Trakya Pogromu – Madam Dora anlatıyor: “Aman bunları her yerde konuşma! Konuştuk da ne oldu zaten? Giden gitti!”

trakya-fortuna-AA

Konuşmayı, unutmak yerine hatırlamayı tercih eden tanıklardan benim için belki de en özel olanlardan biri benim ona verdiğim isimle Madam Dora’ydı. Bir tesadüf eseri tanıştığım ve Çanakkaleli olduğunu öğrendiğim Madam Dora ile göç hikayelerimizin ve İstanbul – Çanakkale arasında mekik dokuyan köklerimizin benzerliği sayesinde kısa zamanda kaynaştık. Aramızda kurulan o samimi ilişki sayesinde hikayesini tüm açıklığıyla anlatmaya karar verdi.

Çanakkaleli Madam Dora, Çanakkale’ye İstanbul’dan Cumhuriyet’in kuruluşu ile göç etmiş bir ailenin ferdiydi. Büyükbabasının ölümünden sonra, ailenin en büyük oğlu olan Aron (Madam Dora’nın babası) dul kalan annesinin Çanakkale’deki mal varlığına sahip çıkmak üzere, 1923 yılı bitmeden İstanbul’dan Çanakkale’ye göç eder ve annesi ile birlikte burada yeni bir hayat kurmak zorunda kalır. Çanakkale’ye yerleşmesinden kısa bir süre sonra, İstanbul’da yaşayan küçük erkek kardeşine emanet ettiği kız kardeşi Roza’yı da Çanakkale’ye getirtir. İki kadının ve mal varlığının genç yaşında sorumluluğunu almak zorunda kalan Aron, önceleri biraz bocalasa da üç sene içinde işlerini yoluna koyar. Ancak yazık ki hala bekardır. Annesi bu duruma bir hayli üzülmektedir. Ve nitekim çok geçmeden, 1927 yılının baharında Çanakkale’nin ileri gelen ailelerinden birinin kızı olan Allegra ile nişanları yapılır ve aynı yıl evlenirler. İlk çoçukları Madam Dora ise 1928 yılında dünyaya gelir. Yahudi geleneğine göre doğan bu ilk kız çocuğuna gramamanın adını verirler Madam Dora’ya. Ancak babası kendisinin deyimiyle “modern, İstanbul görmüş bir beyefendi” olduğundan ona bir ikinci isim daha verir ve Madam Dora hayat boyu sadece babasının verdiği bu ismi kullanmayı tecih eder.

Olayların yaşandığı1934 yılında 6 yaşında olan Madam Dora, Çanakkale çarşısına yakın olduğunu hatırladığı evlerini, olaylar sırasında yaşananları, kız kardeşi Sara’ya 6 aylık hamile olan annesinin üzüntü ve korkularını, Çanakkale’yi terk edişlerini üzülerek aktardı bana. O, doğduğu şehri, büyükannesinin ailesine ait olan varlıkları, çocukluk anılarını, 1934 yılında gerçekleşen olaylar ile birlikte geride bıraktığı hayatı bana bildiği hatırladığı kadarıyla anlatırken; kendisine büyükannesinin tembihlediği gibi o da bana tembihledi; “Aman bunları her yerde konuşma! Kimse bilinsin, konuşulsun istemez. Haklıdır da! Konuştuk da ne oldu zaten? Giden gitti!”. Gerisini Madam Dora kendi sözleri ile aktarsın;

