İçeriğe geç

“Şuyuu Vukuundan Büyük” İsrail-Kürt İlişkilerine Dair Bir Kronoloji – Ayşe Hür

Yazan Ayşe Hür
“Şuyuu Vukuundan Büyük” İsrail-Kürt İlişkilerine Dair Bir Kronoloji – Ayşe Hür
Yayınlanma tarihi:

“Son dönemin popüler tartışma konusu İsrail-Kürt ilişkileri. Kürtlerin uluslararası arenada tanınmış tek siyasi statüsü Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi olduğu için esas olarak bu “entite” ile İsrail ilişkileri mercek altında olmalıyken, 8 Aralık 2024 tarihinden IŞİD’e müzahir HTŞ’nin liderliğindeki Selefi gruplarla PKK ile ilişkili YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG arasında süren bilek güreşi dolayısıyla, 2019’dan beri Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi (Rojava) adıyla tanınan oluşumun İsrail’le ilişkisinin olup olmadığı merak ediliyor. Bu yazı özellikle Türkiye’de bu ilişkilerde katalizör rolü oynadığı düşünülen Kürt Yahudilerin uzak tarihleri hakkında değil; 14 Mayıs 1948 günü uluslararası meşruiyete sahip olan İsrail Devleti ile bölge Kürtleri, Kürt yönetimleri ve Kürt Yahudileri arasındaki ilişkilere dair.

Bu konuda üretilmiş pek çok kaynak var muhakkak. Ancak ben Kürtçe kaynaklara ya ulaşamadım ya da dili bilmediğim için okuyamadım. İsrail veya Yahudi kaynakları ise İngilizce’ye bolca çevrilmiş. Dökümde yanlılığı asgariye indirmek için elimden geldiğince farklı kaynaklardan kontrol ederek aktardım bilgileri. Bu döküm, sizlerin daha ileri araştırmaları için bir başlangıç noktası oluştursun yeter…”

14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti ilan edildiğinde, kurucu elitlerin Kürt “stratejisi” 1949’da İsrail gizli istihbarat servisi Mossad’ın ilk lideri olacak Reuven Shiloah’un Britanya Manda yönetiminde yaşayan Yahudileri korumak için Yahudi Ajansı bünyesindeki Haganah teşkilatı adına 1932’de Irak’a İbranice öğretmeni ve Bağdat Üniversitesi’nde Doğu Çalışmaları öğrencisi kimliği altında yaptığı gözlemler çevresinde oluşturulmuştur. Shiloah Irak’ta bulunduğu süre boyunca, Irak Yahudilerinin durumu ve İsrail Toprakları’ndaki duruma ilişkin İngiliz ve Iraklıların değerlendirmeleri hakkında raporlar hazırlamış, 1935’te bu kez Filistin Postası için çalışan bir gazeteci kimliği altında tekrar Bağdat’a gönderildiğinde ise Kürt aktivistlerle bağlantılar kurmuştu. Dönüşünden sonra, Haganah’ın askeri istihbarat bölümünde yerel Araplar arasında faaliyet gösteren Shiloah, 1936’dan itibaren Yahudi Ajansı’nın Siyasi Departmanı’na bağlı olarak Lübnan ve Suriye’de istihbarat toplama görevleri üstlendi ve İngiliz istihbarat teşkilatlarıyla irtibat kurmaktan sorumlu oldu. (Geniş bilgi için: Haggai Eshed, Reuven Shiloah, The Man Behind the Mossad: Secret Diplomacy in the Creation of Israel, Portland: Frank Cass., 2005.)

Ben Gurion’un Çevreleme Doktrini

İsrail Devleti’nin yakın çevresinde Arap olmayan devlet ve gruplarla işbirliğini öngören çevre doktrininin fikir babalığını yapan Shiloah’ın en büyük destekçisi elbette İsrail Devleti’nin ilk Cumhurbaşkanı  Ben Gurion’du. Beir Zeit Üniversitesi öğretim üyesi Saleh Abdul Jawad’a göre Ben Gurion, 1930’ların sonlarından itibaren tartışılmaz Siyonist ilkeler haline gelecek bazı prensipler ortaya koymuştu:

1. Araplar, Siyonist hareketin başlıca düşmanıdır. Bu baş düşmanla mücadele etmek için Siyonizm’in, Batı’daki müttefikleriyle birlikte hareket edecek Doğu’da müttefikler bulması gerekmektedir. Bu (birincil) çatışma karşısında Siyonist projenin gücünü desteklemek ve karşı güç olarak hareket etmek için bu müttefiklere ihtiyaç vardır. Sonuç olarak bu, ‘bizimle onlar arasında kanlı bir mücadeledir’. Dolayısıyla, “Yahudi halkının başlıca düşmanı” olan Arap milliyetçiliğine karşı çıkan veya onunla savaşmaya hazır olan herhangi bir grup veya mezhep, Siyonizm’in yerleşim ve devlet odaklı politikalarını uygulamasına yardımcı olan bir müttefiktir.

2. Çeşitli hükümetlerin terör ve zulmüne maruz kalan Yahudi halkı, özellikle de Arap ülkelerinde yaşayanlar, Araplar veya Müslümanlar tarafından “ezilen” tüm azınlık ve grupları müttefik ve ortak olarak görmektedir. Dolayısıyla, bu zulümden kurtulma ihtiyacı her iki taraf için de ortak ve hissedilmektedir.

