Görünüşte uyumsuz olan “Eski-Yeni” ifadesi, büyük ihtimalle Avrupa’nın hâlen işlevini sürdüren en eski sinagogu olan Prag’daki ünlü Altneuschul’un adından esinlenen Theodor Herzl’in 1902 tarihli romanının başlığından alınmıştır. Bugünkü İsrail’de kullanılan halk dili, Modern İbranice, pekâlâ Eski-Yeni olarak tanımlanabilir.
Dil, organik milliyetçiliğin temel unsurlarından biridir; Siyonizm de bunun sadece bir örneği. Diğer kolektif kimlik öğeleri zayıf veya eksik olduğunda, dilin önemi daha da artar. Modern ulusal kimlik, genellikle romantikleştirilmiş bir şekilde bir dil topluluğuna ve bir toprağa ait olma duygusuna dayanır; bu yüzden Siyonizm, dile en yüksek önemi atfeder.
Siyonizmin doğduğu Avrupa’da, dil “ulusal uyanışın odağı olarak toprağın yerini aldı”; bu durum, “ulusal hareketler arasında benzersiz olarak, Siyonizmin dil içinde tasarlandığı söylenebilir” (Chaver 2004: 2) ifadesini açıklar. Bu yalnızca “kendi” toprağının yokluğundan değil, aynı zamanda Yahudi geleneğinde söze temel ve ilk/özsel bir şey olarak verilen önemden de kaynaklanabilir. Yahudi geleneğindeki bazı eğilimler, İbrani harflerinin Yaratılış’tan önce var olduğuna inanır. Tekvin’in ilk ayeti üzerine klasik bir yoruma göre, Tanrı Tora’nın harflerine baktı ve dünyayı yarattı.
Yazılı kelimenin bu merkeziliğinin izleri, Yahudiler Yahudi dini pratiğini ve bilgisini terk ettikten çok sonra bile sekülerleşmiş Yahudiler arasında varlığını sürdürdü. Avrupa etnik milliyetçiliği doğrultusunda, Siyonist ideoloji İbranice’yi kendisine özgü ‘ulusal’ miras olarak “sahiplendi”. Tıpkı toprak gibi, “kültürel bir toprak olarak tahayyül edilen dil de aynı şekilde münhasır bir mülkiyet meselesi olarak ele alındı; sanki o da istilalara ve yeniden iskâna karşı korunup savunulması gereken bir şeymiş gibi. … Başka bir deyişle, mesele yalnızca hangi dilin nasıl kullanıldığı değil, aynı zamanda kimin kullandığıdır” (Hochberg 2007: 74–75). İbranice’nin bu etno-millîleştirilme süreci, 1948’de devletin ilanından sonra, Yahudileri millîleştirmeye yönelik daha geniş çaplı bir girişimin parçası olarak yoğunlaştı. 20. yüzyılın başından itibaren, yeni ortak dilin amacı Yeni İbrani İnsanı yani Diaspora Yahudisi’nin karşıtını yaratmaktı.
Siyonist aktivistler, Yahudi karşıtı klişelerle yoğrulmuş, iki bin yıllık Yahudi tarihini utanç verici ve yozlaştırıcı olarak silmeye hevesliydiler. İlk Siyonist yerleşimcilerin “bir Toprak icat etmek ve bir Ulus icat etmek” (Berlovitz 1996) konusunda kararlı olmaları bu yüzden şaşırtıcı değildir. Yahudi selbsthass/öz-nefreti, Siyonist ideolojinin temel bir unsurudur. Bu durumda, “Diaspora’nın inkârı” ve onun gündelik dili olan Yidiş biçiminde ifade edilmiştir. Diğer Yahudi dilleri, Siyonistlerin öfkesini bu kadar çekmedi; bunun başlıca nedeni, hareketin kurucularının neredeyse bütünüyle Yidiş konuşulan bir ortamda yetişmiş olmaları ve Siyonizmin başlangıçta Avrupa’daki Aşkenazları hedef almasıydı.