“Çanakkale’de liman ticareti yapardı babam. Annem, babam, ben, büyükannem ve babamın kız kardeşi Roza hep birlikte yaşıyorduk. Annem kız kardeşime hamileydi yanlış hatırlamıyorsam. Biz İstanbul’a göç ettikten birkaç ay sonra doğdu Sara. Demek ki 5,6 aylık hamileymiş işte annem. Tam bilmiyorum tabii. Ne oldu? Neden oldu? Çocuktum. Hatırlıyorum ama sokakta Türk çocuklar kötü davranırlardı. Hep görüştüğümüz Türk komşularımızla görüşmez olmuştuk son zamanlarda. Büyükannem beni ‘aman İspanyolca konuşma!” diye tembihlerdi sürekli ondan öncede. Çünkü o zamanlar ne zaman ki İspanyolca konuşuyor bir Yahudi hemen ‘haydi ordan gavur’ derler hakaret ederlerdi. Neyse ne diyordum? Trakya olayları zamanı annem babam sonradan köyden adam indirip bizi kırdırdılar derdi. Dükkan camlarının kırıldığını, bizimkilerle Türklerin kavgaya tutuştuklarını hatırlıyorum hayal meyal. Bildiğim bizlere gidin buradan demişler. Babamın bir bürosu vardı kendinin. Limana yakındı yanlış bilmiyorsam. Bir de hangar yani depo. Onu bir Türk komşusunun üzerine geçiriyor. Oturduğumuz ev büyükannemin üzerine, ona babasından kalmış. Babam Gramama’a yalvarıyor ama ona rağmen o evi vermiyor kimseye büyükannem. Bu arada Tant Roza’yı evde saklıyordu hep. Benden 15 yaş büyüktü o vakit Tant Roza. O zaman yirmili yaşlarında herhalde. Bekar da. İstanbullu biriyle evlendireceklerdi. Başına bir iş gelmesin diye hep sakladılar evin bodrumunda onu hatırlıyorum… Evimize kimse girmedi. İlk önceleri Ezine’ye gitmeye karar vermişti babam. Sonra duydu ki orada da olaylar var. Biga dedi. Duydu ki yollar belalı ondan da vazgeçti. Sonunda İstanbul’a gidiyoruz dedi. Toplandık. Limandan onun iş yaptığı gemilerden birine bindik bir akşamüstü. Tesadüf tabii. Ya da ne bileyim belki de değil. Ama hep olmazdı limanda gemi yani. Neyse mama hamile, gramama yaşlı, Roza korku içinde. Hep birlikte İstanbul’a göç ettik. Bizden başka Yahudiler de vardı gemide. Herkes İstanbul’a gidiyordu… Biz İstanbul’da Onkli David’in yanına geldik. Tepebaşında iki odalı bir evde yedi kişi yaşadık uzun süre. Kardeşim orada doğdu. Çanakkale’ye dönmeyi hiç düşünmedi babam. Büyükannemin evi hariç herşey satıldı ama hakkımız yenerek satıldı. Babamın ofisi ve depoyu bıraktığı Türk hakkımızı yedi. Bize belki ederinin yarısını gönderdi. Budur mallarının karşılığı dedi. Yapacak bir şey yoktu. Kabul etti babam. Çanakkale’de hiçbir şeyimiz kalmadı. Bahçeler, ofis, depo her şey gitti. Büyükannem öldükten sonra mirasta onun üzerine olan ev geldi akıllarına. Kapısı kapanmıştı biz çıktığımızda. İçine bizden sonra Bayramiçli Türk bir aile yerleşmiş. Biz gideli 20 sene olmuş tabii. Babam yanında çalışan bir Türk’e vekalet verip Çanakkale’ye gönderdi. Ama evi alamadık. Dediler ki eve yerleşmişler ev artık onlarındır. Yine hakkımız yendi o da gitti elimizden. Bir daha hiçbirimiz gitmedik geri.”

 

Madam Dora ve ailesi olanlardan sonra memleketlerinden ve ata topraklarından olmuşlardı. O, yaşananlardan sonra bugünden geçmişe baktığında Çanakkale’de istenmediklerini biliyor, anlıyordu. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra neden istenmemiş olduklarını düşünmesini istediğimde, Madam Dora cevabı antisemitizmde buldu. Ona göre, “olan biten de pek tabii Nazi parmağı vardı”. Ya Almanların işiydi bu ya da kocasının dediği gibi olsa olsa İsmet Paşa’nın işi olabilirdi. Pek çok gayrimüslim gibi Madam Dora’nın kocası da azınlık karşıtı olaylardan İsmet Paşa’yı sorumlu tutanlardandı. Madam Dora’nın da yürekten inandığ ‘Atatürk bilseydi izin vermezdi’ söylemine sıkı sıkıya tutunarak içinde yaşadıkları seküler ve milliyetçi anlayışı içlerine sindirmeye çalışıyorlardı.

 

Diğer tanıklıklar için: 1934 Trakya Pogromu

Bunları da beğenebilirsiniz...