Osmanlı Müziğinin Klezmer Müziğine Etkisi

Kaynak: Biamag

Söyleşi: Bahar Akpınar

Oyun yazarı ve dramaturg Bahar Akpınar ile Veretski Pass grubundan Joshua Horowitz, Klezmer müziği ile Osmanlı Müziği arasındaki etkileşimden yola çıkarak etno müzik konulu bir söyleşi gerçekleştirdi.

Veretski Pass grubundan Joshua Horowitz, Klezmer müziği ile Osmanlı Müziği arasındaki etkileşimden yola çıkarak etno müzik üzerine konuştuk.

Jashua Horowitz hakkında

Budowitz ve Veretski Pass topluluklarının kurucu üyesi, besteci ve icracı. Aralarında Avusturya hükümetinin Onur Ödülü de olmak üzere pek çok ödülün sahibi.

Viyana Oda Orkestrası, Theodore Bikel, Ben Goldberg, Joel Rubin, Brave Old World ve Adrienne Cooper işle birlikte müzik yaptı.

Stanford Üniversitesinde İleri Jazz teorisi derslerine giren Horowitz, Klez Kamp, Klezmerquerque, Klez Kanada, Klez California’da düzenli dersler veriyor. On yılı aşkın bir süredir Almanya’da düzenlenen Klezmer Festival Fürth’ün müzik direktörlüğünü yapıyor.

Yahudilerin müziğe etkisi

Kleizmer müziği ile Türk müziği arasında bir etkileşim olduğunu duymak benim için oldukça ilginçti. Farklı kültürlere ait bu iki müzik türünün nasıl bir tarihsel yolculuğu var? Birbirlerini nasıl etkilemişler, biraz bahseder misin?

Osmanlı İmparatorluğu 15 – 19. yüzyıllar arasında Viyana’dan Kiev’e kadar geniş bir coğrafyada etkili ve bu coğrafyadaki müzik hayatını doğrudan etkiliyor. Bu dönemde Klezmer müziği açısından iki şehir öne çıkıyor: Odesa ve İstanbul. Bu şehirlerin her ikisi de o günün önemli ticaret ve kültür merkezleri. Bugün olduğu gibi o zaman da kültür merkezi konumunda olan şehirler aynı zamanda sanatçıların bir araya geldikleri yerler. O dönemin Odesa’sında birçok Türk müzisyenin eserlerini icra ettiğini biliyoruz. Aynı durum İstanbul için de söz konusu tabi ki. Hatta İstanbul’un çok kültürlü yapısı sanatçılar arası etkileşime çok daha uygun bir zemin hazırlıyor.

Dönemin İstanbul’unda olan Ermeni, İtalyan tiyatro gruplarının yanı sıra Aşkenaz ve Sefarad Yahudileri’nin varlığı bu etkileşimin kurulmasında önemli bir zemin oluşturuyor. Kimi zaman tiyatro topluluklarının müzisyenlere ihtiyacı oluyor. Profesyonel müzisyen ihtiyacı doğduğunda doğrudan Yahudi müzisyenlerle iletişime geçiyorlar. Bunun bir nedeni, Yahudilerin müziği profesyonel olarak yapmaları. Malum, birçok çalışma alanına dahil olamadıkları için, profesyonelleştikleri alanlardan biri müzik oluyor. Dönemin Avrupasına baktığımızda da Yahudilerin müzik yaşantısına etkilerini açıkça görebiliyoruz. Hatta Varşova, Prag, Kiev, Bükreş gibi şehirlerde örgütleşip, loncalar kuruyorlar.

Osmanlı sarayında Yahudi müzisyenler

O dönem müzik yapan Yahudi müzisyenlerin daha çok gezgin olduklarını biliyordum. Böyle gezgin bir yapıda lonca kurma ihtiyacı nasıl beliriyor?

Doğru, çoğunlukla gezginler. Bu, yalnızca Yahudi müzisyenlere özgü bir durum değil.  Çoğu müzisyen gezgin o dönem.

Müzisyenler farklı bir şehre gittiklerinde orada yerleşik olan müzisyenlerle aralarında bir çekişme oluyor. Bu nedenle dışarıdan gelenlere bazı kısıtlamalar getirilmeye çalışılıyor.  Loncaların kurulmasının temelinde de bu gibi sorunları giderme fikri var aslına bakarsan.

Her ne kadar folk müzik yaptıkları bilinse de,  Yahudi müzisyenlerin o dönemde profesyonel olarak düğünlerde, otellerde ya da İstanbul’da olduğu gibi tiyatro grupları için müzik yaptığını biliyoruz. Dahası, Padişahlar için de müzik yaptıklarını biliyoruz. Walter Feldman, Osmanlı müziğini konu alan kitabında Osmanlı yöneticileri ile Yahudi müzisyenler arasındaki ilişkiyi detaylıca açıklar.

Bu çok ilginç. Yahudi müzisyenlerin saray için ya da yönetimde etkili olan insanlara müzik yaptığını bilmiyordum.

