Orhan Pamuk, İstanbul, Yahudiler

Orhan Pamuk’un, ilk kez 1993’da Şalom Gazetesi’de yayınlanan, sonrasında ‘Türkiye’de Aydınların Gözüyle Yahudiler’ (Gözlem, 1993) ve son baskısı 2018 Şubat’ında çıkan; yazarın birçok deneme, söyleşi ve bir adet hikayesinin yer aldığı ‘Öteki Renkler’ adlı kitabında yer verilen ‘Yahudilerle Birlikte İstanbul’da Büyümek’ adlı röportajın bir bölümünü burada paylaşıyoruz.

Öteki Renkler: Seçme Yazılar ve Bir Hikaye, Yapı Kredi Yayınları

Orhan Pamuk, sizin için azınlık kimdir? Azınlıkla ilk ne zaman karşılaştınız ve sizce hangi faktörler onu belirledi?

Din faktörü. Şişli Terakki’de okudum. Orada, benim için, azınlık diyemeyeceğim, sözgelimi, ‘benden ayrı olan’, benim bulunduğum gruba dahil olmayan ‘ötekiler grubu’’nu hatırlıyorum. Bu grup dinle belirleniyordu, Yahudileri, Rumları ve Ermenileri kapsıyordu; sanki onların, şu ya da bu şekilde, tahtaya yazılmasa bile, bir çeşit eksiği olduğu duygusu vardı bende. Onlar sanki ülkenin tam sahipleri değildiler, sanki Türk vatandaşı olma konusunda doğuştan bir eksikleri vardı…

Sizce bu imgeyi veren, grubun kendisi miydi?

Hayır. O imgeyi din derslerinde ediniyordum. Din dersi olunca azınlıklar sınıftan çıkarlardı…Hep de merak ederdim, ne yaparlar diye… Koridorlarda mı gezinirlerdi acaba? Bu bana çok çekici gelirdi, böyle anlarda ben de azınlık olmak isterdim. 

Kendilerine ne yaptıklarını hiç sormadınız mı?

Hayır, ama bir gün, hangi vesileyle idi şimdi hatırlamıyorum, hepsinin bir odada toplandıklarını gördüm ve bu kafamda yer edip belki hiç silinmemiş imgelerden biridir. Kütüphanede oturmuş kitap okuyorlardı ve onları odada yan yana getiren, Yahudi, Rum ve Ermeni olmalarıydı. Kapıyı açıp içeri bakınca utançla karışık, yabancılık, suçluluk gibi bir şeyler hissetmiştim. 

(…)

Kolejdeyken yakın Yahudi dostlarınız var mıydı? Şimdi de var mı?

Ben çok bariz bir şekilde Türkiye geneline benzemeyen bir çevrede yetiştim. Nişantaşı’nda doğdum, büyüdüm. Şişli Terakki’de, sonra Robert Kolej’de okudum. Yahudilerle birlikte büyüdüm, pek çoğuyla arkadaşlık ettim ve onları Türkiye’de, İstanbul’da yaşanan hayatın doğal bir parçası olarak algıladım. Ama bu çevrenin içinden çıkarak, askere, şuraya buraya gidince gördüm ki Türkiye’de yaşayanlar benim kadar Yahudi görmemişler. Bu kadar yakın dostlukları yok. Ayrıca Yahudi nüfusu son derece azaldı. Bu yüzden benim de çocukluğumdaki Yahudi imgesi yok oldu, kayboldu… Azınlık imgesi de bir ölçüde yok oldu ama özellikle Yahudilere çok az rastlıyorum.

Peki o dönemde Yahudi dostlarınızla gerçekten yakın dostluklar kuruyor muydunuz, yoksa belli bir kapalılıkla karşılaştınız mı?

Öyle bir şey olduysa bile, hiçbir zaman bunun Yahudilikle ilgili olup olmadığını çıkaramadım. Bu tutum yoksulluktan, ailesiyle ilgili bir şeyden, ne bileyim göstermek istemeyebileceği bir eşya, bir oda, bir salon… gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilirdi. Dostluklarda, insanların hep saklamak istedikleri şeyler vardır: Bunun ne kadarının Yahudilikle ilgili, ne kadarının o kişinin hayatıyla ya da gizlemek istediği şeylerle ilgili olduğunu kestirmek zor. 

(…)

Sizce bu toplum, neden bazı şeyleri gizlemeye itiyor insanı?