Abdul Jewad’a göre Ben Gurion 1948 sonra “Çevreyi Müttefik Yapma Teorisi” (kısaca “Çevre Doktrini” ya da “Çevreleme Doktrini”) diye adlandırılabilecek bu doktrini daha da geliştirerek Arap ülkeleri etrafında bir düşman halkası oluşturmayı umuyordu. Bu bağlamda İsrail, Türkiye, İran ve Etiyopya ile stratejik ilişkiler kurmaya odaklandı. (Türkiye-İsrail ilişkilerine dair bir yazımın linki: “75 Yıllık Türkiye-İsrail İlişkileri”, Avrupa Demokrat, 20 Nisan 2024)

Bu ortaklıklar esas olarak Suriye, Sudan, Lübnan ve Mısır’ı zayıflatmak için tasarlanmış olsa da, nihai hedef Irak’tı. İsrail, Irak’tan kaynaklanan tehditleri azaltmak veya ortadan kaldırmak amacıyla Kürt hareketinin liderleriyle gizlice yakın temaslar kurmuştu. (Saleh Abdel Jawwad, “Israel: The Ultimate Winner“)

Fahrud pogromu, Ezra ve Nehemya Operasyonu

Ancak, 1930’larda  22.000’i Irak’ta olmak üzere Türkiye, Suriye, Iran, Sovyet Ermenistanı gibi yerlerde yaşayan 25.000-30.000 Kürt Yahudisi İsrail’e yerleşse de bu Ben Gurion’un doktrini yüzünden değil, adı anılan ülkelerdeki anti semit politikalar ve toplumsal tepkiler yüzündendi.  (Michael M. Gunter, The A to the Z of the Kurds, Maryland: Scarecrow Press, 2003, s. 90.)

Bu bağlamda özel bir örnek vermek gerekirse, 1-2 Haziran 1941 tarihlerinde, Yahudilerin Şavuot Bayramı sırasında Irak Krallığı’nın başkenti Bağdat’ta Yahudilere yönelik “pogrom”u (ki Farhud diye bilinir) hatırlatabilirim. (Bu konuda daha geniş bilgi için: Nesi Altaras, “Farhud’un 77. Yılı”)

Farhud sırasında İsrail Devleti henüz kurulmadığı için; Yahudi Ajansı’nın da büyük bir “kurtarma harekatı”nı yürütmeye gücü yetmediği için, Irak Yahudileri bir süre beklemek zorunda kalmışlardı. Ancak 1948 sonrası bu konuda planlar yapılmaya başladı. Başlangıçta Basra’dan deniz yoluyla İsrail’in Eilat limanına getirilmeleri planlamıştı. Ancak plan, İsrail ile Irak arasındaki resmi savaş hali ve Mısır’ın (Sina ve Arap Yarımadası arasındaki 5 km.lik) Tiran Boğazı’nı abluka altına alması nedeniyle uygulanamamıştı. Antisemit tabanı temsil eden mevcut Irak Hükümeti, Irak Yahudilerinin kitleler halinde İsrail’e akın etmemeleri koşuluyla hava yoluyla göçüne izin vermeyi kabul edince adını Tevrat’a göre MÖ 539 yılında Babil Sürgünü’nden Filistin’e dönerken Yahudilere öncülük yapan Ezra ve Nehemya peygamberlerden alan bir operasyon düzenlendi. İlk sefer Mayıs 1950 tarihinde yapıldı. 1951 yılında  Irak’ta, “Yahudileri Vatandaşlıktan Çıkarma Kanunu” kabul edilince taşıma işi ciddiye bindi. Bir yıl sonra vatandaşlıktan çıkarılan Yahudilerin tüm mülk ve mallarına el konulunca artık Irak’ta kalmak ölümcül bir tehlike halini almıştı. Sonuçta Aralık 1952’e kadar yaklaşık 113 bin Yahudi “tarafsız ülke” diye tanımlanan Kıbrıs üzerinden İsrail’e taşındı. Daha sonra nakiller İran ve Türkiye üzerinden yapıldı. Böylece Irak’tan İsrail’e getirilen Yahudi göçmenlerin sayısı 121 bine ulaştı. (H. M. Sachar, A History of Israel: From the Rise of Zionism to Our Time, New York, 2000: 398- 399.)

Bazı İsrail kaynakları, esas olarak Irak istatistiklerine dayanarak, 1947’de Erbil’de 3.109, Kerkük’te 4.042, Musul’da 10.345, Süleymaniye’de 2.271 ve Diyala vilayetinde 2.851 Yahudi olmak üzere Irak’ın Kürt nüfuslu bölgelerinde toplamda 22.618 Yahudi’nin yaşadığını ileri sürüyorlar. Bunların ne kadarı Ezra ve Nehemya Operasyonu ile İsrail’e getirildi bilmiyoruz. (Erich Brauer, The Jews of Kurdistan, Detroit: Wayne State University Press, 1993, s. 16.)

Türkçeye Babamın Cenneti: Bir Oğlun Kürt Irak’ta Yahudi Geçmişini Arayışı (Sonsuz Kitap, 2010) adıyla tercüme edilen 2006’da İngilizce yayımlanan My Father’s Paradise adlı biyografik kitabın yazarı Kürt Yahudisi Ariel Sabar, Irak’ın Zaho bölgesindeki Kürt Yahudisi cemaatinde doğan büyükbabası Efraim Ben-Sabagha’nın henüz 13 yaşında iken, 1951’de Tel Aviv yakınlarındaki İsrail Lod Havalimanı’nda ayağı yere değdiği anı şöyle betimlemişti:

“El yapımı jimidani başörtüleriyle Yakın Doğu Ulaştırma uçaklarından inen Kürtler, sanki bir zaman makinesi onları uzak bir geleceğe bırakmış gibi sersemlemiş ve şaşkın görünüyorlardı. Ebeveynler, temkinli bakışlar ve kucak dolusu çocuklarıyla, aydınlık asfalta inen basamakları iniyorlardı. Yorgun bedenler şangırdarken, kemer halkalarına asılı çaydanlıklar ve boyunlarına ve bileklerine iblis kovucu muskalar takırdıyordu. Çok az kişi daha önce uçak görmemişti, bırakın uçmayı.”

