Janet Jacobs, The Holocaust Across Generations – Özgür Kaymak

Künye: Janet Jacobs, The Holocaust Across Generations, Trauma and its inheritance among descendants of survivors; New York University Press: NY, 2016.

 

1960 ve 70’lerden itibaren Holokost kurtulanlarının çocukları, korkunç bir geçmişi yaşayan ve ondan kurtulanlardan bu geçmişin ruhsal işaretlerini miras alan, özel bir nüfusun üyeleri olarak tanınmaktadırlar. Travmanın kuşaklar arası aktarımına dair psikoloji alanında yapılan bir çok çalışma, soykırımın acılarının ve yaralarının, yok etme ortadan kalkmış olsa bile son bulmadığını veya ortadan kalkmadığını göstermiştir. Bilakis araştırmaların ortaya koyduğu üzere, kurbanların ruhsal hayatında gömülü kalan geçmişin travması duygular, bellek, davranışlar ve düşünceler aracılığı ile bir sonraki kuşaklara aktarılmaktadır.

Son yirmi yılda travmanın kuşaklar arası aktarımı, Holokost çalışmalarında ve daha geniş bağlamda soykırım çalışmalarında önemli bir araştırma alanı olarak öne çıkmaktadır. Bugüne kadar bu alanda yapılan verimli ve farklı disiplinlerden akademik çalışmalar Holokost’un, hayatta kalanların çocukları üzerindeki sosyo-psikolojik etkileri hakkında bizleri detaylıca bilgilendirmiş olsa da, travmanın kuşaklar arası aktarımında kullanılan sosyal mekanizmalar halen çalışılmayı bekleyen bir alan olarak araştırmacıların önünde durmaktadır. Sosyal belleğin sonraki nesiller arasında kurtulanların kimliklerinin inşası üzerindeki etkisi, özellikle de toplumsal cinsiyetin, travmanın kuşaklar arası aktarımındaki rolü ve önemi henüz yeterince detaylı çalışılmamıştır.

“The Holocaust Across Generations” adlı çalışmasında Janet Jacobs, Holokost sonrası, aile kültürü çalışmaları ile kolektif bellek çalışmalarını birleştirerek literatürdeki bu boşluğun doldurulmasına önemli bir katkı sunmaktadır. Holokost kurtulanlarından 75 kişinin çocukları ve torunlarıyla (birinci ve ikinci kuşak) yapılan derinlemesine mülakat görüşmeleri aracılığı ile oluşan bu kitap, Holokost travmasınının gelecek kuşaklara iletilmesinde aracılık eden sosyal çerçeveleri incelemektedir. On yılı aşkın bir sürede elde edilen anlatımlar ve hikayeler aracılığı ile Jacobs’ın alana katkısı derin ve aydınlatıcıdır; yazarın izini sürdüğü kolektif belleğin sosyolojisi, soykırım ve Holokost çalışmaları alanına çok değerli bir katkı sunmaktadır. Kitap özetle, kolektif travmatik belleğin aile içinde aktarımında işlev gören sosyal yapıları-anlatılar, ritüeller, inanç sistemleri, ve anma mekanları- ve Holokost kurtulanlarının çocukları ve torunları arasındaki travmatik mirasın sosyal ilişkiselliğini incelemektedir.

Holokost sonrası hayatta kalanların sayısının gittikçe azaldığı günümüzde onların çocukları ve torunları ailelerinin travmatik geçmişini daha iyi anlayabilmek ve bu geçmişe bağlanabilmek için yeni yollar aramaktadırlar (Jacobs, 2015:2). Jacobs’ın bu değerli çalışması birinci ve ikinci kuşakların bu korkunç geçmişin duygusunu ve bilgisini nasıl sürdürdüğünü algılayabilmek, bir diğer ifade ile Holokost’u sosyal bağlamında anlayabilmek için bizlere yeni perspektifler sunmaktadır. Kitabın literatüre yaptığı en önemli katkılardan bir diğeri de feminist teori ve toplumsal cinsiyetin, travmatik aktarımlarda ve Holokost taşıyıcısı grupların travma temelli kimliklerinin oluşumundaki başat rolünü ortaya koymasıdır.

 

Bunları da beğenebilirsiniz...