İçeriğe geç

Siyonizm Raydan Çıkmadı, Baştan Böyle Kurulmuştu – Gideon Levy

Yazan Avlaremoz
Siyonizm Raydan Çıkmadı, Baştan Böyle Kurulmuştu – Gideon Levy
Omer Bartov, 21 Nisan’da Boston yakınlarında yeni kitabı “Israel: What Went Wrong?”un lansmanında. Fotoğraf: Arthur Mansavage

Siyonizm, en temelinde, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki coğrafyada Yahudi üstünlüğü fikrine dayanır ve tıpkı ırksal, ulusal ya da dinsel üstünlüğü savunan diğer tüm ideolojiler gibi meşruiyetten yoksundur.

Kaynak: Haaretz, 6 Mayıs 2026

İsrailli olup aynı zamanda Siyonizm karşıtı olmak kolay değil. Hatta neredeyse imkânsız. İsrail’de bu birleşim; ihanet, sapkınlık ve hiçbir meşruiyeti olmayan bir tutum olarak algılanıyor. Bu durum, Benjamin Netanyahu ve Itamar Ben-Gvir’in karanlık günlerinden çok önce, eski güzel Mapai dönemi İsrail’inden beri böyle.

Sovyetler Birliği’nden bu yana, Siyonist İsrail Devleti gibi, her türlü şüpheyi veya inkârı yasaklayan, böylesine dışlayıcı ve açgözlü bir ideolojiye sahip başka bir devlet olmamıştı. Siyonizm karşıtı bir sürgün olmak bile kolay değil, özellikle de Siyonist aristokrasinin bir prensi için.

Omer Bartov, soykırım araştırmaları ve Holokost alanında uzmanlaşmış, uluslararası ölçekte tanınan İsrailli-Amerikalı bir tarihçi ve Rhode Island’daki Brown Üniversitesinde dersler veriyor. Bartov, iki yıl süren araştırmalarının ardından, İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekten de bir soykırım gerçekleştirdiği sonucuna vardı.

Bartov, soykırım kavramına ilişkin geçirdiği düşünsel dönüşümü yansıtan iki görüş yazısını New York Times’da yayımladı ve bu yazılar dünya çapında yankı uyandırdı. Yazar ve gazeteci olan babası Hanoch Bartov’un kaleme aldığı kitaplardan biri, Ligdol Ulikhtov Be’Eretz Yisrael (“İsrail Topraklarında Büyümek ve Yazmak”) adını taşıyor. Omer Bartov’un en son kitabı Israel: What Went Wrong? (“İsrail: Ne Yanlış Gitti?”) ise, tüm bu yolculuğun kısa bir özeti niteliğinde.

Kitabının yayımlanması vesilesiyle Haaretz’e verdiği röportajda Omer Bartov, böyle bir itirafın ne denli sancılı ve zor olduğunu gösterircesine, anti-Siyonist olmadığını hızla açıkladı. Neden “anti” olmadığını açıklarken şöyle diyordu: “Siyonist bir evde büyüdüm. İsrail’in benim yerim olduğu, benim için apaçık bir şeydi.” Ancak, bu evden on yıllar önce ayrıldı ve bugün yaptığı açıklamalar, onun kendisini anti-Siyonist olarak tanımlamaktan neden kaçındığı, bunu itiraf etme konusundaki endişeleri ve belki de utancı hakkında merak uyandırıyor çünkü bu itirafın hâlâ bir meşruiyeti yok gibi görünüyor.

Mart ayında, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarındaki El-Dheisheh mülteci kampında, İsrail güvenlik güçlerinin düzenlediği bir askeri baskın sırasında öldürülen 15 yaşındaki Filistinli oğlunun cenaze töreninde annesi, oğlunun naaşını taşıyor. Fotoğraf: AFP / Hazem Bader

Bartov, Siyonizmin er ya da geç yok olmaya mahkûm olduğunu, İsrail’in bu ideoloji altında normal bir devlet olarak varlığını sürdüremeyeceğini ve eğer Siyonizm Gazze’de bir soykırıma yol açabiliyorsa, artık bir ideoloji olarak savunulamayacağını söylüyor. Bundan daha cesur, daha isabetli ve daha anti-Siyonist iddialar ortaya koymak güçtür.

Öyleyse, Bartov neden kendisini anti-Siyonist olarak tanımlamaktan çekiniyor? Burada büyümüş hemen her Yahudi’nin kalbine derinlemesine işlemiş olan bu ideolojik koşullandırma için bundan daha iyi bir kanıt olamaz. Yurt dışında yaşayan, eleştirel ve keskin bir İsrailli entelektüel, ortaya koyduğu tüm argümanlar onu anti-Siyonist bir konuma yerleştirmesine rağmen, kendisini bu şekilde tanımlamaya cesaret edemiyor.

Bu yasağı kırmak şart. Bir İsrailli, hatta sürgündeki bir İsrailli bile Siyonizm karşıtı olabilir ve yine de meşru sayılabilir. Siyonizm de diğer bütün ideolojiler gibi sorgulanabilir bir ideolojidir. En temelinde, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki coğrafyada Yahudi üstünlüğü fikrine dayanır ve tıpkı ırksal, ulusal ya da dinsel üstünlüğü savunan tüm ideolojiler gibi meşruiyetten yoksundur.

Bartov’un yaklaşımı, bugün dünyanın dört bir yanında güç kazanan anti-Siyonist eğilimlerden farklılaşıyor. O, bir zamanlar kendisine ait olan o saf ve masum ülkede bir şeylerin ters gittiğine ve başlangıçtaki pirüpak Siyonist ideolojide bir şeylerin bozulduğuna inanıyor. Ona göre, yüksek ahlaklı bir devletin kurulmasına öncülük eden bir ideoloji vardı ve aniden bir şeyler rayından çıktı. Bu ifade, Bartov’un Siyonizme acı dolu vedasının sancılarını hafifletebilir belki ancak bunun hakikatin kendisi olup olmadığı şüphelidir.

Bartov, sonunda dönüp de “Her şeyin böyle olacağını zaten biliyorduk” diyebileceğiniz türden bir tarih anlayışına inanmadığını söylüyor. Ama sonuçta her şey böyle başladı. Böyle devam etmesi kaçınılmaz değildi fakat farklı bir sonucun ortaya çıkabilmesi için bir düzeltme gerekiyordu ve bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Siyonizm, daha ilk günlerinden itibaren, Filistin’de yaşayan yerli nüfusa sırtını dönmüştü. Yahudilerin tarımda ve sanayide çalışmasını savunan “emeğin fethi” söyleminden itibaren, yani ilk Siyonist mülksüzleştirme pratiğinden başlayarak bu hareket, yerel halkı dışlamayı hedefliyordu. 1929 Arap ayaklanmalarından ve Holokost’tan çok önce, Siyonist hareket yerel halkı mülksüzleştirmeyi ve bulunduğu topraklardan sürmeyi amaçlıyordu.

O zaman da şimdi de; Yigal Allon neyse Bezalel Smotrich odur. Başlangıç buydu ve baştan beri kusurluydu. Yani Bartov, Siyonizm başka bir şeye dönüşmedi; her zaman böyleydi. Keşke farklı bir şeye dönüşmüş olsaydı. Belki de henüz çok geç değildir.

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör

Daha fazlası: Avlaremoz

Tümünü gör