İçeriğe geç

No Other Land’in Eş Yönetmenleri Yeni Belgeselleri NAZA’yı Anlatıyor: Gazze’de Yaşananlara Dair Hâlâ Büyük Bir İnkâr Söz Konusu

Yazan Avlaremoz
No Other Land’in Eş Yönetmenleri Yeni Belgeselleri NAZA’yı Anlatıyor: Gazze’de Yaşananlara Dair Hâlâ Büyük Bir İnkâr Söz Konusu
Yuval Abraham ve Rachel Szor. Fotoğraf: David Levene/The Guardian
Yayınlanma tarihi:

2025’in Oscar ödüllü belgeseli No Other Land’in [Başka Ülke Yok] dört ortak yönetmeninden ikisi olan İsrailli yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor, çarpıcı yeni belgeselleri NAZA ile Venedik Film Festivali’nde.

Tel Aviv’in çatılarında gece çekilen film, resmî tanıtımında belirtildiği gibi, “İsrail’in Gazze’de Filistinli sivillere yönelik planlı toplu katliamının ardındaki sistemleri ayrıntılı olarak” gösteriyor. Belgeselde, Gazze’deki Filistinli sivillerin gözetlenmesine veya uzaktan öldürülmesine katılan, tamamı anonimlik koşuluyla konuşmayı kabul eden 24 İsrail askerî istihbarat görevlisi ve askeriyle yapılan aydınlatıcı röportajlar yer alıyor. Konuşmacıların kimliklerini gizlemek için görünümleri ve sesleri dijital olarak değiştirildi. 

Belgesel boyunca kullanılan “NAZA” terimi; İsrail istihbaratının, bir hava saldırısında öldürülmesini beklediği sivil sayısını belirtmek için kullandığı ikincil hasar ifadesinin kısaltmasıdır.

Venedik’in bu yılki yarışma programında yer alan tek belgesel film olan NAZA’nın yapımcılığını İngiliz gazetesi The Guardian ve James Wilson (JW Films); baş yapımcılığını ise Jonathan Glazer üstlendi. Wilson ve Glazer, The Zone of Interest [İlgi Alanı] filminin arkasındaki Oscar ödüllü ekipti.

Abraham ve Szor, Venedik’te Variety ile bir araya gelerek, “tüm insan hakları örgütlerinin soykırım olarak nitelendirdiği eylemleri gerçekleştirdiği sırada” İsrail ordusuna içeriden bir bakış sunma sürecini anlattılar.

Bu röportaj, anlaşılırlığı artırmak amacıyla düzenlenmiş ve kısaltılmıştır.

Bana bu projenin nasıl ortaya çıktığını anlatır mısınız? Daha spesifik olarak, bu sarsıcı açıklamaları yapan İsrail ordusuna nasıl erişim sağladınız? 

Abraham: Rachel ve ben, ülkemizin Filistinlilere yaptıklarını belgeleme konusunda her zaman bir sorumluluk hissettik. No Other Land’de de odak noktamız, sistematik suçlar olarak gördüğümüz eylemler oldu. Yani mesele, bir askerin hata yapması ya da münferit bir olay değil; aksine, İsrail hükümetinin ve ordusunun işleyiş biçiminin temel parçası olan uygulamalardı.

No Other Land, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilerin sistematik bir şekilde yerlerinden edilmesini konu alıyordu. Bu filmle birlikte herkes, özellikle 7 Ekim’den sonra iki yıl boyunca her gün Gazze’deki Filistinlilere yönelik sistematik bombardımana, örneğin çocuklarla dolu sınıfların vurulup öldürülmesine tanık oldu. Bence bu gerçeklik en başından beri ortadaydı çünkü Filistinliler kendi yıkımlarını bizzat belgeliyorlardı. İsrailliler olarak bizler, sahip olduğumuz konumu ve kendi toplumumuza, askere giden insanlara erişim imkânımızı kullanarak, tüm insan hakların örgütlerinin soykırım olarak nitelendirdiği eylemleri gerçekleştiren o sisteme içeriden bakmak istedik. 

