İki Alman İşçiden Türk İşçi Ali’ye Hitler Övgüsü – Serdar Korucu

Günter Wallraff’ın “En Alttakiler” kitabı Türk işçilerinin dramını konu alsa da Holokost’tan 40 yıl sonra hala ülkede varolan Nazizm’i de gözler önüne seriyordu. 80’lerin Almanya’sında bir Türk işçi ile Alman meslektaşlarının diyalogları üzerinden…

Alman yazar Günter Wallraff, Almanya’da yabancı düşmanlığı üzerine tartışma yaratan, Türk işçisi “Ali Levent” kılığına girerek yazdığı kitabında, ülkede varlığını sürdüren antisemitizme dikkat çekiyordu.

Wallraff’ın kitabında, “Ali Levent” çelik blok çıkartan tesislerin altındaki dehlizde bir paydos sırasında üç Alman işçi ile sohbet ediyordu: 34 yaşındaki Michael, 26 yaşındaki Uda ve 53 yaşındaki Alfred.

İki fıçının üzerine bir kereste koyarak oturan bu “mesai arkadaşları”nın arasındaki sohbet Alman toplumunda Holokost üzerinden 40 yıl geçmiş olmasına rağmen hala antisemitizmin ve Hitler hayranlığının var olduğunu gösteriyordu.

Alfred söze şöyle başlıyordu: “Diyorum size. Hitler zamanında arkadaşının potin bağını çalanı duvarın dibine dayayıp kurşuna dizerlerdi, bitti. Arkadaşının bir şeyini çalan ya geberinceye kadar dayak yiyecek, ya da beynine bir kurşun; hepsi bu. Böyle olmalı hayatta. Dostunun eşyasına el atmak, dünyada affedilemez!”

Ali, “patronun saat ücretlerini iç etmesine” neden tepki göstermediğini söylese de Alfred’in hafif bir tehdit havasında vermek istediği mesaj başkaydı: “Hitler zamanında burada olacaktın ki, Avrupa’daki düzeni görecektin sen!”

“BİR BÜYÜKANNE ÇANTASINDA ON BİN MARKLA ÇIKARDI BİR ŞEY OLMAZDI”

Türk işçi Ali “O sıra epey insan öldürülmüş galiba?” diye hatırlatsa da, bu kez Udo Hitler Almanyasını övmeye başlıyordu: “O zamanlar, yaşlılar bile yalnız başlarına korkmadan sokağa çıkabiliyorlarmış” Hemen ardından da Alfred söze giriyordu: “Ne diyorum sana, o zamanlar yetmişlik bir büyükanne çantasında on bin markla geceyarısı sokağa çıkardı da bir şey olmazdı”

Sohbet ilerlerken Alfred’in tek vurgusu, “O zamanlar asayiş vardı, huzur vardı memlekette” üzerine oluyordu. Ancak Ali ısrarla aynı soruyu soruyordu: “Yahudileri niye öldürdünüz, peki?” Alfred, “Sıçmışım senin Yahudilerine!” deyip konuyu değiştirmeye çalışsa da, Ali’nin bir kez daha “Yahudileri niye yok ettiniz öyleyse?” diye üstelemesi üzerine Udo ve Alfred ile şu diyalog yaşanıyordu:

“Alfred: Bir tek hatası oldu Hitler’in. Bir beş yıl daha yaşayacaktı ki, bunların kökünü hepten kazıyacaktı. Dünyada Yahudilerin burnunu soktuğu ne varsa, hepsi allak bullak olmuştur. İster zengin Yahudiler olsun. isterse fukara Yahudiler. Zengin Yahudilere bak, Rockefeller, Morgenthau. Dünya tarihinde nerede terör, nerede bela varsa bunlardan gelmiştir. Ellerinde para var; istedikleri araştırmayı yaptırırlar; kimi yaşatacaklar, kimi öldürecekler, kararı kendileri verirler. Böyle insanlar bunlar. Ne diyorum sana, Hitler bir beş yıl daha dayanabilseydi ve işler lehine dönseydi, köküne kibrit suyu sıkılırdı bu heriflerin!
Ali: Çingeneleri de öldürmüşsünüz o zamanlar.
Michael: Alman ırkından olmayan herkesi yok etmiş o dönemde.
Udo: Yapan da yalnız Hitler değildi ama!
Ali: Beni de öldürür müydii acaba?
(Yanıt yok.)”

