Ortadoğu’nun yorgun insanları – Albert Berk Toledo

Bir arada yaşamak için fazla yorgun…

Khooneye Ma müzik videosundan bir kare

Kısa bir süre önce New York’ta yaşayan İranlı animasyon sanatçısı ve ipek sesli şarkıcı Marjan Farsad’ı keşfettim. “Khooneye Ma” adlı şarkısını Farsça öğrenme materyali olarak kullanmaya karar verdim. Saatlerce bütün kelimeleri tek tek sözlükten baktım ve cümleleri anlamaya çalıştım. Kağıt üzerinde her şeyi anladıktan sonra, şarkıyı dinlerken yazıdan takip etmeye çalıştım. Bir sonraki aşama ise şarkıyı dinlerken çabucak sözleri kağıda yazmaktı.

Birkaç saat sonra sinemaya gidecektim. Yolda yürürken kulaklıklarımı takıp şarkıyı tekrar tekrar dinlemeye karar verdim. Saatlerce bu şarkı üzerinde çalıştıktan sonra artık dinlerken şarkıyı kelimesi kelimesine anlıyordum. Aşağıdaki kıtayı dinlerken bir anda kelimeler, manalar, melodi, herşey bir araya geldi ve tek bir gözyaşı damlası yanaklarımdan süzüldü.

Bizim evimizin hikayeleri var خونه ما قصه داره

Vişneleri ve fıstıkları var آلبالو و پسته داره

Sıcacık tebessümlerin ardında پشت خندههایِ گرمش

Yorgun insanları var آدمای خسته داره

Şarkının bu kısmı bir an için beni çok duygulandırdı çünkü aniden çok derin içsel bir çekişmemi sindirmeme yardımcı oldu.

Ben de birçok Türk, İranlı veya bölgenin diğer ülkelerinden ailelerini, arkadaşlarını geride bırakarak okumak veya çalışmak için Avrupa’ya, Amerika’ya gelen insanlardanım. Giderken hep kendimize daha iyi bir yere, değerimizin bilindiği yerlere gittiğimizi söylüyoruz. Ülkelerimizi yönetenlere kızgınlıkla gidiyoruz. Bizim ve diğerlerinin gördüğü muameleye karşı olan hayal kırıklıklarımızla gidiyoruz. Geleceğe dair beslediğimiz, kendi memleketlerimizde sevdiklerimizle yaşayamadığımız hayallerimiz, bizden alıkonulan geleceklerimiz elimizde tuz buz olarak gidiyoruz. Gidiyoruz, bir çok şeyden şikayet ederek, kendi kendimizi doğru kararı verdiğimize ikna etmeye çalışarak…

Ancak bu şiirin ifade ettiği hakikat şudur ki, geride bıraktığımız memleketlerimizde, acısıyla tatlısıyla hikayelerimiz var; bizi biz yapan hikayeler. Kimliklerimizi, dillerimizi, isimlerimizi belirleyen hikayeler. Geride bıraktığımız memleketlerimizde vişnelerimiz, fıstıklarımız ve sayısız başka harika tatlarımız, her birinin her birimize başka anlamlar ifade ettiği güzelliklerimiz var. Geride bıraktığımız memleketlerimizdeki milyonların yüzünde sıcacık tebessümler var. Birbirimize sıcakça dokunup, sarılıp öptüğümüz insanlar var.

Ancak elbette o tebessümlerin arkasında yorulmuş insanlar var. Hem de çok yorgun… Tam da bu hikayeler yüzünden. Herkesin kendi acı hikayesi var. Yüzlerindeki sıcak gülümsemelerini ayakta tutabilmelerine rağmen o kadar yorgunlar ki, başkalarının acılarına anlayışlı olmak çok güçleşmiş. Bu da birbirlerine karşı büyük bir acımasızlık duygusunu doğuruyor.

Hakaret filminden bir kare

O gün gittiğim film Lübnan’ın 2018 Oscar adayı ‘Hakaret’ idi. Film, Filistinli bir mülteci ile Hristiyan bir Lübnanlı arasındaki küçük bir tartışmanın nasıl ülke çapında bir probleme dönüştüğünü anlatıyor. Sadece bir hakaretin karşılığında özür işitmek isteyen bir adam, karşısında bir türlü özür dileyemeyen birini buluyor. İkisinin de geçmişe karşı derin kızgınlıkları var. İkisi de kendi hikayelerinin mağdurları, ancak şimdi birbirleriyle karşı karşıyalar.

Filmin sonunda doğru Hristiyan adamın avukatı savunmasını yaparken müvekkilinin çocukluğunda, köyünde çıkan çatışmadan bahsediyor. Mahkemedeki kimsenin bundan haberi yok. Avukat herkesin Filistinli mültecilerin problemlerine odaklanmış olmasına rağmen durumun aslında bu kadar basit olmadığını anlatıyor. Bu bölgede acı çekmemiş neredeyse hiç bir kesim yok. Evet, Filistinliler çok acı çekti ve evlerinden oldular. İsrail’deki Yahudiler ülkeleri kurulduğu günden beri saldırı altındalar. Arap ülkelerindeki Yahudiler evlerini terk etmek zorunda kaldılar. Kürtler farklı ülkelerde baskı altında yaşadılar. İran’da kanlı bir ihtilal oldu, Irak ve Suriye savaşlarla yerle bir edildi.

Geçmişten gelen bütün bu hikayeler ateşi iyice kızıştırıyor. Belki de ihtiyacımız olan şey filmdeki Filistinli adamın yapamadığı: sadece bir özür. Temiz bir sayfa açmak, bu hale gelmemize sebep olan olaylar zincirini anlamaya çalışarak belli derecede bir iç huzura kavuşmak ve hayatımıza devam etmek. Biliyorum, bu Ortadoğu için gerçekçi bir gelecek değil. Ama hayalini kurmak bile güzel değil mi?

Ben Ortadoğu için öyle bir gelecek hayal etmek isterim ki, içinde Kürtler ve Türkler, Araplar, İranlılar ve Yahudiler hep beraber huzur ve barış içinde yaşayalım. Halep’ten Erbil’e, Tahran’dan Hayfa’ya, İstanbul’dan Beyrut’a korkmadan, kaygılanmadan seyahat edelim; sadece kayısılar, vişneler ve fıstıklar için; sadece bu kadim toprakların güzelliklerini, kültürlerini, müziklerini, dillerini ama en önemlisi de insanlarını paylaşmak, kutlamak için.

 

*Yazının İngilizce dilindeki orijinal metni ilk olarak medium.com‘da yayınlanmıştır. Metin yazarı tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

**Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.

Bunları da beğenebilirsiniz...