Sandra Anlatıyor: “Ortalama bir Yahudi sadece antisemit olana sinir oluyor ama olay o değil, biraz geniş bakacaksın.”

“Sadece antisemit olaylar olduğunda değil, örneğin Alevilerin evleri işaretlendiğinde de buradaki cahilliğe, ırkçılığa sinirlenmeli. Ortalama bir Yahudi sadece antisemit olana sinir oluyor ama olay o değil, biraz geniş bakacaksın. Çünkü Alevilerin evini işaretleyen zihniyet zaten antisemit hareketi de gerçekleştirir.”

Geçen hafta, iş çıkış saatinde Taksim’de buluştuk Sandra ile. Ortak bir arkadaşımız vesilesi ile tanışmış ve ile ilk defa yüz yüze gelmiştik. Röportaja başlamadan önce kimliğini gizlemek için gerçek ismini, kendisinin çok sevdiği Sandra ismi ile değiştirdik.

29 yaşındaki Sandra bir Sefarad Yahudisi. Ailesi, 1492’de İspanya’dan İzmir’e göç etmiş. Yüzyıllarca burada yaşadıktan sonra iki kuşak önce ailenin bir kısmı İsrail’e göç etse de ailenin geri kalanı ile beraber o da hayatı boyunca neredeyse hiç yer değiştirmemiş. Yüksek Lisans eğitimine kadar geçen süreç boyunca İzmir’de yaşamış ola Sandra, bu süreç ile beraber İstanbul’a taşınmış. İlkokula bir Musevi okulunda başlayıp ilkokul dördüncü sınıfa geldiğinde okulun Saint-Joseph’le birleşmesi sonucu buradan ayrılmak zorunda kalmış. Amerikan Koleji’ne geçerek ilk ve orta öğrenimini orada tamamlamış. Sonrasında yine özel bir lisede eğitimine devam ederek lisenin ardından da yine özel bir üniversitede Tercümanlık bölümüne devam etmiş. Yüksek Lisans eğitimi için geldiği İstanbul’da bir yandan okuyup bir yandan da çalışan Sandra’nın İstanbul’a taşınması ailesinden de ilk ayrılışı olmuş.

Yahudiliği bir din olarak değil, bir kültür olarak kabul eden Sandra, kendisini Yahudiliğin uygulayıcısı olarak görmüyor. İstanbul’a gelişi ile beraber dinî uygulamaları da artık çok nadir gerçekleştirdiğini söyleyen Sandra’ya göre İzmir’deki Yahudi cemaatiyle, İstanbul’daki cemaat arasında da farklar var. Ona göre, İstanbul’da cemaat daha kapalı ve geleneklerin uygulayıcısı bir görünüme sahipken bu durumun aksine İzmir’de cemaatin çok daha açık ve neredeyse hiç gelenekçi olmadığını düşünüyor. Ailesinde de karışık evlilik bulunan Sandra’ya göre karışık evliliklerle de Yahudi kültürünü devam ettirmek pekala mümkün. Daha fazlası için şimdi sözü ona bırakıyorum…

İsmin geleneğe göre mi koyulmuş?

Evet, benim ismim babaannemin adından türemiş. Bizde şöyle bir kural var, ilk çocuk kız olursa babaanneden ikincisi kız olursa anneanneden türüyor. Kardeşimin de iki ismi vardır. İlki dedemin isminden türemiş, ikincisi Türk soylu.

Ailen Şabat’a bakar mıydı?

Bakardık her Cuma. Daha çok babaanneme giderdik. Bayramlarda daha kalabalık olurduk. Mum yakmayı babaannem yapardı. Bizim evde kimse yapmazdı. Biz onlara gittiğimizde görürdük. Arada bir de onlar bize gelirdi. Babaannem mum yaktığında beni de yanına alırdı. Çocukken çok eğlenceli gelirdi bana bu. Hala yakar bu arada babaannem. Ama Kaşeruta hiç bakmadık.

Ladino konuşulur muydu evde?

Devamlı. Hala da konuşulur. Benim de oradan kulak dolgunluğum vardır. Çocukken annem, babam ben anlamayayım diye bir şeyleri Ladino konuşurdu. Ben de duya duya anlar oldum. Bilirim ama dilim dönmez benim. Babaannemin Türkçesi biraz bozuk gibidir. Aslında Türkçe güzel konuşur ama daha çok Ladino konuşur. Bana çok baskı yapmıştı zamanında “öğren şunu, gel ben seninle konuşayım” diye. Keşke onu dinleseydim. Küçüklük, ergenlik tabi… Son kuşak annemlerdi. Bizim kuşakta yok mesela Ladino. Aramızda mutlaka bir iki kelime söyleriz ama bir cümle kurulduğunu ben hiç duymadım. Bence bu dil kayboldu artık. Bundan sonrası yok. Bu bizim suçumuz mu diyeyim? Ne diyeyim! Payımız oldu. İlgilenilmedi.

İlkokulu nerede okudun?

