Virginia Wolf, Richmond’dan Waterloo’ya giden tren kompartmanında “Çok ufak tefek, çok direngen, hem çok kırılgan hem de çok cesur görünen,” bir daha hiç karşılaşmadığı, kederli ve endişeli yaşlı bir kadının karşısına oturmuş ve ona Bayan Brown ismini takmıştır. Trenin beşik sallantısı içinde, daha sonra üzerine bir roman yazacağı Bayan Brown’u izlerken, kadının kendisine şöyle seslendiğini duyar zihninde: “Yakala yakalayabilirsen!”
Ben de, zaman zaman bütünlenmesi imkansız böyle bir puzzle’ın karşısında bulurum kendimi ve roman yazarı olmadığım için, aşağı-yukarı inip çıkan bir asansör gibi, git-gel bir kronoloji oluşturmaya çalışarak tüketirim zamanımı.
Dört-beş yıl önce olmalı, Berlin’den bir bavul evrak getirmişlerdi Ayvalık’a. Ara sokaklardaki iki katlı, girişinde üç-dört yavru kedinin yürüme alıştırmaları yaptığı bakımsız bir evde, kurnaz bakışlı 60’larındaki bir kadınla pazarlık ederek kartpostal, fotoğraf ve resmi evraklardan oluşan; Yahudi bir doktora ait malzemeleri almıştım. Yüze yakın mektup da vardı içlerinde, kadın mektuplara fahiş bir para istemiş, ayrıca bunun üç katı kadar mektubun halen Berlin’de olduğunu söylemişti. Ben de “Mektupların tamamını getirin yine konuşalım” demiştim.

1907 Constantinople doğumlu Josef Savaryego ve eşi Sarah Nasmiah [Savaryego] ile tanışmam böyle oldu. Eve gelince hızlıca gözden geçirip (diplomalar, İbranice ketuba sözleşmesi, bronz muayenehane tabelası, çoğu Sarah Hanım’ın gençliğini geçirdiği Ankara yıllarına ait şahane fotoğraflar, İsrail’den postaya verilmiş kartpostallar, doktorun tasdikli yıllık hasta muayene defterleri vs.) kütüphaneye kaldırmıştım.
Savaryego 1927’de Berlin Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırmış ve anlaşılan o ki Nazizm’in yükselişe geçtiği 1933 yılında Berlin Friedrich Wilhelms Üniversitesi’nden (bugünkü Humbolt Üniversitesi) “iyi” dereceyle mezun olmuş. Bu dönemde çeşitli kliniklerde çalışarak sertifikalar almış: Kulak-burun-boğaz, diş hekimliği, dermatoloji, doğum ve jinekoloji, psikiyatri ve sinir hastalıkları, aşılama, patoloji, anatomi ve histoloji, farmakoloji, reçete yazma ve ilaç hazırlama... Birçok branşta başarılı olan atletler için athléte complet deyimi kullanılır, belli ki Savaryego da öyle biriymiş.

Evrakları karıştırırken düşünmüştüm, Berlin’de kalıp mesleğine orada devam edebilir miydi? Neden olmasın, belli ki kız kardeşi başta olmak üzere bir takım yakın akrabaları oradaymış. Ancak o İstanbul’a dönmeyi seçmiş. Naziler yüzünden mi? Öyleyse kızkardeşiyle ve oradaki Yahudilerle aralarında geleceğin neler getireceğine dair uzun tartışmalar olduğunu varsayabiliriz.
Gerçi o sıralar Yahudilerin Türkiye’deki durumu da pek parlak değildi. Kurtuluş Savaşı’nın bitmesiyle birlikte basında, Yahudi cemaati aleyhine antisemit bir kampanya başlatılmıştı. Özellikle de Trakya’da, Yahudi tüccarların hala güçlü olduğu bölgelerde.
Cumhuriyet tarihi, bu tür “tavşana kaç, tazıya tut” hikayeleriyle doludur. Önce basında yalan yanlış bir linç başlatılır, ardından “milliyetçi” güruhlar sahne alır ve derken yöneticiler devreye girip olup biteni telin ederler, ta ki bir sonraki pogroma kadar.
O sıralar olan da bundan ibaretti ve 1934’te Türkiyeli Yahudiler arasında ilk göç dalgası olarak semeresini verdi. Çoğu Trakya’da yaşayan tarım işçileri Filistin’e doğru yola çıktılar. Yahudi karşıtı kampanya uzun yıllar iki ileri bir geri devam etti. Serbest dolaşım hakkının kısıtlanması, “Vatandaş Türkçe konuş!” zorbalığı, Lozan’da verilen “azınlık haklarınızdan vazgeçin” baskısı, birçok meslekten men edilmeleri ve “uyuyan ortak” denilen Türk ortaklara mecbur edilmeleri… 1934 Trakya pogromundan sonra ikinci büyük göç dalgası yaşandı ve sonrasında tarihte facia olarak nitelenen iki olay daha oldu: Varlık Vergisi (1941) ve Sturma gemisindekilerin ölüme gönderilmesi (1942).