Baba Efraim, İsrail’e vardıktan sonra Aramice “kumaş boyama evi” anlamına gelen “Ben-Sabagha” soyadını, “kaktüs çiçeği” anlamına gelen “Sabar” olarak değiştirerek Kürt köklerini gizleyecek, böylelikle Ortadoğululara tepeden bakan “elitlerin” yaşadığı İsrail’e uyum sağlamaya çalışacaktı. Yazara göre “Kutsal Topraklar” büyük büyükbabasında hayal kırıklığı yaratmıştı, çünkü orada, dini bütün bir “cennet” bulmayı beklerken; Şabat’ta sigara içen, sokaklarda küfür eden insanların yaşadığı laik bir dünyayla karşılaşmıştı. Ancak Sabagha/Sabar Ailesi’nin İsrail’e Müslümanların çoğunlukta olduğu topraklardan göç eden Yahudileri hem kolektif kimliğin parçası haline getiren hem de ötekileştiren “Mizrahi” toplumuna dahil olmaktan başka çaresi yoktu. (Yazarla yapılmış bir röportaj: Babamın Cenneti )

1958’de Irak’ta Abdülkerim Darbesi ile değişen dengeler

İsrail-Kürt ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası 14 Temmuz 1958 tarihinde Kürt asıllı General Abdülkerim Kasım liderliğindeki bir askerî darbe ile Irak monarşisi sona ermesi oldu. O gün Kral II. Faysal ve ailesi kurşuna dizildiler, ardından Irak Cumhuriyeti ilân edildi. İran’ın kuzeybatısında, Türkiye ve SSCB sınırına yakın Urumiye Gölü’nün güneyinde yer alan vadide 22 Ocak 1946-31 Mart 1947 tarihleri arasında varlık bulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin sonlanmasından beri (kısa bir süre dışında) SSCB’de sürgünde olan Molla Mustafa Barzani, 6 Ekim 1958’de Irak’a döndü. O güne dek illegal olarak faaliyet gösteren ve İbrahim Ahmad tarafından yönetilen Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) legal hale geldi. Partinin içinde çeşitli kanatlar vardı. Barzani ve Talabani aileleri bunların en önemlileriydi. Celal Talabani, İbrahim Ahmad’ın damadıydı. Aşiret ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen Barzaniler General Kasım’ın toprak reformuna karşı çıktıkları için gözden düşerken, Soranice konuşan şehirlileri temsil eden Talabaniler General Kasım’ın yanında yer aldılar ve yıldızları parlamaya başladı. İsrail’in Irak Kürtlerine ilgisi bu olaylarla yeniden canlandı. (Ayrıntılı bilgi için: Yossi Alpher, Periphery: Israel’s Search for Middle East Allies, Maryland: Rowman and Littlefield, 2015.)

1959 yılında Molla Mustafa Barzani’nin elçisi Kamuran Ali Bedir Han ile İsrail Dışişleri Bakanı Golda Meir İsviçre’nin Zürih kentine buluştu. Bu görüşmede İsrail’den Irak hükümetine karşı siyasi ve diplomatik yardım isteyen Kürtlerin asıl hedefi ise İsrail aracılığıyla Amerikan Hükümeti’nden yardım istemek olmuştu. Washington Soğuk Savaş döneminde bölgede Arap tepkisini çekecek ve Sovyet-Arap yakınlaşmasını sağlayacak bir Amerikan-Kürt ittifakına karşı çıksa da Kürtlerin Amerikan yardımını İsrail ve İran üzerinden dolaylı olarak almasını sağlamış ve böylece Kürtleri Irak-Sovyet yakınlaşmasına karşı denge unsuru olarak kullanmıştı. (Douglas Little, “The United States and the Kurds: A Cold War Story”, Journal of Cold War Studies, cilt 12, sayı 4, 2010, s. 67-85.)

1963 Abdüsselam Darbesi ve sonrası

8 Şubat 1963’te Irak diktatörü General Kasım, Arap Sosyalist Baas Partisi’nce (ASBP) düzenlenen bir darbeyle devrildi ve öldürüldü. Başa yol arkadaşı Arap milliyetçisi Abdüsselam Arif geçti. General Arif, 1964’te KDP’yi dışta bırakarak, doğrudan Barzanilerle görüşmeler yaptı. Bunun meyvesi Geçici Anayasa ile Kürtlere Irak’ın bütünlüğünü bozmamak kaydıyla bazı “milli haklar” verilmesi oldu. Bu ilişki elbette Barzanilerin kadim rakibi Talabanileri rahatsız etti. Talabaniler Barzanileri genel Kürt çıkarlarından çok aile çıkarlarını kollamakla suçladılar. İsrail’in Iraklı Kürt gruplara geniş ölçekli cephane yardımı yapması bu dönemde başladı. Örneğin Botan Emiri’nin lideri Mir Bedirhan Bey’in torunu Kamuran Ali Bedirhan Bey, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Beyrut’ta tanıştığı, sonradan İsrail Dışişleri’nin önemli bir diplomatı olan Maurice Fischer’in aracılığıyla, 1963 yılında Başbakan David Ben-Gurion ile Paris’te buluştu. İddialara göre Bedirhan Bey, Ben-Gurion’dan Barzani’yi ve Irak Kürtlerini desteklemesini talep etmişti. (J. Alpher, Periphery: Israel’s Search for Middle East Allies, Lanham: Rowman & Littlefield, 2015, s. 52.)