İzmir’de Musevi okulu vardı o zaman, şimdi yok. Bir anaokuluna gittim önce. Normal, evimizin yakınında bir okul. Ondan sonra, ilkokul birde Musevi okuluna başladım. 88’liyim. O dönemde, İzmir’de 13 kişi falandık Yahudi çocuk. İlkokul 4’e kadar orada okudum. Sonra okul Saint-Joseph’le birleşti. Musevi okuluna gitmem annemin fikriydi biraz. Annem o kadar dinine bağlı değildir ama geleneklerin uygulayıcısıdır. Mesela “oruç tutacaksın” diye biraz ısrar eder falan. Ama babam öyle değildir pek. Sanırım annemin fikriydi bu okul. O zamanlar bebekliğimden beri bir arada olduğum insanların hepsi oraya gittiği için biraz da, ilkokul dörde kadar oradaydım. Sonra Saint-Joseph’in ilkokulu oldu ve değişti bütün her şey. Karma sisteme geçildi. Ben ve oradan birkaç kişi, Amerikan Koleji’nin ilkokuluna geçtik. 5’ten 8’e kadar da orada okudum. Orada, sınıfları her sene karıştırırlardı. Her sene başka bir sınıftasın, başka çevren var ve mutlaka o sınıflara gayrimüslim koyarlardı ki din dersinde beraber kütüphaneye gidebilelim diye. Yahudi de vardı, Levanten de vardı aramızda. Bizi din derslerinde hiç yalnız bırakmazlardı. Kaldı ki okulun müdürü de Yahudi’yi. İyiydi o okul. Hala da öyledir. Orada karışık arkadaşlarım vardı. Sadece Yahudilerle takılmazdım. Daha sonra lisede başka bir özel okula geçtim. Orada da bayağı Yahudi vardı, orada da hiçbir sıkıntı yaşamadım.

Müslüman arkadaşların da var mıydı?

Benim İzmir’den şu anda da görüştüklerimin hepsi, ortaokuldan ve daha çok liseden arkadaşlarımın çoğu Müslümandır. Onlarla da bir sıkıntı yaşamıyorum. İzmirliler biraz rahat insanlardır. Pek umurlarında olmuyor çoğu politik olay. Mesela İstanbul’da bir üniversitede okusaydım daha değişik olurdu diye düşünüyorum. İzmir’de herkes birbirini tanır. Çoğu da kolej tipi okuldan mezundur. Yani bir şekilde Yahudi, Hristiyan arkadaşı olmuştur. Bir de İstanbul’daki Yahudilerin çoğundan farklı olarak bizim bebeklikten itibaren Yahudi olmayan arkadaşlarımız vardı. Anne, babanın arkadaşlarının çocuklarıyla arkadaşsın ve onlar Müslüman. Böyle büyüdük. Ama şöyle bir şey olmuştu. İzmir’de üniversitedeydim. 2008’deydi galiba. Mavi Marmara olduğu zaman ben ikinci sınıftaydım. Beni görüp “sizinkiler de ne yapmış ya” falan diyorlardı. Ben de sinirleniyordum. “Bizimkiler diye bir şey yok! Saçmalamayın” diye laf anlatmaya çalışıyordum. Bir süre sonra bıktım. Laf anlatmaya da çalışmıyorum “hı, hı” deyip geçiyorum. Benden çok yanımdakiler “yeter artık! Yapmayın” diye sinirleniyorlardı, anlatmaya çalışıyorlardı. Ben de “boşver anlamayacak. Bizimkiler diyecek hep!” derdim. Hala da öyle düşünüyorum. Yine birine Yahudiyim deyince yine sizinkiler olacak. Artık hiç açıklamaya çalışmıyorum çünkü anlayacaklarını düşünmüyorum. Bana kalsa cahillik bu. Örneğin bir taksiye bindiğimde ya da böyle bir muhabbet olduğunda ben sinirlenirdim. Taksiye binip evime gittiğimde devlet meseleleri falan konuşulduğunda konu Yahudilere geldiğinde susardım. Bir gün duramadım söyledim. Eve gidiyordum Şişli’ye, “burada da hiç Müslüman kalmadı değil mi?” dedi şoför. Ben önce anlamadım. Ev sahibim Müslüman. “Var tabi ki! Olur mu öyle şey?” diye sinirlendim. Yahudiler şimdi oradan biraz taşındı ama Ermeniler hala var. “Bunları atacaksın” gibi bir şey dedi Ermenileri kastederek, ben de “Yahudi’yim ben de” dediğimde “olsun üzülme” gibi bir şey dedi. Ben de sinirlenip “üzülmüyorum zaten üzülecek bir şey değil” cevabını verdim. Arkadaşlara geri dönecek olursam, benim arkadaşlarımın neredeyse hepsi genellikle Yahudi olduğumu öğrenince “anlat da dinleyelim” gibi tepkiler verirdi. Bir ilgi, bir merak vardı. “Ay ne kadar güzel” derlerdi ama değişik bir şey değil aslında. Onlara değişik geliyordu sadece.

Kimliğinde Musevi yazıyor mu?

Yazıyor. Bununla ilgili şöyle bir şey hatırlıyorum. Ben çok küçüğüm. Havaalanındayız bir yere gidiyoruz. 90’ların başı olmalı. Bir polis “ne biçim soyadı bu ya” gibi bir şey dedi. Hatırlıyorum hayal meyal. Annem de “biz gayrimüslimiz” dediğinde “ha, tamam” demişti o da.

Çalıştığın yerlerde bu gibi olaylar yaşadın mı?