Savaryego’nun, 1927 yılında ayrılıp yedi yıl sonra döndüğü Türkiye’deki manzara buydu ve parlak bir mesleği olsa da iş bulması hiç kolay değildi. Nitekim, 3 Mart 1934 tarihli İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Hastanesi 1. Hariciye Kliniği’ne yazılmış bir yazıda, Ord. Prof. Dr. Nissen’in tavsiye mektubuna rastlıyoruz: “Berlin Üniversitesi mezunu Türk vatandaşı Bay Josef Savaryego, Cerrahpaşa Üniversitesi Kliniği’nde istihdam edilebilir.”
Nissen, 1933 yılında Nazi rejiminin baskılarından kaçarak Türkiye’ye gelen ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan, tıp tarihinde ilk başarılı kalp ameliyatını gerçekleştirmesiyle ve Alman mülteci bilim insanlarının Türkiye’deki yapılanmasında önemli bir rol oynamasıyla tanınan efsanevi bir cerrahtı. Bu güçlü tavsiye mektubuna rağmen işler yolunda gitmemiş belli ki, çünkü 23 Ekim 1934 tarihli, Taksim Maliye Tahsil Şubesi Kazanç Memurluğu’na gönderilen bir yazıda (malum, o sıralar azınlıkların kazanç durumları hassasiyetle takip ediliyordu) Ayazpaşa Şefik Bey Apartmanı 4 numarada mukim Josef Savaryego’nun “sekiz aydan beri bu adreste ikamet etmekte olup, bu müddet zarfında kazançla alakalı bir işle iştigal etmediği bi tahkik anlaşılmıştır” deniliyordu. Tahkikatı yapan: Hüseyin Ağa Polis Karakolu.
20 Temmuz 1935’te Berlin’den gönderilmiş bir mektuptan, kız kardeşinin halen Berlin’de, sağ ve salim olduğunu öğreniyoruz. Mektup o dönemde Station Electrique İstanbul şirketinde çalışan ve muhtemelen Josef’in ağabeyi olan Robert Savaryego eliyle ulaştırılması için, onun adresine postalanmış.

1938 Şubat’ında kestiği bir reçeteden Galata, Şair Ziya Paşa Caddesi 13 numaradaki bir klinikte doktorluk yaptığını öğreniyoruz. Sarah Nahmias ile de bu dönemde tanışmış olmalı. 1939’da Sarah’a yazdığı mektupta, bir klinikte çalıştığını, amcasının yanında sığıntı gibi yaşadığını ve maddi durumunun parlak olmadığını anlatıyor.
“Balat’a taşınmaktan vazgeçtim, zaten cemaat doktorunun da orayı terk edeceği yok. Evde şiddetli tartışma yaşandı. Amcamın evindekiler maddi zorluk çektiğime inanmıyorlar. Bayramdan sonra benden barınma ve akşam yemeği için para istemeyi düşünüyorlarmış. Onlara klinikte yaşamaya karar verdiğimi böylece benden kurtulacaklarını söyledim. Yanlış anladığımı söylediler, ama öyle olmadığını biliyorum (…) Size küçük bir sitemde bulunmama izin verin. Ailenize bir şey söylememenizi rica etmeme rağmen, mektuplaştığımızdan bahsetmişsiniz. Anneniz, sizde akşam yemeği yediğim zaman zaten ilişkimizi tahmin etmişti. Her neyse, nasıl olsa bir gün öğrenilecekti. (…) Ankara’daki kalış sürenizi uzatmanıza üzüldüm, ben de sizin gibi özellikle pazar günleri çok sıkılıyorum, fakat daha önce bizi ayıran bu mesafe olmadan yaptığımız yürüyüşlere başlamak için sadece birkaç hafta kaldı. İşlerimin yolunda gittiğini sanmayın, hala oldukça kötü durumdayım.”

