Azınlık Cemaatlerinin Tüzel Kişilik Probleminde Yeni Dönem – Betsy Penso

15 Ocak 2019 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uygulamada herhangi bir değişiklik yaratacak mı?

Türkiye’deki tüm azınlık cemaatlerinin ortak problemlerinden biri, hiç şüphesiz ki tüzel kişiliksiz olmaları yani aslında hukuken var olmamaları. Her ne kadar kilise ve sinagog vakıfları bireysel olarak mevcudiyet gösterse de, Hristiyan veya Yahudi toplumlarının üyelerini tam anlamıyla kapsayacak, haklarını rahatlıkla koruyabilecek, onlar adına hareket edebilecek, mülk edinebilecek ‘çatı’ bir cemaatin tüzel kişiliği de jure tanınmıyor.

Geçtiğimiz senelerde bazı azınlık cemaatleri bu problemi de facto olarak aştığını iddia etse de, yasalarla korunmayan hiç bir fiili uygulama üzerinden ileride herhangi bir talepte bulunabilme olasılığının olmadığını ve bu problemin kökten çözümü için kanuni bir zemine ihtiyaç duyulduğunu hatırlatmakta yarar var.

Azınlık cemaatlerinin tüzel kişilik ve temsil sorununu farklı açılardan ele alan üç farklı konferansta gerçekleştirilen konuşmaların derlenmesiyle oluşturulan ve Aras Yayıncılık tarafından 2016 senesinde yayınlanan ‘Yok Hükmünde’[1] isimli çalışma tarihsel ve karşılaştırmalı olarak durumun vahametini gözler önüne sermek konusunda oldukça başarılı. Kitabın ön sözünde de sorun kısaca şu şekilde nitelendiriliyor: “[Müslüman olmayan] büyük dini kurumlar, tüm faaliyetlerini başkaları üzerinden, muvazaalı olarak yapmak zorundadırlar. Muvazaalı yapılan işlem, hukuk aleminde yok hükmündedir. Patrikhanelerin, Hahambaşılığın ve cemaatlerin tüzel kişiliklerinin tanınmaması, onları tam anlamıyla yok saymaktır.” Yani günümüzde hala tüzel kişiliği haiz idari bir otorite olarak Hahambaşılık veya Patrikhane bulunmamakta.

Bu konu tüm engelleri ve üzücülüğüyle bir kenarda dururken, bu hafta demokratik ve insan haklarına saygılı bir devlette yaşıyor olsaydık çok sevinmemiz gereken bir olayın gerçekleştiğini müjdelemem gerekecekti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (‘AİHM’) 15 Ocak 2019 günü Türkiye aleyhine tam bu konuyu ilgilendiren bir karar[2] verdi.

Yedinci Gün Adventistleri’nin 2004 senesinde kendi cemaat vakfını kurarak tüzel kişilik kazanmak istemesi ancak bunun “kanunların, spesifik bir cemaati ilgilendiren bir konuda vakıf kurulmasına izin vermemesi” gerekçesiyle engellenmesini müteakip tüm iç hukuk yollarının tüketilmesi üzerine AİHM’e taşınan dava, başvurucular Erkin Altınkaynak ve arkadaşları lehine sonuçlandı. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (‘AİHS’) 11. maddesinin – başvurucuların örgütlenme ve toplantı özgürlüğünün –  ihlal edilmesi gerekçesiyle Türkiye’yi maddi ve manevi tazminat ödemeye hükmetti. Karara göre, Türkiye 6 başvurucuya 2.724 EUR maddi, 3.000 EUR manevi tazminat ve 3.000 EUR masraflar ve vergiler olmak üzere toplamda 8.724 EUR ve yargılama giderlerini ödemekle yükümlü.