Bir şey geldi başıma evet. İlk işimdi. İstanbul’daydım. Ben dinin bütün gerekliliklerini yaptığımı düşünmüyorum ama ailemde gelenekler öyle ya da böyle uygulanır. Şabatları konuştuk, bayramlar dedik. Mesela kardeşimin sünneti veya 13 yaşı gibi törenlere katılırız… Hem okuyordum o sırada hem de çalışıyordum. 23 yaşındaydım. Gencim, ilk işim ve toyum. Şimdi böyle bir şey yaşasam bağırıp, çağırırdım herhalde. Şöyle bir şey oldu: Gayrettepe taraflarında anlaşmalı noterimiz vardı. O zamanlar bir çeviri şirketinde çalışıyordum. Geliyorlardı, “biz bir şirket kuracağız bir ortağımız başka bir ülkeden, bize bir çevirmen lazım” diyorlardı. Benim de prosedür icabı bir şey okuyup imzalamam gerek. Şirket akdi gibi bir şey. Noterde yapılıyor bu işlem. Ve bizzat benim orada olmam gerek. Ben de tercümanlık bürosuna bağlı olduğum için, çağırıyorlar gidiyorum. Bu arada şirkette bir sürü çevirmen var benden başka. Hatta bir tanesinin eşi de Ermeni’ydi. Normalde o gidecekti. Ben gittim o gün. Gidip beş dakika, İngilizce bir şey okuyup, imzalayacağım formalite icabı noterde. Her gittiğinde, bir yabancı, bir Türk oluyor. Sen okuyup imzanı atıyorsun bitiyor. O gün gittim. Tercüman geldi dediler. Muhafazakar sakalı olan bir adam “ben İranlı biriyle şirket kuruyorum, benim de ailem o taraftan” dedi. Ardından “sen sağcı mısın, solcu musun?” diye sordu. Okuyacağım kağıt elimde duruyor. “Nasıl yani?” diyebildim. “Aman, aman solcu olma da” dedi bana. Dedim herhalde çattık. Bir de bu işte yeniyim, küçüğüm… Benim kolumda ufak bir dövmem var. O gün de hava sıcaktı. Gözüküyordu dövmem. Bunu görünce tuttu eliyle “bu ne?” diye sordu, ben de dedim “dövme”. “Onu anladım bu Arapça mı yoksa İbranice mi?” diye üsteledi. Arapça desem de kurtulsam mı diye düşündüğüm sırada “İbranice o” dedi, “Evet” dedim ben de. Ama artık titremeye başlamıştım. Okumam gerekeni de okumaya başlamıştım o sırada. Kesip “sen İsrailli misin?” diye sordu. Hayır dedim. “Yahudi misin?” dedi. Evet dedim. “Başka tercüman varsa onu yollasınlar” dedi. Ben de “tamam” dedim ve ofise gözlerim dolu döndüm. Patronum benim ağladığımı gördü. Anlattım olanları. Çok sinirlendi. Gitti “başka tercüman mı istiyorsunuz?” dedi. Öbürü “evet ideolojik nedenlerden dolayı” gibi bir cevap verdi. “Böyle rezalet olmaz noter beyle görüşeceğim ben” diye notere gitti müdürüm. Noter çıktı “işleminizi burada gerçekleştiremeyeceğiz siz başka bir notere gidin” dedi. Yapmadılar o işlemi. Şimdi olsa biraz daha deneyimli olduğum için tehditler eder, dava açardım hatta. Ama o zaman peki dedim gittim ağladım.

Bu tatsız olaydan biraz uzaklaşıp İzmir’de geri dönelim. İzmir’deki cemaat hayatı hakkında neler söyleyebilirsin?

Sinagogumuzun altında bir kulüp gibi bir yer vardı. Bizi ararlardı, çağırırlardı. Zaten az kişiydik. Her yaş grubundan insanın, kendilerinden 4 – 5 yaş büyük bir kız, bir erkek öğretmenleri olurdu. Orada, onlarla her Cumartesi toplanılırdı. Ben bunu orta sona kadar yaptım. Folklor yapardık. Folklor geceleri olurdu. Sonra oradan taşındı. Bir apartman katında “Sunday school” adı altında bir şey oldu. Yine benzer aktiviteler vardı. Küçük yaş gruplarında ve büyük yaş gruplarında. Zaten hep beraber dolaşırdık. Hamburger yemeğe gider, sonra oraya giderdik. Dernekti bu. Bunun dışında öğretmen dediğimiz bizden yaşça büyük kişilerle evlerde toplanırdık. Öğretmenlerin de dahil herkesin evinde bir yıl boyunca sırayla toplanılırdı. Öyle geçerdi Cumartesileri. İzmir’de bütün Yahudiler Alsancak’ta oturur bu arada. İlginçtir başka bir yerde oturmazlar. Şu an belki değişmiştir ama o zamanlar öyleydi. Ben ortaokuldan sonra bıraktım derneklere gitmeyi çünkü çok sıkılmıştım. Orada din bilgisi dersi veriyorlardı, İbranice dersimiz de vardı. Bir süre sonra bana yeterli geldi öğrendiklerim. Yani bir şeyi merak edersem, açar internetten bakarım diye düşündüm. Bir de biraz yanlı geldi bana bu dersler. Mesela Şalom’u da öyle buluyorum. Sevmem pek. Hiç bilmeyen bir insana, yanlı bir şey anlatmasını yani. Biraz objektif bakmak lazım öğretirken. Orada bir şey duydum ben ve babama söyledim. O da “gitme bir daha” dedi ve o şekilde gitmedim ben de bir daha. Dedikleri de şuydu: En harika din biziz, biz böyleyiz şöyleyiz, Musa peygamber şöyle böyle… Ben, o yaşta buna sinir olmuştum. Şu anda da sinir oluyorum. Neye göre? Kime göre? O yüzden hiç gitmedim bir daha.

Senin 12 yaşın yapıldı mı bu arada?

Benim 12 yaşım yapılmadı. Ben de istemedim yapılmasını. İzmir’de kızlara yapıldığını hatırlamıyorum. Bir kıza yapılmıştı sadece ve çok şaşırdığımızı hatırlıyorum.

Peki Yahudi olarak doğdun tabii ama Yahudi olduğunu ne zaman öğrendin?