Bu erişimi nasıl sağladınız? 24 İsrailli askerî istihbarat görevlisini ve askerini nasıl bulup konuşturdunuz? 

Abraham: Bu epey zordu, zaman aldı. Ben araştırmacı gazeteci olarak çalışıyorum ve uzun yıllardır İsrail sistemi içerisinden insanları araştırıyorum. Bu iş [bu türden açıklamalar] bir ilk değil; The Guardian, +972 Magazine ve Local Call tarafından yayımlanan araştırmacı habercilik üzerine kurulu. Dolayısıyla, geçmişten gelen bir kaynak ağım vardı. Bu çok çetrefilli ve zor bir süreçti, özellikle de bunu tamamen gizlice yapmak zorunda kaldığımız için. Bu film üzerinde üç yıl boyunca tam bir gizlilik içinde çalıştık. Tüm bunlar olurken İsrail devletinin ve belki diğer devlet kurumlarının bunu yapmamızı engellemeye çalışacağını varsayıyorduk. 

Belgeselde duyduğumuz tüm sarsıcı şeyler arasında, Filistinlilerin sistematik öldürülmesi olarak tanımladığınız şeyin en sembolik olanı sizce hangisi?

Szor: Film, kimin hedef olacağını seçmek için yapay zekânın kullanımına değiniyor. İnsani gıda dağıtım merkezlerinde yaşanan katliamlara değiniyor. Mahallelerine yeni dönen, yerinden edilmiş insanların vurulmalarına değiniyor. Bir İsrailli olarak benim için de duymayı önemli bulduğum şey, Filistinlileri evlerinde hedef alma tercihiydi. Bu, filmin belli bir noktasında ortaya çıkan bir şey. Ve onları tüm aileleriyle birlikte evlerinde hedef alıyorlar. Filme “NAZA” adını veren de bu. Askerî yetkililer böyle diyor; bu, bombalamada hedef olarak öldürülecek sivillerin sayısı anlamına geliyor. Bu yüzden, benim için en sembolik olan şey, bunun sistematik bir şey olduğunun anlaşılması diyebilirim. İsrail istihbarat servisinin evlerin haritasını çıkarması kasıtlı bir şey. Öldürülen sivil sayısının ana nedenlerinden biri bu.

Misilleme olabileceği için, konuşan İsrail askerî yetkilileri gizlendi. Hapse atılabilirlerdi. Peki ya siz? Bu belgeselden sonra İsrail’de yaşamaya devam edebileceğinizi düşünüyor musunuz?

Abraham: Orada yaşıyoruz. Hayatlarımız, ailelerimiz, arkadaşlarımız orada. Ayrıca bizim için hayatın anlamı, orayı değiştirmek ve bu suçların, soykırımın ve genel olarak Filistinlilere yönelik kontrollü işgalin sona ermesini sağlamakla ilişkili. Filistinliler ve İsrailliler için siyasi bir çözüm ve iyi bir yaşam var. Bizi bu filmi yapmaya motive eden ve yapmaya devam edebilmeyi umduğumuz şey bu. Bu soruyu İsrail hükümetine sormalısınız, ama geri dönmememiz için herhangi bir neden göremiyorum. Günün sonunda, işledikleri suçlar hakkında elbette dünyayla ve aynı zamanda diğer İsraillilerle paylaşmak üzere önemli bir tanıklığa sahip olduklarına inanan İsraillilere (en azından bazılarına) bir sahne ve platform veriyoruz. Potansiyel olarak İsrail devletinin bize misilleme yapmaya çalışabileceğini düşünüyorum. Ama umarım bunu yapmazlar.

Askerî yetkililerin ifadelerine dönecek olursak, bu sarsıcı tanıklıkları paylaşmayı kabul etmelerini nasıl açıklıyorsunuz?