Ancak belirtmek gerek ki, Türkiye AİHM kararlarını uygulamakta pek başarılı değil. AİHM binlerce davada Türkiye aleyhine karar vermesine rağmen, Türkiye bu kararların pek çoğunu icra etmekten imtina ediyor. 2015 verilerine göre[3] Türkiye, İtalya’dan sonra karar uygulaması konusunda en başarısız ülke. Diğer yandan 2018 verilerine göre[4] Türkiye AİHM nezdine görülen dava sayısı bakımından, kendisine en çok dava açılan ülke listesinde üçüncü sırada yer alıyor. Bu dava sayısının hesaplanmasında ise iç hukuk yolları tüketilmeden yapılması sebebiyle reddolan başvuru sayıları dikkate alınmamakta.[5]

Maddi ve manevi tazminat ödemesini bir kenara bırakırsak bir AİHM kararlarının önemli bir özelliği, Mahkeme’nin aleyhinde karar verdiği ülkede AİHS’in hangi madde veya maddelerini ihlal ettiğinin tespit edilmesidir. Şu halde, insan haklarına saygılı bir hukuk devletinin AİHS’in herhangi bir maddesini ihlal etmesi sebebiyle tazminata mahkum edildikten sonra, aynı sebeple sürekli mahkumiyet kararı almayı önlemek adına bu hatasını düzeltmesi ve uygulamayı değiştirmesi beklenir.

Peki şimdi ne olacak? Devlet, kurulduğu günden beri yürüttüğü (ve hatta Osmanlı’dan miras kalan) azınlık politikasını değiştirerek dini azınlık topluluklarının tüzel kişilik kazanmasının önünü yasal yollarla açacak veya uygulamada vakıf kurmalarına engel olmayarak bu hak kaybını düzeltecek mi? Erkin Altınkaynak ve 5 arkadaşına tazminatlarını ödeyerek bu mevzuyu kapatacak mı? Veya bu karar hiç verilmemiş gibi mi davranacak?

Hristiyan ve Yahudi toplumlar bu topraklarda mülk edinmek, ibadethane kurmak, toplum üyelerine hizmet vermek gibi basit ve temel haklarına bu karardan sonra ulaşabilecek mi? Şahsi kanaatim bu kararın da diğer AİHM kararları gibi sadece kağıt üzerinde bir ‘karar’dan ibaret kalacağıdır. Hükmedilen tazminat miktarının fazla olmayışı bu konunun medyaya da yeterince sirayet etmeyeceğine delalet ediyor. Uzun lafın kısası, Erkin Altınkaynak ve arkadaşlarının 2004’ten beri sürdürdükleri hukuk mücadelesi bize muhtemelen yine hiç bir şey kazandırmayacak…

Tüzel kişiliğe sahip olamayan dini azınlık topluluklarının sürekli olarak örgütlenme ve toplanma özgürlükleri ellerinden alınmakta. Bu konuya defalarca farklı kurumlarca dikkat çekilmeye çalışılsa da, Yahudi ve Hristiyan toplumların tüzel kişilik kazanması adına bugüne dek gerçek anlamda hiç bir değişiklik gerçekleşmedi. Yaptıkları işlemler hala yok hükmünde. Şimdi, AİHM’in verdiği bu karar Devlet’i yeni bir düzenleme yapmaya sürükler mi?

Not: Başvurucular AİHM’e sadece AİHS’in 11. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla başvuruda bulunmamışlar. Başvurucuların diğer iddiaları arasında AİHS’in 9. maddesinde düzenlenen düşünce, inanç ve din özgürlüğünün, 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının, 17. maddesinde düzenlenen hakların suiistimalinin ve 18. maddesinde düzenlenen hakların sınırlanmasının ihlal edilmesi bulunmuş olsa da AİHM bahsi geçen maddelerin bu olay özelinde ihlal edilmediğine karar vermiştir.


[1] Koptaş, R., & Usta, B. (2016). Yok hükmünde: Müslüman olmayan cemaatlerin tüzel kişilik ve temsil sorunu. İstanbul: Aras.

[2] Gerekçeli karara Fransızca olarak ulaşabilirsiniz: https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-189145%22]}

[3] Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamasıyla ilgili problemler sıklıkla tartışılıyor: https://onedio.com/haber/turkiye-aihm-kararlarini-uygulamakta-en-sorunlu-ulkeler-arasinda-597610

[4] https://www.dw.com/tr/aihmnin-2017-bilan%C3%A7osu-a%C3%A7%C4%B1kland%C4%B1/a-42298598

[5] Belirtmek gerekir ki 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra yayımlanan KHK’lar sebebiyle 10 binlerce kişi işlerini kaybederek AİHM’e iç hukuk yollarını tüketmeden başvuruda bulunmuştu. Bu kişilerin başvuruları sayılırsa AİHM’e en çok başvurunun Türkiye’den gittiğini söylemek pek de tutarsız bir tahmin olmayacaktır.

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.

Bunları da beğenebilirsiniz...