Bu kampanya kasıtlı bir unutma eylemini içeriyordu. “Bir ulusun özü, bireylerin birçok şeyi ortak olarak paylaşmaları ve aynı zamanda birçok şeyi unutmuş olmalarıdır” denmiştir. Siyonistler bu öğüdü titizlikle izleyerek geçmişe saygıyla yoğrulmuş bir kültürü unutma işini kararlılıkla yürüttüler. Siyonizm, “diasporadaki Yahudi kültürünü bir kenara atmayı ve kendi ideolojisini ve vizyonunu gerçekleştirmek için onun varlığını toplumsal bellekte tamamen silmeyi” amaçladı. Yeni kültürün başarısı, en sembolik unsuru olan Yidiş dili de dâhil olmak üzere eski kültürün bastırılmasına bağlıydı (Chaver 2004: 16–17).
Tüm Siyonist projenin temelinde yatan ayrı gelişim düşüncesi, modern İbranice’nin rakibi olarak topraklarda en yaygın konuşulan dil olan Arapçanın görece ihmal edilmesinde kendini gösterir. Filistin, “üzerinde yeni bir ulusal kültürün kesin, nihayetinde hegemonik bir kültürel güç olarak yükselebileceği kültürel bakir bir toprak” olarak görülüyordu (Saposnik 2008: 69). Yidiş, Avrupa’dan gelen yeni göçmenler tarafından konuşulduğu için bir tehdit olarak görülüyordu. Oysa Filistin’de çok daha kalabalık Müslümanların, Hristiyanların ve Yahudilerin Arapça konuşuyor olması kayıtsızlıkla karşılandı. En solcu olanlar da dahil olmak üzere Siyonist yerleşimciler, kültürel üstünlük duygusuyla yoğrulmuşlardı: Doğu Avrupa Siyonist kültürlerinin “Arap kültüründen daha yüksek bir düzeyde” olduğu varsayılıyordu (Saposnik 2008: 269).
Modern İbranice’nin bu Aşkenaz, din karşıtı kökeni, İsrail’e geldiklerinde “ilkel” sayılan Arap Yahudilerine yabancı kaldığı için onu hâlâ rahatsız etmektedir. Onlardan biri olan, önde gelen İsrailli İbranice yazar Albert Swissa, kullandığı dili “tamamen yeni bir icat: modern, ulusal ve yabancılaştırıcı bir dil; Yahudi kökenleriyle çok az, hatta hiçbir ilgisi olmayan bir dil” olarak görmektedir (Hochberg 2007: 112).
Modern İbranice, önceki İbranice sürümlerinden kaynaklandığı ölçüde, tarihte eşsiz bir başarı olarak görülür; dua ve öğrenim dili olarak statüsünden, yani “kutsallık dili”nden (laşon ha-kodeş) kopuşu temsil eder. İbranice’de seküler edebiyat 19. yüzyıl Avrupa’sında yayıldı, ancak Rus İmparatorluğu, Yahudi erkek nüfusunun çoğu zaman Rusçadan daha iyi bildiği Kutsal Kitap İbranicesi sayesinde, Siyonizmin ve dolayısıyla Modern İbranice’nin yayılması için en verimli zemin oldu. Örneğin ünlü Litvanya yeşivalarının birkaç eski öğrencisi, Hayim Nahman Bialik (1873–1934) gibi, Yahudiliği terk ederek yeni İbranice edebiyatının önde gelen isimleri ve Filistin’deki Siyonist kolonilerin kültürel ikonları haline geldiler.
İbranice’nin canlandırılmasının öncüsü olarak kabul edilen Eliezer Ben-Yehuda (1858–1922), aslında Rusya İmparatorluğu’ndaki bir Talmud okulundan mezun olan Lazar Perlman’dı. 17 yaşından itibaren ulusal bir dil yaratmak, Ben-Yehuda’nın en önemli hedefi haline geldi. 1881’de Kudüs’e yerleştiğinde, evi Modern İbranice’yi gündelik dil olarak kullanan ilk ev oldu. Yahudiliğe açık bir isyan içinde, Yeni İbrani İnsanı’nı yaratmanın bir yolu olarak dilin sekülerleşmesini teşvik etti.
