İçeriğe geç

İsveç’in Kırsalından Şatolarına Kurulan Bir Miras Sofrası: Yahudi Kimliğim, Türk Mutfak Kültürüm ve Sefarad Lezzetleri - İvet Acu Güney

Yazan İvet Acu
İsveç’in Kırsalından Şatolarına Kurulan Bir Miras Sofrası: Yahudi Kimliğim, Türk Mutfak Kültürüm ve Sefarad Lezzetleri - İvet Acu Güney


Mutfak benim için sadece malzemeleri tencereye atıp pişirmek değil; kimliğimin en net ifadesi ve yüz yıllardır süregelen hikayelerin dumanı tüten bir anlatımı. Yıllardır Stockholm’de başlayan bu gastronomi serüvenim, bugün İsveç’in en tenha köyündeki ahşap evlerden sahil kasabalarına, zenginlerin görkemli şatolarından dev şirketlerin özel davetlerine kadar uzanıyor. Bu topraklarda kurduğum her masada sadece şef önlüğümü giymiyorum; iki büyük kökümü, Türk ve Sefarad Yahudisi kimliğimi de o tabağın tam ortasına yerleştiriyorum.

Sefarad Yahudiliği ve mutfağı üzerine yıllardır araştırıyorum, okuyorum, çalışıyorum. İsveçlilerin o yüksek farkındalığıyla bu kültürü buluşturmak ise benim için bu yolculuğun en kıymetli kısmı oldu. Ben Yahudi olduğumu, Sefarad köklerimi açıkça ve gururla söylediğimde; bazen yanıma yaklaşıp kısık bir sesle "Ben de Yahudiyim" diye fısıldayan insanlarla karşılaşıyorum. İşte o an anlıyorum ki, benim kurduğum o sofralar sadece yemek sunulan bir masa değil. O sofralar, o fısıltıların sesini açmak, çekinceleri fısıltıdan çıkarıp yüksek sesli bir gurura dönüştürmek için kurulan ortak alanlarımız. Yemek, bir noktadan sonra bizim ortak dilimiz, ortak dinimiz, bizi birbirimize bağlayan en güçlü bağ haline geliyor.

Yahudi kimliğimi hiçbir zaman saklamak zorunda kalmadığım, aksine inancımın ve kültürümün köklerini anlattıkça alkış topladığım bir coğrafyada yaşamak büyük bir şans. Kurduğum sofralarda dinimle ilgili tek bir olumsuz tepki bile almadım; aksine, bu tarihi mirası yemeklerle anlatmam insanlarda müthiş bir saygı ve merak uyandırıyor.

Tabii bir yandan da İsveçlilerin Türk mutfağı konusundaki eksiklerini gördükçe şaşırmadan edemiyorum. Onlar için Türk mutfağı yıllarca sadece kebaptan ibaret kalmış. Bu algıyı kırmak, Türk mutfağının o derinliğini göstermek benim için adeta bir misyon haline geldi.

Misafirlerimin önüne sıradan bir yemek yerine zengin bir domates sosuyla ağır ağır pişirdiğim Sefarad usulü bir balığı veya güzelce pişmiş bir çuprayı koyduğumda yüzlerindeki o şaşkınlığı görmek paha biçilemez. Masanın ortasına standart bir İsveç ekmeği yerine kendi ellerimle ördüğüm o sıcacık örgülü Challah ekmeğini koyduğum an gözlerindeki o merakı çok seviyorum. İspanya'dan Osmanlı'ya geçen, oradan Türk mutfağının zenginliğiyle harmanlanan Sefarad mutfağının inceliklerini tattıkça, aslında tek bir lokmada 500 küsür yıllık bir tarihi keşfediyorlar.

Türk mutfağının zeytinyağlılarını, baharat dengesini, şerbetli tatlılarını ve Sefarad kültürünün o atıksız lezzet dokunuşlarını İsveç’in en lüks köşklerinde de, küçük bir balıkçı kasabasında da aynı gururla sunuyorum. Kimliğimi, inancımı ve geldiğim toprakların kültürünü gizlemeden, aksine göğsümü gere gere yemeklerimin üzerinden anlatabilmek ve kısık sesleri o sofralarda birleştirebilmek benim bu hayattaki en büyük gururum.

İsveç’i adım adım gezen bir Türk-Sefarad şef olarak, kurduğum her sofrada kültürler arası bir köprü kurmaya, hikayemin anlatmaya ve bu zengin mirası yaşatmaya devam edeceğim. Bir Türk ve Yahudi olarak...

Bu kategoride daha fazla: Makaleler

Tümünü gör
Badem Ezmesi'nin Yolculuğu - Ali Sözal

Badem Ezmesi'nin Yolculuğu - Ali Sözal

Yazan Avlaremoz
/

Daha fazlası: İvet Acu

Tümünü gör
Haroset ve Pesah - İvet Acu

Haroset ve Pesah - İvet Acu

Yazan İvet Acu
/