Herhalde Musevi okuluna başlamamladır. Çünkü orada küçükten din derslerine başlatmışlardı bizi. Yoksa benim ailem bana dinî şeyler öğretmedi. Şabatlarda kipa falan takarlardı ama ben onu herkes takıyor sanırdım. Çocuğum çünkü. Kimse bana “sen Yahudisin, burası Müslüman ülkesi” demedi. Ben etrafımdaki herkesi Yahudi zannediyordum. Bir değişik hissetmiştim kendimi öğrendiğimde. İlkokulda sorarlardı “hangi okula gidiyorsun?” diye. Musevi okulu deyince “sen Musevi misin?” diye şaşırırlardı. O zaman fark ederdim işte Musevi olduğumu. Benim kardeşimden bir örnek vereyim. O karışık bir okula gidiyordu. Kimseye Yahudi olduğunu söylememiş. Bir gün yemek yiyelim dedik. “Şu an yiyemeyiz” dedi. “Neden” dedik. “Şu an Ramazan” dedi. Hepimiz gülüyoruz tabii. O, “gülmeyin” diye kızıyor. Kimse öğretmediği için söyleme gereği duymamış Yahudi olduğunu. Televizyondan görüyor iftar vakti için şu kadar dakika diye, o zaman yemek yenir sanıyor. Bilmiyor çünkü iftar ne, oruç ne… Ama Şabat’ı biliyordu. Her şeyi karıştırmıştı küçükken. Sonra zaten 10 yaşında çağırdılar gitti derneğe, orada öğrendi. Sonra 12 yaşında Bar-Mitzva’sı için zorunlu derslere başladı bir sene. O şekilde öğrendi o da.

Arkadaş ortamından bahsederken, bebeklikten bu yana tanıdığın Müslüman arkadaşlarından bahsetmiştin. Ailen, hiç onlardan birine gönlünü kaptırmadan korku duydu mu?

Şöyle bir şey anlatayım; benim dayım biraz hayta bir adamdır. Dedem de çok serttir. Sıkıdır. Üniversiteyi kazanamayınca dedem ona çok kızdı. Ben de çok küçüğüm bu arada. O da her şeyi bırakıp güneyde bir yere yerleşmişti. Orada bir Müslümanla beraberliğe başladılar ve hatta genç yaşta evlendiler. Ben hatırlamıyorum ama biz düğüne gitmişiz ailecek. Dedem gelmemiş. Hemen akabinde bir hastalık atlattı dedem. Bunu duyan dayım ve eşi İzmir’e geldiler. Ondan sonra şen şakrak her şey devam etti. Bunlara gerek var mıydı? Neticede sen evlenmiyorsun. Oğlun evleniyor. Ben mesela buna çok karşıyım. Bu kadar istemiyorsan, çocuğunu alacaksın, gideceksin. Büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, senin oğlunun Musevi birini bulması ihtimaller arasında ne kadar ki? Bulduğunu da sevmesi ne kadar kolay? Eğer bu kadar rahatsızsan gideceksin. Dedem, bana da derdi bazen “birini bulursan mutlaka Yahudi olsun” diye ama ben biraz başına buyruk, biraz daha din işlerine girmeyen bir insanımdır. Annem, babamsa bir kere bile hayatları boyunca böyle bir şey demediler bana.

Senin erkek arkadaş seçiminde tercihlerin ne doğrultudaydı?

Hiç Yahudi erkek arkadaşım olmadı. İsrail’e akraba ziyaretlerine gittiğim dönemde orada Türkiyeli bir Yahudiyle aramda bir gönül bağı olmuştu sadece o kadar. O da olmadı zaten. Çünkü İsrail’de yaşıyordu. “Sen buraya taşın” dedi. Ben de bir niyetlenmiştim aslında ama annem ağlamaya başladı bunu duyar duymaz. Ben de tamam dedim olmayacak. Hala da söylersem duygulanır annem. “İspanya’da yaşa, Amerika’da yaşa, İsrail’de yaşama” der. Korkuyor. Ben de diyorum “burası daha mı güvenli?” diye ama “gerek yok” diyor.

Erkek arkadaşlarının ailelerinden seni rahatsız edecek kimliğine yönelik herhangi bir şey yaşadın mı peki?

Bir gün erkek arkadaşımla oturuyorduk onun evinde İstanbul’da. Bir kız, bir erkek iki kişi daha vardı ben eve geldiğimde. O zamanki erkek arkadaşım da dinle hiç alakalı değildi. Etrafında da öyle bir insan yoktu hiç. Neyse sohbet etmeye başladık biz. Hoş sohbet insanlardı ama laf arasında “bu çok günah” gibi laflar ediyorlardı. Ben oradan anladım biraz muhafazakar olduklarını. Alkol de kullanmıyorlardı. Tamam olabilir. Buraya kadar hiçbir sorun yok. Sonra bir şey oldu. Tam hatırlamıyorum, kız “işte Yahudi gibi” dedi. Ben hiçbir şey demedim. Erkek arkadaşım çok sinirlendi. Ben artık sinirlenmiyorum. O kadar alıştım ki buna… Erkek arkadaşım “yalnız Sandra Yahudi biliyor musunuz?” dedi. Onlar da hiç özür falan dilemeden sadece “olabilir” dediler. Çevremdekiler benden daha çok sinirleniyorlar. Bir arkadaş ortamında, bir kız arkadaşımın arkadaşı muhabbet içerisinde “ülkene git o zaman” demişti bana. Kız arkadaşım “ne diyorsun? kimin ülkesi?” diye sinirlenmişti. Ben artık laf anlatmıyorum insanlara. Neyse, o gün bu çiftle otururken gerginlikten birkaç dakika sonra “Pazar günleri kiliseye gidiyorsun değil mi” diye sordular bana. Hayır deyip anlatmaya kalktım ama sinagogun ne olduğunu bilmiyorlardı. Çok ilginçti.

Ailenin böyle hikayeleri var mı peki?

