Bazen, özellikle müzik söz konusu olduğunda, kulağınıza aşina gelmeyen, neredeyse otomatik bir alışkanlıkla elinizin sürekli gittiği parçaların çok dışında kalan ama ısrarla anlaşılmayı isteyen bir şeyle karşılaşırsınız.
Ben hiçbir zaman punk dinleyicisi olmadım. İlişkilendiğim müzik dünyası, punk sonrası daha atmosferik ve melankolik dokularla şekillendi. Bu mesafe, birkaç ay önce, İsrailli bir hardcore punk grubu olan Ka'tzon La'tevach tarafından Eylül 2024’te yayımlanan dört şarkılık bir kısa çalara rastladığımda yıkılmaya başladı. Grubun sadece ismi bile durup düşünmeme yetti.
“Ka'tzon la'tevach”, İbranicede “kıyıma götürülen kuzular gibi” anlamına geliyor. Herkesin bildiği gibi, tarafsız bir ifade değil bu. Tarihsel travmanın ağırlığını taşıyor, belirgin bir şekilde Holokost hafızasıyla ilişki kuruyor ve mağduriyet, direniş ve tarihsel yorumlamalar üzerine uzun süreli tartışmalara karışıyor. Tel Aviv’den doğan çağdaş bir müzik grubunun adı olarak yeniden kullanılması; kışkırtma, huzursuz etme ve belki de yeniden çerçeveleme niyetini, içinden geldiği müzik geleneği gereği de son derece provokatif bir biçimde hemen gösteriyor.
Süregelen savaş etrafındaki söylemin giderek kutuplaştığı, kimliklerin politik hizalanmayı belirlediği bir dönemde Ka'tzon La'tevach tam da bu manzaranın içinden uyumsuz bir ses olarak ortaya çıkıyor. İsrail devlet şiddetini eleştiren ve açık bir şekilde Filistin halkının özgürlüğünü savunan duruşları, mesafeden değil, yakınlıktan kaynaklanıyor. Dolayısıyla, punk kültürünün içinden gelmeyenler için bu karşılaşma, müzikal bir keşiften çok bir “çelişki” ile yüzleşmekle ilgili: Çatışmayla şekillenen bir toplumun içinden üretilen muhalefet nasıl bir ses çıkarır?
Ka'tzon La'tevach, 2018’de Tel Aviv’de kurulan dört kişilik bir grup. Bazı üyeleri şimdi Madrid’de yaşıyor. 2019’da yayımlanan ve sonraki parçalarının tamamı gibi İbranice sözlere sahip “DEMO” adlı dört şarkılık ilk yayınlarından Doctrine of Fear, şu sözlerle başlıyor:
Alfabeyi öğrendikten hemen sonra, yıllarca süren savaşı ezberliyoruz.
Her şey nasıl oldu da kayıp ve zafer üzerinden açıklandı?
Aynı şarkı, şu sözlerle son buluyor:
Özgür bir ulus olmak, zehirli bir mantra gibi.
Biz varız ve onlar var, seçim yapmak zorunda değiliz.
Yok edilenlerin kat ettiği mesafe,
Kanla yoğrulmuş tarihin izlerini taşıyan toprakların uzunluğundan daha fazla.
2019’dan 2024’e kadar yayımlanan tüm albümlerinde olduğu gibi, bu demo da oldukça karanlık ve yoğun. Grubun sesi genel olarak güçlü ritimlere, öfkeli gitar sololarına, kasvetli ve pürüzlü melodilere dayanıyor. Vokaller son derece umutsuz, hatta rahatsız edici derecede sert ancak bu sertlik, grubun ele aldığı konuların genel karanlığına, vahşetine, saf öfke ve hayal kırıklığına başarıyla katkı sunuyor. Bu, sindirmesi kolay bir kayıt değil ve öyle olması da beklenmiyor. Kişisel olanın politik olduğu “yüklü” müziği takdir edenler için bu kısa çalar, dikkatinizi çekmeye değer.
