Göze Çarpanlar Kültür Sanat

“Camiye dönüşen müzeler İstanbul’un tarihi geçmişini yaralıyor”

Kaynak: DW, Burcu Karakaş

Ayasofya’nın ardından Kariye’nin de camiye dönüştürülmesini Türkiye’deki azınlık toplumu üzüntüyle karşılarken, sanat tarihçileri müzelerin camiye dönüştürülmesinin İstanbul’un tarihi geçmişini yaraladığı görüşünde.

Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesinin ardından İstanbul Fatih’te Bizans döneminde kilise olarak inşa edilen, Cumhuriyet döneminde ise müzeye dönüştürülen Kariye’nin de cami olarak ibadete açılmasına karar verildi. Kariye Müzesi Resmi Gazete’de yayınlanan kararla Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadete açılacak.

“Azınlık toplumunun dönme düşünceleri endişelendiriyor”

Türkiye’deki azınlık toplumu karara tepki duyanlardan…. Ancak, DW Türkçe’ye konuşan Rum Vakıfları Derneği (RUMVADER) Başkanı Laki Vingas, tepkinin dile getirilmesinde çekinceler olduğunu ifade ediyor. “Azınlık toplumu mensubu kişiler geleneksel olarak kendini yüksek sesle ifade etmemeyi tercih eder, içine kapanır ve açıklamalardan kaçınır” diye sözlerine başlıyor.

Laki Vingas

Aynı zamanda Kültürel Mirası Koruma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan Vingas, müzelerin camiye dönüştürülmesine yol açan kararların üzücü olduğunu belirterek, “Hele İstanbul gibi bir kültür başkenti söz konusuysa, tarihinde 1500 yıllık bir başkent birikimi mevzubahis ise kültürlerin rekabeti asla söz konusu olmamalıdır” diyor.

Laki Vingas, göç olgusuna da işaret ediyor. Azınlık toplumuna mensup gençlerin yurtdışında iş aradığını ve bulduğunu dile getirerek, “Son 15 yılda Yunanistan’dan gelip şehrimize yerleşmiş, buraya entegre olmuş, cemaat hayatına katkı sunan arkadaşlarımızda gördüğüm arayış ve dönme düşünceleri, beni endişelendiriyor” diyor.

“Müzeye dönüştürmek, geçmişi sahiplenmekti”

Kariye Müzesi, 6. yüzyılda Kariye Kilisesi olarak inşa edilmişti. Önemli dini merasimlerde saray kilisesi ve şapeli olarak kullanılan tarihi yapı, 1511 yılında Sultan II. Bayezid’in sadrazamlarından Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilmişti. Bakanlar Kurulu’nun 29 Ağustos 1945 tarihli kararıyla da müzeye dönüştürülmüştü.

Sanat tarihçisi Osman Erden, camiye dönüşen müzelerin İstanbul’un tarihi geçmişini ciddi biçimde yaraladığını vurguluyor. Cumhuriyet döneminin bu topraklarda binlerce yıldır yaşamış olan medeniyetlerin zenginliğini kavramaya çalıştığını belirterek, “Ayasofya’nın 1930’lı yıllarda müze yapmalarının nedeni de buydu aslında. Yani Osmanlı’ya ya da İslamiyet’e karşı verilen bir tepkiden ziyade, amaç bütün o geçmişi sahiplenmekti” diyor. Kariye’nin de geçmişe sahip çıkmak amacıyla 1940’lı yıllarda müzeye dönüştürüldüğünü ifade eden akademisyen Erden, “Ayasofya’nın, Kariye’nin tekrardan camiye dönüştürülmesindeki bence en önemli aksayan taraf bu” derken, tarihi geçmişi sahiplenme konusunda haksızlık edildiğini düşünüyor.

Kariye mozaik ve freskleriyle Bizans ve Hıristiyan sanatı açısından önemli bir yere sahip

“Sembolik hamlelerle, ‘Ben hâlâ buradayım’ diyor”

Muhafazakârlık üzerine çalışmalarıyla bilinen akademisyen Ayşe Çavdar’a göre, AKP hükümetinin kültürel mirasa yönelik adımları gelecekte siyasi sorunlara yol açabilir. “Erdoğan ve ekibi sanki kendilerinden sonraya hazırlık yapıyor. Yerel seçimlerde kaybettikleri İstanbul’a silinemeyen birtakım izler bırakmaya çalışıyorlar” diyor. Çavdar, AKP sonrasında gelecek siyasi iktidarın, Erdoğan dönemi boyunca kamusal alanın İslamileştirilmesi için atılmış adımların geri alınması konusundaki çok önemli bir problemi olacağı kanaatinde… “Özellikle Ayasofya ve Kariye gibi müzeyken camiye dönüştürülmüş yerlerin tekrar müzeye dönüştürülmesi büyük bir problem olacak” diyor.

Ayşe Çavdar

Ayşe Çavdar, diğer yandan, atılan adımların AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybetmesinin yansımaları olduğunu da düşünüyor. AKP’nin İstanbul’a büyükşehir belediyesi aracılığıyla müdahale etme şansının olmadığını hatırlatarak, “Onun yerine bu tür sembolik hamlelerle müdahale ederek, ‘Ben hâlâ buradayım’ diyor. Büyükşehir belediyesinin yokluğunda oluşan siyasi boşluğu Diyanet’le dolduruyor gibi bir durum oluşuyor” diye ekliyor.

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.