Muhakkak vardır ama bana anlatmazlardı. Bir şey yaşasalar bile söylemezler ki benim de moralim düşmesin. Mesela sinagoglar bombalandığı zaman ben lisedeydim. Babam hemen zildeki ismimizi çıkarmıştı panikleyip. Hiçbir şey yazmıyordu zilde. “Gitme sinagoga” diyordu o dönemde. Aslında annemle babam burayı çok severler. Çevrelerinden, Portekiz’e veya İspanya’ya “başvurun haydi siz” dediklerinde “yok, biz burayı çok seviyoruz” derler. Ben İspanya’ya başvuracağım bu arada. Hazırlanıyorum. Orayı yaptığım gezilerden çok sevdim. Kanım acayip ısınmıştı neden bilmiyorum. Kültürü, dili çok cezbetmişti beni.

Peki, karışık evlilikler hakkında ne düşünüyorsun?

Benim ailemde dinine bakan insan, annem dışında pek yoktur. Dayımı da zaten anlattım. Dolayısıyla ben de karşı değilim. Bir sıkıntı çıkar mı? Çıkmaz herhalde. Bir tanıdığım bana şunu anlatmıştı: Onun bir tanıdığı, Müslüman bir erkekle evlenecekti. Erkek tarafı, kız tarafını arayıp “kusura bakmayın biz bilmiyoruz, nasıl yapacağız? Ne getirmemiz gerek?” diye sormuş. Kız tarafı da gülerek “gümüş tepsi alıp geleceksiniz başka bir şey yok” demiş. Dolayısıyla iki taraf da bilmiyor nasıl olacağını evet ama onda da soracaklar yani. Ben de evlenirim. Neden evlenmeyeyim ki? Kimliğim kaybolacak endişesine de girmem hiç. Tek bana mı kaldı? Benle mi kaybolacak ya da benle mi kurtulacak? Kimliğin devamı mümkün bu evliliklerde. Benim bir arkadaşım var. Babası Müslüman, annesi Yahudi. Şu an İsrail’e taşınıyorlar mesela. Kimse onu zorlamadı bir şeye. Ama oruç tuttu, etti. Bence seçim konusunda sıkmayınca oluyor bir şekilde.

Diyelim ki Yahudi olmayan biriyle evlendin ve çocuğun oldu. Nasıl yetiştirirsin?

Ben zaten çocuğuma dinî bir eğitim vermeyi düşünmediğim için seçeceğim eş de, hangi dinden olursa olsun, dinî bir eğitim vermesin isterim. Okulda da vermesinler. Merak edip, bana soracağı günü beklerim. Ama “bak işte benim ailem Yahudi” ya da “babanın ailesi şuydu” dersem eğer “sen ne istiyorsan onu ol” veya “hiçbir şey olma” da derim. Benim için hava hoş. Beni ilgilendirmez diye düşünüyorum. Kendi gelip sorarsa anlatırım. Aynı şekilde babasının da anlatmasını beklerim o zaman. Pat diye ben anlatırsam yanlı olur çünkü. Ama “biz ikimiz de pek şey yapmıyoruz bak” dipnotunu da geçerim. Hiçbir dinden aşırı uç sevmiyorum çünkü. Bir düğüne, bir Bar-Mitzva’ya gider vesaire görür zaten oradan. Hoşuna giderse olur o iş, diye düşünüyorum.

İzmir’deyken Kipur tutar mıydın?

Annem tutardı her zaman. Babam tutmazdı, son zamanlarda yaş itibariyle herhalde bilemiyorum tutmaya başladı. Ben bir iki kere denedim ama dayanamadım. Bu sene tuttum. Bir de İstanbul’a geldiğim sene tutmuştum. İkisi de Cumartesi gününe denk geliyordu. Bu sene hiç sıkıntı yaşamadım. Annem ilk zorladı ama dedim zorlamakla olmaz. Ondan sonra “yapmazsan, yapma” diye kabullendi. Ardından çok önem verdiğim bir sınava girecektim. Onun için bir dilek diledim ve o şekilde Kipur tutmaya karar verdim. Dinî bir şekilde değildi ama inanarak yaptığım bir şeydi. İnanıyorum. Daha önce de yapmıştım hatta sinagoga giderek yapmıştım. İstanbul’da Avrupa yakasında gitmiştim ve çok şaşırmıştım kalabalığı görünce. Alışkın değilim tabii İzmir’den. Oradayken dedem beni götürürdü küçükken.

İlk aile evinden ne zaman çıktın?

İstanbul’a yüksek lisans için geldiğim zaman. 2011 olmalı. Özel bir üniversitedeydim. Bir yandan okuyor, bir yandan çalışıyordum. Haftanın üç günü akşamdı dersler. Ben de çalışmam gerekiyor diye çalıştım. Dört ev değiştirdim. İlki Nişantaşı tarafındaydı. Orada, Müslüman bir ev arkadaşımla kalıyordum. Okuyordu. Yahudi sınıf arkadaşları eve geliyordu. O şekilde buradaki Yahudilerle tanıştım. İkincisi Fulya’daydı. İzmirli üç arkadaş kaldık. Yahudi değillerdi. Sonraki Gayrettepe’deydi. Oradan çok sıkılıp şimdi yaşadığım Şişli tarafına taşındım. Tek başıma yaşıyorum artık. Bu mevkileri ben anneme göre seçtim bu arada. “Orada olmaz”, burada olmaz” diyordu hep. Ben ona bir sürü ev gösterdim değişik yerlerden. Bana kalsa, ben her yerde yaşarım ama anneme kalsa olmaz. Aklı kalıyordu. Yaşadığım yerleri Yahudi bölgeleri olduğu için değil, güvenilir olsun diye seçiyordu. Artık ben de senelerce burada kalmanın tecrübesiyle bir şeyler kazandım. Onun da içine siniyor, güveniyor.