Ağustos 1965’te”Merved (Halı) Operasyonu” gereği bu peşmergeler İsrail’e götürülerek orada 3 ay eğitimden geçirildi. Yine üç askeri istihbaratçı, Irak’ın kuzeyine giderek peşmergeleri eğitmeye başladı.  Ağustos 1965’te, İsrailli eğitmenler tarafından yürütülen Kürt subaylar için ilk eğitim kursu Kürdistan dağlarında düzenlendi. Kürt liderlerle görüşmeler Haziran 1966’da Tahran’da Levi Eşkol ve heyeti arasında gerçekleştirildi. Bir rapora göre, Kürtler 1967’de Iraklılara karşı bir saldırı düzenleyerek İsrail’in savaş çabalarına destek verdi ve bu durum, Iraklıların diğer Arap ordularına yardım etmesini engelledi. Karşılığında, 1967 savaşından sonra Kürtlere Mısır ve Suriye ordularından ele geçirilen Sovyet teçhizatı sağlandı. İsrail de Kürtlere ayda 500 bin Dolar tutarında para yardımı yaptı ve liderleri Molla Mustafa Barazani ve oğlu Mesut Eylül 1968’de [Not: Kaynakta 1967 diye geçiyor ancak görüşme Baas rejiminin iktidarı ele geçirdiği 17 Temmuz 1968’te darbesinden sonra olmuştu], Mustafa Barzani İsrail’i 1968 ve 1973’te toplam iki kere ziyaret ederek üst düzey temaslarda bulunmuştu ve ardından Eylül 1973’te İsrail’i ziyaret etti. İlk ziyaret sırasında dönemin İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan ile buluşan Barzani ikilisi, kendisine özel bir Kürt hançeri hediye ettiler. (Daha fazla bilgi için: Benjamin Beit-Hallahmi, ‘The Israeli Connection: Who Israel Army and Why?, I. B . T a u r i s & Co Ltd, 1988)

İddialara göre İsrail bu işbirliği sayesinde Irak ordusu hakkında önemli istihbarat bilgileri sağlamış ve Kürtlerin 1966 yılında Sovyet yapımı MiG-21 savaş uçağı ile birlikte İsrail’e kaçmasına yardım ettiği Iraklı pilot Munir Redfa’nın verdiği bilgiler 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında İsrail’in hava gücü zaferinde önemli rol oynamıştı. (Tom Cooper, “In 1966, Israeli Intelligence Convinced an Iraqi Pilot to Defect with His MiG21 Fighter”)

Barzanilerin Ketumluğu

“Mesud Barzani, Güney Kürdistan ulusal demokratik hareketinin mücadele tarihini kaleme aldığı yaklaşık bin iki yüz sayfalık ‘Barzani ve Kürt Ulusal Hareketi’ adlı iki ciltlik kitabında, İsrail ile ilişkilere sadece iki buçuk sayfa yer vermiştir. Mele Mustafa Barzani’nin İsrail ziyaretleri hakkında ise hiçbir bilgi, ima ve ipucu kitapta yoktur. Irak Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arşivinin bu döneme ait bölümü ‘gizli’ mühürlüdür.” diyen Çetin Çeko bu görüşmenin KDP Politbürosu adına Kamuran Bedirhan ve Celal Talabani ile dönemin İsrail Savunma Bakanı yardımcılarından, daha sonra Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan Şimon Perez ile yapıldığını söylüyor. (Çetin Çeko, “Bir Sessizlik Tarihi: Mele Mustafa Barzani’nin İsrail Ziyaretleri”)

Bu görüşmenin ardından, Celal Talabani’nin kayınbabası İbrahim Ahmed’in başkanlığında aralarında Ömer Mustafa Debabe ve Seyyid Aziz Şemzini’nin olduğu heyet, KDP adına İsrail’e resmi ziyaret gerçekleştirecektir. Çeko’ya göre;