Bunun gibi sert müziklere yönelik etiketleyici söylemlere kapılanlar için grubun üyeleriyle karşılaşma fikri bile kendi başına tüyler ürpertici olabilir. Ancak, Aralık 2021’de İstanbul, Ankara ve İzmir’de üst üste üç günlük bir Türkiye turnesine de çıkan Ka'tzon La'tevach, buradaki konserlerinden önce oldukça uzun bir metin yazıp dağıtmış. Muhtemelen biraz olumsuz tepkilerden çekindikleri, biraz kendilerini anlatmak istedikleri ve hepsinden önemlisi en çok da bir diyalog fırsatı yaratmak için. 2000 yıldır sürgünde olan bir halkın birkaç on yılda nasıl bir yanlışa sürüklenebileceğinin bilincinde olduklarını belirten grup üyeleri; Kürtleri, Tibetlileri, Filistinlileri ve dünyanın her yerinde bağımsızlık mücadelesi veren toplulukları selamlayarak söz konusu metni şu birkaç cümleyle başlatıp bitirmişler: “Biz sadece iyi niyetin, güzel zamanların ve güzel müziğin tanıtımını yapmak istiyoruz. [...] O yüzden lütfen egonuzu, önyargılarınızı, dogmalarınızı ve beklentilerinizi kapıda bırakarak girin. Birleşelim ve eğlenelim.”
Ka'tzon La'tevach, Eylül 2024’te “Blood’s Right Over the Land” adlı dört şarkılık başka bir kısa çalar daha yayımlıyor. Söylediklerine göre, bir yandan yeni müzik yayımlamanın sevincini yaşarken bu sevinçleri büyük bir acı, korku, hayal kırıklığı ve derin bir paradoks duygusuyla gölgeleniyor. Yeni şarkılar için söz yazmaya çalışırken objektif kalmakta sürekli başarısız olduklarını fark ediyorlar. Duyguların derinlikleri tarafından ele geçiriliyor ve yazdıkları her metinle taraf tutuyormuş gibi hissediyorlar.
Bunun üzerine, “Yaşayan bir ruhu kurtarmak değil, esirleri kurtarmak değil, asıl amaç intikam ve aklın sesini susturmak. Öyleyse intikamlarını alan intikamcıların intikamını alıyoruz. Acıya bağımlı hâle gelip ağlıyoruz. Bu ölüm yolunda bir an bile durup gerçekten ne için ağladığımızı düşünmeyeceğiz.” sözleriyle açılışı yapılan yeni kısa çaları yine uzunca bir açıklamayla beraber yayımlıyorlar:
“Kendi kişisel acımız, kaybımız ve hayal kırıklığımızdan yola çıkarak yalnızca mesihçi-dinî fikirler, vatanseverlik ve şiddet yanlısı liderlerle ayrılmış insanlar arasındaki bir savaşta taraf tutmaya istekli olmadığımızı fark ettik. Her iki taraf ve kehanetleri, her iki taraf ve hamileri –bugünün imparatorlukları, yarının küllerine götürüyor.
İşgale ve teröre karşıyız. İster siyasi bir devlet ister bir terör örgütü olsun, ister bizim adımıza ister bize karşı hareket etsin, radikal örgütlere karşıyız.
Yahudi ve Filistin halklarının bağımsızlık hakkına inanıyoruz ve aynı zamanda İsrail devletinin kuruluşundan bu yana Filistinlilere karşı yapılan katliamları ve adaletsizlikleri tüm kalbimizle kınıyoruz. Bu hükümetlerin her biri, Yahudiliğin ve siyonizmin ilkelerini kendi isteklerine göre yorumlayıp bu çarpıtılmış ilkeler adına İsrail halkını yönetmeye ve Filistin halkını kontrol etmeye çalışıyorlar.
Elbette Hamas'ın eylemlerini de kınıyoruz; ister sivillerin kaçırılması olsun, ister halkımızın 7 Ekim'de yaşadığı korkunç olaylar olsun.
Düşman olmayı reddediyoruz!
Her şeyden önce, Ortadoğu'da on yıllardır uluslararası güçlerin müdahalesinin farkındayız. Açgözlülükleri ve iktidar hırsları adına, İsrail halkının ve işgal altındaki toprakların, burada yaşamayan insanların emperyalist çıkarlarından arınmış, uzun vadeli ve kalıcı çözümler bulmasını engelliyorlar.
İki ulus arasında barış ve kardeşliği, başkalarını kabul etmeyi ve herkesin hareket özgürlüğünü destekliyoruz.
Tüm bu konular 7 Ekim'den çok önce de bizi meşgul ediyordu ve bu, doğduğumuzdan beri yaşadığımız paradoksal bir yaşam. Şarkılarımızın sözleri kalbimizdekileri yansıtıyor.
Özgürlük asla bir grubun diğerine üstünlüğünü tanımlamaz; bu, özgürlük değildir.”

