Ermeni ve Yahudi soykırımları arasındaki bağlantı

birkenau-402324_1920

Ohannes Kılıçdağı / Agos

Bu hafta size bir kitabın pek bilinmeyen hikâyesinden, daha doğrusu nispeten tanınan, bilinen bir romanın pek bilinmeyen bir yönünden bahsetmek istiyorum. Sözünü ettiğim roman, Franz Werfel’in, tehcire dolayısıyla soykırıma Musa Dağ’a çıkarak direnen Ermenilerin hikâyesini anlattığı ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’ü. Bu romanın pek bilinmeyen tarafını Stefan Ihrig’den öğreniyoruz. Ihrig, Nazi muhayyilesinde Atatürk’ün yeri ve Ermeni Soykırımı’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya kamuoyunda tartışılması gibi konularda değerli eserler veren, önemli bir tarihçidir. ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’ romanı hakkında aşağıda söyleyeceklerimiz de, onun ‘Musa Dağ’dan Masada’ya’ başlıklı yazısından alınmıştır. (İngilizce olan yazının tamamına şu linkten ulaşılabilir.)

Ihrig, romanın 1930’larda ve 1940’larda Yahudiler arasında oldukça popüler olduğunu anlatıyor (Franz Werfel’in de Praglı Yahudi bir aileden olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim.) Daha savaştan evvel bu roman hakkında yazan Yahudi yazarlar, anlatılanın aslında kendi trajedileri olduğunu söylüyorlar. Fakat, savaş sırasında roman Yahudiler arasında daha da popüler oluyor. Bununla ilgili ilginç anekdotlar var. Örneğin, Rommel komutasındaki Alman ordularının Filistin’i işgal etmesi ihtimali belirince, oradaki Yahudiler Karmel Dağı’na çekilerek bir direniş örgütlemeyi planlıyorlar ve bu plana verilen isimlerden biri de ‘Musa Dağ Planı’.

Roman yalnız Filistin Yahudileri arasında değil, Naziler tarafında gettolara sıkıştırılan Doğu Avrupa Yahudileri arasında da popülermiş. Ihrig’in, başka bir tarihçi Yair Auron vasıtasıyla aktardığı bir başka anekdoda göre, ünlü Varşova Gettosu Direnişi’nin liderlerinden Yitzhak Zuckerman’a göre ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’ü okumadan Varşova Direnişi’ni anlamak mümkün değildir. Ihrig daha birçok örnek veriyor ama biz Litvanya’daki Kovno gettosu sakinlerinden William Mishell’in 1942’de kaleme aldığı şu çarpıcı satırlarıyla yetinelim: “[Okuduğumuz] kitaplardan biri Franz Werfel’in ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’üydü… Bir milyondan fazla Ermeni’nin bütün dünyanın gözü önünde…acımasız ve kanlı katli bize kendi kaderimizi hatırlatıyordu…Onların akıbetini bizimkiyle kıyaslıyorduk, dünyanın onların hali karşısındaki kayıtsızlığını, zavallı bir halkın barbar ve zorba bir rejimin eline olduğu gibi terk edilişini. Kitaptan çıkardığımız şuydu: Dünya sonuçta Hıristiyan olan Ermenilerin yardımına gelmediyse, biz Yahudiler nasıl yardım bekleyebilirdik ki? Hiç şüphesiz, Hitler katliamları ve özgür dünyanın suça ortak olan ihmalini biliyordu ve çaresiz Yahudilere karşı yapacaklarının cezasız kalacağına ikna olmuştu.”

Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’nda başına gelenlerin nasıl adlandırılması gerektiğine dair tartışmalarda sıkça duyduğumuz, kimi Yahudi dostlarımız tarafından da tekrarlanan bir argüman vardır; “Ermenilerin başına gelene soykırım dersek Nazilerin Yahudilere yaptığına ne diyeceğiz?” derler. Doğrusu, pek ‘sağlam’ bir soru değildir bu. Bu mantığa göre, yakın ve uzak geçmişte dünya tarihinde bir tane soykırım vardır ve o soykırım birebir tekrarlanamayacağına göre insanlık tarihinde sonsuza dek bir tane soykırım olacaktır! Kaldı ki, elmaya meyve deyince armuda başka bir şey mi demek zorundasınız? Fakat bütün bunlar bir yana, Ihrig’in anlattıklarından anlıyoruz ki soykırım sürecinin bizzat içindeki Yahudiler kendi durumlarıyla Ermenilerin başına gelenleri tam da o süreçten geçerken özdeşleştirmişler bile; hatta görüldüğü üzere Ermenilerin ‘tecrübeler’i kendilerine hem ilham ve umut, hem de umutsuzluk kaynağı olmuş. Ayrıca, gene Ihrig’in dikkat çektiği gibi, daha 19. yüzyılın sonlarından itibaren Alman devlet adamları, diplomatları ve kamuoyu arasında Ermenileri ‘Doğu’nun Yahudileri’ olarak gören yaygın bir anlayış var ve tahmin edebileceğiniz üzere, bunu bir iltifat mahiyetinde kullanmıyorlar. Yani, o cenahta da Ermenilerle Yahudileri özdeşleştiren bir tutum var. (Ayrı bir yazı konusu ama işin ilginci şu ki, bu özdeşleştirme birçok Ermeni’nin de hoşuna gitmez, zira Ermeniler arasında da güçlü ama yüzleşilmemiş, kuvvetli bir anti-semit damar vardır. Mesela, Ermeni Soykırımı’nı planlayanların aslında Yahudi dönmeleri olduğu gibi, çok da temeli olmayan iddialar Ermeniler arasında hâlâ çok alıcı bulur.)

Bitirmeden, bu tür tartışmaların yaratabileceği bir riske veya yanlışa dikkat çekmek istiyorum. Ihrig aradaki bağlantılara dikkat çekerek çok önemli bir iş yapıyor fakat Ermeni Soykırımı sadece Holokost’la olan ilgisi üzerinden veya onun dolayımıyla gündeme gelecek, bu ilişkinin sınırları içinde tartışılacak bir konu da değildir. Her soykırım gibi onun da kendine has özellikleri ve öznellikleri vardır. Bunları gözden kaçırmamak gerekir.

Bunları da beğenebilirsiniz...