Mısıroğlu, Ermeniler, Yahudiler

Kaynak: Agos, Yetvart Danzikyan

Kadir Mısıroğlu sadece Atatürk ve Cumhuriyet rejimine dair çıkışlarıyla bilinmiyor; o aynı zamanda, bu ülkedeki siyasal İslamcılığın içinde barınan, Hıristiyan ve Yahudilere yönelik komplocu bakış açısını da en iyi yansıtan isimlerden biri.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın İslamcı yazar Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etmesi, geçen hafta siyaset sahnesinin epeyce tartışılan konularından oldu. Bunun tartışılması bir düzeyde gayet normal, çünkü Mısıroğlu saçmalık düzeyindeki komplo teorileriyle bilinen bir isim. İslamcı/muhafazakâr kanallara kafasında fesle çıkmasıyla biliniyor. 2018’in şubat ayında zamanda bir rahatsızlık nedeniyle hastaneye yatmış ve o vakitler kendisini Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret etmişti. Bu ziyaret tartışılmış ancak şimdiki kadar tepki çekmemişti. 9 Kasım’daki ziyaret ise, 10 Kasım’da Atatürk’ün anıldığı günün hemen öncesine derk gelmesi nedeniyle hayli tepki çekti. Zira Mısıroğlu’nun bir de 10 Kasım’a dair tepki yaratan sözleri olmuştu geçmişte. (“10 Kasım’da 9’u beş geçen kenefe gidin” demişliği var.) Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet rejimine dair pek de olumlu düşünceleri olmadığı biliniyor.

Bu ziyaret hem toplum, hem de siyasi partiler düzeyinde epey tepki çekti. Diyanet İşleri Başkanı bula bula 9 Kasım’ı mı bulmuştu ziyaret için? MHP lideri Bahçeli “Diyanet İşleri Başkanı’nın erdemli davranış içinde hareket etmesi ve gereğini derhal yapması samimi tavsiyem ve temennimdir” derken, CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de benzer görüşler dile getirip, istifa ya da görevden alma talep ettiler. AKP cephesinden ise pek ses çıkmadı, bu yazı yazılana kadar.

Erbaş belli ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat ayında yaptığı ziyaretten güç almıştı ve yine belli ki Mısıroğlu’nu hürmet edilmesi gereken bir isim olarak görüyordu. Erbaş sonradan yaptığı açıklamada “Kişileri itibarsızlaştırmak kul hakkını ihlal etmektir” dedi. Diyanet’ten yapılan açıklamada ise “Tamamen insani duygularla yapılan bir hasta ziyaretidir” dendi.

Meselenin önemli bir boyutu pek tartışılmıyor (bunu da beklemiyoruz zaten): Bir Diyanet İşleri Başkanı’nın görevi tam olarak nedir? Diyanet, bir örgüt olarak, tam olarak nedir? Bu sorularla kastettiğim şu: Bu ülke sadece Sünni Müslümanlardan oluşmuyor. Aleviler, Hanefi mezhebine dahil olmayanların yanı sıra Hıristiyanlar, Yahudiler, Ezidiler de bu toplumun önemli bir kesimini oluşturuyor. Ancak Diyanet devasa bütçesiyle sadece Sünni kesime hizmet ettiği gibi, AKP’nin yargı yürütme ve yasamaya tamamen hâkim olmasıyla birlikte bir tür rejimin parçası haline geldi. Ancak bu rejim meselesine gelmeden, ‘sadece bir kesimin temsilcisi olma’ konusunun da önceki yıllarda hakkınca tartışılmadığını söylemeliyiz. Özellikle Aleviler açısından önemli bir tartışmadır bu.

Rejimin parçası olmak meselesinde ise şu söylenebilir: Aslına bakarsanız, Cumhuriyet’in kurucuları, Osmanlı sonrasında revize edilmiş bir şeyhülislamlık olarak düşündü bu makamı ve çeşitli İslam yorumlarının önüne geçerek resmî bir ‘İslam’ yorumu yaratmak için kullandı. Yani Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bu makamın şimdikine –bir başka açıdan– benzer bir işlevi vardı.
Bunlar çok derin meseleler. Ben olayın hiç tartışılmayan ve ülkedeki gayrimüslimler için daha önemli olan bir boyutuna dikkat çekmek isterim. Kadir Mısıroğlu sadece Atatürk ve Cumhuriyet rejimine dair çıkışlarıyla bilinmiyor; o aynı zamanda, bu ülkedeki siyasal İslamcılığın içinde barınan, Hıristiyan ve Yahudilere yönelik komplocu bakış açısını da en iyi yansıtan isimlerden biri.

Bu ziyaret meselesi gündeme gelince, belli belirsiz hatırladığım bu konudan emin olmak için Youtube’a başvurdum. En çok izlenen kliplerden birinde, Mısıroğlu, Melih Gökçek’in kanalı olarak bilinen Beyaz TV’ye çıkmış, ileri geri konuşuyordu. Söyleşinin bir bölümünde, Fetullah Gülen’in babadan Ermeni, anne tarafından da Yahudi olduğunu öne sürmekteydi. Ona göre bu ispatlanmış bir olaymış. Hatta daha ileri gidip, Gülen’in annesinin Yahudi gibi görünmekle birlikte bir Pakraduni Ermenisi olduğunu da söylemekte, spiker ise hayretlerden hayretlere gark olmaktaydı.

Ülkedeki siyasal İslamcı zihniyetin bir kesimi bu mevzuları çok sever. Nerede bir kötülük varsa, o mutlaka Ermeni ya da Yahudilerden gelmelidir. Kimi daha aklı başında İslamcılarla konuştuğunuzda bu tür komplo teorilerini kötülerler, ancak cepheden bir yüzleşmeye pek de tanık olmayız. Bu vakada daha tuhaf olan ise, Gülen’in ve Gülen cemaatinin de Pakraduniler meselesine takmış olması. Bir ara olur olmaz bu meseleyi gündeme getirirlerdi. Böyle bir ülkede yaşıyoruz işte.

Bu tablo içinde Diyanet İşleri Başkanı’nın Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etmesi daha başka bir anlam taşımaya başlıyor. “Diyanet İşleri Başkanı, Mısıroğlu’nun Atatürk’le ilgili görüşlerinin yanı sıra bu görüşleri de benimsiyor ve önemsiyor” mu diyelim şimdi? Ve yine bu denklem içinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat ayında yaptığı ziyaret ne manaya geliyor? Ne mana çıkaralım bütün bu olanlardan?

Sorular, sorular.

Bunları da beğenebilirsiniz...