Tam bu noktada, bu açıklamayla birlikte yayımladıkları yeni müziklerini tanıtmak ve yıllardır hedefledikleri diyalog alanını genişletmek üzere Eylül 2024’te İspanya turnesine çıkan Ka'tzon La'tevach için işler hiç de umdukları gibi gitmiyor.
Sekiz konserden oluşan İspanya turnesinin beşincisi Barcelona’da gerçekleşmek üzereyken BDS hareketinin maddelerini hatırlatan dinleyiciler, bir İsrailli grubun sahneye çıkacağı haberleri üzerine konser mekânını boykot edeceklerini duyuruyor. Turnenin geri kalan ayağında sahneye çıkacakları squat’lara da şiddet içeren tehditlerin gelmesi üzerine grup, mekânları ve organizatörleri korumak için turneyi iptal etmeye karar veriyor. Olaydan bir yıl sonra, Ekim 2025’te Endonezyalı bir platforma röportaj veren grubun vokalisti Zion, “İşgale ve adaletsizliğe karşı yüksek sesle karşı çıkan İsrailli bir grubun konserini iptal etmenin Filistin mücadelesinde bir zafer olduğunun düşünülmesi çok yazık.” diyor.
Nitekim, aynı röportajda Avrupalı ve ABD’li müzisyen ve sanatçılara gösterilen, bazı yönleriyle bana göre de “gösterişçi” desteğin ikiyüzlülüğü de ortaya seriliyor. Zion’un “Bir Filistin bayrağı alıp ‘Özgür Filistin’ diye bağırmak bizim için bir seçenek değil çünkü her gün bir katliam sabahına uyanıyoruz ve ülkenin güneyinde masum insanlar rastgele öldürülüyor. Avrupa ve ABD’den herhangi birinin bunu anlaması çok zor. [...] Filistinliler ve biz, çok uzun yıllardır, 7 Ekim’den önce de hükümetlerimizin karşısında duruyor ve haklarımız için mücadele ediyorduk. Bizim özgürlüğümüz, Filistinlilerin özgürlüğüne bağlı.” açıklaması bu anlamda oldukça önemli.
Savaşa ortak olmak istemediği için ülkesini terk etmeye karar veren ve şimdi bir kez daha, bu sefer doğrudan kendisi sürgünü deneyimleyen anarşist bir müzisyenin ve müzik grubunun konserlerinin iptal edilmesi, çağdaş dayanışma politikaları içinde daha fazla tartışmamız gereken çelişkileri ortaya koyuyor ve şu zor ama gerekli soruları gündeme getiriyor:
BDS hareketi, İsrail içinden gelen kültür üreticilerinin devlet şiddetine aktif olarak karşı çıktığı durumlarda nasıl hareket ediyor? Boykot süreçlerinde içsel muhalefet için yer var mı yoksa ulusal kimlik, politik pozisyonun tamamen önüne mi geçiyor?
Ve belki de daha rahatsız edici olanı şu: İsrailli muhalif sanatçılarla etkileşime girmeyi reddetmek, İsrail toplumunda anlamlı bir muhalefetin olmadığı fikrini istemeden de olsa pekiştirmiyor mu? Bu tür bir tepki, karşı koymaya çalıştığı özcülüğü yeniden üretme riski taşımıyor mu? Bireyleri devlet temsillerine indirgeyip incelikli direniş biçimlerinin olasılığını ortadan kaldırmıyor mu?
Bu konunun muhakkak çok incelikli ele alınması gereken daha pek çok sorusu ve detayı var. Ancak, yaşanan bu olaylar karşısında günün sonunda genel olarak içinden doğduğu toplum, özel olarak ise punk müzik sahnesinden tamamen koparılıp dışlanan bir müzik grubu daha var. Her zaman birlikte yaşam ve diyalogdan yana olan Ka'tzon La'tevach, konserlerinin tehditlerle iptal edilmesinin ardından müziğe ara verme kararı aldı. Geçtiğimiz Ekim ayında yeni albüm hazırlığında olduklarını söyleseler de dört Yahudi ve muhalif müzisyen, sadece İsrail pasaportuna sahip oldukları için susturuldu. Öyleyse, son sözü yine grubun kendisine verelim (That’s Not Freedom, 2024):
“Yıllar boyunca defalarca kaçtık
Genellemelerden, soykırımdan ve önyargılardan.
Tam olarak bunlarla zehirlendik.
Bu, özgürlük değil.”