Szor: Kendi aramızda bunu çok konuştuk. Buna dair tam bir cevabımız yok. Ancak sanırım ifadelerinin satır aralarında kendini belli ediyor. Bizim temel amacımız, neler yaptıklarını anlatmalarıydı. Fakat bunu yaparken neden yaptıklarına dair de bir şeyler anlatıyorlar. Konuşmalarının asıl sebebinin ne olduğunu bilmiyorum. Yine de pek kimse İsraillilerden bu konular hakkında konuşmalarını istemiyor. İsrail’de ana akım medya, bu tür tanıklıkların peşine düşmüyor; bunlara yer vermiyor. Dolayısıyla, bence bunun nedeni, Gazze’de yaşananlara çok sayıda İsraillinin dahil olmuş olması ve kimsenin onlara bu tür sorular sormamasıdır. Yine de, neden konuştuklarına dair net bir cevabım yok. 

Bu belgeselin nasıl bir etki yaratacağını umuyorsunuz?

Abraham: Bence bu belgesel, Gazze’de olup bitenlerin inkârını –sadece soykırım niteliğini değil, aynı zamanda İsrail sisteminin içinden nasıl göründüğünün ayrıntılarını– daha da zorlaştıracak gibi görünüyor. Çok fazla inkârın yaşandığını biliyoruz. Ve bana göre bu inkâr, suçların devam etmesine katkıda bulunan faktörlerden biri. Daha bu hafta, Wafaa Akila adında, babasıyla birlikte Gazze’de öldürülen 8 yaşında bir kız vardı. Aynı gün İsrail bir okulu bombaladı ve bir birinci sınıf öğrencisini öldürdü. İsrail’in bu kadar uzun süredir bunları her gün yapıyor olması, uluslararası medya tarafından tamamen normalleştirildi. Ve bu hâlâ devam ederken bazen inkâr etmeyi ve haklı çıkarmayı amaçlayan ancak çoğu zaman da her şeyi şöyle diyebileceğiniz bir yerde tutan çok büyük, güçlü, çoğunlukla karmaşık bir aygıt var: “Ah, belki bunun geçerli bir nedeni vardır.” Bunu söylemek için benim için zor bir şey çünkü bu inkârın utanç verici olduğunu düşünüyorum.  Bunları defalarca anlatan Filistinliler dinlenmeli ve böylece Gazze’de yaşanan savaşların ve suçların gerçekleri ilk günden itibaren insanlar için apaçık olmalıydı diye düşünüyorum.

Ancak tam da bu nedenle Avrupa’daki ülkelerin, özellikle de ABD’nin İsrail’e koşulsuz yardım ve diplomatik koruma sağlamaya devam ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Olanların çoğu hâla inkâr ediliyor ve bu yüzden bu sisteme erişimimizi, İsrail askerî sisteminin içinden tanıklık yapmak için kullanmamız gerektiğini düşündük. Bir etkisi olacağından emin olduğumu söyleyemem ama öyle olacağını umuyorum.

Umuttan bahsetmişken, İsrail’deki Ekim seçimlerinin bir şeyleri değiştirebileceğini düşünüyor musunuz?

Abraham: Bu konuda çok net bir şey söylemek istiyorum. Evet, İsrailli Yahudiler için değişiklikler olabileceğini düşünüyorum çünkü Netanyahu hükümetinin son derece yozlaşmış olduğu ortada. İsrailli Yahudiler için demokratik mekanizmalar diyebileceğimiz şeylere zarar veriyorlar. İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaşayan milyonlarca Filistinli oy kullanamıyorsa, İsrail’de demokrasinin var olduğunu düşünmüyorum. Filistinliler açısından, özellikle de uluslararası izleyici kitlesinin anlaması açısından –ki bu çok önemli, herhangi bir önemli değişiklik öngörmüyorum.  Daha önce, 2022’de, bir değişim hükümetimiz vardı ve Batı Şeria’daki ev yıkımları ve yerleşimci şiddeti daha da kötüleşti. Gazze’ye ilişkin politikaları mevcut hükümetle hemen hemen aynıydı. Bu önemli, çünkü Avrupa’daki ülkelerin, özellikle Almanya, İtalya ve diğerleri ile aynı zamanda ABD’deki politikacıların İsrail’e yaptırım uygulama ve farklı türden ekonomik ve diplomatik baskılar kullanma konusundaki isteksizliklerini şu sözlerle açıkladıklarını sık sık duydum: “Ah, başka bir hükümet olacak ve her şey yoluna girecek.” Ne yazık ki, ve bunu gerçekten büyük bir üzüntüyle söylüyorum, Filistinlilere yönelik askerî işgalin devamı ve Gazze’deki politikalar konusunda İsrail’deki koalisyon ve muhalefet arasında neredeyse tam bir fikir birliği var. Bu nedenle gerçekten uluslararası baskıya ihtiyacımız var. Umarım bu sonsuza kadar böyle devam etmez. Umarım bir değişim olur. Ancak, Siyonist sol partiler dediğimiz, Gazze’de 70.000’den fazla Filistinlinin öldürülmesinden bahsetmeyen partiler var. Bu ne yazık ki İsrailli Yahudi siyaseti alanında yüzeye çıkmayan bir konu. 

