Independent Türkçe’de Yayınlanan Yazı Serisini Eleştirmeye Devam

Aslan’ın makalesinde kullanılan görsellerden biri: 6-7 Eylül sanıkları Yassıada’da – Aslan makalesinde 6-7 Eylül yargılaması hakkında hiç bir bilgi vermiyor.

Editörlerimizden Nesi Altaras ve Betsy Penso’nun geçtiğimiz ay eleştirdiği, Dr. Zehra Aslan tarafından Independent Türkçe’de kaleme alınan ‘Cumhuriyet Tarihinde Yahudiler’ konulu yazı dizisine devam ediyor. Aslan’ın bu yazısında da maalesef resmi tarih yazımından ezberler bulduk. Bu eksikleri (ve fazlaları) sizlerle paylaşıyoruz. Önceki eleştiri yazımızı okumak için buraya tıklayın.

Aslan yazısına, bir önceki yazısındaki son iddiasını tekrarlayarak başlıyor:

Demokrat Parti döneminde Türkiye Yahudilerinin huzuru, 6-7 Eylül Olayları ile bozuldu.
Kıbrıs meselesi ve tahrikler nedeniyle İstanbul’da Rumlara ait kiliseler, mağazalar ve evler yağmalandı. Bu yağma hareketleri sırasında Yahudilere ait yerler de zarar gördü. Hatta hedef gayrimüslimlerin malları olmasına rağmen Müslümanların dükkânları da zarar görmüştü

Örnek azınlık mı? Şüphe duyulan bir topluluk mu? Cumhuriyet’in ilk 40 yılında Türkiye Yahudileri (2), Doç. Dr. Zehra Aslan, Independent Türkçe

Yazarın buradaki iması DP döneminin Yahudiler için özellikle huzurlu olduğu…

6-7 Eylül İstanbul Pogromunu anlatırken tabii ki pogrom kelimesinden kaçınan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Profesörü Aslan yağmalamayı anlatırken ‘hedef gayrimüslimlerin malları olmasına rağmen Müslümanların dükkânları da zarar görmüştü’ demekten kendini alamıyor. Bu detayı 6-7 Eylül’ü anlatan kısa paragrafında neden kullanmak istemiş olabilir? Belki de bu detay üzerinden pogromun şiddetini ve gayrimüslimlere karşı cephelenmeyi hafifletmek ve küçümsemek istiyor. Ayrıca pogromdan bahsederken sadece yağlamalara odaklanması, tecavüz ve cinayet suçlarından bahsetmemesi de bu argümanı kuvvetlendiriyor.

Hükümet, olaylara derhal müdahale etti. Zararların tanzim edileceğine dair açıklamalar yapıldı. İstanbul Valiliğinde sabahlayan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a göre olayların nedeni, komünist tahrikti. 

7 Eylül günü zarar tespitlerine başlandı. Başbakan, bir tebliğ yayınlayarak binalara zarar vermek isteyenlere karşı önlem almak için İstanbul ve İzmir’de örfi idare ilan edildiğini duyurdu.

Örnek azınlık mı? Şüphe duyulan bir topluluk mu? Cumhuriyet’in ilk 40 yılında Türkiye Yahudileri (2), Doç. Dr. Zehra Aslan, Independent Türkçe

Aslan’a göre ‘Hükümet, olaylara derhal müdahale etti.’ Burada yazar hasar tespitinden bahsediyor ancak hiçbir tazminat ödenmediğini ve devletin, pogromun komünistler tarafından çıkarıldığını iddia ettiği bilgilerini okurla paylaşmıyor. Konuda uzman olan Aslan’ın bunları bilmiyor olması mümkün değil. Bu noktaları paylaşmayarak sanki hükumetin pogroma karşı olduğunu, gayrimüslimlerin yaşadığı şiddeti düzeltmek istediğini düşündürtüyor. Bu direkt ifadeyle Aslan, okuru yanlış yönlendiriyor. Kolluk kuvvetlerinin ve devlet yetkililerinin pogroma alenen veya gizli destek verdiği bilinirken, Aslan’ın bu ifadelerinin gerçeği saptırdığı da ortada.

6-7 Eylül olaylarından sonra Türkiye’deki Yahudilerin bir kısmı daha İsrail’e göç etti. 23 Ekim 1955 nüfus sayımına göre Türkiye’de yaşayan Musevilerin sayısı sadece 49 bin 995 kişiden ibaretti.