Evet evet, yapıyorlar. O dönemde Osmanlı kültürü bütün bu coğrafyada baskın olan kültürdü ve birçok alanı da yoğun biçimde etkisi altına aldı. Günümüzde nasıl Amerikan kültürünün baskın kültür olması, dünyanın geri kalanında yapılan müziklerin Amerikan müziğinden bir şekilde etkilenmesini beraberinde getiriyorsa, o dönemde bu etkiyi Osmanlılar yaratıyordu. Neticede dünyayı yöneten baskın güç kimse, kültürü de yönlendiren baskın güç de o oluyor. O dönemde de baskın kültür Osmanlılardı ve müzik alanında Türk müziğinin büyük bir etkisi vardı. Yahudi müzisyenleri Osmanlı saray müziğinde daha çok icracı olarak görüyoruz.

Osmanlı müziği derken nasıl bir müzikten bahsediyoruz biraz açıklar mısın? Osmanlı müziğinin Klezmer müziğine ne gibi etkileri var? 

Çok çok etkilidir. Tüm müzik tarihine bakıldığında Osmanlılar dünya üzerindeki müzikleri etkileyen en önemli kültürlerden biridir. Neredeyse 15. yüzyıldan, Birinci Dünya Savaşı’na kadar etkili olan bir İmparatorluktan bahsediyoruz. Bu müthiş bir etki süresi. Diğer taraftan Osmanlı müziği çok ileri bir tekniğe sahiptir. O dönemin müziğini Dimitri Cantemir’in eserlerinde görebiliriz. Osmanlı müziğinin temellerini atan önemli müzisyenlerden biridir. Besteleri inanılmazdır. O dönem için çok gelişmiş, çok ileri düzeyde bir müzikle karşı karşıya kalırız.

Osmanlı müziğindeki ileri teknikten kastımız makam sistemi mi? Onu mu kastediyorsun?

Makam sisteminin tam olarak ne zaman başladığını bilmiyorum ama Cantemir’in bu konuda da yazdığını biliyorum. Modern makam sistemi, Candemir’in ortaya koyduğundan daha farklı bir sistem. Cantemir’in kullandığı makam sistemi çok daha karmaşık, üst düzey bir sistem.

Bu durumda, Osmanlı müziği ile Klezmer müziğinin etkileşiminde makam sistemi önemli bir rol oynuyor olsa gerek?

Evet. Osmanlı makam sistemi, Klezmer müziğinin çalındığı her yerde etkili olan bir müzik sistemi. Aşkenaz Yahudilerinin yaşadıkları yerlerde çok güçlü bir Osmanlı dünyası olduğunu düşünürsek, o dünyada var olmaya çalışan Klezmer müziği bu makam sistemi ile iç içe yaşıyor ve bundan etkileniyor.

Batı müziğindeki melodi notalar üzerinden tanımlanır. Makamda ise notalar şablona dönüşerek öne çıkar. Klezmer müziği batı müziğinden minör bir yapıyı alıp, Osmanlı müziğinden Nihavent ile birleştirebiliyor. Teorik olarak Klezmer müziğine bakıldığında hala daha diğer müzik sistemlerinde olduğu gibi net teorik tanımlar pek yapılamıyor.

Ben de bu konu üzerine çalışmış, incelemeler yapmış ve dersler vermiş bir müzisyen olarak baktığımda Klezmer müziğinin kuralları şunlar şunlardır diye net bir tanımlama yapamıyorum.  Ama istatistiksel olarak bakıldığında Klezmer müziğinin en etkileyen müziklerin başında Osmanlı müziği olduğunu görüyoruz. Bu nedenle ben Osmanlı müziği üzerinden tanımlamayı tercih ediyorum. Bazı Yahudi ilahilerinde bile makam sisteminin etkisini görürüz. Örneğin Ahabaraba adlı ilahinin makamı Hicaz’dır.

Yahudiler bu makam sistemini nasıl kendi müziklerine adapte etmişler ve yaptıkları müzik Osmanlı müziğinden nerelerde ayrılıyor?

Osmanlı müziğindeki temel element makam sistemidir. Ana yapıyı bu sistem belirler.  Klezmer müziğinde ise makam sisteminin daha basitleştirilmiş bir hali vardır. Mesela Nihavent makamında vurgu ilk bölümün yedinci notasındadır ve yükseliş beşinci notadan başlar. İkinci bölüme geçildiğinde ise bu vurgu bir kat daha yükselir. Üçüncü kısım varsa eğer orada iyice yükselir ve neşeli bir boyuta çıkar. Klezmer müziği de bu beş ve yedinci notalardaki yükselişi çoğu eserde uygular. Diğer taraftan Osmanlı müziği enstrümanları melodik yapı içinde bir armoni yaratmaktan çok, makamla belirlenen melodiyi aktarmak için kullanırken Klezmer müziğinde bir armoni söz konusudur. Aralarındaki bu temel ayrım aslında bu armoniden kaynaklanır. Burada başka bir kültürel etkileşim devreye girer. Armoni, Avrupa müziğinin ana unsurudur ve Avrupa müziğinin Klezmer müziği üzerindeki etkisidir. Geleneksel Türk müziği bundan etkilenmemiştir. Ama Klezmer müziği hem armoniyi hem de makam sistemini birarada kullanır.