NAZA belgeselinden bir kesit.

Filme, estetik ve anlatısal yönlerine geri dönelim. Tel Aviv’in çatılarındaki bu gizli konuşmaları geceleri kaydetme ve Gazze görüntülerini minimumda tutma kararınız hakkında neler söylersiniz? 

Szor: Dürüst olmak gerekirse, ikimiz de gerçek film yapımcıları değiliz. Sinema okumadık. Ama “Başka Ülke Yok”u yaptığımız için, film yapmanın bir gücü olduğunu hissettik. Çatılarda çekim yapmayı tercih etmemizin birkaç nedeni olduğunu düşünüyorum. Sinematik olarak insanların kılık değiştirmesi gerektiğini biliyorduk, dolayısıyla arka planda bir şeyler olması gerektiğini hissettik. Bunu Tel Aviv’de yapma fikri, İsrail’in ana askerî karargâhının bu şehirde olmasından kaynaklanıyordu. Filme alınan ve röportaj yapılan birçok istihbarat görevlisi de orada görev yapıyor. Her şey o şehirden oluyor. Aynı zamanda, sırf karanlık bir çatı katı olduğu için, orası derin sohbetler yapabileceğiniz ve insanların içini açabildiği bir yer. Gazze’de çekilen görüntülerin filmin sonuna kadar gösterilmemesi kararının ise çeşitli nedenleri var. Birincisi, film Tel Aviv’deki yaşamı, insanların orada Gazze’den 60 kilometre uzakta nasıl yaşadığını ve Gazze’de aslında neler olduğunu göremediklerini gösteriyor. Yani görebiliyorlar elbette çünkü her şey belgeleniyor. Telefonunuzu açıp neler olduğunu görebilirsiniz. Ancak, bu şehirde, bu kadar yakınınızda olup bitenleri neredeyse unutabileceğiniz bir şey var. Ve filmden öğrendiğimiz kadarıyla, bu yaşananlar, bu şehirdeki bilgisayar aracılığıyla verilen emirler doğrultusunda gerçekleştiriliyor. 

Abraham: Baş yapımcımız Jonathan Glazer’ın The Zone of Interest filmi hakkında konuşurken söylediklerinden etkilendik. Filmdeki kurbanlar gözden uzak ama akıllardan asla uzak değiller.

Bu filmin İsrail’de gösterilme ihtimali var mı? 

Abraham: Bunu gerçekten çok istiyoruz. Pek çok nedenden ötürü işimiz kolay olmayacak; ancak, filmi İsrail’de göstermek bizim için büyük önem taşıyor ve bunun için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bence bu, İsraillilerin izlemesi gereken bir film. İsrail toplumunun; ordunun yaptıklarıyla, hükümetin icraatlarıyla ve toplumdaki pek çok kişinin bizzat dahil olduğu eylemlerle yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Biz de bunun için çabalayacağız.

Kaynak: Nick Vivarelli, Variety, 10 Eylül 2026

Bu kategoride daha fazla: Göze Çarpanlar

Tümünü gör

Daha fazlası: Avlaremoz

Tümünü gör