Örnek azınlık mı? Şüphe duyulan bir topluluk mu? Cumhuriyet’in ilk 40 yılında Türkiye Yahudileri (2), Doç. Dr. Zehra Aslan, Independent Türkçe

Aslan, İsrail’e gerçekleşen göçün sebebini 6-7 Eylül pogromuna bağlamış. Ancak bu konu hakkında yaptığı yorumun çok da doğru olmadığını söylemekte yarar var. Nitekim pogromun asıl hedefi olan Rum toplumu bile 1955’te pogromdan sonra kitleler halinde Yunanistan’a göç etmemiştir. 6-7 Eylül pogromun öncesinde veya sonrasında yaşanmış mini-bireysel pogromlar aileleri göçe daha hızlı ve kesin birşekilde sürüklemiştir. [1] Bu günümüzde de benzer şekilde kendisini göstermektedir. Azınlık toplumlarındaki bireyler toplumlarına karşı gerçekleştirilen kolektif eylemlerden ziyade bireysel deneyimleri sebebiyle göç etmektedirler. Diğer yandan Aslan’ın, 1934 Trakya Pogromunun Yahudi toplumu üzerindeki etkisi, Varlık Vergisi’nin Yahudi toplumunu büyük anlamda zayıflatması ve 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmuş olmasının da göçün temel nedenleri olduğunu hatırlatmasında faydalı olacağı kanaatindeyiz.

6-7 Eylül Olayları dışında bütün olarak değerlendirildiğinde DP döneminin, Türkiye Musevileri için refah ve huzur yılları olduğu söylenebilir. Yahudilere karşı toplumda kin ve nefret aşılayabilecek her türlü faaliyete karşı tedbirler alındı. 
Başbakan Adnan Menderes, azınlıklara güven veren açıklamalar yaptı, Milliyetçiler Derneği kapatıldı. Bu Derneğin Başkanı ve Genel Yönetim Kurulu üyesi olan DP Isparta Milletvekili Sait Bilgiç ile Tahsin Tola, partiden ihraç edildiler

Öte yandan başını Cevat Rıfat Atilhan’ın çektiği antisemit yayınlar, bu dönemde de hız kesmeden devam etti. Türkiye Yahudileri, zaman zaman bu yayınlara karşı tepki gösterse de hem Hahambaşılığın hem de cemaatin tepkileri genelde etkisiz kaldı. Fakat hükümet, hiçbir zaman bu tür yayınları desteklemedi

Örnek azınlık mı? Şüphe duyulan bir topluluk mu? Cumhuriyet’in ilk 40 yılında Türkiye Yahudileri (2), Doç. Dr. Zehra Aslan, Independent Türkçe

Pogromun yarattığı Yahudi göç dalgasını zikreden Aslan nedense hemen ardından bu şaşırtıcı genellemeyi yapıyor. Yani diyor ki: ‘Eğer 1950-1960 arasında azınlıklara karşı gerçekleştirilen en önemli olayı saymazsak, Yahudilerin durumu iyiydi.’ Bu tabii ki son derece saçma bir yorumdur. Aynı çizgide ‘Yirminci yüzyıl 1925-1945 arasını saymazsak Avrupa Yahudileri için refah ve huzur yıllarıdır.’

Aslan’ın iddiasına göre ‘her türlü faaliyete karşı tedbirler alındı.‘ Aslan bu tedbirler arasında: güven veren açıklamaları, bir derneğin kapatılmasını ve iki DP’linin ihracını listeliyor. Ancak yazar mecburen antisemit basının çok canlı olduğunu ve cemaatin buna karşı hareketlerinin yetersiz kaldığının söylüyor. Sadece bu yazıdaki bilgiden bile anlaşılıyor ki ‘her türlü‘ önlem alınmamış. Mesela nefret suçları ile ilgili bir yasa çıkarılmamış. Yasal düzenlemede herhangi bir şey değişmemiş. Yahudilerin hali, Menderes’in takdirine bırakılmış.

Diğer yandan Türkiye Yahudi toplumunun tepkisinin etkisiz kalması da, toplumun aslında zannedildiği kadar kuvvetli olmadığına ve huzursuz olduğuna delalet ediyor. Nitekim Türkiye Yahudi toplumu genel anlamda tarih boyunca hiç bir konuda yeteri kadar tepki gösterememiştir.

Aslan’ın makalesinde kullanılan bir görsel: DP milletvekili İsak Altabev’in hüviyet cüzdan sureti

Aslan, nedense altını çizerek hükumetin bu yayınları desteklemediğini söylüyor. Oysa bizim tanıdığımız TC, desteklemediği dergileri kapatma yoluna gidiyordu. Buna örnek olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun çıkarttığı Yurt ve Dünya dergisinin ‘sol’ görüşlü olması sebebiyle kapatılması verilebilir. Nitekim devlet, o gün de, desteklemediği yazıya sansür uygulayabiliyordu. Ancak ne Nihal Atsız’ın ne de Cevat Rıfat Atilhan’ın sesini kesmemişti.

Demokrat Parti, gerçekten de vatandaşlar arasında eşitlik ilkesini ön planda tuttu. DP grubunda yapılan bir müzakerede “ekalliyetler” sözcüğünü kullanan bir milletvekili Ekalliyet yoktur, Türk vatandaşı vardır diyerek uyarılmıştı. 