Buradaki eğitim veya gündelik hayatında arkadaş ortamın nasıldı?

Yine benim İzmirli olup da İstanbul’da yaşayan Müslüman arkadaşlarımdan oluşuyordu. Gerçi Müslüman da diyemem onlara. Dine çok bakmazlardı benim gibi. Buradaki Musevilerle kaynaştığımızda, dışarı çıktığımız, eğlendiğimiz zamanlarımız da oldu. Onlar beni Tora bilmem ne gibi derslere çağırıyorlardı ama hiç gitmiyordum. Dinî olarak hiçbir aktiviteye katılmam, katılmadım da. Ama o insanlarla dışarı çıkıp muhabbet etmeyi, yemek yemeği, gezmeyi seviyordum. Tüm Avrupa’daki Yahudilerle ilgili galiba tam hatırlamıyorum bir kamp düzenleniyormuş her sene. Ben bir defa ona katıldım, Yunanistan’a gitmiştik. Güzel bir deneyimdi, eğlenceliydi. Orada hahamlar vardı bu arada. Cuma günleri otelde bir sinagog yapmışlar oraya duaya gitmiştik. Ama ben eğlencesindeydim işin. İşte denize gireyim, gezeyim. Hava güzeldi… Diğer senelerde de ümitlendim ama maddi olarak olmadı. Zaten çalışmaya da başlamıştım. O yüzden mümkün olmadı. Oradan da tanıştığım insanlar var. Mesela Sırbistan’dan, Yunanistan’dan kızlarla arkadaş oldum. Romenler, Macarlar… Balkanlardan insanlar vardı. Şimdi çalıştığım yerde de mutluyum. Kimliğimi bilirler ama hiç konusu geçmez.

İstanbul’da tanıştığın Yahudiler ışığında, İstanbul’daki cemaat hayatıyla İzmir’deki arasında herhangi bir fark gözüne çarptı mı?

Farklar var. İstanbul’dakiler daha kendi küçük çevrelerindeler. İzmir’dekiler öyle değil. Mesela İzmir’dekiler daha açıktır, İstanbul’dakiler daha “biz olalım”cı, biraz daha dinlerine bağlı, daha uygulayıcılar gibi geliyor bana. Yetiştiriliş tarzı bu tamamen. Bilmiyorum. İzmir’in havasından mı, suyundan mı? Bir rahatlık, gevşeklik vardır İzmirlilerde. Burada tanıştığım Müslüman arkadaşlarım da bir parça daha muhafazakarlar İzmir’e göre. İzmirlilerin birçok şey umurlarında değildir. Umursamaz davranırlar. Burada bir de Yahudilerin okulları var. İzmir’de bir tane vardı artık o da yok. Onu bitirince dağılıyordun. Herkes kendi çevresini buluyordu. Ama bence anladığım kadarıyla burada izin de verilmiyor. Kim varsa başta, bu iletişimi, vesaire sıkı tutuyor. Bağlar çok kuvvetli. İzmir’de öyle bir şey yok.

Peki, İstanbul’da Şabat’a baktın mı?

İstanbul’a gelince ben onları bıraktım. İzmir’de de bıraktığım zamanlar oluyordu. Mesela babaannemlere gitmediğimiz zamanlarda çok bir şey yapmazdık. Büyük sofralar kurulmazdı, mutfakta yemek yerdik birlikte. Sonra ben arkadaşlarımla dışarı çıkardım. Buraya gelince de hiç bakmadım. Bazen Hanuka Bayramı’nda hem eğlencesine, hem de görsel olarak güzel gözüküyor diye mum yakıyordum. Bir de şöyle bir şey oldu: Benim iş yerinin orada, yemek yerken bir Yahudi kadınla tanışmıştım. O da civarda çalışıyormuş. İkimiz de aynı yere geliyoruz yemek yemeye. Bu kadınla biz zamanla yakın arkadaş olduk ve Hanuka’da beni eve çağırdı yalnız kanılmaz diye. Kalabalıktı yemek ve öyle bir sofrayı görmeyeli epey olmuştu çok hoşuma gitti, çocukluğuma döndüm. Çok güzeldi ama o kadar, ben o yemeğe gittim sonra Hamursuzda falan hiç bakmadım. Ben kendimi uygulayıcı görmüyorum. Benim canım hamburger yemek istiyorsa, gidip yerim. Hamursuz diye “hamburger yemeyeyim aman” demiyorum hiçbir zaman. Beni sıkmasını istemiyorum. Babam da öyledir. Annem daha uygulayıcıdır. İlk başladığı gecesinde yapardık geleneği. Dua ederdik. O zamanlar çok hoşuma gidiyordu. Onları yapıyordum. Çocukluğumdan beri her sene gördüğüm bir şeydi. Manevî olarak hoşuma giderdi. Gel gör ki şu an yapmak istemiyorum.

Peki, ismin dikkat çekiyor mu gündelik hayatta? Değiştirmek zorunda kalıyor musun?

Çekiyor. Daha doğrusu anneminki daha çok çekiyor. İsmimi duyanlar, “Türk müsün?” derlerdi. İnanmazlardı. “Annen mi yabancı, baban mı yabancı?” diye sorarlardı. “Nerede doğmuşlar?” diye sorulduğunda Türkiye cevabı yetmezdi. Onların annesi, babası diye sülaleyi didiklerlerdi. Benim babam biraz milliyetçi, biraz Kemalist bir insandır. O yüzden “sana böyle bir şey derlerse, ailemizde Çanakkale Savaşı’na gidip de dönemeyen, mezarı bile olmayan şehidimiz var” de derdi. İlk başlarda söylerdim ben de bunları. İsmimi değiştirmek zorunda kalmadım hiç.