Çünkü resmi bir toplum, tek sesli, tek yapılı, tek renkli… Gerçi bu son on yıldan beri tabular biraz kırılmaya çalışılıyor. ama yine de Abdi İpekçi’nin ölümünden sonra, Selanikli olduğuyla ilgili bir şeyler yazılmıştı. Böyle bir hava bırakılmıştı. 

Demek ki hayatta mükemmel olmak, ya da diyelim devletin size gösterdiği, açtığı yollarda ilerlemek istiyorsanız — başka ülkelerde de öyledir gerçi — izi eksik yapan azınlık olma gibi unsurlarınızı unutursanız iyi olur. Ama, mesela ABD’de Kennedy’nin Katolik olması da zor kabul edilmişti. 

Türkiye’de Yahudiler bazı görevlerde yer alamazlar değil mi?

Türkiye’de bir Yahudi, hiçbir zaman hükumet koltuğuna, bir siyasi partide yönetim koltuğuna oturamayacağını, bunun daha doğuştan kendisi için bir çeşit kader olduğunu bilir. Ve bildiği için sanki kafasındaki mekanizma, kafasındaki bazı dürtüleri öldürmüştür gibi geliyor bana. 

Cemaatin çoğunlukta pek eleştirici olmayışını böyle mi açıklıyorsunuz?

Evet, radikal konuşmak, hükumete yönelik güncel politika ile ilgili radikal gözlem yapmak, o bakış açısını canlı tutan alışkanlıklar sanki yeterince yoktur Türk Yahudisi’nde. Ancak… güncel politikayla, yani bir gün yönetim koltuğuna oturup ülke konusunda karar verme çeşidinden bir politikayla ilgisi olmayacağını bildikleri için, Marksist politika yapan Yahudiler tanıdım. 

Sizce bu gerçekten bir kader mi?

Tabii ki hepimizin bildiği gibi Türkiye’de o çeşit bir ayrımcılık çok aşikar bir şekilde var. Azınlıklar bürokraside hiçbir şekilde yer alamazlar ve… Bunu sormak isterim burada! Bu, adlandırılmamış gizli bir politika mıdır? Bu, azınlıkların da içselleştirdiği, herkesin farkına varmadan benimsediği bir ideoloji midir? Bunun bir yerde yazılmamış bir kanunu mu vardır? Belki de bunu belirten bir tüzük bile vardır, gizli, ırkçı… Bilmiyorum. 

(…)

Türkiye’de antisemitizm var mı?

Var ama sistematik ve radikal değil. Biraz Karagöz ve Hacivat’ta olduğu gibi: Resmi görüşün dışındaki her türlü renge dudak büken, bıyık altından gülen bir antisemitizm var. Osmanlı İmparatorluğu’nda insanlar adalar halinde yaşıyorlardı. Şimdi modern devletin tek tip vatandaş görüşü ortaya çıktığı zaman da antisemitizm kendiliğinden güç kazandı. Bu daha çok Yahudileri faraşla halının altına itmek şeklinde belirdi. 

Ya Refah Partisi’nin yaydığı görüşler?

Ama o da toplumun hücrelerine nüfuz etmiş sistematik bir şey değil. Parti ilkeleri üzerine kurulu… İslamiyet, Araplarla yakınlaşma, kumpasımsı karanlık güçler vs… (Gülüyor)

Bu solcularda da var biraz, öyle değil mi?

Evet var. Özellikle ‘kumpas’ teorileri, paranoid dünya kavramları, kapalı kapılar, karanlık odalarda yapılan siyaset bağlamında. Zeki olmayan bir solcunun samimiyetle benimsediği bir inanç şeklinde mevcut… Masonlar, emperyalizm, bilmem ne odası, İsrail’den gelen şunlar bunlar vs. gibi ilkeler. 

Sağın solun bu konuda görüşlerine değindik. Orhan Pamuk’un görüşü nedir?

Orhan Pamuk’un iyi niyetli basın bülteni olarak açıklayacağım şeyler önemli değil ki. Ben sizin için özene bezene güzel bir kompozisyon yazarım ve kendimi her türlü antisemitik duygudan, her türlü önyargıdan arınmış olarak sunarım. Ama ben de bu ülkede yaşıyorum, ben de şu veya bu şekilde ülkeden etkileniyorum. 

O halde kimin gibi düşünüyorsunuz?

Bunu siz çıkartacaksınız! (Gülüyor) Ben her zaman şunu söylerim: Ahlaklı ve politik olarak doğru olmaya çalışan biriyim kendimce. 

Bunları da beğenebilirsiniz...