.
Öyleyse bu durumda, Türkiye bağlamında ne Holokost eğitimi ne de bu eğitim kapsamında filmlerin kullanımına dair yapılandırılmış bir yöntem ve gerçekçi bir tartışma geliştirmek mümkün. Buna rağmen, ya da tam da bu yüzden, Holokost filmlerinin Türkiyeli izleyiciler için neler sunabileceğinin farkına varmamız gerekiyor.
Brownstein’in notları, olası “Holokost’u neden öğrenelim ki?” sorusunu şöyle yanıtlar görünüyor: “Holokost, eğitim bağlamında onu hatırlamak ve tekrarlanmasını önlemek dışında, aksi takdirde dile getirilemez olması gereken ölçüde sakıncalı, iğrenç, aşağılayıcı, cinsiyetçi, şiddet içeren, ırkçı ve zalimdir. … Holokost’u […] gelecekteki bu insanlık dışı eylemleri fark etmek ve önlemek için öğreniriz.” (s. 163)
Yine Brownstein’e göre, soykırımlar hakkında bilgi sahibi olmak, ulusal veya bireysel sorumluluk konusunda sayısız soruyu gündeme getirir. İster doğrudan hayatta kalanlar ister edebi veya filmlerdeki şahsiyetler olsun, mağdurların hikayelerine erişim, aksi takdirde anlaşılması çok güç olayların kişiselleştirilmesini amaçlar ve bu da duygusal bir süreç gerektirir. Bu durum, savaşlardan siyasete ve kıtlıklara kadar çoğu tarihsel ve güncel olay için geçerlidir.
Dolayısıyla, Holokost filmleri aracılığıyla, yakın geçmişte Holokost sırasında Yahudilere yapılan muameleler ile günümüzde Yahudilere yönelik yaklaşımları veya herhangi bir dönemde herhangi bir gruba yönelik muameleleri karşılaştırarak “toplumsal bilinçli” tartışmalar ortaya çıkarabiliriz. Bu filmler, hem gençlerin hem de yetişkinliklerin önyargı, devlet şiddeti ve insan kayıtsızlığının dinamiklerini anlamalarına yardımcı olarak önemli düşünme alanları açabilir. İzleyiciler, tarihin ahlaki ve duygusal boyutlarıyla, tek başına ders kitaplarının başaramayacağı şekillerde yüzleşebilir. Holokost tasvirlerinden çıkarılan ahlaki dersler, toplumların, bugün Gazze de dahil olmak üzere, nerede olursa olsun baskıyı daha iyi anlamalarına ve buna karşı koymalarına yardımcı olabilir. Çünkü ezilen insanlarla gerçekten dayanışma, başkalarının acılarını tarihten silmekle değil, tekrarını önlemek için ondan ders çıkarmakla mümkün olur.
Yani, Özlem Zengin’in neyse ki destek görmemiş önerisinde olduğu gibi Holokost temsillerinin kamuoyundan silinmesi, mevcut şiddeti önlemez ancak soykırımların nasıl gerçekleştiğine dair kolektif anlayışımızı zayıflatabilir. İsrail’in mevcut eylemlerini kınamakla başka bir soykırımın anısını susturmak arasında bir ayrım yapılması zorunludur. Aksi halde bu yaklaşım, tamamen farklı iki tarihsel bağlamı birbirine karıştırır ve nihayetinde her ikisinin de çarpıtılması tehlikesini taşır. Holokost eğitiminin ulusal müfredatın bir parçası olmadığı göz önüne alındığında, Holokost filmleri erişilebilir birkaç öğrenme aracından biriyken dolaşımdan kalkarsa, Türkiye’deki gelecek nesiller antisemitizm, propaganda ve devlet şiddetinin gelebileceği boyutlar hakkında bilgilenemez.
Tarih, acı dolu gerçekleri inkar etmenin veya silmenin travmayı iyileştirmediğini, dahası onu tekrarladığını defalarca gösterdi. Öyleyse, sansürün adalete giden bir yol olabileceğine nasıl inanalım?
Hâlâ anlamakta zorlanıyorum. Bosna, Ruanda veya diğer bölgelerde kitlesel şiddeti veya soykırımı tasvir eden diğer filmlerin yasaklanmasını desteklemezken, Holokost filmlerini özellikle kabul edilemez kılan nedir? Antisemit tutumları ve Holokost inkâr söylemlerini meşrulaştırma amacı yoksa, bu tür yasak önerileri neye dayanıyor? Bu tür yasaklar, empati ve farkındalık yerine bilgisizliği ve önyargıyı körükleme riski taşımıyor mu? Amacımız Filistinlilerle dayanışma içinde olmaksa, tüm soykırımlar konusunda küresel farkındalığı artırmak, bu duruşu güçlendirmez mi?
Belki de daha akıllıca bir tepki, bu hikayelerden uzaklaşmak değil; öğrenmek, hatırlamak ve hissetmek için sinemanın gücüne inanmaya devam etmektir. Rich Brownstein’in beş ayrı kategorinin her birinde önerdiği üç filmi tekrar ele alalım ve hem tarihte hem günümüzde yaşananlarla sanat aracılığıyla yüzleşmenin neden hâlâ önemli olduğunu bize hatırlatmalarına izin verelim.
Rich Brownstein’a Göre En İyi Holokost Filmleri
Kurban/Mağdur Odaklı Filmler
- The Grey Zone (2001)
- Fateless / Sorstalanság (2005)
- The Counterfeiters / Die Fälscher (2007)
Yahudi Olmayan (Gentile) Odaklı Filmler
- Good Evening, Mr. Wallenberg (1990)
- Conspiracy (TV, 2001)
- 1945 (2017)
Hayatta Kalan Odaklı Filmler
- Harold and Maude (1971)
- The Birch-Tree Meadow / La petite prairie aux bouleaux (2003)
- This Must Be the Place (2011)
Fail Odaklı Filmler
- Genghis Cohn (1993)
- Made in Israel (2001)
- The People vs. Fritz Bauer (2015)
Holokost’u Teğet Geçen Filmler
- Sofie’s Choice (1982)
- The Last Butterfly / Poslední motýl (1991)
- Inglourious Basterds (2009)
Kaynakça
Brownstei̇n, R. (2021). Holocaust Cinema Complete: A History and Analysis of 400 Films, with a Teaching Guide. Mcfarland.
Smith, N. (2014). Holocaust Education and Genocide Prevention: Sharing Experiences Across Borders. Salzburg Ini̇ti̇ati̇ve on Holocaust Educati̇on and Genoci̇de Preventi̇on.
Görsel: Die Fälscher (2007)