“İsrail hükümeti adına da İsrail gizli servisi MOSSAD’ın deneyimli istihbarat elemanı David Kimche, 1965’de Kürdistan’a bir ziyaret yapar. Kimche’nin ziyaretinin amacı, İsrail askeri ve istihbarat elemanlarının bölgede faaliyetlerine izin veren şartların olup olmadığını tetkik etmektir. 1966’da Kürdistan’dan ise İsrail’e iki hediye gönderilir. Bunlardan biri Kürdistan dağlarında peşmerge ile birlikte yaşayan boz bir ayıdır. Boz ayı, özel bir operasyonla 1966’da İsrail’e götürülür ve Tel Aviv Hayvanat Bahçesine hediye edilir. Bir diğer hediye de Kürdistan’da görev yapmış, bu yüzden ailesinden aylarca uzak kalmış, MOSSAD istihbarat elemanı David Bechor’un eşi Naomi’ye, Mele Mustafa Barzani tarafından gönderilen altın gerdanlıktır. 1968 baharında Güney Kürdistan ulusal hareketine askeri yardım getiren İsrail Hava Kuvvetlerine ait uçak, İran’da yükünü boşaltması ardından kimliği gizli iki yolcusunu alarak havalanır. Bu iki gizemli yolculardan biri Mele Mustafa Barzani, diğeri ise Dr. Mahmud Osman’dır. Barzani ve Dr. Mahmud Osman Tel Aviv’de dönemin İsrail Cumhurbaşkanı ZalmanShazar, Dışişleri Bakanı AbbaEban, Mossad Başkanı Tümgeneral Meir Amir ve Savunma Bakanı başta olmak üzere diğer İsrailli yetkililerle görüşürler. Barzani ayrıca, Kürdistan’dan tanıdığı ve İsrail’e göç eden Kürt Yahudi dostları ile de buluşur. Görüşmeler basına kapalı yapılır. Toplantıların çoğu törensel nitelikte olsa da Barzani’nin MOSSAD ile yaptığı görüşmeler, İsrail ile ilişkilerin nasıl güçlendirilebileceği ve Kürdistan ulusal demokratik hareketine verilecek desteğin ölçeği üzerinde odaklanır. İsrail’in Araplara karşı kazandığı zaferin boyutunu bizzat görmesi için Barzani, Sina’ya bir geziye götürülür. Ayrıca, Mele Mustafa Barzani’ye İsrail Kürdistan dostluğunun nişanı olarak ‘General” rütbesi verilir.”

1967 Altı Gün Savaşları

1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından yükselen anti-semit dalganın etkisiyle Irak’ta kalan az sayıdaki Kürt Yahudi de Irak’tan ayrıldı. Böylece Zaho’daki 5 bin kişilik son Yahudi topluluğu, birkaç zengin kişi hariç, neredeyse tamamen yok oldu. (H. M. Sachar, A Histoy of Israel: From the Rise of Siyonizm to Our Time, New York, 2000: 398-399.)

Tel Aviv Üniversitesi’nden Profesör Ofra Bengio, İsrail’in o dönem Irak Kürtlerine verdiği desteği şu şekilde tanımlıyor:

“Zaman ve mekan açısından sınırlı olsa da, bu destek Irak’a karşı Amerikan-İsrail-İran komplosu teorisini ortaya attı. Irak’a, İsrail ile ortak sınırı olmamasına rağmen, çatışmaya dahil olmanın bir bedeli olabileceğini kanıtladı ve nihayetinde genel Arap-İsrail çatışmasına güçlü bir ikili unsur ekledi. İsrail’in Kürtlere verdiği destek, Irak devletinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit ediyor olarak algılandı. Irak için bu destek, Kuzey Irak’ta ‘ikinci bir İsrail’ kurma girişiminden başka bir şey değildi.” (Ofra Bengio, “Crossing the Rubicon: Iraq and the Arab-Israeli Peace Process”, Middle East Review of International Affairs, cilt 2, sayı 1 March 1998, s. 33-34.

Nitekim iki taraf açısından yararlı olan işbirliği İran’ın 1975 yılında Irak ile imzaladığı Cezayir Antlaşması ile son bulacaktı. Böylece İsrail, İran’ın sağladığı toprak bağlantısı olmadan Kürtlere yardım edemeyecek ve Bağdat Kürt isyancıları hızlı bir şekilde yenilgiye uğratacaktı. 1960’larda Kürtlerin askeri eğitiminde Mossad sorumlusu olarak görev yapan Eliezer Tsafrir 21 Şubat 1999’da Reuters’e verdiği mülakatta “Kürtlere yardım etmek bizim için stratejik bir çıkardı çünkü Irak düşmanımızdı ama aynı zamanda bunu insani bir mesele olarak da görüyorduk. Kürtleri seviyorduk” demişti. Tzafrir’e göre İsrail, 1965’ten 1975’e kadar Iraklı Kürt lider Mula Mustafa Barazani’nin karargahında askeri danışmanlar bulundurarak isyancıları eğitmiş ve onlara hafif silahlar, toplar ve uçaksavar silahları sağlamıştı. Karşılığında İsrail, diğer kazanımlarının yanı sıra, isyancıların Bağdat’ta topladığı istihbarata erişim elde etmişti. Bu arada Tzafrir, Türkiye veya İran’daki Kürtlere hiçbir zaman yardım yapılmadığını söyledi. Hatta PKK’yı “açıkça terörist bir grup” olarak nitelendirdi. (Daha fazla bilgi için: Trita Parsi, Treacherous Alliance: The Secret Dealings of Israel, Iran, and the United States, New Haven: Yale University Press, 2007, s. 53.)