Kendine Türk diyebiliyor musun?

Diyebiliyorum ama teknik olarak Türk olmadığımı düşünüyorum. Buradaki kimse Türk değil. Mesela ben İsrail’deki akrabalarımla aynı değilim yani. O başka bir kültür biz başka bir kültürüz. Türkiye’den göç edenler hep beraber kalıyor zaten o yüzden. Burası benim doğduğum yer. Ben şuna inanıyorum; beni bir yere götürsünler, beş ay orada yaşayayım ve etrafımda hiç Türkçe bilen insan olmasın, beş ay sonra bir Türk görsem gerçekten ağlarım. Orada doğmadım, o kültürle büyümedim ki. Özlersin doğduğun yeri. İsrail’dekiler de burayı özlüyor. “Ah boyoz olsa da yesek”, “ah kebap olsa da yesek”, işte İstanbul boğazı fotoğrafları paylaşılıyor… “Çok güzel cennet vatanım” falan yazıyorlar hep, görüyorum. Çoğu böyle. Özellikle orta yaş grubu. Bir krize giriyorlar. Ki girersin, ben de özlerim yani.

İsrail’e akraba ziyaretleri yaptığından bahsetmiştin. Nasıl bulmuştun oradaki yaşantıyı?

Güzel bulmuştum, eğlenceliydi. Çocukken çok anlamadım. Bizim Halloween gibi bir bayramımız vardır. Çocuklar sokaklarda eğlenir falan. Ona denk gelmiştik biz. Herkesi sokakta, kostümlü eğlenirken görünce keşke Türkiye’de de böyle olsa dediğimi hatırlıyorum. Kocaman insanlar çocuklar herkes kostümlü ve sokakta eğleniyorlar… O dönem çok güzeldi. Son gittiğimde, birkaç sene önceydi, bana yine güzel gelmişti. Çünkü herkesin bir komünitesi vardı. Buradan oraya giden Türkler, Ruslar, Macarlar, Amerikalılar vesaire hepsi ayrı eküriler. Benim buradan göç eden arkadaşlarım var orada da Türkiyelilerle takılıyorlar. Geldiklerinde ilk 6 aylık zorunlu dil eğitiminden sonra kendi komünitesi hemen iş buluyor onlara. Bu işte İngilizcelerini kullanıyorlar ve çok zorlanmıyorlar dolayısıyla. Birbirlerini kolluyorlar orada. Oranın Cumhuriyet Bayramı’na denk gelmiştim. Kocaman bir barbekü partisi vardı. Çok hoşuma gitmişti. Herkes birlikteydi. Eğlenceli kılmışlardı o günü. Orada çok ilginç bir şey var; gelenlerin çoğunun, annesi, babası ya burada ya da başka ülkede. Bireysel gidiyorlar oraya. O yüzden herkes, birbirini kolluyor. Oraya giden akrabalarımdan biri mesela orada biriyle tanıştı. Türkiyeli. Evlendiler çok mutlular şimdi. Sadece yazları geliyorlar buraya. Bu biraz bana garip geliyor. Buradan oraya gidip de bir İsrailliyle evlenen çok az kişi var. Yok gibi hatta. Bir arkadaşım çok fazla kültür farkı var diyordu bana. Gerçekten Türkiye’den gelenlerle olmak istiyorsun diyordu. Ortak din, hiçbir şekilde yetmiyor. Kültür farkı var. Orada gerçekten baskın bir Ortadoğu kültürü var diyordu mesela. Türkiye’de o yok.

İspanya’ya başvurdum dedin. Buradan temelli gitmeyi düşünüyor musun?

Baktım çevremden Yahudi olan olmayan arkadaşlarım bir yerlere gidiyor. Beni de bir korku aldı. Öyle başvurdum İspanya’ya. Burada bir şey olur da gitmem gerekir diye. En son çare olarak. Yaşadığım korku, Yahudi oluşumdan değil. Burada bir iç savaş çıkar da arada kaynarım diyeydi biraz. İslamcı kesimle, laik kesim çatışıyor zaten şu an. Onlar savaşırken, biz de arada gideriz o kesin. Bu korku Yahudilere has değil. Olay Yahudilikten çıktı. Çevremdeki herkeste var. Bir ara gönül bağı kurduğum kişi için temelli gitmeyi düşünmüştüm İsrail’e. Gidip konuşmuştum bilgi almış, plan yapmıştım geleceğe dair. Zaten her şeyi İsrail devleti ödüyor. Oradaki kurslara, işlere de bakmıştım. Yaşamak istediğin şehri de sen seçebiliyorsun. Genelde Tel-Aviv dışında seçilir daha ucuz olsun diye. Tel-Aviv aşırı pahalı bir şehir çünkü. Her şeyi onlar ödüyor, sen sadece gerekli evrakları topluyorsun. Cebinde hiçbir şey olmasa bile gidebiliyorsun zaten burada iflas eden çoğu insan öyle yapmıştır. Sonra annem vazgeçirmişti beni. Aslında ben de bir şey öğrenmeye hevesli değildim. İstanbul’a göre eğlence olarak güzel ama bak. Gece hayatı olsun, sokakta gençler olsun…

Annen İsrail’in güvenli olmadığını düşünüyor, peki sen güvenli buluyor musun?