1955 yılından itibaren 6-7 Eylül Olayları, geçmişten gelen Türkçe konuşma tartışmaları, basında antisemit yayınlar, bu dönemde onlar için belli başlı problemler olarak ortaya çıkmışsa da Yahudi toplumu, Demokrat Parti’ye iktidarının sonuna kadar destek verdi. 

Örnek azınlık mı? Şüphe duyulan bir topluluk mu? Cumhuriyet’in ilk 40 yılında Türkiye Yahudileri (2), Doç. Dr. Zehra Aslan, Independent Türkçe

‘Ekalliyet yoktur, Türk vatandaşı vardır’ sözünü irdelemeyen Aslan tabii ki ‘Türk vatandaşı’ teriminin altında yatan milli kimlik inşasını sorgulamaya uğraşmıyor.

Bir önceki eleştirimizde de belirttiğimiz gibi, Yahudilerin bir blok olarak tek bir partiye destek vermeleri fikri yanlış ve aldatıcıdır.

1957 seçimleri sonucunda Meclise giren DP’nin Yahudi milletvekillerinden İsak Altabev  (İzak Etebaki), Türkiye’deki Musevi Cemaatinin öncülerindendi.
….
Fransızca, İngilizce, İspanyolca, Almanca ve biraz da İtalyanca biliyordu.

Örnek azınlık mı? Şüphe duyulan bir topluluk mu? Cumhuriyet’in ilk 40 yılında Türkiye Yahudileri (2), Doç. Dr. Zehra Aslan, Independent Türkçe

Demokrat Parti’den milletvekili olan İsak Altabev (İzak Etebaki) ve Yusuf Salman’dan (Jozef Salmona) söz ederken Aslan ikisinin de konuştukları dilden ‘İspanyolca‘ olarak bahsediyor. Bu kişiler aslında modern İspanya’nın standart dilini değil birçok Türkiye Yahudisi’nin anadili olan Ladino (Judeo-Espanyol) konuşuyorlardı. Yahudilerle ilgili bir yazıda bahsi geçen iki şahsın da bir Yahudi dili olan Ladino konuştuklarının es geçilip İspanyolca denmesi büyük bir isabetsizlik. Şahıslardan bahsederken çift soyisimlerini -hem doğumda aldıkları hem de Cumhuriyet’le Türkleştirilen soyisimlerini- kullanmasına rağmen bu soyismi sürecini de incelememesi şaşırtıcı.

Diğer davalar sürerken Yassıada’da tutuklu bulunan ve Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanan mahkûmlara, geriye dönük olarak “Gayrimeşru Servet İktisap Davaları” açıldı.
Son on yılın hesabı iğneden ipliğe soruldu. Ranzalar üzerinde gelir ve gider beyannamelerini doldurmaları istendi.
Hem İsak Altabev hem de vefatından sonra açıklanan kararda Yusuf Salman bu davalardan aklanmışlardır.

Örnek azınlık mı? Şüphe duyulan bir topluluk mu? Cumhuriyet’in ilk 40 yılında Türkiye Yahudileri (2), Doç. Dr. Zehra Aslan, Independent Türkçe

Yazıda, yayın tarihi olan ve genel hatlarıyla değinilen 6-7 Eylül pogromunun yargılama süreci hakkında, Yassıada yargılamalarından da bahsedilmesine rağmen, hiçbir bilgiye ulaşmak mümkün değil. Azınlıkları ve Yassıada’yı konu alan bir makalede, 6-7 Eylül duruşmalarının incelenmesi yerine ‘gayrimeşru servet iktisap davalarının’ yazıya mevzubahis olmuş olması, yazar her ne kadar Yahudi sanıkların beraat etmiş olduklarını belirtse de, Yahudilerin zenginlikleriyle ilgili geliştirilen komplo teorilerini destekler mahiyette.

Aslan’ın yazısında yer alan ve Türkiye Yahudi toplumu içerisinde sıklıkla bahsedilmeyen asıl konu ise şüphesiz Yassıada’da yargılanan Altabev ve Salman’ın serüveniyle ilgili anlatımın okumaya değer olduğunu düşünüyoruz. Anlatım içerisinde her ne kadar eleştirilmesi gereken farklı noktalar olsa da, Salman’ın Auschwitz göndermeli savunması ve umutsuzluk mektuplarından bahsedilmiş olması Aslan’ın yazısını değerli kılmaktadır.

Daha önce de söylediğimiz gibi, eleştiri yazımızın amacı Aslan’ı yermek değil Yahudilerin Türkiye’deki varlığı ile ilgili bazı yanlış bilinenleri ve imaları düzeltmektir.


[1] Foti Benlisoy, Mini Pogromlar ve Münferit Linçler arasında 6-7 Eylül https://www.avlaremoz.com/2018/09/06/mini-pogromlar-ve-munferit-lincler-arasinda-6-7-eylul-foti-benlisoy/

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.

Bunları da beğenebilirsiniz...