Yeni yerel dilin savunucuları, geleneksel Yahudi kavramlarına yeni, seküler anlamlar yüklediler. Böylece, başlangıçta bu hayattaki erdemlerin biriktirilerek öbür dünyada “harcanması” anlamına gelen eskatolojik bir terim olan keren kayemet, Siyonist hareketin toprak edinim kurumu olan Yahudi Ulusal Fonu’nun ismine dönüştü. Siyonistler, yaygın endişeleri yatıştırmak için geleneksel biçimleri koruyan radikal bir ideolojinin yayılmasını kolaylaştırmak amacıyla, Doğu Avrupa’daki Yahudi kitlelerinin aşina olduğu Yahudi terimlerini kullandılar. “Bireyin ulusa karşı yükümlülüklerini merkezine alan yeni bir medeni din” geliştirme sürecinde yeni Siyonist kutsallıklar böyle kuruldu (Liebman 1983: 229).
Litvanyalı veya Ukraynalı milliyetçilerin aksine, Siyonistler modern bir ulus haline getirmeye kararlı oldukları grubun halihazırda konuştuğu bir dile güvenemezlerdi. Birçok bilim insanı, Yahudilerin tek bir etnik varlık, hatta bir ulus bile oluşturabileceğinden şüphe duymaktadır (Sand 2008). Bazı İsrailli dilbilimciler, Modern İsrail İbranicesinin oluşumunun benzersiz olmadığını ve çeşitli modern dillerin benzer yollarla yaratıldığını öne sürmektedir. Siyonizmi reddedenler genellikle Modern İbranice’nin canlanmacı doktrinine katılmaz ve İsrail yerel dilini normal bir dil olarak kabul ederler.
Modern İbranice’nin benzersizliğinden ziyade ortak noktalara yapılan bu vurgu, çoğunlukla İsrailli entelektüeller tarafından Siyonist ideolojinin ve İsrail’in meşruiyetinin doğasında var olan istisnacılığı sorgulama girişimleriyle örtüşür. Modern İbranice’nin benzersizliği, Nazi soykırımının, antisemitizmin ve Yahudi tarihinin benzersizliğiyle birlikte sıklıkla sorgulanır. Dolayısıyla Modern İbranice’nin hikâyesi, günümüz İsrail’inde yaygın olan istisnai hak ve sınırsız dokunulmazlık duygusunu sorgulayan, Siyonizm hakkındaki temel tarihsel tartışmanın bir yönüdür.
Kaynakça:
Berlovitz, Yafa (1996) Lehamtsi Eretz, Lehamtsi ‘Am: Sifrut Ha’aliya Harishona [Inventing a Land, Inventing a People: The Literature of the First Aliyah] (Tel Aviv: Hakibbutz Hameuhad).
Chaver, Yael (2004) What Must be Forgotten: The Survival of Yiddish in Zionist Palestine (Syracuse, NY: Syracuse University Press).
Hochberg, Gil Z. (2007) In Spite of Partition: Jews, Arabs and the Limits of Separatist Imagination (Princeton, NJ: Princeton University Press).
Liebman, Charles S., and Eliezer Don Yehiya (1983) Civil Religion in Israel (Berkeley, CA: University of California Press).
Sand, Shlomo (2008) Comment fut inventé le peuple juif (Paris: Fayard).
Saposnik, Arieh Bruce (2008) Becoming Hebrew: The Creation of Jewish National Culture in the Ottoman Palestine (Oxford: Oxford University Press).
Montréal Üniversitesi’nde emekli tarih profesörü olan Yakov M. Rabkin, yüzlerce makalenin ve son olarak “İsrail’in Filistin’de: Yahudilerin Siyonizmi Reddetmesi” ve “Siyonizmin 101 Alıntısı” da dahil olmak üzere birçok kitabın yazarıdır. Kitaplarından biri Türkçe olarak yayınlanmıştır: “Yahudilerin Siyonizm Karşıtlığı”