İstanbul’a göre kesin daha güvenli bence. Orada birkaç gün yalnız başıma gezmiştim. Dil de bilmiyordum. Yemeğimi yedim, oraya girdim, buradan çıktım, bir sürü yer gezdim, sahilde oturdum… Çok huzurlu ve güvende hissettim kendimi. Tel-Aviv’deydim gerçi. Başka bir yerde olsam nasıl hissederdim bilmiyorum. Bir Avrupa şehri, hatta bir İzmir gibi bir yerdi. Orada güvende hissettim. Bazı yönleriyle neden bu ülkenin İsrail’den daha iyi olduğunu düşünüyorum onu açıklayayım şimdi. Mesela senin kimliğinde İslam yazıyordur ama kimse sana Ramazan’da oruç tutacaksın diye dayatmaz. Her yer açık olur, gidersin yemeğini yersin, içkini içersin. Bu hala böyle. En azından şimdilik… İsrail’de açık bakkal bile bulamıyorsun. Ben tutmak istemiyorum oruç ve dışarıda yemek istiyorum diyemiyorsun çünkü her yer kapalı. Orada Türk dönercileri vardı. Çocuktum şöyle bir şey hatırlıyorum: Oraya gittik. Babam döner istedi, döner geldi, yoğurt yok. Babam diyor “yoğurt getir”, adam getirmiyor. “Burayı kapattıracak mısın” diyor. Bu, özgürlük kısıtlaması. Kitapta öyle yazıyor diye sen bana onu yasaklayamazsın. Ben böyle şeylere takıyorum. O yüzden ben bu ülkenin daha özgür bir ülke olduğunu düşünüyorum. Ama güvenliği tartışırız. Güvende hissediyorum ama Şişli’de yaşıyorum. O şekilde güvende hissediyorum. Bir gün bir eylem vardı. Doğu’da askerler şehit olmuş, PKK yapmış, bir grup da Taksim’de toplanmış yürüyor. Buraya kadar tamam. Benim evin oraya geldiklerinde “burayı Ermenilere mezar edeceğiz” diye bağırıyorlar. Ne alaka? Tam o sırada kasabı olsun, bakkalı olsun, hepsi dışarı çıktı ve onları geri püskürttü. Ben de izliyorum camdan. Oturduğum yer açısından güvende hissediyorum kendimi yani. Ama cahillik çok var. Bu cahilliğin ortadan kalkması gerek. Kalkmadığı ve gün be gün arttığı için bu güvensiz ortam oluşuyor. Eğitim şart. Nasıl bir eğitim verilmeli inan bilmiyorum. Belki din derslerinin içeriği çok başka olur, ben de o derse katılabilirim. Bilmiyorum… Pek umudum yok ama benim bu konuda. Diğer yandan sadece antisemit olaylar olduğunda değil, örneğin Alevilerin evlerin işaretlendiğinde de buradaki cahilliğe, ırkçılığa sinirlenmeli. Ortalama bir Yahudi sadece antisemit olana sinir oluyor ama olay o değil. Biraz geniş bakacaksın. Çünkü Alevilerin evini işaretleyen zihniyet zaten antisemit hareketi de gerçekleştirir. Onu yapmazsa onu da yapmaz.

Peki, bir Yahudi olarak özgür olduğunu düşünüyor musun?

İstediğim şeyleri yapabiliyorum, özgürüm dolayısıyla. Çoğu Yahudi’nin düşüncesine ters olarak böyle düşünüyorum. Mesela benim babaannemler, ülke böyle şöyle diye şikayet ederler. Ben de derim ki “sana çözüm sunuluyor şikayetçiysen gidersin”. Ben öyle düşünüyorum. Çok şikayetçiysen, çok rahatsızsan gidersin. Hem kendi dininden insanlarla yaşarsın, hem de sana sunulmuş bir imkan var, cebinden bir kuruş çıkmadan bunu yaparsın. Ama gitmiyorlar. O zaman şikayet de etmeyecekler.

Neve Şalom’a hiç gittin mi?

Bir düğüne gitmiştim orada. Şaşırmıştım. Çünkü İzmir’de böyle değil, kapıda sadece polis var ve bir tane çelik kapı var. Orada 4 tane kapıdan geçtim sanırım. Ama bence normal bu ve haklılar. Hissettiğim üzüntüydü. İlk önce algılayamadım. Ben bile unutmuşum bu durumu. Unutuluyor çünkü İzmir’de bir kapı var sadece. Şişli’dekinin orada bir bardaydım geçenlerde. İçeride çok bunalıp dışarı çıkıp sinagogun kapısında durmuştum. Polis çıktı dışarı “burada duramazsın, burada durmak yasak” diyor. Ben de “neden duramam? Neden yasak? Ben de Yahudi’yim” diyorum. Bana “onunla alakası yok. duramazsın yasak” diyor. İlginçti.

Yahudilik senin için ne ifade ediyor?

Benim için dinden ziyade kültürü ifade ediyor. Bana göre Türkiye’deki Yahudilik, Ladino, sofraların kurulması, o kalabalık yemekli sohbetler… Benim için din asla değil, kültür olarak seviyorum Yahudiliği.

Son olarak fark ettiğim bir şeyi sorayım; Yahudilik ve Musevilik kelimelerinin ikisini de kullanıyorsun. Neden?

Evet. Eskiden Musevi’yi çok kullanırdım. Artık Musevi diye bir şeyin olmadığını düşünüyorum. O yüzden hep Yahudi’yi kullanmaya başladım. Ama alışkanlık, okulun adından kodlanmış kafama. 4 – 5 sene öncesine kadar Musevi derdim. Baktım bir yerden tam hatırlamıyorum, biri bir kabilenin adıydı galiba. Oradan ben Yahudi’yi kullanmalıyım diye düşünmüştüm. Bir de sanırım Yahudi kaba geliyormuş zamanında o yüzden Musevi deniyormuş. Babam açıklamıştı bana. Ama hala medyada falan Musevi kullanılır daha kibar olduğu için. Ama kaba falan değil yani doğrusu Yahudidir.

 

Bunları da beğenebilirsiniz...