1991 Birinci Körfez Savaşı ve İsrail lobileri

İsrail ve Kürtler arasındaki özel ilişki, özellikle 1991’de Kuveyt işgaline yanıt olarak ABD liderliğindeki koalisyonun Irak’a karşı operasyonu sırasında belirginleşti. Çöl Fırtınası Harekâtı’nın başlamasının ardından, Irak’ın kuzeyindeki Kürt ayaklanması ve güneyindeki Şii isyanı, koalisyon tarafından başlatılıp koordine edilerek aynı anda patlak ver(diril)di. İki isyan da Irak hükümeti tarafından acımasızca bastırıldı. Kuzey Irak’taki Kürtlere yönelik cezalandırıcı önlemler, on binlerce Kürt’ün mülteci durumuna düşmesine yol açtı. Dünyanın dört bir yanındaki Yahudi örgütleri, Iraklı Kürtler için yardım toplamak amacıyla kaynaklarını seferber ederken, güçlü lobi grupları, Irak’ı Kürtlere yönelik baskıyı durdurmaya zorlaması için hükümetlerine (özellikle ABD’dekilere) baskı yapmaya çalıştı. Amerikan İbrani Cemaatleri Birliği (UHAC), ABD hükümetini Kürtlere sırtını dönerek “siyasi ve ahlaki sorumluluktan utanç verici bir şekilde feragat etmekle” suçladı. Dahası İsrail, büyük bir yardım operasyonu başlatarak ve Irak-Türkiye sınırındaki mültecilere tıbbi malzeme, giysi ve battaniye gönderdi. Giysi toplama kampanyasının yükünü İsrail’deki 100 bin kişilik Kürt Yahudi topluluğu çekti elbette. İsrailli Kürtler, Başbakan Şamir’in ABD Dışişleri Bakanı James Baker ile görüşmesi sırasında Kudüs’teki ofisinin önünde gösteri yaparak Amerikan hükümetini Kürtleri Saddam Hüseyin’den korumaya çağırdı. (Aktaran Sargis Mamikonian, “Israel and the Kurds (1949-1990)”, Iran and the Caucasus, cilt 9, sayı 2, 2005, s. 398, 45 nolu dipnot.)

Mamokonian’a göre “İsrail istihbaratının, Kürt kaynaklar ve eski SAVAK ajanlarıyla olan temasları sayesinde, İsrail Hava Kuvvetleri’nin Haziran 1998’de bombaladığı Osirak’taki Irak Tammuz-1 nükleer reaktörü için değerli konum ve kimlik verileri elde ettiği sonucuna varmak makul görünüyor.” (a.g.y., s. 396)

Genetik akrabalık arayışları

İsrail ile Kürtler arasında güvenlik bağlamında kurulan bu ilişkilere bir de “biyolojik akrabalık” girdisi eklemek ihtiyacı 1990’ların sonlarında ortaya çıkmış görünüyor. Kudüs İbrani Üniversitesi’nden Ariella Oppenheim liderliğinde yürütülen ve 2000 yılında raporu yayımlanan çalışmanın bulgularına göre, Yahudiler ve Kürtler arasındaki genetik bağ, Yahudiler ve Yahudiler gibi Sami dili konuşan komşu Arap halkları arasındaki bağlardan daha belirgindir. Araştırmacılar Yahudiler ve Kürtlerin, modern Irak ve Türkiye’nin sınır bölgelerinde yaşayan ortak bir atadan geldiğine inanıyor. (Ariella Oppenheim, “High-Resolution Y Chromosome Haplotypes of Israeli and Palestinian Arabs Reveal Geographic Substructure and Substantial Overlap with Haplotypes of Jews”, Human Genetics, no. 107, Aralık 2000, s. 630-641b.)

2003 Irak’ın işgali ve sonrası

2003 yılında Amerika’nın Irak’a yönelik askeri operasyonu yeni bir eşik oldu. Savaş sonunda Saddam idam edilir, Baas iktidarına son verilirken, ülkede yaygınlaşan etnik ve dini çatışmalar İsrail’in geleneksel düşmanlarından biri olan Irak Devleti’ni parçalanmaya itti. Dolayısıyla Irak, Arap-İsrail güç mücadelesinde önemli bir aktör olmaktan çıktı. Fakat savaş sonrasında oluşan güç boşluğu ve mezhepsel çatışmalar, işgal güçleri tarafından kontrol edilemeyince artan kaos ve anarşi bölgesel güvenliği tehdit ettiği gibi bu dönemde İsrail’in en büyük güvenlik tehdidi olarak gördüğü İran’ın Iraklı Şiiler üzerinden gücünü artırmasına da olanak sağladı. Bu bağlamda Orta Doğu’daki güç dengeleri değişirken, İsrailli yöneticiler Iraklı Kürtlere “stratejik” ittifaklık ilişkisi içerisinde yaklaşmaya başladı. (John J. Mearsheimer ve Stephen M. Walt, The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy, New York: Farrar, Straus and Giroux, 2007, s. 229)

O yıl Iraklı bir Yahudi olan İsviçreli yönetmen Samir Jamal al-Din tarafından çekilen Bağdat’ı Unut adlı 111 dakikalık belgeselde İsrail’de yaşayan ancak dilleri, kültürleri ve gelenekleriyle hâlâ bağlantılı olan dört Kürt Yahudi’nin hayat hikayesini anlatıyordu. Film, temelde Aşkenaz Yahudileri tarafından yönetilen bir ülkedeki büyük “Mizrahi” topluluğunun geçmişe duyulan özlem ve modern İsrail’deki Kürt Yahudilerinin kültürel yabancılaşması gibi karmaşık kimlik sorunlarına odaklanıyordu. (Mamikonian, s. 389.)

İsrail’le Kürtler arasındaki bu yeni dönemi ilk kez 28 Haziran 2004 tarihli The New Yorker gazetesinden kamuoyuna duyuran Seymour Hersh (“Plan B”) İsrailli yöneticilerin Irak’ın istikrarı konusunda Bush yönetimine güvenlerini yitirdiklerinden İsrail’in ulusal çıkarlarını korumak için kendi “B Planı”nı uygulamaya koyduklarını ve bu bağlamda Iraklı Kürtlerle işbirliğine gittiklerini vurgulayacaktı. Bu plan çerçevesinde İsrailli askeri ve istihbarat yetkililerinin işadamı kimliği altında gizlice Kuzey Irak’a gittikleri, Kürtlere askeri eğitim verdikleri ve İran ile Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölgelerde örtülü operasyonlara giriştikleri Hersh’in raporunda yer alan bilgiler arasındaydı. İsrailli yetkililer raporda yazılanları reddetse de, benzer haberler ilerleyen zamanlarda ulusal ve uluslararası basına yansımaya devam etti. 2005 yılının sonlarında bu sefer İsrail gazetesi Yedioth Ahronot İsrailli güvenlik ve iletişim firmalarının Kuzey Irak’ta faaliyette gösterdiğini, bu firmaların Kürtlere ileri teknoloji ürünü teçhizat sağladıklarını ve askeri eğitim verdiklerini yazdı. Haberde bazı İsrail işletmelerinin de Iraklı Kürtlere ekonomik ve güvenlik danışmanlığı yaptığı ve bölgede gizli bir askeri eğitim kampı kurulduğu da belirtiliyordu. (Anat Tal-Shir, “Israelis Trained Kurds in Iraq”)

