Felix Nussbaum Evi’nin camları – Anita Sezgener

trv_nussbaum-3_082914_539_332_c1

Anita Sezgener

“Cam ustası aranıyor” ilanını göreli beri. Geri saymalı. Beş gün olmuştur, belki de dört. Kumul bir zamandan gelince hesapların önemi işte. Ayakları sıcak tutmalı. Birkaç kere yineledim boşluğa: Camların ülkesinde sadece camlar vardır.

Rehberin peşine takılmam da bundan, gözlüklerinin camında yansıyan şeyden: Bir cam köprü.

Rehberin sesi kulaklarımı ovuyor:

“1996’da Daniel Libeskind “girişi olmayan müze” fikrinden yola çıkarak Osnabrück Kültür Tarihi Müzesi’nin uzantısı olarak Felix Nussbaum Evi’ni tasarlıyor. Genç yaşta Auschwitz’de öldürülen sürrealist sanatçının anısına. 1998’de açılan müzede sanatçının 300 eserinden 100’e yakını sergileniyor. Müzede üç ayrı bölüm var. Her bir bölüm sanatçının hayatının önemli bir kesitini sembolize ediyor: bölümlerden biri olan penceresiz, dar beton koridor sürgününü, meşe ile kaplı ana bölüm sanatçının gençliğini ve sanatının gelişimini, “köprü” diye adlandırılan ve çinko levhalarla kaplı bölüm ise hayatının son günlerini ve toplama kampındaki ölümünü.

Libeskind’in ek olarak tasarladığı yeni uzantı Mayıs 2011’de açılıyor. Bu yeni uzantı yeni bir element olmaktan öte, varolan binaların vektörlerini saptıran bir prizma görünümünde. Bir giriş salonu ve müze dükkânıyla yukarıdaki kat bir derslik işlevi görüyor. Müze bir yanda, Akzisehaus diğer yanda. Antrasit renkli ince çerçeveler sıvalı alan içine yerleşmiş pencereleri öne çıkarıyor. Ön cephe Felix Nussbaum Evi’nin bütün aralıklarının geometrilerinin yansıdığı bir ekrana dönüşüyor. Ve böylelikle müze kayıp geçmişle bir bağ kurma görevi üstleniyor. Sanatçının en önemli otoportrelerinden biri de karşınızda durmakta: Self-portrait with Jewish identity card…”

Durup uzun uzun incelemeye vakit bulamadan. Çağrılıyorum. Müdürün odasına yöneliyorum.

Bunları da beğenebilirsiniz...