Sarah Nahmias, o sırada Ankara’da Anadolu Ajansı’nda çalışıyordu. Ankara Gençlik Parkı havuzunda yüzerken çekilmiş şahane dönem fotoğrafları var. 1939 yılının bahar aylarında Anadolu Ajansı’ndaki görevinden ayrılarak İstanbul’a gelmiş olmalı. Zaten gelmeseydi de 4 Mayıs 1942’de Anadolu Ajansı’nın bütün Yahudi memurlarıyla birlikte işten çıkarılmış olacaktı. Evliliklerinin gecikmesinin nedeni maddi koşullar kadar, Josef Savaryego’nun 1941 yılı Nisan ayında başlayan Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri (Amele Taburu) uygulamasıyla, Türkiye’deki 25-45 yaş arası gayrimüslim erkeklerle birlikte askere alınması olmalı.
Savaryego Akhisar Söğütlü’deki (Temmuz ayında çekilmiş fotoğrafları var) Amele Taburu’na gönderilmiş ve diğer gayrimüslimlerle birlikte yol, köprü, tünel inşaatı gibi ağır işlerde çalıştırılmış. (Tabii bu dönem Auschwitz toplama kampı yerine Amele Taburu’nda olduğu için haline şükretmesi bekleniyor!)

Çiftin, Doktor’un 1942’de salıverilmesinden sonra derhal resmi ve dini nikahla (ketuba) evlendiklerini görüyoruz. 29.11.1945 yılında Solanj Savaryego adlı bir kız çocukları dünyaya geliyor, elimdeki belgelere göre akıbeti meçhul. 1950’lerin başlarında Sabby adlı bir erkek çocukları oluyor. Bu sırada Galata’da Yazıcı Sokak, Elmaslı Apartmanı, No: 31/3’de ikamet ediyor olmalılar. Anladığımız kadarıyla Sarah 1980’lerin başındaki ölümüne kadar burada, tek başına oturmaya devam edecek.
Josef Savaryego, daha önce çalıştığı kliniğin olduğu Şair Ziya Paşa Caddesi, No: 5/4’de kendi muayenehanesini açıyor. Tam tarih meçhul. 1942 ile 1953 arasında olabilir. Elimdeki protokol vergi defterlerinin en eskisi 1953 tarihli. Doktorun 1959 yılı sonu ya da 1960 yılı başındaki ölümüne kadar burada çalışmaya devam ettiği kesin. 17 Kasım 1959’da İstanbul Sen Jorj Hastanesi’nde adına düzenlenmiş bir reçeteden kan dolaşımında ve damarlarında sorun olduğunu anlıyoruz. Muhtemelen kalp krizi sonucu, aniden ölmüş. Batı Berlin’deki Ticaret ve Sanayi Bankası’ndan 16 Mart 1960 tarihinde gönderilen ve merhum Dr. Josef Savaryego’ya ait hesapların eşine aktarılması için yapılması gerekenleri anlatan belge, son reçeteyle birlikte düşünüldüğünde, ölüm aralığını epey daraltıyor.