Barzani: “İsrail ile ilişki kurmak suç değil.”

Mesud Barzani, Mayıs 2006’ta Kuveyt ziyareti sırasında “İsrail ile ilişki kurmak suç değil. Bağdat, İsrail ile diplomatik ilişki kurarsa Erbil’de konsolosluk açabilirler” dedi. Dönemin Irak Cumhurbaşkanı ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani de 2008’de Yunanistan’da katıldığı bir konferansta dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ile el sıkıştı. Bu jesti şiddetli eleştirilere neden olunca söz konusu toplantıya KYB lideri sıfatıyla katıldığını söylemek zorunda kaldı. 20 Eylül 2006’da BBC İsrail’in Kuzey Irak’taki varlığını haber yaptı, İsrailli yetkililerin Iraklı Kürtlere verdiği askeri eğitimin görüntülerini kamuoyu ile paylaştı. (Magdi Abdelhadi, “Israelis ‘Train Kurdish Forces’”)

9 Ocak 2012 tarihli Le Figaro gazetesi, İsrail istihbarat teşkilatı Mossad’ın Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinde İran rejimine muhalif olan ve sürgünde bulunan İranlı Kürtlere nükleer tesislere sabotaj ve İran’ın nükleer alanda uzman bilim adamlarına suikast gibi konularda eğitim verdiğini yazdı. O yılın Haziran ayında Kuzey Irak merkezli “İsrail-Kürt” dergisinin editörü Mawloud Afand, İran istihbaratından olduğu iddia edilen kişilerce Süleymaniye şehrinde kaçırıldı. (Aktaran Murat Ülgül, “Daha Açık, Daha Geniş, Daha Homojen: İsrail’in Kort Politikasında Değişim ve Nedenleri”, Akademik Ortadoğu, Cilt 12, Sayı 2, 2018, s. 62.)

Netanyahu: “Kürtlerin bağımsızlık özlemini desteklemeliyiz.”

29 Haziran 2014’te Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde (INSS) konuşan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “[…] Kürtlerin bağımsızlık özlemini desteklemeliyiz”, “siyasi bağlılıklarını kanıtlamış ve bağımsızlığa layık savaşçılardan oluşan bir ulus” dedi. Bir ay sonra Netanyahu, bir parça empatiyle “bunu hak ediyorlar” diye ekledi. (Aldo Liga, “Israel and Iraqi Kurds in a Transforming Middle East”, IAI Working Papers, 16/34, December 2016, s. 8.)

İsrail Washington’un ve Irak merkezi hükümetinin tüm itirazlarına rağmen Kuzey Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimi’nden ilk kez petrol satın alarak ilişkiye ekonomik boyut kattı. (Julia Payne, “Israel Accepts First Delivery of Disputed Kurdish Pipeline Oil”)

Karşılıklı jestler

Ağustos 2015’te İngiliz gazetesi The Financial Times, İsrail’in petrol ihtiyacının dörtte üçünün Irak’taki yarı-otonom Kürt bölgesinden karşılandığını ve Kürtlerin elde edilen parayla radikal teröristlere karşı savaşı finanse ettiğini yazdı. Ekim 2015’de Kürt Bölgesel Yönetimi Kürt Yahudi olan Sherzad Omar Mamsani’yi Din İşleri Bakanlığı’nın Yahudi temsilcisi olarak atadı. Kasım 2015’te Kürt bölgesinde 70 yıl önce Yahudilerin Irak’tan sınır dışı edilmesinin anısına bir seremoni düzenlendi. (Aktaran Murat Gül, s. 64.)

2016 yılının başında Tel Aviv’de bir konferansta konuşma yapan Adalet Bakanı Ayalet Shaked, “kadim, demokratik ve barışsever bir topluluk” olarak tanımladığı Kürtlerin “hiçbir ülkeye saldırmadıklarını” ve bölgedeki cihatçı gruplara karşı İsrail ile Kürtlerin ortak çıkarları olduklarını belirtti ve bu bağlamda bölgede “İran ve Türkiye’yi birbirinden ayıracak” ve “İsrail ile dost olacak bir Kürt devletinin kurulması” çağrısında bulundu. (Tamar Pileggi, “Justice Minister Calls for an Independent Kurdistan”)

İsrail Devleti’nin Orta Doğu politikasının şekillenmesinde önemli bir diplomat olan Bölgesel İşbirliği Bakanı Yardımcısı Ayub Kara 23 Nisan 2016’da Kürt basınından Rudaw’a verdiği demeçte, bölgede 40 milyona varan Kürt nüfusu devletsiz bir şekilde beklerken uluslararası kamuoyunun 2-3 milyonluk bir Filistin Devleti’nin kurulmasına öncelik vermesinin “mantıksız” olduğunu söyledi. Kara, bir Kürt devletinin “acilen” kurulması yönünde görüş belirtirken, bu sürecin gerilim oluşturmaması için Türkiye gibi bölgedeki devletlerin koordinasyonuyla ilerlemesi gerektiğini savundu. (“Israel Backs ‘Urgent’ Kurdish Statehood, Top Israeli Official Says”)