“HİTLER NE YAPSIN? İKİ CEPHEDE BİRDEN SAVAŞIYORDU”

Alfred ile Udo aralarında toplama kamplarını ilk ABD ya da İngilizlerin icat ettiğini tartışıp dururken, Michael araya giriyordu. Hitler hayranlıklarına karşı çıkarak. Alfred’in yanıtı ise “savaş dönemi” üzerinden olacaktı:

Michael: Ne olursa olsun, Hitler iyi yapmadı
Alfred: Sen asıl Churchill’in yaptıklarını biliyor musun?
Michael (O da direniyor): Sen ne dersen de, Hitler’in yaptığı hayvanlıktı.
Alfred: Ne yapsın, iki cephede birden savaşıyordu.
Michael: Boş versene; yaptığı domuzluk bu adamın, anlaşıldı mı?
Alfred (Sözünü. kesiyor): Herif bizden sömürgemiz Güney batı Afrika’yı çekti aldı, ne haber? Oradaki beyaz ırktan insanlann başına neler geldi, hiç duydunuz mu? Adam, kadın, çoluk-çocuk dinlemeden aldı bunları, çölde çadırlara kapattı! Aç susuz bırakıp öldürdü hepsini…
Michael: O da kötü. Ama Hitler’in üstüne katil de daha gelmemiştir dünyaya.

Michael’ın uyarılarına rağmen Alfred ve Udo durmuyordu.

Alfred: Yahudilerle Türkler arasındaki farkı öğrenmişsindir?
Ali: Hepsi insan, fark eder mi?
Alfred (Memnun): Hem de nasıl! Yahudiler badireyi atlattılar; Türkler daha görecekler günlerini!
Udo (Atılıyor; Alfred’e): Ben daha iyisini biliyorum.
Alfred: Haydi bakalım!
Udo (Bana dönüyor): Bir Volkswagen kaç Türk alır, biliyor musun?
Ali: Ne bileyim!
Udo: Tam yirmi bin. İnanmadın mı?
Ali: Sen öyle diyorsan, öyledir.
Udo: Nasıl, öğrenmek ister misin?
Ali: Bilmesem daha iyi.
Udo: Çok basit. İkisi öne, ikisi arkaya; kalanları da sigara tablasına doldurursun. biter!

Alfred’in Nazi Almanyası ile övgüsüyse Hitler ile de sınırlı kalmıyordu. Söz Auschwitz-Birkenau’da yaptığı ölümcül deneylerle bilinen Nazi doktoru Josef Mengele’ye de geliyordu:

Alfred: Doktor Mengele’nin adını duymuşsundur?
Ali: Hani o toplama kamplarındaki katil doktor.
Alfred: Boş versene, herif hiç de öyle aptal değilmiş. İnsanlar üzerinde denemeler yaparken hiç Türk kullanmamış. Neden dersen.

Ali cevap vermeyince, Alfred konuşmaya devam ediyordu:

Alfred (Suratıma nefretle bakıyor): Neden olacak, sizin kobay olarak bile işe yaramayacağınızı anlamış da ondan.
Michael: Biliyor musun, eskiden olan bitenleri duydukça utanıyorum. Alman olduğum için inan, yerin dibine geçiyorum.
Alfred (Ballandıra ballandıra anlatıyor): İnsanları bir yere kapar, buzun üstünde yavaş yavaş geberinceye kadar seyredermiş. Ne kadar dayanacaklar diye.

Bu diyalog Günter Wallraff’ın “Ali Levent” kılığında şahit olduğu ilk antisemit ve Nazi hayranı diyalog olmayacaktı. Kitabında bir başka diyaloğa daha yer verecekti.

BİRİNCİ BÖLÜM: 80’LERİN ALMANYA’SINDAN BİR DUVAR YAZISI: “EN İYİ ALMAN ADOLF HİTLER’Dİ”

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: “İŞSİZ ORDUSU ARTSIN YİNE BİR HİTLER GELİR BAŞIMIZA”

Bunları da beğenebilirsiniz...