Sence Klezmer müziğindeki bu armoni ve makam sisteminin birlikte kullanılması, duygunun taşınmasında daha etkili bir müziğe ulaşmamızı sağlıyor olabilir mi? Ben Klezmer müziğini dinlediğim zaman hiç söz olmamasına rağmen müthiş bir duygusal yoğunluk hissediyorum. Bazı Osmanlı müziği eserlerini dinlediğimde sözleri olmasına rağmen bana daha teknik bir müzik gibi geliyor. Daha doğrusu duygu ile arasında teknik bir mesafe var gibi… Bu durum bahsettiğin armoni eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?

İnan bilmiyorum. Böyle bir şey duymuş olduğuma da son derece memnun oldum. Bendeki durumsa tam tersi. Osmanlı müziği dinlediğimde taşıdığı duyguyu kalbimde hissediyorum. Bahsettiğin durum belki armoninin çok yalın, sadeleştirilmiş bir makam üzerinden aktarılması ile alakalı olabilir. Türk müziğinde belirgin bir name yapısı var. Sen şimdi bir şarkı söylesen ister istemez name yaparsın. Bu, Klezmer müziğinde hiç yok. Ama dediğin doğru, özellikle Klezmer müziğinin eski örneklerini dinlediğim kayıtlarda bilhassa kemanda belirgin bir sadelik öne çıkıyor. Bu sadelik duygunun aktarılmasında oldukça etkili. Türk müziği dinlediğimde ise bütün o küçük notaları duyuyorum ve onlardaki duygu bana çok derin geliyor. Bu benim için Klezmer müziğinde olmayan başka bir derinlik. Karşılıklı olarak birbirimizin müziğinden böyle farklı etkilenişimiz ilginç.

“Mozart, Türk Marşı’nda Yeniçeri müziğini yartmaya çalışmıştı”

Yakın zamanda yapılan araştırmalardan birinde Yeniçeri müziği ile Mozart arasındaki etkileşimden bahsediliyordu. Osmanlı müziğinin Batı müziğinden etkilenmediğini söyledik. Peki Batı müziği ya da doğrudan Mozart, Yeniçeri müziğinden nasıl etkileniyor?

Mozart’ın Türk müziğinden çok etkilendiğini zaten biliyoruz. Fakat onun duyduğu Osmanlı müziği, saray müziğinden çok Yeniçeri bandosunun askeri müziğiydi. Yeniçeri müziği davulların, zillerin olduğu gürültülü, yüksek sesli, baskın bir müzik. Mozart döneminde ise Batı müziğinde davul henüz kullanılmıyordu. Daha doğrusu, ağırlıklı olarak, müziği taşıyan temel enstrümanlardan biri olarak kullanılmıyordu. Bu etkiyi verebilmek için o dönemde Türk Piyanosu adı altında bir enstrüman geliştirerek, piyanodan zil ve davul seslerine benzer sesler elde etmeye çalıştılar. Bu enstrüman sayesinde Yeniçeri bandosunun o coşkun, yüksek volümlü müziğini yakalamayı amaçlıyorlardı.

Mozart’ın Türk Marşı’nda yaptığı da budur aslında. Yeniçeri müziğini yaratmaya çalışmıştır. Özellikle sol elle çalınan notalar tümüyle Yeniçeri müziği havasını yaratma amacıyla yazılmıştır. Mozart’ın burada yaptığı aslında o dönemin politik ajandasına bir göndermedir. Viyana’yı kuşatan ama ele geçiremeyen Yeniçerileri müziği ile geri püskürtür. Bunu onların müziğini kullanarak yapar. Bu ilginç ama pek bilinmeyen bir detaydır.

Yazar Hakkında: Bahar Akpınar

Bahar Akpınar, Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi, Yazınsal Anlatım, Dramaturgi Problemleri, Eleştiri Yöntemleri derslerini veriyor. Oyun yazarı.
ODTÜ’de Kimya, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi ve Glasgow Üniversitesinde Oyun Yazarlığı ve Dramaturgi eğitimi aldı.
Ibsen’in Sıradışı Kadınları adlı inceleme kitabı Türkiye’de, Cyprus ve Istanbul adlı oyunları Amerika’da basıldı. Bir süre dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
Yurt içi ve yurt dışından çeşitli ödülleri olan Akpınar halen Terezin toplama kampında Yahudi tutuklular tarafından yazılıp, oynanan tiyatro oyunları üzerine doktora tezi hazırlıyor. 

Bunları da beğenebilirsiniz...