Mayıs 2016’da Erbil’de ilk defa Yahudi Soykırımı/ Holokost’u Anma Günü düzenlendi. İranlı Kürtler bölgesel değişimlerden istifade ederek İran hükümetine karşı faaliyetlerini artırınca sağcı İsrail gazetesi Jerusalem Post’da İranlı Kürtlere desteğin ahlaki bir görev olduğuna dair editöryal yazılar yayınladı, İranlı Kürtlerle yapılan röportajlara yer verildi ve İranlı Kürtlerin bağımsızlık için İsrail Hükümeti’nin desteğini beklediği belirtildi. İsrail basınında çıkan haberlere göre aynı ay bağımsız Kürt devleti adına lobi yapmak için Washington’a giden Omar Mamsani burada Yahudi lobisi ile de görüştü ve bölgede bir sinagog inşa etme ve Yahudi Meydanı’nı restore etme sözünü verdi. (Aktaran Murat Gül, s. 64-65.)

Knesset Başkanı Levy: “Kürt olmaktan gurur duyuyorum.”

Haziran 2021’de aslen Cizreli olan ve 1951 yılında ailesinin göçtüğü Kudüs’te dünyaya gelen Yahudi Kürt Mickey Levy, İsrail Meclis (Knesset) Başkanlığına seçildi. Başbakan Binyamin Netanyahu karşıtı partilerin desteklediği Levy 2015 yılında Rûdaw’a verdiği röportajda, “Kürt’üm ve Kürt olmaktan gurur duyuyorum. Annem ve babam Kürdistanlı. Cizreli atalarım. Eskiden evde hep Kürtçe konuşurduk” demişti. (“İsrail’de Meclis Başkanlığına bir Kürt seçildi”, 13 Haziran 2021, Rudaw)

İsrail ile Kürtler arasında ilişkilerin böyle sıcaklaşması Irak merkezi hükümetini alarma geçirdi. 2022 yılındaki seçimlerin galibi İran yanlısı Sadr Grubu, Meclis Başkanı Muhammed Halbusi başkanlığındaki Egemenlik Koalisyonu ile Mesut Barzani başkanlığındaki Kürdistan Demokrat Partisi’nin çatısı altında yer aldığı “Vatan Kurtarma Koalisyonu”, İsrail ile normalleşmeyi suç sayan yasa tasarısını Irak Meclisi’ne sundu. İsrail ile siyasi ve diplomatik işbirliği yapılmasının cezası müebbet hapis veya idam olarak belirleyen yasa tasarısı 275 milletvekilinin hazır bulunduğu oturumda oy birliğiyle onayladı. Ancak bu konuda henüz bir kanun çıkmadı.

İlk Kürt-Yahudi Kongresi ve tepkiler

Nihayet Almanya-Berlin’de 7 Eylül 2025 günü “İlk Kürt-Yahudi Kongresi” toplandı. Bu kongreye çeşitli çevrelerden itirazlar geldi. Son olarak PKK’ye yakın Yeni Yaşam gazetesinde Nesrin Akgül imzalı bir yazı ile bu girişim ağır biçimde eleştirildi. Yazar “Türk ulus devletinin kuruluşunda Yahudilerin rolünü ve İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC)’nin Yahudilerle girdiği yapısal ilişkiyi tarihsel hafıza olarak sürekli akılda tutalım” dedikten sonra yanlışlarla dolu hızlı bir özet yaptıktan sonra yazının maksadını şu cümlelerle açıklıyordu:

“Üçüncü dünya savaşı denilen sürecin nasıl sonuçlanacağına 7 Ekim [2023] müdahalesiyle başlayan süreç karar vermeye başladı. İsrail müdahaleciliğiyle birlikte Ortadoğu’da kartlar yeniden karıldı ve bu operasyonel süreç en fazla da Türkiye ve İran’ı tehdit ediyor. Çünkü kapıdaki tehlike İsrail’in jeopolitik hamlelerle Kürtleri devletleşme sahnesine itmesidir. Sayın Öcalan bu tehlikeyi görerek 2011 tarihli Kürt Sorunu Ve Demokratik Ulus Çözümü adlı savunmasında ‘ABD-İsrail-AB bloğunun, Türkiye-İran-Suriye’nin anti-Kürt ittifakına karşı Kürtleri müttefik olarak gördüğünü’ söyler. Zamanın öngörüsü gerçekleştikçe yeni çözüm sürecinde gelişen parametrelere dayanarak, Türk-Kürt stratejik ilişkisi güncellenmez ve ıskalanırsa Türk devletinin bitiş hikayesinin başlayacağını öngörerek şu uyarıyı yapar; ‘İsrail’in post-İsrail olarak Kürdistan amacı var. Post kelimesi Kürtçeden gelir ve ‘beri’ demektir. Yani beri İsrail!’ güncelde yaşanan tüm gelişmeler İsrail’in ‘post İsrail’ için düğmeye bastığını gösteriyor.”

Evet, İsrail-Kürt ilişkilerinin 75 yılı ana hatlarıyla böyle geçti. Nereye evrileceğini birlikte izleyeceğiz…

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Ayşe Hür

Tümünü gör