Sarah’ın kocasının ölümünden sonra nasıl yaşadığı, neyle geçindiği meçhulümüz. Ancak birlikte yaşadıkları oğlunun en geç 1971 yılında Türkiye’den ayrılarak İsrail’e yerleştiği anlaşılıyor. Bir süre Hayfa’daki Ambassador Otel’de kalıyor. Müzisyen olma hayalleri kuruyor ve annesinden gitar parası için 270 İsrail lirası ve Türkiye’deki amfisini kendisine yollamasını istiyor. 1972’de Tel Aviv’e yerleşiyor. Bir çocuk tiyatrosunda oynuyor, kamerayla kısa filmler çekiyor. İstanbul’a gönderdiği kartlardan dini geleneklerine bağlı biri gibi duruyor ya da sadece dini günlerde kart gönderiyor.
Başlarda ana-oğulun araları açık belli ki, çünkü Sarah Hanım oğlunun gitmesine rıza göstermemiş ve sert tartışmalar yaşamışlar. 1973’den itibaren görüştüğü ve birlikte parklarda dolaştığı bir kız arkadaşı var ama evlenmeyi düşünmüyorlar. Zaman zaman oradaki akrabalarını ziyaret ediyor ve annesine onlardan haber gönderiyor. Giderek geçim derdine düştüğünü ve sanatı boşlayıp, satıcı olarak çalışmaya başladığını buna rağmen iki yakasının bir araya gelmediği, hayalinin bir dükkan sahibi olmak olduğunu öğreniyoruz. Kartların çoğu İngilizce bir kısmı ise Ladino dilinde yazılmış. Sarah Hanım’a en son gelmiş kart 1981 tarihli, ne zaman öldüğünü bilmiyoruz.
Eşyaları aldığım zaman, 1920’lerde Berlin’de okumuş birinin evrakları yıllar sonra Berlin’den Ayvalık’a geliyor, amma tuhaf hikaye, diye düşünmüştüm. Ama şeyler, hiçbir zaman ilk bakışta göründükleri gibi değildir. Alışveriş bittikten sonra, satıcı kadınla kahve içip konuşmayı sürdürürken, evrakları Berlin’de nasıl bulduğunu sordum. Yanıt, “Berlin’de bulmadım ki!” oldu. Bizim devletlü tarihimizin pek bahsedilmeyen karanlık yüzü, daima birilerinin malına çökme hikayesidir. Belli ki 12 Eylül sonrası dönemde Sarah Hanım ölünce, oğu İsrail’de olduğu için, mirasçısı yoktur diye işlenip, Galata’daki daire Milli Emlak’a devredilmiş. Ev birkaç yıl boş kalmış anlaşılan. Bana malları satan becerikli kadın, Milli Emlak’tan birilerini ayarlayarak kendisine kiralık bir daire denk getirmeye çalışırken girmiş Yazıcı Sokak, Elmaslı Apartman, 31/3 numaralı daireden içeriye.

“Yerlerde 20 santim toz vardı, insanın üzerine pireler zıplıyordu, ama bütün eşyalar oldukları gibi duruyordu.”diye anlattı. “Evi siz mi boşaltacaksınız, ben mi?” diye sormuş. “Nasıl isterseniz, siz boşaltırsanız masrafı kiradan düşersiniz” demişler. Evden başka neler çıktığını sormadım, ama bütün evrakları bir bavulda toplamış. “Bunlardan bir film olur, diye düşünmüştüm” dedi. Hatta tanıdığı kadın bir sinemacıyla da temas kurmuş, kadının ilgisini çekmiş hikaye ama sonra yurt dışına sinema okumaya gitmiş. Ondan bir süre sonra da, kitap kurdu bir Alman’la tanışıp evlenmiş ve Berlin’e taşınmış. Böylece Josef Savaryego’nun Berlin’den getirdiği evraklar ve oradan yolladığı mektuplar, yarım asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra bir kez daha Berlin’e varmış. Onca zahmete katlandığına göre, belli ki bunları Berlin’de iyi paraya satacağını düşünmüştü, ama öyle anlaşılıyor ki olmamış.
Mektuplardan bir daha ses çıkmadı. Hikayeyi anlattığım bir arkadaşım, “O zaman almadığına pişman mısın?” diye sormuştu. Onu şöyle yanıtlamıştım: “‘Du bakalım!’ deli lafıdır derdi Ece Ayhan. Bence pişmanlık da öyledir.”
KAYNAKLAR
Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Ursula K. LeGuin. Metis Yayınları. 1999.
Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri Bir Türkleştirme Serüveni (1923-1945). Rıfat N. Bali. İletişim yayınları. 1999.
Serhat Öztürk, 1961 yılında İstanbul’da doğdu. 1977-2000 yılları arasında çeşitli gazetelerde çalıştı. Nokta ve Aktüel dergilerinde Kültür-Sanat editörlüğü yaptı.1980’lerde Hil Yayınları’yla “…Ve Sinema” dergisini çıkardı ve uzun yıllar sinema yazıları yazdı. Can Yayınları’ndan çıkmış dört şehir kitabı var: Selanik, Halep, Tiflis, Şiraz. Macaristan-Türkiye tarihiyle ilgili yazıları, Budapeşte’deki “turkinfo.hu" internet sitesinde yayımlanıyor."serhatozturkyazilari.com" adlı bir web sayfası var.